Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Güney Hindistan Öncesi

Birkaç saat sonra yeniden yola çıkıyorum: GÜNEY HİNDİSTAN!
BHARAT MATA'ya döndüğüm için, O'na kavuşacağım için çok mutluyum. Doğasını, kokusunu ve ruhsallığını özlüyorum o büyülü diyarın...10 gün iyi gelecek!
En son turumdan döndükten sonra, ilk bir iki gün evde yattım. O kadar yorulmuşum ki, bir türlü dinlenemedim. Uykularım yetmedi bedenime...Sadece yemek yiyip, TV'nin karşısında uyukladım ama iki üç gün sonra içimdeki alarm zilleri çalmaya başladı: KALK İKO!!! YAPACAK TONLARCA İŞİN VAR! Kalktım ve koşturmaya başladım. Neden mi? Bir de bu arada NİŞANTAŞI evimi BÜYÜKADA'ya taşıdım! Bir sayfa daha kapandı hayatımda...
Tabii yazıda kolay taşınmak! Bir de içindekileri düşünün paketin! Ev kapatmak kolay değil...Bir sürü ayıklama, atma ve vazgeçme var işin içinde...Hepsini yaptım. Ama yeni eve geçiyorsun, yeni düzenin ihtiyaçları var. Sağolasın EVİMİZİN HERŞEYİ İKEA!!! İki gün üst üste İKEA seferleri düzenledim. Herşeyi akıllıca planlayıp -ki bu hiç bana göre değil- satın ald…

Myanmar Sonrası

Myanmar da bitti! Sevineyim mi üzüleyim mi bilemiyorum vallahi. Bedenim deli gibi yorgun ama ruhuma sorduğumda, "iyisin be can" diyor hala... Demek ki iyiyim.
Birkaç saat önce eve geldim. Özlemişim evin kokusunu, taze demlenmiş çayını. Az sonra da üşenmezsem gider iki simit alırım çıtırından, yanına taze domates ve artık çok az miktarda yediğim peynir ile bir de ziyafet çekerim. Güzel olur vesselam!
Myanmar nasıldı peki?
Tur çok yorucuydu - hemen hemen her sabah 04.00- 05.00 arası uyandık- 12 günde 12 uçuş yaptık, memleketi tapınak tapınak dolaştık, sıcakla boğuştuk, yemekler farklıydı, yataklar farklıydı, içtiğimiz sular farklıydı, uyuyamadık, uyuduğumuzda uyanamadık, yalınayak gezilen kutsal mekanlarda ayaklarımızı paraladık...Güneşin sıcağı, air-condition'ların soğuğu, gecenin çiği, sabahın nemi...İklim iklim gezmekten inim inim inledik! AMMAAAAA...ÇOK GÜZELDİ BE KARDEŞİM! Her şeye değer! Değdi de!
Yılın bu zamanı Güneydoğu Asya için bence en mükemmel zaman! Hava güzel, n…

Yaşam İçin Rehber

Resim
LIVE without PRETENDİNG
LOVE without DEPENDİNG
LISTEN without DEFENDİNG
SPEAK without OFFENDİNG...

Durmak & Yavaşlamak

Resim
Yorgun ve biraz da hasta döndüm turdan. Bir gün de gecikmeli döndük zira DOHA bağlantılı uçağımız 2 saatlik bir rötar yapınca, uçak bizi almadan gitti. İstemeden bir gece DOHA'da kaldık. 4 gece evde kalacaktım, 3'e düştü ve bu 3 gecenin ikisi de uyuyarak geçince, hiç bir şey anlayamadım evdeki zamanımdan. Neyse ki, TAYLAND & MYANMAR turuna gidiyorum. Yine en sevdiğim coğrafyalardan biri... Bana iyi gelir eminim...Bedenim olmasa da ruhum dinlenir...
Zamanın bu kadar hızlı akmasına dayanamıyorum. Koca sene göz açıp kapayıncaya dek geçiveriyor. Bir de bakıyorum ki, sene başladığı gibi bitmiş!!! 2010 ve 2011, iş anlamında hayatımın en yoğun yılları oldular. Belki eskiden de gün sayısı bakımından bu kadar yoğun olurdum ama coğrafya bakımından bunca değişik yerlerde olmak bu yoğunluğu daha fazla hissettiriyor. Bu hıza biraz fren yapacağım seneye...Bazı turlarımı başka arkadaşlara devrettim. Bedenimin ve ruhumun ihtiyacı olan DURMAK eylemini seneye daha fazla sağlayabileceğimi düş…

