Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2009'dan Taleplerimdir...

Resim
Eveeeettt... Geldik senenin son gününeeee...Kossskoca bir sene geçti ve ben hiçbir şey anlamadım 2008'den. Olağanüstü hareketli ve büyük değişimlerin başladığı bir sene oldu benim için ama hiç de "iyi bir seneydi" diyemiyorum. Bir kere kocaman bir hayalkırıklığım oldu. Hem de kossskocamaannn... Tanıdığımı zannettiğim bir insanı aslında nasıl da hiç tanıyamamış olduğumu farkettim. Vurucuydu benim için...Yıkıcıydı hatta... Kalktım yine de altından...Her zaman olduğu gibi...I am a survivor! Sonra bir hayalkırıklığım daha oldu ve onu hala atlatabilmiş sayılmam. İçimde bir yerlerde nabız gibi atıyor. Sene boyunca hep uzaklardaydım. Meslek icabı... Bu uzaklaşmalar bana çok iyi gelse de aslında yeni yaşantıma alışmamı biraz geciktirdiler. Yeni yerime, yeni yatağıma...Yeni ev arkadaşıma... Yeni odama...Yeni mutfağıma... Yeni evimin telefon numarasını hala ezberleyemedim ama olsun, öğrenirim nasılsa...Bu senenin en iyi yanı meslek yaşantımda çok iyi bir noktaya gelmiş olmamdı. Ço…

Radikal'den Bir Köşeyazısı...Konu Bhutan...

Resim
27 Aralık 2008 Cumartesi günkü Radikal gazetesinin ekinde, Kasım ayında FEST ile yaptığım Bhutan turu ile ilgili çoook güzel bir yazı çıktı. Sevgili Fem Güçlütürk yazmış. Ellerine ve gönlüne sağlık diyorum ve hemen aşağıya kopyalıyorum:


Gamı alan ejderha ülkesi

Butan, penis desenli tahta işçiliği mükemmel evlerin arasında pirinç tarlalarının uzandığı ve kötü ruh kovan uzun bayrakların dalgalandığı bir ülke. Bu dünyada böyle bir yaşam, böyle manzara, böyle güleryüz de varmış, Budizm insanı gamsız yaparmış zaar dedirtiyor. Kırıp kafayı uzun süreli göçmek lazım; şehre dönünce yaptığımız saçmalıkların daha net farkına varmak için...

Hep acayip korktum turla bir yere gitmekten. Daha önce bu konudaki hislerimi dile getirmiş, tura katılanlara da, rehberlere de, kalınan orta karar yerlerle abuk turistik mekân ziyaretlerine de hep giydirmiştim. Ta ki, Fest Travel’a teslim olana kadar. ‘Butan’a gidiyoruz’ deyince ‘Ora nere?’ denilen 700 bin nüfuslu Budist ülkeye tursuz, rehbersiz girilmiyor. ‘Tur…

Parti Parti Üstüne...

Resim
Dedim ya, 40. yaşım 40 gün 40 gece süren şenliklerle kutlanıyor diye...Alın işte birkaç kanıt daha sizlere...Bu fotoğraflar 25 Aralık akşamı çekildiler. Pastanın güzelliğini görüyorsunuz değil mi? Üzerinde sarışın ve kırmızı rujlu bir kadın, etrafında kitapları ve her daim hazır duran valiziyle uzanmış yatıyor sereserpe...Öyle mutlu oldum ki, anlatamam... Haa bu arada pastanın yaratıcısı Banu ve Melal'e teşekkürlerimi sunarım. Hafta sonu da beraberdik ama bu sefer yılbaşı kurabiyeleri boyadık onların muhteşem dükkanlarında...Missss gibi brownie ve pasta kokuları içinde, kendimden geçip, olağanüstü şeyler yaptım. Meraklısına internet adresini veriyorum, mutlaka bir tıklayıp sizler de görün ne müthiş şeyler yapıldığını. http://www.arkadaspastacicek.com/ Gecenin mimarı Belgin'di şüphesiz. Tükemeyen enerjisiyle hepimizi toparladı bir araya. Kardeşi Engin'le bir de "özel" gösteri yaptı ki, burada anlatılmaz...Anlatırsam bütün bloglar yine yasaklanır alimallah! Katılanl…

