Kayıtlar

Haziran, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İskandinavya'da Yaz

Günler geçtikçe hava ısındı buralarda. Tura başladığımızda hava sıcaklığı 15-16 derece civarındaydı, üzerinden neredeyse 10 gün geçti ve artık hava tam yaza döndü İskandinavya'da. Artık sadece bir t-shirt'le dolaşılabilir kıvama geldi sıcaklık ve ben serin günleri şimdiden özledim. Bir de İstanbul'dan bunaltıcı sıcak haberleri geliyor ki beni fena halde düşündürüyor. Haftaya Anadolu turunda acaba nasıl olacak? Ayy neyseeee...Onu da o zaman düşünürüm, değil mi ama?
Bugün Bergen'en çıkıp, turun son durağı olan Stockholm'e geldim. Hava muhteşemmmm... İsveçliler kendilerini sokağa atmışlar, her yerde bir parti havası. Düşünüyorum: Bizde senenin 8 ayı bu hava var ama burada yaşayanlar kadar kıymetini bilemiyoruz. Bizim ellerde hayat gailesi o kadar önde ki, kimse gökyüzündeki güneş ya da bulutlarla uğraşmıyor. Kafalarını çevirip, yukarı baktıklarını bile zannetmiyorum insanların, hatta tepelerine dolu bile yağsa farketmezler bence...Dedim ya, hayat kavgası...Oysa burada…

Batmayan Güneş

Bugün 23 Haziran: Kuzey ülkelerinde, "Cadı Ateşi" de denen kocaman ateşlerin yakılıp, kötülüklerin kovulacakları akşam...Bergen'deyim ve yine gözlerim faltaşı durumda! Şu anda saatim 22.35 ve dışarıda pırıl pırıl bir güneş, ortalığı gündüz kılıyor...E hal böyle olunca da, beynim "UYU" komutunu vermiyor bir türlü vücuduma. Üstelik son iki haftadır zaten beynim ve kalbim fazla mesaide...Uyku muyku düşünecek halde değilim:)) Neyse, bütün uykusuzluklar böyle olsun!
Az önce eski Bergen mahallelerinde yaptığım güzel bir yürüyüşten döndüm odama. Sokaklar neşe içindeki insanlarla cıvıl cıvıl, dolup taşıyordu. Norveçliler, güneşe hasret tabii, hava açar açmaz sere serpe bırakıveriyorlar kendilerini açık hava kafelerinin masalarına. Haksız değiller hani!
Geçen gün 21 Haziran'dı. Eskiden yaşamım için önemli bir gündü benim için. Bu sene ise sıradan bir gün olarak yaşadım... Geiranger Fiyordu'ndaydım ve her yer muhteşem görünüyordu. Gece uyuyamadım ve epeyce şey yaz…

Bir Akşam Yemeği

Resim
Dünden bir sahne anlatmak istiyorum sizlere:
Oslo'nun en yüksek binalarından birindeyim. Tam 34. katta! İçinde bulunduğum salonun üç tarafı tamamen cam... Dışarıda fırtına ve sağanak yağmur ortalığı birbirine katıyor. Gökyüzündeki bulutlar beyazdan griye doğru müthiş bir skala içinde rüzgarın önüne katılmışlar, oradan oraya sürükleniyorlar. Arada müthiş şimşekler çakıyor. Gökgürültüsü de olmalı ama bana ulaşmıyor sesi... Yağan yağmur çok kuvvetli. Yemek yediğim salonun tavanı da tamamen cam ve eğimli. Bu yüzden yağan yağmur, tepemden şelale gibi akıyor ve yan camlardan aşağıya iniyor hızla. Pencerelerden akan su perdesinin ardından, Oslo fiyordu seçiliyor bir çok adasıyla. Hava hala aydınlık ama bulutlu olduğu için kararmış gibi duruyor. Şehrin etrafındaki yemyeşil tepeler, gri havanın da etkisiyle daha da koyulaşmışlar gibi. Uzaktan kraliyet sarayını, katedrali ve meşhur belediye sarayının kulelerini seçiyorum. Liman şahane görünüyor, rengarenk konteynerler var... Bir de kocaman b…

Kopenhag - Oslo Arasinda, Denizin Ortasinda Bir Yerlerden...