Bhutan'dan Selamlar

Bhutan Krali evlendi gecen hafta... Bunun benimle ne alakasi mi var? Amma da yaptiniz simdi...Alakasi olmaz olur mu? Ben Bhutan'dayim su anda...Neyse lafi fazla sulandirmadan genel havayi aktarayim: Bhutan'da gectigimiz haftalarda kraliyet dugunu oldu. Bhutan'in 1980 dogumlu Oxford mezunu krali, soyluluk unvani olmayan, yani halktan bir kizla evlendi. Ama ne kiz!!! Nefis nefis! Her taraf kral ve kralicenin fotograflari ve posterleriyle dolu. Dugunun uzerinden uc haftaya yakin zaman gecmis olmasina ragmen, insanlar hala dugunun etkisindeler. Sokaklarda kral ve kralicenin posterleri satiliyor. Bizzat ben iki rozet bir minik poster alarak bu mania durumuna istirak ettim. En sevilen posterler kralin gelinle sarmas dolas cicekler arasinda verdigi poz ile, kralin gelini dudaklarindan optugu poz!
Bhutan gercekten de mutlu ve huzurlu bir ulke. "Kisi Basina Dusen Milli Mutluluk" konusunda kral cok dikkatli. Halkinin mutlu olmasini istiyor. Burasi gercek bir masal ulkesi: …

Bördübet Sonrası Ruh Durumları

Dün akşam "gerçek" dünyaya geri döndüm. Yaklaşık 2,5 haftalık inzivam bitti ve kendimi senelerdir olmadığı kadar dingin, merkezde, kararlı ve sağlıklı hissediyorum. Dinleyemediğim ruhumu dinledim, kalp atışlarımı dinledim, nefesimi dinledim, kafamı dinledim...KENDİMİ dinledim!!! Ben kimim? Ne istiyorum? Hayat önceliklerim neler? Nereye gidiyorum? Ama aslında nereye gitmek istiyorum? Ne yapmak istiyorum? Ne yapmamak istiyorum? Ne kadar koşup, ne kadar durmalıyım? Koşmalı mıyım? Geçmişi ne kadar taşımalıyım yanımda? İlla taşımalı mıyım peki? Kendi kendime kaldığım o sessiz ve sakin zamanlarda bu soruları evirip çevirdim kafamda. Cevap geldi mi peki? Offff!!! Hem de nasıl!!! Birbiri ardına, aktı cevaplar... İnanılmaz aydınlanma, müthiş bir berraklık ve en önemlisi bunları hayata geçirmek için gerekli olan direnç, içsel güç ve cesaret! Hepsine dokundum tek tek ve hepsini hayatıma kabul ettim dileyerek, isteyerek! Bördübet'te uzun zamandır heyecanla beklediğim bir kişisel gel…

İzlanda- Bodrum- Endonezya - Bördübet

Hani yavaşlamak istedikçe daha da hızlanır ya hayat, işte ben de aynen bu durumdayım. Aslında yavaşlamak istemek, akışa karşı durmaya çalışmak demek oluyor ki bu tamamen TAO'nun ruhuna ters! Her ne varsa ve nasıl akıp gidiyorsa, o zaten olması gerektiği gibi oluyordur DA gel bunu benim dingin sulara demir atmayı arzulayan gönlüme anlat! velhasıl diyeceğim odur ki, her şey yine her zamanki gibi hızlı! Amaaaa...Bu sefer ben daha dinginim, nasıl becerdiysem artık! Belki arada yaptığım inzivalar ve kendimle kalmalar sayesinde bunu başardım, bilmiyorum.
Son haftalar son derece keyifli ve verimli zamanları getirdi beraberinde. aslında keyifli süreç Temmuz ayındaki İzlanda turuyla başlamıştı. İzlanda'nın muhteşem yabanıllığı içinde, özüme dokunmuş, pagan köklerime dönmüş ve gecenin aydınlığı içinde, kafamdaki sorulara cevaplar aramış ve bir çoğuna da bulmuştum. Evet, İzlanda'nın benim üzerimde böyle bir tuhaf etkisi var. Başka türlü anlatamıyorum bunu...Kendime dönmeme yardım edi…