40 Yaş

Resim
Ha oldum, ha olacağım derken aslanlar gibi 40 oldum...Yani 40 doldu ve 41'e girdim artık. Şöyle ağzımı doldura doldura "KIIRKKKK" diyebilirim:))



Ben çocukken, yaşı kırk olan insanlar bana çok büyük gelirlerdi. Hatta yaşlı derdim onlar için... Oysa şimdi ben o yaşa geldim ve kendimi hiç de yaşlı ya da büyümüş hissetmiyorum. Evet, olgunlaştığımı biliyorum. Hayata bakışım temelde pek değişmese de, derinliğim arttı. Açık maviden koyu laciverte... Ama içim yine hala kıpır kıpır ve heyecanlarım hala çok taze. Hayallerim var, hiç vazgeçmediğim... Planlarım var, bir gün gerçekleştireceğim... Kitaplarım var, okuyacak ve dünyanın bütün müzikleri hala benim, hatta belki de hiç bu denli benim olmamışlardı... Başka sayfalar açılıyor önümde. Yeni bir başlangıç, korkutsa da, 40 yaşında, insanı ileriye atan bir şey. Mecburen güçlü oluyorsunuz. Hayatınızı 40 yaşında değiştirince, en çok ihtiyacınız olan şey, cesaret oluyor. Gece yatağınıza uzandığınızda, ayaklarınızı bastığınız yerin kay…

Doğumgünüm...

Resim
Doğumgünüm, tüm yurtta, yavruvatanda ve dış temsilciliklerde törenlerle kutlanıyor. Kimi yakınlarım, sokakları afişlerle donatmış durumdalar. Armani'nin yeni yüzü oldum:)) Bazı yurtdışı etkinliklerde, özel vitrin süslemeleri Noel süslemelerini de aşmış vaziyette. Gazeteler sürmanşetten verdiler dünkü basın toplantımı ve çeşitli demeçlerimi...Minessota eyaletinde, milli bayram olarak kutlanıyor 19 Aralık!


Bütün bu organizasyonlarda emeği geçen sevgili Belgin&Engin Öztürk ikilisine saygılarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Dostlarım, beni sizler varettiniz!!!!!


İnanmayanlara, işte kanıtlar:

Ne diyeyim? İyi ki doğdum!

Hong Kong

Aslında tembellik yaptım, kusura bakmayın. Daha önceden bir şeyler yazmam gerekirdi ama olmadı işte zira, HongKong kazan ben kepçe dolaşmaktan bilgisayar başına oturmaya vaktim olmadı. Şu anda havalimanında, Singapur Havayolları'nın lounge'ında uçağımın kalkışını beklerken yazıyorum. Neler yaptım diye özetleyecek olursak:
Sabah erken saatte Victoria tepesine çıkıp oradan tüm liman ve Kowloon bölgesini kuşbakışı seyrettim. Hava biraz pusluydu ama olsun. Gökdelenler tüm ihtişamlarıyla önümde serilmişlerdi ve yenileri de hala inşa ediliyorlardı. Burada adım atacak yer kalmadı ama adamlar hala inşaat yapıyorlar. Zaten Hong Kong adası ile Kowloon, deniz biraz daha doldurulursa, yakında birleşirler:))Repulse Bay denen plaja gidip, ayaklarımı denize soktum. Benim gibi en az üçbin kişi de aynı şeyi yapıyordu o sırada ve hepsi de Çinliydi. Özelliği, Kıta Çin' inden getirilmiş kumlarla oluşturulmuş bir plaj olması ve adını da bir zamanlar orada demirlemiş olan savaş gemisinden almış.…