Bu sacma yaziya aslinda dun basladim ama bir turlu bitiremedim. Su anda gemideyim ve yazinin iki paragrafini ayri ayri tarihledim. Zaten onemli seyler de yok, sadece durumdan haberdar olun diye yaziyorum.
.....................................................................................................................................................................

17. Haziran
Bazı lüksler insana kendini iyi hissettiriyor. Mesela şu anda, başımı sola çevirdiğimde, Mariott Hotel'in altıncı katındaki odamın kocaman penceresinden, Kopenhag'ın çok güzel deniz manzarasını seyrediyor olmak, büyük bir lüks bence...
Kopenhag'a dün geldim ama sanki bir haftadır buradaymışım gibi hissediyorum. Uçağım Kastrupp havalimanına indiğinde, hava gri ve yağmur yüklüydü sonra akşama doğru bulutlar dağıldı ve hava açtı. Bugün hava bütün gün pırıl pırıldı, masmavi bir gökyüzü, sıfır bulut. Ben zevkten kendimden geçtim resmen. En sevdiğim iklim bu zira: Hava pırıl pırıl güneşli ama buna rağmen s…

Konserler...Soli Deo Gloria !

Hava sonunda düzeldi ve pırıl pırıl bir güneş açtı... Şehrin renkleri daha parlak artık ve her köşeden sihirli notalar yükseliyor. Sokaklarda insanlar dans ediyorlar. Her köşebaşını biri kapmış, hünerlerini sergiliyor: Keman, flüt, gitar... Hiçbir şey yapmadan sadece sokaklarda yürünse bile, festival havasına giriliyor. Ben zaten dünden hazırım ya, neredeyse ağlayacağım mutluluktan! Leipzig "Harika Bahar" ı yakalamış ve bugün, nihayet ben de tuttum ucundan.
Üç gündür buradayım ve gezimin ana teması "MÜZİK" . BACH'ın adını gururla taşıyan harika bir müzik festivali için, Cuma günü geldim ve aynı günün akşamı, kendimi BACH'ın kilisesinde, Mendessohn'un "ELİAS" oratoryosunda buldum. Şef Leon Botstein yönetiminde Kudüs Senfoni Orkestrası ve Berlin Ersnt Senff Korosu, olağanüstü bir konser verdiler BACH'ın Thomas Kilisesi'nde. Ben de en sevdiğim yerden seyrettim yine. Sağ yamacımda koro, orkestra ve kilisenin kendi meşhur THOMANER çocuk kor…

Bir İstanbul Sürprizi

İstanbul'u seviyorum çünkü çok sürprizli bir kent. Son numarası ise şu oldu:
Yer Beşiktaş Dentur iskelesi... Hava çok sıcak ve ben sürekli maruz kaldığım iklim değişiklikleri nedeniyle tam anlamıyla sersemlemiş haldeyim. Hafif de uykuluyum üstelik. Kalabalık teknemiz iskeleye yanaşıyor veeee bir müzik...Ortamla en ufak alakası olmayan bir müzik ama... Kulaklarıma inanamıyorum ve yorgunluk sebebiyle hayal gördüğümü düşünüyorum zira çalan BACH'ın meşhur Badinerie'i... Arada da bir takım konuşmalar...Olabildiğince müzikal hale getirilmiş bir kadın sesi bir şeyler söylüyor. Dinliyorum: Boğaz Turu reklamı!!! Kadın sesi turun duraklarını sıralıyor. Kimsenin dinlediği pek yok aslında... Herkes koşar adım bir yerlere seğirtiyor. Ben ise o kalabalığın içinde sadece BACH'ımı duyuyorum gülerek ve kalabalık dağılıyor. Hey gidi koca BACH, diyorum kendi kendime... Acaba aklına gelir miydi bir gün cep telefonlarına melodi ve Boğaz Turu reklamına fon müziği olacağın???