Tatil Güzel Şey

Evet yaa! En ihtiyacım olan şeye sonunda kavuştum: SUSMAK ve DURMAK!
Yaklaşık 16 gündür denizi tepeden gören bir rüzgarlı tepede, oturdum ve sustum. Kimileri için tatil " deniz-güneş-kum-eller havaya"dır ya, ben işte bu durumun TAM TERSİ bir yapıya sahibim. Çoğunluk ister ki, kopsun ve eğlenceden eğlenceye aksın; oysa ben isterim ki, kendime döneyim. İçime bakayım. Kalbimin atışını duyayım. Merkezime dokunayım. Fakat itiraf edeyim ki şunu farkettim: 2-3 hafta ile olacak gibi bir şey değilmiş bu. Yani en azından benim için 2-3 hafta içinde bu istediklerime ulaşabilmem mümkün değil. Zira bugüne dek geçen zamanın ilk 10 gününde zaten ciddi bir idrak sorunu yaşadım. Neredeyim? Ne yapıyorum? Sabahları erken kalkmak en sevdiğim şeylerdendir ama bir türlü erken uyanamadım. Günün yarısını uykuda harcadım dersem yeridir. Ama ne yapayım? Bir türlü gevşeyemedim. ilk 10 gün denize bile sadece 1 kere girdim. Ben ki eskiden yüzümü denizde yıkardım, bir türlü adapte olamadım bu duruma. Gari…

Gazete YOK, TV YOK!!!

Resim
Geçenlerde bir kararımı tazeledim: TV'de HABERLER'i izlemeyeceğim ve gazete okumayacağım! Evet, sevgili dostlar, bu ikisini de yapmıyorum. Yüreğim kaldırmıyor ve çok sıkılıyorum. Resmen düşüne düşüne anksiyete hastası oldum iyice. Sabahları yürek çarpıntıları ile uyanmaya başladım! Bu son numaram! Ve sadece yazı olsun diye değil, gerçek olduğu için paylaşıyorum burada. Sabahları uyandığımda kendimi sanki kötü bir şey olacakmış hissi ile dolu, kalbim küt küt atarken buluyorum. Bu son zamanlarda geliştirdiğim bir şey! Devam ederse, sanırım tedaviye kadar gidecek ucu...




Neden kaynaklanıyor bilmiyorum. Nereden çıktı? Ne tetiklemiş olabilir?Hiç bir fikrim yok. Ama bildiğim bir şey var ki o da memleketin yoğun, kaygan ve son derece pis zemini bu durumu iyice güçlü kılıyor. Ben de daha önce vermiş olduğum kararımı bu sefer daha da inançlı bir şekilde uygulamaya koydum ve artık TV yok, GAZETE yok!




Zaten gerekli gereksiz bütün haberler, bütün enformasyon, sağda soldan akıyor beynimize. B…

12 Mart 2011 - İstanbul /Antalya Uçağı Notları

Hepsi bir örnek seralar
Kaplamış ovaları
Yazı hapsetmişler içlerine
Dışarıda kış ama içeride yalancı bahar.

Zirveler kaplı etrafta
Güneş pırıl pırıl!

Eskiden narenciye ve sazların
Kokusu gelirdi yazın
Nemle karışık

Dağların arasına sıkışmış, yapayalnız
Çimento fabrikası.
Yolları kıvrıla büküle
Ama hep ondan uzağa gidiyor.

Toroslar dörtnala denize akıyor.
Aralarında yeşillikler, düzlükler
Derin yarıklar,
Çamuru içinde eritmiş bulanık sular.

Zirvelerden eriyen karşarın suları iniyor.

Koyu boncuk mavisi deniz
Kıpırtısız...