Hong Kong

Kilometrekare basina dusen 3500 kisiyle, dunyanin en kalabalik nufus yogunlugu olan sehridir HongKong. Hersey gokyuzune uzanir gibidir burada ve toprak cok kiymetlidir. Butun yuzolcumu hepi topu 1062 kilometrekaredir, yani Van Golu'nun ucte biri... Ama dunyadaki agirligina baktiginizda, kapladigi yer ile ters orantida bir dev cikar karsiniza. Bir buyuk yarimada ile 265 ada ve adaciktan olusur HongKong. Cin midir, degil midir hala bilemiyorum: Ozel yonetim bolgesi deyip cikiyorlar isin icinden ama aslinda zor anlamasi. Kendine ait para birimi ve bayragi var ama Cin'e bagli. Nufusunun neredeyse hepsi Cinli, %95'i Budist. Konfucyusculuk, Hristiyanlik, Muslumanlik, Taoculuk ve hatta Hinduizm bile var geri kalan %5'in icinde. Fabrika kurabilecek kadar genis araziler olmadigi icin olsa gerek agir sanayi yok denecek kadar az. Olan da genellikle gemi yapimi ve biraz da demir celik endustrisi. Ama Asya'nin en buyuk ve islek limani oldugu icin esas para bu konuyla ilgisi ola…

Bangkok Haberleri

Resim
Noel cilginligina kapilmis Central World
Damnoen Saduak Yuzer Carsi... Bu kalabaliktan eser yoktu.

Uzun kuyruklu kayiklar


Bu tekneden satin alip ictigim sehriye corbasi bir harikaydi...Ellerine saglik



Bangkok civil civil. Gecen haftalarda yasanan o tuhaf havalimani baskini krizini, en azindan moral acisindan tamamen atlatmis gorunuyor. Sehrin her yani eglenen genclerle kayniyor. Sehrin devvv alisveris merkezlerinden "Central World"un onune, yerli ve yabanci bira markalari, kocaman mekanlar kurmuslar. Bir tantana ki sormayin gitsin! O mekanlarin icindeki sahnelerde Tayland'in sevilen muzik sanatcilari, yiyip icen binlerce Bangkoklu'nun esliginde sarkilar soyluyorlardi ben oradayken. Bu dedigim de yirmi dakika onceydi ve gecenin ilerleyen saatlerine dek surecegi belliydi bu samatanin. Fakat anlatamam ne kadar uygar bir ortam oldugunu! Aileler, coluk cocuk, genc kizlar, erkekler kolkola... Kimse kimseyi rahatsiz etmiyor. itis kakis yok. Her kafadan bir ses cikiyor, evet…

Bangkok Guzellemesi

Hava sicak, hafif ruzgarli ve Bangkok coooook guzel yine...Aslinda oyle ilk goruste vurulacaginiz kentlerden degil Bangkok ama eger siz ona acik yureklilikle yaklasacak olursaniz, sizi sarip sarmalar ve bir anda muptelasi olursunuz. Nesidir peki bu kadar ozel diye soracak olursaniz galiba tam cevabi da yoktur...Rengarenk saraylari, goklere yukselen tapinaklari, damak kavuran geleneksel tatlari, komur tasiyan mavnalari ve uzun kuyruklu yolcu tekneleriyle dopdolu Chao Praya'si...Defalarca dunyanin en iyi oteli secilmis Mandarin Oriental, onun efsanevi caz mabedi Bamboo Bar ve Koloniyal donemin sembol yazarlari Somerset Maugham ve Joseph Conrad'in kaldiklari bolumu Writer's Wing... Onun nehir ustundeki terasinda icilen aksamustu kokteylleri, karsi kiyidaki restoraninda afiyetle yenilen, Tayland'in en meshur yemegi Pad Thai...Olaganustu kitapcilari, mesela Asia Books...Butun Guneydogu Asya hakkinda en cok eseri bir arada bulabileceginiz cennet! Bizim memlekette bulabilemi…

Uzakdoğu Yolcusu

Resim
Singapur'a gece inerken...Nehir kıyısındaki gökdelenler...
Hong Kong Victoria Limanı'ndan gece manzarası

