Viyana’nın Barok Şaheseri Karlskirche



Avrupa’daki en sevdiğim başkentlerden biridir Viyana. Sık sık yolum düştüğü için de pek mutlu olurum. Geçtiğimiz günlerde yine bir gezi sayesinde yolum Avrupa’nın bu ihtişamlı şehrine düştüğünde, valizimi otele attığım gibi hemen heyecanla sokaklara fırladım.
Viyana’ya gittiğimde genellikle kentin eski merkezinin kalbinde yer alan bölgede kalmak yerine, ünlü Belvedere Sarayı’nın aşağı girişine yakın, Rennweg caddesi üzerinde kalmayı tercih ederim. Bu bölge Aziz Stefan Katedrali, Graben ve Kartner Caddesi’nin kalabalığından uzak ama yürüyüş mesafesiyle de sadece onbeş dakikadır. Tramvayla giderseniz, sadece iki durak! Üstelik Viyana dümdüz ve çok düzenli bir şehir olduğundan aslında yürümek daha keyifli. Yola çıktınız mı vakit nasıl geçiyor anlamıyor insan. Binaların hepsi birbirinden güzel, bakımlı ve göz alıcı detaylarla dolu. Başınızı bir o yana bir bu yana çevirmekten yorgun düşüyorsunuz.
İşte bu yürüyüş sırasında gözünüze çarpacak en önemli bina, hiç şüphesiz bütün Viyana’nın en görkemli barok yapısı olarak kabul edilen Aziz Karl Kilisesidir. Ben bu yazımda , bu önemli yapıdan, Almanca söylenişi olan Karlskirche olarak bahsedeceğim.
Karlskirche’nin tarihinden bahsederken ilk olarak 1713 yılına gitmemiz gerekir. Avrupa, tarihinde çok kereler olduğu gibi, ne yazık ki yine vebadan kırılmaktadır. Viyana’da ise Kutsal Roma Germen İmparatorluğu tacını taşıyan VI.Karl hüküm sürmektedir. İmparatorluk topraklarındaki vebadan kurtulduktan sadece bir yıl sonra, Tanrı’ya teşekkür olarak bir kilise inşa ettirmeye karar verir.

Avrupa o yıllarda hala Otuz Yıl Savaşları’nı hatırlamaktadır. Protestanlar’a karşı verilen mücadele, Katoliklerin bir dönem kaybettikleri gücü onlara geri kazandırmıştır. Luther’in Reformu’a karşı yapılan Karşı-Reform büyük başarı kazanmış ve Katolik inancı yeniden kendine olan güvenini tesis etmiştir. Ancak Protestanlar hala kuzeyde çok güçlüdür. Dolayısıyla Kutsal Roma Germen tacını taşıyan şehirde inşa edilecek bu kilise, Katolik inancının ve Karşı-Reformun zaferini de simgelemelidir.
Bu gayeyle yola çıkılınca, kilisenin adanacağı şahsiyet de büyük önem kazanır: Kardinal ve Milano Başpiskoposu Carlo Borromeo! Karşı-Reform’un en önemli figürlerinden olan bu din adamı, bugünkü İtalya’nın kuzeyinde bulunan Lombardiya bölgesindeki en soylu ailelerden birinin çocuğu olarak 1538’de dünyaya gelir. Soyu anne tarafından Rönesans’ın hamilerinden ünlü Medici sülalesine bağlanır. Ailesinin bütün erkekleri gibi o da üstün seviyede eğitim alır. Saçlarının üst tarafını 12 yaşındayken traş ederek, daha henüz o yaşta manevi dünyaya olan eğilimini belli eder.  Manastırlarda din eğitimi alır ve ayrıca Pavia Üniversitesinde hukuk doktorası yapar.