Yaz Durumları - Yaz Kitapları

Yaz benim için de -literally- başladı. Dün akşam 3 gece 4 günlük minik bir tatilden geri döndüm. Yakın dostlarım Didi-Şebo-Saadet üçlüsüyle, Çeşme'ye gittik. Daha doğrusu gitmeyi başardık! Aylar öncesinden uçak biletlerimizi aldık, yerlerimizi ayırttık ve mızıkçılık yapmadan GİTTİK! Konaklama mekanı Çeşme Sheraton oldu ve aslında eğer bu kadar kalabalık olmasaydı daha da iyi olurdu ama yine de dostlarımla birlikte olup, sahilde, kendimi rüzgara verip sadece tembellik yapmak çoook hoşuma gitti. Yalnıııızzzz...Aklım ve gönlüm ALAÇATI'da kaldı! Nefissss bir yer! Eylül'de gideceğim ve bir kaç günü orada geçireceğim.
Geçen hafta yazdıklarıma dönecek olursam:
Çalışma hayatımın -herhalde- ennn kapsamlı, en hareketli ve en yorucu dönemini geride bıraktım. Kendimi her anlamda çifte maraton koşmuşum gibi hissediyorum. Bu maratona başlarken en büyük dileğim, görevlerimi layıkıyla yerine getirip, kimseye ve en çok da kendime mahcup olmadan Haziran sonuna ulaşmaktı. Mahcubiyet ne kelime…

Yaz Başladı!

6 aylık maraton bitti, şimdi biraz gevşeme ve arkadaşlarla birlikte bir şeyler yapma zamanı! Yazın tadını çıkarıp, denize koşmanın zamanı. Kitap okuma ve sabahları bir bardak mis kokulu kahve eşliğinde evde salınma zamanı.
Yorulmuşum ama mutluyum. Ocak ayından beri dünyanın çevresinde neredeyse tam tur attım. İlginç şeyler yaşadım, değişik insanlarla tanıştım. Farklı sular içip, farklı yemekler yedim. Arada evimi ve can dostlarımı çok fena özledim ama her daim mutlu kaldım. İnsan sevdiği işi yapınca, o zaman herşey çok daha kolay oluyor. Bu anlamda ne mutlu bana!
Off!!! Deminden beri yazdıklarımı silip duruyorum.Anlaşılan o ki, bu gece bende doğru dürüst bir şey yazacak güç yok! İyisi mi ben burada bitireyim ve gidip üçlü kanepeye uzanayım...
Yaşasın tatil! Yaşasın YAZ!

Seçim Sonrası

Halk son sözü söyledi:


Ben bu adamları istiyorum!


Hani bu halk AKP iktidarı yüzünden ekonomik açıdan kıvranıyordu?


Hani öğrenciler, şifresi ayrı kopyası ayrı mağdurdular?


Hani çiftçi inim inim inliyordu?


Üretici perişan, tüketici ondan beterdi?


Hani sosyal hak ve özgürlükler ayaklar altında eziliyordu ve başımızdaki padişah kesilmişti?


Hani fikrini söyleyen içeri tıkılıyordu?


Hani kimsenin özeli, gizlisi saklısı kalmamıştı?


Hani telefonlarımız dinleniyordu?


Hani eğitimde fırsat eşitliği ortadan iyice silinmişti?


Hani üniversiteler kepaze olmuştu?


Demek ki bunların hiçbiri doğru değilmiş.


Demek ki ben başka bir boyutta yaşıyormuşum, %50 başka bir boyutta...


Ne demiştim geçen senelerde?


BEN BU HALKTAN İSTİFA ETTİM...


Bu konuda ne kadar doğru karar verdiğime bir kere daha inanıyorum artık.


Ben bu halktan biri değilim, olmak da istemiyorum!


Bu halk yalancı, ikiyüzlü ve kimin arabası tıngırdarsa ona binen türde yalaka ve yavşak bir güruha dönüşmüştür.


BEN BÖYLE DEĞİLİM! OLMAYACAĞIM!


Vatanı sattılar...


Sularımı…

Bach'ın Mezarının Başında

Hiç kendinizi sebepsiz yere üzgün ve yapayalnız hissettiniz mi?
Etrafınızda bir sürü insan varken ve hatta işten başınızı kaldıramadığımız zamanda bile, kendinizi yapayalnız, bir başına ve biraz canı acımış hissettiniz mi?
Ben bugün işte tam da bu şekildeyim.
Oysa Leipzig'teyim. Olağanüstü bir MAHLER FESTİVALİ'ndeyim. Tatlı mı tatlı bir grup insanla birlikteyim. Konserler muazzam, orkestralar muhteşem ve solistler dünyanın en iyileri...Hava tam deli bahar...Birden yağıp gürlüyor, ardından beş dakika geçince de sımsıcak bir güneş sırtımı ısıtıyor. Ağaçlar yemyeşil, bahçeler çiçek dolu. İnsan daha ne ister?
Herhalde bahar çarptı beni...Ben artık hemen hemen her baharda bu ruh haline bürünüyorum. Tabiat yeniden doğuyor, ağaçlar çiçekleniyor ve tarlalara can gidiyor ya, ben de -galiba- istiyorum ki, gidenlerim de canlansın. Olmuyor tabii...Gidenler geri dönmüyor ve bunu fark edince, baharın tüm güzelliği bir anda anlamsızlaşıyor.
Sabah konserde dinlediğim müthiş parçada, MAHLER şöyl…

Kısacık...

