Kayıtlar

Ağustos, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Düşünen Kadın VII / 30 Ağustos... İyi Bayramlar!!!

Resim
Bugün bayram. 30 ağustos...Ben küçücük bir çocukken, bizim evde milli bayramlar çok önemsenirdi. Bayram sabahı erkenden televizyon açılır, ilk iş olarak Anıtkabir'deki törenler izlenirdi. Hatta saygı duruşuna evden biz de katılır, komutanlarla veya diğer devlet büyükleriyle birlikte bir dakika durur, ardından da aynı ciddiyetle İstiklal Marşımızı okurduk. Kabul ediyorum ki biraz komik oluyorduk ama biz bunu seviyorduk...Ancak bunlardan sonra kahvaltıya oturur, karnımızı doyururduk. Pencerede bayrak mutlaka olurdu. Geçen gün annemin eşyalarını toplarken tam iki tane yepyeni Türk bayrağı çıktı. Eskimiş veya yıpranmış bayrağa hiç tahammülü yoktu. Kendisi için de ne olur, ne olmaz diye yedeklemiş canım annem... Büyüyüp de evler ayrılınca, iş güç v.s sebepleriyle ayrı düşünce, aramıza giren bütün mesafelere rağmen bayramlaşmayı asla ihmal etmedik. Seneler geçip, aile fertlerimizi birer birer ebediyete uğurlamamıza rağmen, anneciğimle her milli bayramı kutlamaya devam ettik. 23 Nisan ve…

Akmanlar Yolda

Hayatta da en sevdiğimiz şey, deli tepme gezmekti. 4 kişilik süpper bir aileydik. Komiktik herşeyden önce. Her birimiz ayrı bir tiptik. Eğlenirdik beraber, hem de çok... Babam hop dedik mi yola düşen bir adamdı, asla üşenmezdi. Bizi en parasız zamanında bile arabasız ve gezmesiz bırakmamıştı. Bir sürü komik, tuhaf, hatıra dolu arabamız oldu. Kırmızı Murat 124- özel kromaj jantlarıyla pırıl pırıl-, beyaz Peogeot 404 -kırmızı suni deri koltuklu- turuncu Skoda - adeta jip muamelesi gören- , Renault Broadway - içlerinde en "normal" olanı-, bir Volkswagen minibüs -yarım yamalak hatırladığım- , bir de komik turuncu vosvos -tospağa dediklerimizden- Başka arabalarımız da oldu ama ben hatırlamıyorum.
İşte bu turuncu vosvosomuzla bir gün yola düştük. Maksat Karadeniz sahillerine vurup, Sinop senin, Samsun benim gezmek... Alabileceğimiz en az eşyayı arabamıza yükleyip yola çıkmış olduğumuzu hatırlıyorum. Kişi başına iki-üç tişört, iki pantolon/bermuda... Fazlasını alırsak araba yürüyeme…

Annemin Ardından

Herkesin annesi kıymetlidir ya, benimkisi daha bir kıymetliydi sanki... Tontondu, şekerdi, bonibondu, komikti, delirticiydi, acayip iyi ahçıydı, sinir zıplatandı, talepkardı, sitemkardı, dokundun mu ağlayandı... Anamdı... Canımdı... Kanımdan son kalanımdı... Gönderdik, yolu ışık oldu... Gitti... İstediği gibi, zahmetsizce... Şimdi yas zamanı ama o bildiğiniz yaslardan değil. Gülerek, arkadaşlarımla, dostlarımla bir arada olarak, belki çalışarak, ne istersem onu yaparak tutacağım bir yas bu. Kimse belki de yasta olduğumu bile anlamayacak, ne iyi! Böyle olmalı ama... İnsanın kanından canımdan artık kimse kalmayınca, dünya bir anda umrunda olmuyor artık. Ben de o noktadayım. Hiçbir şey umrumda değil, tek istediğim bu acının azalması. Haa, bir de boşluk tabii... Her sabah ve akşam elim telefona gidiyor eskisi gibi... Ama artık cevap verecek bir annem yok öte tarafında hattın. Bir süre sonra elim de gitmeyecek telefona...
O şimdi önce gidenlerle buluştu. Ayşegülüm tutmuştur elinden, sarılm…

