Kayıtlar

Temmuz, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Türkbükü Manzaraları

Ömrümü bu şekilde geçirebilirmişim gibi geliyor. Yani böyle bir tepenin üstünden denize bakarak, kah kitap okuyup, kah yazılar yazarak... Doğanın seslerini, cırcır böceklerini ve rüzgarı dinleyerek. Ay büyürken seyrederek... Verandada oturup, dakikalar boyu hiçbirşey yapmayarak... Ama sayılı gün çabuk geçer, neredeyse sona ulaşıyoruz tatilimizde. Birkaç gün sonra her şeye rağmen çok sevdiğimiz devvv şehrimize geri döneceğiz ve hayat kaldığı yerden devam edecek. Çalışmaya başladığım seneden beri hayatımda ilk defa Temmuz ayında, üç hafta tatil yapma olanağım oldu. Hep özlediğim ve imrendiğim bir şeydi bu... Çok hoşuma gitti. Tabii bu tatilde en sevdiğim şey, otelde kalmıyor olmamız. Evde, kendi düzenimizde yaşıyoruz ve bu müthiş bir şey. Bundan sonra her yıl bunu gerçekleştirmenin bir yolunu arayacağım. İnşallah!!!
Bulunduğum yer meşhuuuuur! Türkbükü'ne çok yakın ama biz bir kere bile gitmedik oraya. Pek çok kez içinden geçtik arabayla ama durmadık bile. Koylarda müthişşş tekneler, …

Verandamdan ...

Tatil devam ediyor. Bodrum'dayım ama kaldığım yer, bütün kalabalıktan uzak, gürültü yok, hava aşağılarda ne kadar sıcak olursa olsun burada hep tatlı tatlı esiyor, muhteşem bir doğa parçasının göbeğindeyim, kaktüsler, agaveler, begonviller bir harika... Tam bir tepe üstü burası, bir yanımda Türkbükü'ne inen, diğer yanımda Gündoğan'a açılan koy var. Gece oldu mu uzaklarda, Didim Altınkum'un ışıkları görünüyor. Günbatımları bahçenin Batı köşesinden nefis seyrediliyor. Bugünlerde güneş tam denize dalıyor... En yukarıda, personel bir organik tarım köşesi yaratmış, rokalar, maydonozlar... Evin önündeki zakkumların üstünü hafif budayınca, hiç de fena olmayan bir deniz manzarası ortaya çıktı. Dolayısıyla verandada ders çalışırken, bir baş hareketiyle, denizin mavisini de görebiliyorum. Biliyorum, 09.00-18.00 çalışmak zorunda olan şehir tutsaklarına nispet yapar gibi oluyor bu yazdıklarım ama bir de şunu düşünün: 25 sene boyunca, yaz aylarının en sıcak zamanlarında en zor turl…

Tatil? Okuma Maratonu?

Resim
Tatil demek okumak demektir benim için. Evet tabii ki biraz deniz, biraz uyku ve güzel yemeğe de hayır demem ama öncelik hep okumaktadır.
Geçen hafta İstanbul'dan yola çıkmadan önce evde bir hazırlık yapıp okunacak 37 kitabı kenara ayırmıştım. Bunların çoğu, tatilde okunmak üzere seçip İdefix'ten son haftalarda getirttiğim kitaplardı. Sonra kitapların oluşturduğu yığına bakıp, kendimden utanmıştım. Olacak şey değildi! 20 günlük tatile 37 kitapla çıkılır mıydı? Bunun üzerine ben de oturup, bir eleme yapmıştım; daha doğrusu eleme yapmak zorunda kalmıştım: Bir tür Sofi'nin Seçimi hali! Hangi evladımı kurban edeceğimi bilememiştim uzun süre ama en sonunda 37 kitabın neredeyse yarısını evde bırakmayı başardım. Yani aramızda kalsın, yine de yanımda 20 kitap getirdiğimi söylemek zorundayım ve "Evet Sayın Hakim, Pişman Değilim! Yine Olsa Yine Yapardım"...
Günlük rutinim şöyle:
Sabah en erken 09.30 da uyanma, terasta kahvaltı ve gelen gazetelerin özellikle magazin eklerine…

Lance Armstrong Güzellemesi

Resim
Kahramanımdır...
Örnek alınası insandır.
Dünyanın en iyi sporcularındandır.
İnatçıdır.
Selesinin yüksekliğini milimetresine kadar kendi ayarlayacak kadar disiplinlidir.
Dünyanın en zorlu spor müsabakası olan Tour de France'ı, 7 defa üs üste kazanarak "gelmiş geçmiş en büyük bisikletçi" ünvanını sonuna kadar hak eden kişidir.
Bütün bedenini sarmış olan kanserle inatla savaşıp, onu yenendir.
İşte o hastalığı sırasında "öldü bu adam artık" deyip kendisini hasta yatağında terk edenlere ve de özellikle eski takımına inat, dünyanın en zorlu yarışını üst üste 7 kere kazanan mucizedir.
Zaferine inanmayıp onu kötülemek için "Bu adam kanser ilaçları sayesinde dopinglendi" diyenlere "Ben 1 Ocak sabahı Pirenelerde, kar altında antreman yapıyordum; ya siz neredeydiniz?" deyip, gülüp geçendir.
Sporu bıraktıktan 3 sene sonra, kanser konusunda farkındalığın arttırılması için yeniden Tour de France'a dönüp, yine de 3. olmayı başarandır. Bir sürü insan bunu ha…

Kitaplar, Kitaplar... Naçizane Tavsiyeler...

Yeni kitaplarım geldi. Tatilde okunacakları hazırlıyorum şimdiden. İnternetten araştırıyorum, buluyorum, işaretliyorum ve satın aldıktan sonraki o iki üç gün var ya, nefis bir bekleme sürecine giriyorum. Ha geldi, ha gelecek... İçinde ne olduğunu bilmeme rağmen, o paketi açma anı var ya, işte o inanılmaz! En sevdiğim an...
Bu seferki paketten çıkanlar:
Can Yayınları, Gerilim serisine başlamış. Ben bilmiyordum ya da farketmemişim geçen haftaya dek. Jasper Kent'in ONİKİ isimli bir romanını aldım. Napolyon'un 1812 yılında Rusya'ya yaptığı büyük sefer sırasında yaşananları anlatan, enteresen bir eser. Bütün Rus şehirleri yenilmiştir ve sırada da imparatorluğun kalbi Moskova vardır. Moskova'yı korumak için son çare olarak, sadece geceleri ve yalnız başına savaşan 12 efsanevi savaşçı çağrılır... ve olaylar zinciri böylece başlar. Tarih ve gizem iç içe...Biraz sayfaları karıştırdım, heyecanlandım...Jean Christophe Grangé'den ÖLÜ RUHLAR ORMANI diğer bir kurgu roman... Geril…