İhmal ettim, biliyorum ama ne yapayım? Benimkisi tembellik değil, isteksizlik hiç değil...Ne olduğunu tam olarak bilemiyorum ama blogları kapattıklarından beri içimde bir güvensizlik, bir tuhaflık. Sanki her an, herşey, yine ulaşılamaz hale dönüşecek! Belki bu bence bir engel yarattı. Bilmiyorum...
Geçen hafta Peru & Bolivya'dan döndüm. SONDU! Vedalaşmam çooook zor oldu. Bazı yerlerde resmen ağladım. Kim bilir bir daha oralara gidebilecek miyim? Bir daha Machu Picchu'da oturup etrafı seyredebilecek miyim? Titicaca'yı sarmalayan Corillera Real' in yansımalarında kendimi kaybedecek miyim? Lima'da Ceviche peşinde dolanacak mıyım? Sevgili arkadaşım ALBERTO'yu bir daha görebilecek miyim? Sadece Allah bilir...
Yarın Hırvatistan'a gidiyorum. SON turum olacak! ANDREA ile vedalaşmak da zor olacak. Yine de Hırvatistan hemen şurası! Hop dedin mi gidersin. İçim daha rahat...
Bunun dışında GERÇEKTEN yeni bir şey yok hayatımda. Aynı hareket devam ediyor. Kıtalar arasınd…

Hızlıca Son Bir Ayda Olanlar...

En son yazımın üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiş. Bu zaman içinde, ne zaman yazmak istediysem, tam da o gün blogumu edit edemeyeceğim şekilde engellendiğimi gördüm hep. O zaman da eskilerin dediği gibi sıtkım sıyrıldı ve başka yerlere zapladım...Olmadı yani. Olduramadım!Oysa bu zaman zarfında öyle güzel şeyler yaptım ki anlatamam...Kısaca sıralayacak olursam:

Mart'ın ilk yarısında erkek arkadaşımla Güney'e baharı karşılamaya indik. Antalya'dan bir araba kiralayıp üç gece dört günlük bir LİKYA gezisi yaptık.Müthişti...Sahillerde kimsecikler yoktu. Likya'nın başı dumanlı dağları, hala kalın bir kar tabakası altında gizliydi. Tabiat henüz tam anlamıyla uyanıp coşmamıştı. Bazı erkenci ağaçlar çiçeğe durmuşlardı ve her yer yemyeşildi. Bir de papatyalar ve sarı çiçekler o kadar doldurmuştu ki her yanı, fotoğraf çekmek için arabayı durdurduğumuzda, ayağımızı basacak yer bulamıyorduk. Hayatımın en güzel bahar günlerinden bazılarını o günler içinde yaşadım. Kekova, Dalyan v…

BLOGUMA DOKUNMA!

Resim
Bir kaç gündür turda olduğum için aslında hiç bir şey yazacak zamanım olmadı ama şimdi evdeyim ve iki satır karalamak geldi içimden.
Geçen hafta şok yaşadık hepimiz. Kimilerimiz de hala yaşamaktalar: Bloglarımıza giremedik! Çoğumuz hala giremiyor.
Kendi bloguma tıklayıp "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazısını görünce, içim bir fena oldu. Kendimi büyük bir suç işlemişim gibi hissettim. KOSKOCA mahkeme, benim siteme girişi engellemiş!
Aynı tuhaf hissi mahkemeden boşanma ilamımı aldığımda yaşamıştım. Kağıdın üzerinde "Türk Milleti Adına Karar" yazıyordu. E peki Türk Milleti ben evlenirken neredeydi? O zaman boşanmamdan ona ne? Neyse bu da ayrı bir konu...
Ben durumu şöyle anlatıyorum kendime:
Tanımadığım etmediğim biri çıkıyor ve bana diyor ki: Kusura bakmayın İlknur Hanım ama evinize giremezsiniz, biz yasakladık! Yasaklamakla kalmayıp kapınızın kilidini de değiştirdik. Artık elinizdeki anahtarlarınız da bir şeye yaramaz. Hiç uğraşmayın boşuna...
Ben d…

