Kayıtlar

Şubat, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Arkadaşlar, sağlık ve yan gelip yatmak üzerine...

Resim
Benim hayatta iki arkadaşım var ki, bana kardeştirler...Aynı anne babadan olmayabiliriz ama benim "hayattaki en önemli insanlar" listemin en üst sıralarındaki isimler onlardır. Biri Tütü diğeri Pür... Biz üç dostuz, kardeşiz ve bu hayatta her ne yaparsak yapalım, hep beraber yaparız. Onlarsız bir hayatı düşünebilmem bile mümkün değildir. İşte bugün Tütü küçük bir ameliyat geçirdi. Üçümüz sabahın erken saatlerinden itibaren Acıbadem Hastanesi' ne taşındık ve klasik hastane ortamına uymayacak kadar neşeli bir gün geçirdik. Uzun zamandır bu kadar, sadece üçümüz olarak bir arada vakit geçirmemiştik. Her zamanki gibi planlar kurduk, kararlar aldık, sağı solu çekiştirip dedikodu yaptık ve güldük. Çok güldük:)) Fakat bütün bu yaptığımız tantana içinde asla kaçırılmaması gereken bir cümle vardı ki, bence hayatımızı özetliyordu. Tütü ayılırken söyledi ve üzerinde epeyce düşündük sonra: Ohh beee, sonunda sırtım yer gördü! Demek ki ne çok koşturmaca, ne büyük yorgunluk içindeymiş k…

Bir Sese Aşık Olmak

Seneler önce, daha çocukken, bir film seyretmiştim. Adını falan hiç hatırlamıyorum ama konusu aklımda kalmış olacak ki dün akşam aklıma geliverdi. Genç ve pek de güzel olmayan bir kadın, sahneye çıkıyor ve öyle güzel, öyle güzel şarkı söylüyordu ki, sanki etrafını bir nur sarıyor ve her gören ona aşık oluyordu. Bu genç kadının içten içe, umutsuzca aşık olduğu adam da , filmin sonlarına doğru, onu sahnede görüyor, dinliyor ve geri dönüşsüz biçimde aşık oluyordu. Neyse, konu aslında bu film değil. Konu, dün akşam İŞ SANAT' ın sahnesinden adeta bir fırtına gibi geçen JOSE CURA ve bizlere kısacık gelen o güzel konseri...Kulaklarımızın pası silindi, gözümüz gönlümüz açıldı ve insan sesinin ne kadar etkili bir enstrüman olduğunu bir kere daha gördük.
Program tanıdık, bildik ve çok sevilen aryalardan oluşuyordu. Ses gürül gürüldü. JoseCura hem karizmatik, hem sempatik hem de çok yakışıklıydı. Daha konserin ilk dakikasında avucuna almıştı bizleri. Seçilen parçalar içinde, Pagliacci'den…

Benim Oscar Ödüllerim

En iyi erkek oyuncu:
George Clooney- Michael Clayton

En iyi kadın oyuncu:
Cate Blanchett-Elizabeth:The Golden Age

En iyi yardımcı erkek oyuncu:
Javier Bardem-No country for old men

En iyi yardımcı kadın oyuncu:
Tilda Swinton-Michael Clayton

Ben ödüllerimi böyle dağıttım. Bakalım Akademi ne yapacak?
"En İyi Film" ödülünü veremiyorum zira bütün filmleri seyretmiş değilim ama sanırım çizgi film dalında "Persepolis" alır.
Diğer teknik dallar da pek fazla ilgilendirmiyor beni ama kostümde de "Elizabeth" alır bence.
Sabaha belli olur her şey nasıl olsa:))

Haftanın Konseri-José Cura

Resim
"Yeteneği, vizyonu ve mükemmeliyetçiliğiyle meslektaşlarından ayrılan, özel sesi duyulduğu andan itibaren belleklere kazınan, sahnedeki varlığı yüzyılları aşıp gelen yorulmuş karakterlere taptaze bir enerji getiren, bir şef olarak da şancılığında olduğu gibi müziği dramatik anlamından ayrı düşünemeyen, tutkuları ve işine bağlılığı sadece zekâsı ve insancıllığıyla yarışabilen bir insan... İşte José Cura böyle tanımlanabilir".


