Kayıtlar

Mart, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Haiku -3-

Resim
-1- Sen misin yoksa Gözlerimden süzülüp Nehre kavuşan?
-2- Bahar dediler İşaret ettim hemen Tomurcukları
-3- Menekşem açmış Penceremin önünde Orkidem küsmüş
-4- Rüzgar sabırsız Bulutlar daha alçak Mevsim dönüyor
-5- Mektup yazarken Aşık oldum ben sana Mektup kimeydi?

Haiku -2-

Resim
-I- Zümrüt yeşili Taze çimlere basan Bebek gibiyim
-II- Rüzgar getirdi Portakal çiçeğinin Rayihasını
-III- Sen çevirmezsen, Kitabın sayfaları Şiiri gizler
-IV- Yağmur yağıyor Karanlık sokak sessiz Gelecek misin?
-V- Sabah uyandım Kurşun tadı dilimde Baktım ki yoksun
-VI- Dün sordum seni Ser verip sır vermeyen Gölgeler soldu

Haiku

Resim
-I- Yaprak düşerken Sessizce canım acır Onlar hiç duymaz
-II- Kan kırmızısı Damla damla sonsuzluk  Yudumluyorum

-III-
Kapım kapandı
Rüzgarın güçlü eli
İtiverince

-IV-
Su kıpırtısız
Söğüdün yaprakları
Akıyor sessiz

-V-
Bahar sabahı
Rüzgar kuzeyden gelir
İs, pus dağılır

-VI-
Serçe şakırken
Sesi gelir aklıma
Kızkardeşimin

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Resim
Geçen yazımda Dalaman’dan başlayıp, Datça’ya kadar gelmiştik. Bu bölümde ise, badem çiçeklerinin peşinde, yarımadanın en uç noktasına uzandığımız günü anlatmak istiyorum. Geldiğimiz gün, herhalde Datça’nın en doğuk günlerinden biri yaşanıyordu. Fırtınanın etkisiyle ayaklarımız neredeyse yerden kesilmişti birkaç kez. Yine de sezon dışı olmasına rağmen, yarımadanın en sevdiğim yerleşimi olan Yakaköy’de, normalde bu mevsimde kapalı olan çok takdir ettiğim bir işletmede kalma kararımızdan vazgeçmedik. Evet, Yakaköy, turkuaz renkli sularıyla ünlü Palamutbükü’nün sırtını yasladığı yamaca kurulmuş, taş evleri ve manzarasıyla dikkati çeken çok güzel bir köy. Havası güzel, tertemiz ve pırıl pırıl. Yazın bile o bölgeye gitsem, kalabalık sahillerden ziyade, tepede kurulu bu köyde kalmayı hep tercih ederim. Yakaköy’ün tam karşısında boy sırasına göre dizilmiş gibi duran üç tepecik yer alıyor. Tepeciklerin altında ise, bu üç tepeden ismini alan Triopium adındaki bir antik kenti ya da tapınak kompl…
Resim
Geçtiğimiz haftalarda en sık duyduğun şey neydi diye bir soran olsa hiç tereddüt etmeden şu cevabı veririm: Yahu bu mevsimde ne işiniz var Datça’da? Evet, bir grup yakın arkadaş olarak, bu ufak seyahati planlamaya başladığımız andan itibaren en sık karşılaştığımız soru bu olmuştu. Şubat başında, Türkiye’nin hemen her yerinde hala yoğun kış şartları yaşanırken, İstanbul kuvvetli lodos fırtınalarına teslim olup, şehrin hem hava hem de deniz trafiği kilitlenirken, okulların ikinci sömestri yeni başlamışken, ne işimiz olabilirdi Datça’da? Türkiye’nin batısındaki en ücra köşeye gitmek nereden gelmişti aklımıza? Haksız sayılmazdı soranlar ama bilmedikleri bir şey vardı: Ben bunu hemen her sene yapıyordum! Yani hemen her sene, Ocak sonu Şubat başı gibi, İstanbul’dan atladığım gibi Dalaman uçağına, soluğu oralarda alıyordum. Peki illa bu zaman mı? Daha bahar olsa? Şöyle havanın daha yumuşadığı, çiçeklerin fışkırdığı, tabiatın uyandığı bir Ege baharında olsa olmaz mı? Tabii olur, olur da tabiat…