Bugün 1 MART

Resim
Yoo başkaları için öyle özel bir tarih değil...Herhangi bir yerin kurtuluş günü ya da bilmem ne bayramıysa onu bilemem ama benim kişisel tarihimde Nişantaşı Evi'min resmi kuruluş tarihidir 1 Mart. İçinde bir yıl boyunca toplam herhalde 5 ya da 6 gün yaşadım. Genellikle yaşadığım adres olarak Şişli'yi gösteriyorum. Böyle de hissediyorum zaten. Ama yine de Nişantaşı Evi'me yüklediğim anlamlar sebebiyle orası çok önemli.
Bir buçuk sene evvel anneciğim öldüğünde dünyam başıma yıkılmıştı. Ailemden kalan son kişiyi de toprağa verdikten sonra, hayatın gerçekleriyle boğuşmak zorunda kalmıştım. Annemin evini kapatmış, eşyalarını dağıtmış, atacaklarımı -resmen- atmış ve atamadıklarımı da Harem'deki evime taşıtmıştım. Zaten gönlümün yeterince ısınmaya vakit bulamadığı Harem Evi, bir anda depo-ev'e dönüşmüştü. Hayatımın büyük bölümü Şişli'de geçmeye başladığı için, ayaklarım Harem'e giderken kurşun gibi ağırlaşmaya başlamıştı. Hatta geri geri gidiyordu. Üstelik Harem Ev…

Kalp Üşüyünce...

Resim
Bu aralar bir tuhafım. Adını koyamadığım türlü ruh halleriyle başa çıkmaya çalışıyorum. Fiziksel olarak bir sıkıntım yok ama içimde bir boşluk, bir rahatsızlık hissi. Bilemiyorum... Ne var bende? Nedir bu adını bilemediğim huzursuzluk? Koşmaktan yorulmuş, soluksuz kalmışım gibi kesik kesik nefesler alıyorum. Ciğerlerim dolmuyor bir türlü. Ben dolduramıyorum...Beden için en önemli gıda hava ve ben onu dahi içime çekmiyorum yeterince. Sonra ikincisi su! Ben su da içmiyorum zaten... Kendimi zorlasam da olmuyor. İçemiyorum. Hava ve su olmadan nasıl yaşanır? Yaşanır mı? Neden yaşamaya çalışıyorum o zaman onlarsız? İçimdeki saat gene mevsimleri karıştırdı. Pardon ama neredeydik biz? Kış? Yaz? Bahar? İlk? Son? Ellerim üşüyor, eldiven takıyorum; başım üşüyor, şapkamı geçiriyorum; boynuma atkımı sarıp ayaklarıma içi müflonlu çizmeler giyiyorum. Oysa kalbim üşüyünce ne yapacağımı kimse bana söylemedi. Bilemiyorum. O da böyle titreyip duruyor göğüs kafesimin ortasında. Büzüşüyor. Pompalamıyor ka…

Delhi'de Bir Gün

Resim
En son yazımdan beri araya pek çok şey sığdırdım yine. New York'tan döndükten sonra, Salzburg'a gittim. Mozart Haftası etkinliklerine... Nefis bir 5 gün geçirdim ve ruhumu dinlendirdim. Müzik, en sevdiğim şehir ve enfes kış manzaraları çok iyi geldi. Fazıl Say'ın olağanüstü konseriyle gurur duydum.
Geçen hafta ise "Büyüdüğüm Ülke" Hindistan'a geldim. Bir haftalık Kısa Hindistan turu yaptım ve bugün grubu Türkiye'ye gönderdim. Ben burada kaldım. Yarın gece, sabaha karşı yeni grup gelecek ve RAJASTAN turu yapacağız.
Çok uzun zamandır Delhi'de boş vaktim olmamıştı. Bugünü iyi değerlendirdim. Sabah Gurgaon'daki otelimden, yerel acentamın ayarladığı bir araçla yola çıktım. Gurgaon İstanbul'un Beylikdüzü mevkii gibi bir yer. Kocaman modern binalar, gökdelenler ve iş merkezleri yapılıyor. Son derece ışıltılı AVM'ler var. Tabii bir de yepyeni siteler... Aracım beni Delhi'de geçen sene açılmış olan Modern Sanat Müzesi'ne bıraktı. İçeri girerk…

New York Dönüşü

Resim
Döndüm ama New York'u nasıl tarif edeceğimi hala bulamadım. Ben de aramayı bıraktım artık...
Son iki günde neler yaptım?