Tatil Dönüşü / 2 Doğanbey Günleri

Son yazımda, İstanbul'dan Bodrum'a diye yola çıkıp, nasıl bir türlü varamadığımızın hikayesine başlamıştım ki, bir çok yorum ve tebrik mesajı alınca, bir kere daha, asıl önemli olanın, varılacak yerden çok yapılan yolun kendisi olduğunu hatırladım. Aslında hepimizin pek çok kere, papağan gibi tekrarladığı özlü sözlerden biridir: Asıl YOL'un kendisidir MACERA! Gelin görün ki, yola çıkar çıkmaz unutuveririz bunu. Bir telaş kaplar hepimizi, içgüdüsel, bir an evvel varmak isteriz gidilecek yere. Kimileri utanmasa, tuvalet için bile mola vermeden, habire gaza basmak ister. Tatil günleri sayılıdır ve sayılı günler çabuk geçer ya, işte herhalde o yüzden olacak, herkes bir an önce denize kavuşmak ister. Oysa bizdeki durum çok farklıydı: Denize kavuşmak, kaygılarımız içinde en son sıralardaydı. Yolda "beraber" olmak, konuşup sohbet ederek etrafı dolaşmak, keşifler yapmak, fotoğraf çekmek, yemek içmek daha üst sıralarda geldiği için, acelesiz davrandık açıkçası. Ama ne de …

Tatil Dönüşü / 1

Ege'nin en güzel köşelerini gezip dolaştığım bir 10 günün sonunda, İstanbul biraz karmaşık geldi ama olsun, ne gam! İstanbul her dem güzel!
Kapıdağ'a Gidiş
Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, İstanbul'dan yola çıktık çıkmasına amma bir türlü varamadık menzile...Bodrum'a yani... Oysa, her tatil özlemi içinde yanıp tutuşan İstanbullu gibi biz de bir an evvel güneye inebilmek için, İDO'nun 08.30 Yenikapı-Bandırma feribotunda yerimizi ayırtmış, sabahın köründe evden çıkmadan önce yolda dinlenecek CDlerimizi bile paketlemiş ve sonunda, enerjik bir şekilde yola çıkmıştık. Her şey Bandırma'da feribottan inip de direksiyonu güneye kırmamızla başladı. Yol arkadaşımdan gelen soru şu oldu: Erdek'te kahvaltı fikrine ne dersin? Ne derim ki? Bayılırım! Gittik tabii ve denize nazır bir kahvaltıyı gövdeye indirdik. Fakat bizim "olayı" tetikleyen de zaten bu durum oldu. Bir kere çıktık ya baştan, bir daha eski halimize dönemedik. Konuşup gülüşerek kahvaltımızı …

Tatil Rehaveti

Bir tatil de böylece bitti...Şu anda Bodrum'dayım ama yarın sabah İstanbul'a doğru yola koyulmuş olacağız. Yaklaşık 10 gün süren müthiş bir tatil yaşadım. Hepsi Bodrum'da geçmedi tabii ki. Aslında en önemli kısımları benim masal ülkem DOĞANBEY köyünde geçti ve bir hayalim daha gerçeğe dönüştü. Sabah uyanıp, pencereden Büyük Menderes deltasını görmek! 4 sabah bu güzelliği yaşadım ve artık hayat benim için aynı değil! Ayrıntıları tatil dönüşü İstanbul'dan anlatacağım ... Tabii aslında işin en komik kısmı şuydu: İstanbul'dan yola Cuma sabahı çıkıp, Bodrum'a Çarşamba öğleden sonra ancak varmak! Bekleyen ve merak edip arayan insanlara günler boyu sürekli olarak "Yarın oradayız inşallah" dedik ve asla dediğimiz günde varamayıp kredibilitemizi bu sayede neredeyse sıfırladık ama bir de maceralarımızı anlatınca hep affedildik... Geçtiğimiz/uğradığımız/konakladığımız yerler: Erdek, Kapıdağ Yarımadası, Akhisar, Gölmarmara, Salihli, Bozdağ, Gölcük, Birgi, Ödemiş,…