Düşünen Kadın VI / Balkanlar Sonrası

Resim
Evimdeyim ama kalbim Rumeli'de kaldı. Gerçekten... Biliyorum biraz klişe oldu ilk cümle ama kimin umrunda?


Geçen akşam, Üsküp'ün en eski Osmanlı hanlarından birinin avlusunda, pırıl pırıl parlayan ay ışığı altında oturmuş bağlama eşliğinde söylenen Rumeli türkülerini dinlerken, yanımdaki Makedonyalı bir Türk dostum bana aynen şöyle dedi: Türkiye'de Türk olmak kolay ama buralarda Türk olmak kolay değil! Hoş, artık -bana kalırsa- Türkiye'de bile bunu istediğimiz gibi söyleyemez hale geldik ya, neyse...Hatta göğsünü gere gere Türküm dediğinde suratına tuhaf tuhaf bakan "aydın" insanlar yok değil ya, neyse... Türklüğümüzden -neredeyse- utanır hale getirmeye çalışıyorlar ama BEN bu tongaya basmam. Neyse, şimdi bu derin mevzuya dalmayayım! Vardar Ovası, Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar, Alişimin Kaşları Kara gibi güzel türkülere avaz avaz eşlik ederken, kalbimin ve beynimin bir yanıyla, acaba burada yaşayan ve yüreği Türkiye için çarpan Türkler hakkında, Türki…

Balkanlar / 3 Makedonya

Ne kadar guzel ve ne kadar bizim yerler buralari anlatamam sizlere... Uskup'teyim su anda ve butun gun gozlerimde yaslarla dolandim durdum hep. Sabah dunya guzeli Ohrid Golu'nden hareket ettim ve once Manastir olarak bildigimiz Bitola kentine ugradim. Bitola Mitola degil, resmen bizim manastir orasi. Neden mi? Mustafa Kemal'in teen-ager gunlerini gecirdigi yer oldugu icin, oradaki Askeri Idadi'de okudugu icin veeee bence herseyden daha da onemlisi ilk defa orada asik oldugu icin! Gorkemli okul binasi bugun icinde iki degisik muzeyi barindiriyor. Bunlardan biri, Manastir ve cevresinde yapilan kazilardan toparlanmis arkeolojik eserlerin sergilendigi Tarih Muzesi... Toprak altindan cikartilmis tarih oncesi caglara ait tarim araclari, canak comlek ve metal aletlerle, klasik donem heykelleri ozellikle dikkat cekiyor. Belki kendi capinda onemli olabilir ama benim icin esas onemli kisim orasi degildi. Ben, ikinci katta yer alan Ataturk Ani Odasi' na kostum heyecanla. Merd…

Balkanlar / 2... Karadag & Arnavutluk

Arnavutluk' tan sevgiler...
Su anda Iskodra'dayim, harika bir aksam yemeginden az once dondum ve yediklerimi az da olsa eritebilmek icin otelimin 'business center" inda oturup iki satir bir seyler karalamak istedim.
Dun Karadag'in deniz kiyisindaki en meshur yerlerden biri olan Budva'daydim. Biraz Dubrovnik'i andiran pek keyifli bir sehir! Yine de acik konusmam gerekirse, Hirvatistan'daki lezzeti bulamadigimi soylemem lazim. Ama bu tamamen benimle ilgili bir sey zira hepinizin bildigi gibi Hirvatistan denince, tarafsiz kalamayacagim asikar! Seviyorum o kulturu ve Hirvatlari!!! Neyse yine de Karadag'a da haksizlik etmemem lazim! Avrupa'nin en yeni cumhuriyetlerinden biri olmalarina ragmen, hizla gelisim gosteriyorlar. Turizm ulke ekonomisi icin en onemli kaynaklardan biri haline gelmis. Fakaaaatttt...Tabii ki madalyonun iki yuzu var! Birinci yuzu iyi olani: Binlerce kisi, yeni acilan otellerde, acentelerde, otobuslerde is buluyor ve bu da ulkeye …