Bir kez daha Metropolitan Museum'a gittim ve çıkışta gaza gelip üye oldum. Bu büyük müzenin, bu görkemli ve tıkır tıkır işleyen kurumun, dünyanın en kapsamlı sanat mabedinin bir parçası olma fikri sarhoş etti beni ve dayanamadım. Artık 4. kattaki sadece üyelerin gidebildiği restorana girme hakkım da var. Çok havalıyım yani!
Central Park'ta uzun uzun yürüdüm. İnsana tuhaf bir duygu veriyor orası. Etrafınız dev binalarla çevrili, dünyanın en enerjik kentindesiniz ama etrafınızda sincaplar, çeşit çeşit kuşlar ve küçük havuzda foklar var. İnsan New York'da olduğuna inanamıyor.
Anthony Bourdain tavsiyesi bir restoranda akşam yemeği yedim. Pürlen'in fikriydi tabii ki: BLUE RİBBON 97, Sullivan Street SOHO... Müthişti! Menüde ne kadar tuhaf isimli şey varsa istedik: Dana iliği, sığır kuyruğu marmeladı ve koç yumurtası bunlardan bazılarıydı. Bayıldımmm! Pürl…

New York Günlerine Devam

New York günlerim tam gaz devam ediyor. Müzelerde kendimi kaybettim iki gündür. MET ve MOMA özellikle beni -yine- çıldırttı! Çıkmak istemedim, kıskandım, yolumu kaybettim, sevinçten ağladım. Bütün bu duygular boğazımda düğümlendi ve gerçekten NY'un neden dünyanın başkenti olduğunu bir kere daha anladım. Geri kalan her şeyi bir tarafa bırakın, sadece bu müzeler yeter!
New York hakkında ilk yazdığım yazıda, güzel değil ama tuhaf bir havası var demiştim. Hala aynı fikirdeyim. Güzel değil ama ÇARPICI! ETKİLEYİCİ. Avrupa'nın o bakımlı, ışıltılı, manikürlü, TİP TOP hali yok New York'ta. Eski püskü, pis, bakımsız yerleri de var. Ama nasıl anlatsam bilemiyorum, insanı nefessiz bırakan bir BÜTÜNLÜK oluşturuyor her şey. Dev gökdelenler insanın üstüne üstüne kapanacakmış gibi gelse de, gökyüzünü doğru dürüst göremeseniz de, o kadar canlı ve enerjik ki, bunlara takılmıyorsunuz bile. Henüz adını koyamadığım bir duygu yoğunluğu yaşıyorum, bakalım son iki günde bunu tanımlayabilecek miyim

New York Waldorf Astoria'nın Lobisinden

Mücevher kutusuna kapatılmak böyle bir şey olmalı! Başımı çevirdiğim her yönde, bir güzellik var ama herhalde en güzeli tavan süslemeleri...Toz pembeler, altın renkleri ve uçuk yeşiller... Güzel uçucu kadın figürleri, melek gibiler. Bütün duvarlar maun kaplı. Yumuşak sarı ışıklar yansıyor oradan. Uzun bir resepsiyon/kabul bankosu var. Herhalde 15 kişi bir anda hizmet veriyor. Hala öyle mi bilmiyorum ama 1800 odası varmış ama bunların bir kısmı artık residence şeklinde işliyor. Ağırbaşlı, şık, Pera Palas kılıklı. Oldum olası sevmişimdir tarihi otelleri, burası da New York'un tarihinde İMZA yerlerden. Eminim ki, daha yeni ve daha modern oteller vardır ama ben elli kez de gelsem, elli kez de burada kalırdım yine. Hepsi birbirinin aynı modern minimalist oteller bana göre değil. Karşı değilim ama bütçem elverdiği her zaman tarihin sayfalarını bizzat yazmış otellerde konaklamayı tercih ederim.
New York'da dün akşam kar başladı. Şu anda dışarıda yaklaşık 40 cm kar var. Sokaklar henü…