Bangkok Büyük Saray üzerine akşam çökerken


Asya'nın en sevdiğim su yollarından Chao Praya Bangkok'u ikiye bölüyor



Sevgili blogsever dostlarım,



Yarın sabah erken bir saatte evimden çıkıp, uzaklara gitmek üzere yollara düşeceğim. İstikamet Bangkok, HongKong ve Singapur... Sıcak, nemli ve farklı bir coğrafyada, (umarım) tatlı insanlarla birlikte bir 10 gün geçireceğiz. Asya'nın daha sık ziyaret ettiğim yerlerine nazaran daha gelişmiş ve zengin olan bu bölgeler beni heyecanlandırsa da, aslında o daha el değmemiş, değişmemiş köşelerini tercih ediyorum galiba. Ama şimdiden haksızlık yapmayayım! Zira Tayland, Uzakdoğu'nun en güler yüzlü ülkesi. Bangkok, tapınakları ve Chao Praya nehrinin kıyısıdaki tuhaf çatılı saraylarıyla…

Cumartesi Yalnızlığı, Demli Çay ve Can Baba

Resim
Kimi zaman yalnız kaldığımda, tatlı bir müzik eşliğinde, şiire veririm kendimi. Bir de güzel çay demlerim keyfime göre, iki üç bardak yuvarlarım peşpeşe. Benim "içkim" de budur, bilenler bilir. Sarhoş olmak için alkole ihtiyacım olmaz pek. Bir "can" dost, iki kelam güzel sohbet, hiçbiri yoksa bir güzel kitap ve fonda "benim" müziklerim... Zaten kopar giderim.
Bu akşam da bunu yaptım ve biraz oradan biraz buradan karıştırıp durdum sayfaları. Tabii ki Can Baba, her zaman olduğu gibi, tam isabet ettirdi kalbimin orta yerine. Ahhhh!!! Ne çok isterdim şimdi Eski Datça' da Can Evi'nde olmayı...Ne çok isterdim köyün kahvesinde oturup, bir şeyler çiziktirip, iki de demli çay içmeyi. Kaç sene oldu ki acaba gitmeyeli? En son galiba 2002 baharında gitmiştim, belki de 2003'tü... Her neydiyse, epeyi olmuş yaa.
Hatırlıyorum da yine bir başımaydım oralarda. Yüreğime dar gelmişti hayat ve kendimi dağlara vurmuştum. Mevsimlerden bahar, aylardan Nisan'dı. D…

Cem Mumcu yazmış...Sevdimmmm...

Resim
"Sana yazsam okuyabilecek misin? Zihnin, binlercesiyle doluyken, benim sesimi içine alabilecek bir sessizlikte, bir an olsun durabilecek mi? İçimi görebilecek misin? Sana eksik olduğunu sürekli hatırlatan ama eksiğinin aslında ne olduğunu unutturan bu sahte cümbüşün ortasında, sahici bir ses ayırt edebilecek misin? Bazen o kadar derinden gelirken sesin, niye sonra yüzeye çıkıyorsun? Uzak kalıyorsun, küçük, cılız kalıyorsun. Belki korkuyorsun. Benden mi? Ya da diğerlerinden mi? Burada benimle olanın 'adı' yok biliyorsun. Üstüne düşecek çiy tanesinin soğukluğundan sorumluyum, bakışının kırılmasından, dudaklarına değen parmak uçlarından sorumluyum. Sense hâlâ tarifler yapıyorsun. Yapmasan keşke. Yapmasan... Bense gülüyorum, acıyla gülümsüyorum. Fark eder mi ki kim kime aşık? Kim kime dolaşık? Bu karmakarışık sarmaşık... Kökü bende, dalları sende, suyu bende, yaprakları sende... İstersen kesersin bıçak gibi bir sözünle...

YALANA KANACAKSIN ...
Ama sen yine yalanlara kanacaksın.…

Yorumsuz...

