Kayıtlar

Nisan, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Machu Picchu Notları

Resim
Bugün Machu Picchu bizi çok iyi ağırladı. Uzun zamandır yaptığım en güzel Machu Picchu gezisi oldu dersem hiç de abartmış sayılmam.
Sabah trenle Aguas Calientes istasyonuna iner inmez, peronda, burada kalacağımız otelin personeliyle buluştuk. El çantalarımızı onlara verdik ve ardından da hemen bizi esrarengiz İnka şehrine çıkaracak olan otobüse atladık. Niyetimiz kalabalık ve sıcak bastırmadan gezimizi yapıp, Machu Picchu' nun tadını çıkarmaktı. Otobüsümüz kıvrıla kıvrıla yükselen bir toprak yoldan olağanüstü manzaralar eşliğinde bizi yukarıya çıkardı. Kontrol kapısında bilet dağıtımı işi de bitince, sıra geldi gezinin kendisine...
Bacaklarımıza ve nefesimize kuvvet diyerek başladık yavaş yavaş tırmanmaya. Oflaya puflaya, dura kalka, "Daha gelmedik mi İlknur Hanım?" sorularına "Az kaldı, şurayı dönünce geldik" yalanları uydura uydura tırmanışımızı tamamladık. Geldiğimiz noktadaki manzara öylesine harikaydı ki, herkes tırmanışın her adımına değdiği konusunda hemf…

Machu Picchu Treni Notları

Uyandırma çaldığında henüz hava kapkaranlıktı. Günün ilk ışıklarıyla yollara düşüp, Ollanta tren istasyonuna ulaştık. Trenlerde sebebini tam anlayamadığım bir karışıklık olmuş ve bundan dolayı hemen hemen bütün tren saatleri birbirine girmiş. Allahtan biz ilk trenle gidenlerdeniz de fazla etkilenmedik.
Bu satırları yazarken Ollanta’dan saat 06.40da hareket eden trenin içindeyim. Trenimiz dağlarin arasından, çılgın gibi akan Vilcanota(Urubamba) nehrinin yatağını izleyerek Aguas Calientes istasyonuna doğru yola devam ediyor. Fonda güzel bir müzik var. Az önce özenli bir kahvaltı servisi yapıldı. Sıcak içeceklerle birlikte...Helal olsun diyor insan...Kahvaltı kutusunun üzerine yapıştırılmış minik taze çiçekler herkesin takdirini kazandı. Uygarlık detaylarda gizlidir bence de.. Derin bir vadinin tabanındayız ve dağlar etrafımızı tamamen sarmış durumda. Bulutlar resmen vadiye inmiş durumda ve manzaralar inanılmaz. Herşeyin en tepesinde zirveleri karla kaplı And Dağları. Bulutlar gerçekten a…

Lima Notlari

Dünyanın en güzel şehri olmadığı kesin ama yine de benim için özel bir çekiciliği var bu kentin. Okyanusa kavuşan çorak bir çöl kıyısında 1535 yılında kurulmuş Lima. Genç bir kent... İklimi bir garip. Çöl desek tam çöl değil, ılıman Pasifik iklimi desek, bunu için de fazla çöl! Bodur, küçük yapraklı tipik çöl bitkileri, akasyalar ve dev kaktüslerle tezat oluşturan zeytin ağaçlarıyla palmiyeler iklimin karmaşıklığı hakkında ilk kanıtları seriyorlar göz önüne.
Lima her geldiğimde sanki biraz daha büyüyor. Belki de benim hayal gücüm biraz fazla işliyor ama açıkçası sanmıyorum. 28 milyonluk Peru'nun yaklaşık 8 milyonu burada yaşıyor. Dünyanın gelişmekte olan ülkelerinin başkentlerinde yaşanan klasik sorunlar, tabii ki burada da eksik değil. Trafik, hava kirliliği, altyapı eksikliği, yetersiz toplu taşıma, işsizlik...Ama bütün bunları okyanusa nazır bir parkta gezip, Pasifik okyanusunun dalgalarıyla oynaşan sörfçüleri seyrederken unutuveriyorsunuz.
İşte bugünden notlar:
Sabah ve akşamüstü…