New York New York

Valla gün geldi çattı! Yarın sabah BİG APPLE'a doğru yola çıkacağım. Valizim hazır, son bir iki şey daha koyup kapatacağım. Hala epeyce hastayım, ses tellerim iltihaplandı ve feci şekilde ödem yaptı. Burnum akıyor... Neyse ki ateşim yok bu sefer ama sesim fısıltı şeklinde çıkıyor hala. Bir aydır kendime gelemedim. Tam düzelmiştim, son Hindistan yolculuğu yine darmadağın etti beni. Geldiğimden beri gözümü açamadım. Bir de arada, günü birlik Roma'ya gidip geldim. Vize derdine...
Yarın yola can dostum Pürlen'le çıkıyoruz. İşin güzel kısmı Tütü de yarın yola çıkıyor ama o başka bir havayolu ile uçacak ve gece varacak New York'a... İstesek ve ayarlamaya çalışsak, üçümüz okyanusun ötesinde bir araya gelemezdik ama şartlar nasıl da kendiliğinden oluştu, inanamıyoruz...
Tabii New York'ta beni bekleyen şeyler yine her zaman olduğu gibi müzeler, sergi salonları ve tarihi önemi olan meydanlarla sokaklar, anıtlar. Kime New York desem bana OUTLET mağazaları sayıyor. Hele Ocak ay…

İçimden Geldiği Gibi...

Can dostum Tütü'nün bir lafı vardır: Yıl bitti!!! Ama bu lafı yılın sonunda değil, yılın ilk haftasının sonunda söyler ve aslında ona kızsam da, içten içe haklı olduğunu da bilirim. İnsan hacı bekler gibi bekler yeni yılı. Planlar yapar, sözler verir... Sigarayı bırakacağım, saha çok spor yapacağım, rejime başlayacağım, daha çok su içeceğim v.s v.s... Sonra yılbaşı gelir, bir patırtı bir gürültü içinde geçer o meş'um gece ve hoop 1 Ocak sabahı uyanırsınız. Her şey genellikle eski tas eski hamam olmaya adaydır. Sanırsınız ki, o ulvi 1 Ocak sabahı kafanıza bir taş düşecek ve verdiğiniz bütün sözleri tutmaya, aldığınız bütün karararı uygulamaya başlayacaksınız. Yok öyle şey! Değişen HİÇ-BİR-ŞEY YOKTUR!
Ondan sonra yılın ilk çalışma haftası yaşanır. İş arkadaşlarıyla ofiste buluşulur, sohbet muhabbet...Yılbaşınız nasıl geçti? Şahaneydi, süper eğlendik diyen pek çıkmaz. Zorlama ortamlar sıkmıştır insanları ve herkeste bir ağırlık vardır nedense: Amaan işte nasıl olsun? Yedik içtik…

2011 Başlarken

2010 da bitti!
2000 yılına girdiğimiz yılbaşını hatırlıyorum. Erenköy Hamam Sokak'taki evdeydik. Evliydim. Kızkardeşim ve annem sağdı. Babamı yeni kaybetmiştik. Saatler 00.00 olduğunda balkona çıkıp, bağırıp çağırmış ve eski yılı uğurlamıştık. Yeni binyıla umut dolu girmiştik. O zamanlar yeni binyılın ilk on yılının benim için defalarca ölüp, yeniden dirileceğim bir dönem olacağını hayal bile edemezdim. Oysa tam da bu anlattığım gibi oldu:
O yılbaşından bir yıl sonra , buz gibi bir Ocak akşamı, canımdan çok sevdiğim, güleryüzlü ve iyi kalpli kızkardeşimi, akıl almaz bir şekilde kaybettim. Halbuki, onu kaybedişimden sadece birkaç gün önce babamın ölümü hakkında konuşurken ona şöyle bir şey demiştim: Allahtan sıralı bir ölüm oldu. Çoğunluk bunu yaşar. Bu kayıplar normaldir. Ya sana bir şey olsaydı ben ne yapardım? Aklımı kaçırırdım herhalde... Ve bu sözleri söyledikten sadece birkaç gün sonra, kızkardeşim de göçtü gitti. Ne mi oldu? Yoo, aklımı kaçırmadım! Sadece evladını toprağa ver…