Resim
Dilediğimiz şeylere hiçbir zaman, onlara sahip olduğumuzu hayal ederkenki halimizden daha uzak değilizdir...

Ben de MİMLENDİM, İşte Cevaplar...

Resim
Zeynep sormuş, ona da AYDAN ATLAYAN KEDİ sormuş: En sevdiğiniz 10 yer; ülke, semt, şehir, oda ya da en sevdiğiniz herhangi 10... Üstelik cevap da isteniyor, resimli... Zeyneeeeep, selaaaaammmm...İşte cevaplar:

1- Ennnn sevdiğim yer, şu son yıllarda tartışmasız olarak SALZBURG...Sokaklarında kendimi kaybettiğim, parklarında ağaçların altında saatlerce dolandığım ve Salzach kıyısında bir bankın üzerinde hayallere daldığım... Büyülendiğim, aşık olduğum şehir...

2- Tibet Yamdrok Gölü kıyısı... Her gidişte aklımı kaybediyorum. Bulutlar başımın üzerinden uçuşurken, seslerini duyabildiğimi iddia ediyorum. Tibet'in her köşesi benim için inanılmaz ama kutsal Yamdrok var ya, orası bambaşka...3- Bhutan'daki Takstang Manastırı... Yani Kaplan Yuvası Manastırı...Çocukluk hayalim... Bıraksınlar günlerce kalabilirim o tepede...Tütsü kokuları ve çan sesleri arasında, kafamı kazıtır, inmem bir daha aşağıya...
4- Büyük Menderes Deltası ve Eski Doğanbey Köyü... Herhalde bu yaşamda, orada seneler ön…

Ders Heybeli'de Çalışılır

Resim
Sabah uyanıp da havanın durumunu görünce, içime bir kıpırtı çöreklendi. Çayımı demledim, sakin sessiz kahvaltımı yaptım ve sonra kitabımı defterimi hazırlayıp ders çalışmaya hazırlandım ama ne yazık ki bir türlü başaramadım. Kafam bir türlü toparlanmak istemiyordu. 21 Aralık'ta yapacağım çok önemli bir tur var: İstanbul'un Kadınları ve Kadın Eserleri... Anlatacak o kadar çok şey var ki, çok sıkı çalışmak gerekiyor doğal olarak. Ben de Bhutan'dan geldiğimden beri bu konuya odaklandım. Aslında bugüne dek pek de fena gitmedim ama kimi günler işte tam da böyle oluveriyor insan. Bir türlü oturamıyor oturduğu yerde ve gönlünün telaşı beynini ele geçirdiğinde, ders mers hak getire!!! Baktım ki evin içinde duramayacağım, kendimi en sevdiğim İstanbul köşesine attım: Heybeli!



Bostancı'dan kalkan Büyükada isimli vapura binip, arkadaki açık bölümde kafama uygun bir yere çöreklendim.

Eski Bostancı iskelesine selam ettik.
Benim için nedense hep koşturmacalı iş hayatına taşıdığı insan…

Heybeli Güzellemesi

Resim
Bayılırım Heybeli'ye. İstanbul'un yanıbaşında kendi içinde bir dünyadır orası. Kendine ait yazılmamış kuralları, sakin insanları ve sevimli mahalleleri ile bağlar insanı...



Çarşısını severim...







Şu fırının ekmekleri pek güzeldir. Çavdarlısı özellikle...Bir de camında Francola yazmasa diyeceğim ama o da işin eğlencesi...Her önünden geçtiğimde gülümsetiyor...







Sabahları poğaça veya akşamüstü çayına kurabiye alınacaksa, tek adres Meltem pastanesi bence...








Balıkçı barınağındaki tekneleri seyretmek bile bir keyif...




Martılar danseder gökyüzünde...









Duvarlarında şairler vardır...




Ya da modern filozoflar...







Sonbaharda bile çiçekler açar ...



Çocukluğumdakiler gibi büyülü, gizli bahçeleri vardır hala...
Velhasıl güzeldir Heybeli...