Peru'ya Giderken

Dün bütün gün uzuuuuuun bir gündüz uçuşuyla, Madrid üzerinden Peru'nun başkenti Lima'ya ulaştım. Grubum ben hariç 28 kişiden oluşuyor. Bu sefer çoğuyla ilk kez seyahat edeceğiz. Umarım herşey yolunda gider...
Uçuş gündüz olduğu için bütün birikmiş kitap eklerimi okuma ve ayıklama fırsatı verdi. Bir sürü not aldım yeni çıkanlarla ilgili. Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yaptım: Bol bol müzik dinledim. Nedense son zamanlarda, buna fırsat bile bulamıyordum ama bu uçuşta, şeytanın bacağını kırdım:)))
Bugün programda Lima var. Şehrin eski merkezinden başlayıp, müzelerine uzanan bir program bekliyor bizleri. Ama esas tur yarın Cusco'ya indiğimizde başlayacak. Deniz seviyesinden 3350 metreye çıkıp da yükseklikle tanışınca, bakalım neler yaşanacak?
Her gün ufak tefek notlar iletmeyi umuyorum. Biliyorum ki önceki turlar için de aynı sözü vermiştim ama olmadı. Belki bu sefer becerebilirim. Maillerinizi alıyorum ve teşekkür ederim.
Akşam tur dönüşü, bugünün notlarını yazmaya çalışırım.…

Elimde Bir Erguvan Dalı

Resim
Sevgilim,
Yokluğunda oturdum gecenin karşısına
Sevişmelerinin buğusuna bakar gibi
Sabahlara kadar yıldızlara baktım!
Gidilmemiş denizlerin köpüğünde akar gibi
Güzel gözlerine bakar gibi yıldızlara baktım...
Terk edilmiş sahillerde
Yürüdüm yıldızların içine
Ve gözlerinin şiirini usulca yazdım
Ama sensiz geceye inat
Hasretinin şarkısını avaz avaz bağırdım
Elime bir erguvan dalı aldım
Bir ayağımı denize saldım
Tüm soğukluk ürpertirken bedenimi
Yokluğunu kırık ezgilerin senfonisi sandım
Ve gecenin büyüsünde yapayalnız kaldım...
Şimdi adımlarım lacivert bir gecede
Elimde bir erguvan dalı
Gökyüzündeki yıldızlar gibi tatlı…
Aslında yeryüzünde hiçbir şey
Ne senin kadar tatlı, ne senin kadar anlamlı… Ömer Faruk Girgin

Bach'ın İzinde Almanya

Resim
Neredeyse bir haftadır Almanya' dayım ve bir saat boş vakit bulup da blogu güncelleyecek fırsatım olmadı. Turumuzun çok yoğun olması, hemen her akşam bir etkinliğe katılmamız, gün içinde benim kendimi kaybederek sabahtan akşama kadar konuşup akşam saatlerinde bitap düşmem ve bayılıp uyumam sebebiyle bugüne dek hiç bir şey yazamadım. Ama kısaca bir özet geçmek gerekirse, şunu söyleyebilirim: Tur harika, Almanya güzel ve gruptaki insanlar daha da güzel. FEST tarihinde bir ilk yaşanıyor bu turda...İlk defa bir grup benimle birlikte 35 kişi...Bilenler bilir, bizim en kalabalık turumuz, en fazla 32 kişi olarak kapanır. Ama bu turda, o kadar çok insan bekleme listesinde ki, bu seferlik 35 kişi olarak yollara düştük.


Grubumuzun yaklaşık yarısı, daha önce benimle yolculuk etmiş kişilerden oluşuyor. O yüzden ben kendimi neredeyse aile ortamında hissediyorum. Ama bir de şu tarafı var işin: Bu insanlar bana güvenerek yola çıktıklarından, onlara mahcup olmamak için kendimi uçan kuştan sorumlu…