Amcası Kardinal Giovanni Angelo Medici, VI. Pius adıyla Papa ilan edilince, Carlo amcasının isteği üzerine kendini Roma’da bulur. Kısa sürede Kardinal ilan edilir. Bütün hayatı boyunca aldığı yüksek kalitedeki eğitimin de sayesinde Kilise’nin bütün değişimlerinde, bütün reformlarında ve bütün hakemlik gerektiren durumlarda, en kuvvetli insanlardan biri haline gelir.
1576’da Milano başpiskoposu olduğu dönemde, Milano’nun valisi de dahil olmak üzere bütün üst düzey yöneticilerin korkup kaçtığı bir anda, vebadan perişan olan binlerce insana yardımların ulaşması için kolları sıvar ve her gün 60.000 ila 70.000 kişinin yiyecek yardımı almasını sağlar. Kendi servetini de bu yolda harcamaktan bir an bile çekinmez. Ardından da kaçıp giden valiye bir mektup yazarak, görevinin başına dönmesi çağrısı yapar.

Viyana’da, veba salgınından sonra inşa edilecek yeni kilisenin, hem politik hem de insani anlamda bu olağanüstü kişiyle anılması, çok anlamlıdır. Üstelik imparatorun da adı Karl yani Carlo’dur, yani adaştırlar.
Böylece bir proje yarışması düzenlenir ve kazanan kişi Barok Viyana’nın mimarlarından Johann Bernard Fischer von Erlach olur. Von Erlach’ın projesi birbirinden farklı pek çok ögeyi içermektedir. Örneğin dış cephede eski Yunan tapınaklarının portiko’larını andıran sütunlar yer alır. Yapının iki yanında kule gibi yükselen diğer sütunlar ise, Roma’daki Trajan sütunundan esinlenerek yapılmışlardır. Bu sütunlarda Carlo Borromeo’nun hayatından sahneler, spiral kabartmalar şeklinde göğe yükselir.


İçeride ise bir başka alem bekler bizi. Salzburglu ünlü fresko ustası Johann Michael Rottmayr ve Gaetano Fanti, Aziz Carlo’yu Hz. Meryem’in kollarında göğe yükselirken resmetmişler. Uçuşan drapeler, gökyüzünden inen melekler, altın rengine bürünmüş bulutlar… Barok ihtişamın bütün unsurlarıyla yüklü, son derece ifadeli freskolar duvarları ve büyük kubbeyi süslüyor.
Kilisenin yapımına 1716’da başlanmış. Takdis edildiği tarih ise 1737. Kilisenin büyüklüğü, detayların zenginliği ve çeşitliliği göz önüne alınınca, yirmi yıl bana kısa geliyor doğrusu.
Günümüzde Viyana’nın en önemli yapılarından biri olarak kabul ediliyor. Kentin en büyük Barok kilisesi diyenler de var. Yakınından geçtiğinizde başınızı çevirip bakmamanız mümkün değil, öylesine etkileyici yani… Komşuları da en az kendi kadar önemli: İçindeki Gustav Klimt eseri Beethoven Kabartması ile ünlü, Viyana Secession binası kilisenin bulunduğu meydanın karşı köşesinde yer alıyor. Meydanda, Viyana’nın bir diğer önemli mimarı, 20.yyın başında şehri dönüştürenlerin başında gelen Otto Wagner’in tasarladığı metro istasyonlarını görebilirsiniz. Art Nouveau ya da buradaki adıyla Jugendstil’in en büyük temsilcilerinden sayılan Wagner’in kente en büyük hediyelerinden diyebiliriz bu istasyonlar için. Kiliseyi arkanıza aldığınızda ise, tam karşınıza Viyana Filarmoni Orkestrası’nın evi kabul edilen Musikverein geliyor. Kilisenin kendisi de sadece ayinlere değil, aynı zamanda nefis konserlere ev sahipliği yapıyor. Bir akşam Vivaldi diğer akşam Bach! Tabii Viyana’nın dahi çocuğu Mozart! İnsan imreniyor doğrusu!


Gündüz güzel, gece ışıklandırılınca sanki biraz daha güzel. Yolunuz Viyana’ya düştüğünde, bu yapıya vakit ayırmanızı öneririm. Bir akşam konseri denk gelirse de, hiç kaçırmayın!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf

Bodrum Haikuları