Bundan bir kaç sene evvel, çok sevdiğim bir arkadaşımın arabasında, harika manzaralar eşliğinde seyahat ederken duymuştum bu gürül gürül akan sesi ve çok etkilenmiştim. Kim bu diye sorduğumda "Placido Domingo'nun himayesinde, Arjantinli genç bir tenor" demişti arkadaşım. Ve gülerek eklemişti, "Seveceğini biliyordum".


Yarın akşam İş Sanat' ta, meşhur operalardan seçilmiş aryalardan oluşan bir program sunacak bizlere ve ben herhalde kendimden geçeceğim. Önce bir izleyeyim konseri, yorumları Salı'ya... Geçen hafta Sri Lanka&#…

Pazar "Brunch"larından nefret ederim!

Resim
Pazar günü yapılan toplu "Brunch"lardan nefret ederim! Çok yakın arkadaşların bir araya gelerek yaptığı samimi Pazar kahvaltılarından bahsetmiyorum burada! Yanlış anlaşılmasın. Benim nefret ettiklerim, son dönemlerde moda olmuş yerlerde, sabah kuaförden henüz fırlamış gibi görünen ama üzerlerinde bir kez bile spor yaparken kullanılmamış pahalı marka eşofmanlar ve taşlı-pırıltılı güneş gözlükleriyle salınan kadınlarla, onların içten içe birbirleriyle yarış içinde olan kocaları ve daha da beteri, zır zır ağlayıp bağıran sevimsiz ve şımarık çocuklarıyla, kraldan daha kralcı olan bakıcılarının gittiği, önlerinde sıra sıra jiplerin park ettiği yerlerde yapılan "Brunch"lardır. Kalabalıktır, gürültülüdür, gereksizdir... Garsonlar ortalıkta sinirli sinirli koşuşturur ama çaylar hep geç ve soğuk gelir... Menemen istersiniz, peynirli omlet gelir...Türk kahvesi istediğinizde, iki orta bir sade, bilirsiniz ki, ortak cezveden ne çıkarsa bahtınıza! Bir de o kadar yüksek sesle, g…

Düşünün!

Bir söz AFRİKADAN;

Batılılar geldiklerinde ellerinde incil, bizim elimizde topraklarımız vardı.

Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.

Gözümüzü açtığımızda ise bizim elimizde incil, onların elinde topraklarımız vardı.

Kenya Kurucu Devlet Başkanı

Acaba bu sözü bize, güzel ülkemize uyarlamaya kalksak, nasıl bir tablo çıkardı, hiç düşündünüz mü???Düşünün o zaman!

Güzel bir gün...

Resim
Son Peru ekibinden bir kaç kişi, tamamen plansız ve programsız bir şekilde bir araya geldik. Hava da çok güzeldi ve oturup caddede kahve içtik. Konuştuk, güldük, güldük ve sürekli güldük... Ne kadar güzeldi!
Aklıma şu düşünceler geldi onlarla birlikteyken: Seyahat etmek, kısa süre içinde son derece yoğun bir biçimde hayatı paylaşmak, yeni keşifleri beraber yapmak, 10 gün aynı otobüsün içinde aynı havayı solumak, kimi zaman aynı tabaktan yemek, bir meyveyi bölüşmek, aynı yere aynı anda bakmak ve aynı şeyleri görmek, aynı yolu beraber gitmek yani "yoldaş" olmak...Bunlar az buz şeyler değil...Sonunda da kimi zaman, tıpkı bizim Peru ekibimizle olduğu gibi, bitmemesini gönülden dilediğiniz dostluklar kuruluyor. Yol bitip de rutin hayata geri dönüşte bile, o insanlarla aynı noktada durduğunuzu görünce, o zaman anlıyorsunuz ki, gerçekten özel bir şey yakalanmış! Bugün ben bunu gördüm. Çok mutlu oldum. Bu tatlı insanlarla en kısa zamanda yeniden uzuuuuun bir yola gitmeyi çok ama çok …

Can Yücel...Baba yazmışşş...

Boş ver be yaşı başı!
Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
Sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna
Hem ona geçmezse kime geçer sözün ?..
Büyü büyü….
Bak ellerin ayakların kocaman,
Aklında maşallah yerinde,
E ne diye tutarsın yüreğine uçmasın diye.
Akıllı ol yüreğin gelir peşinden,
Boş ver yaşı başı,
Aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?
Takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
Atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü.
Öl gitsin…

Parayı pulu savurup,
Bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin,
Savrul gitsin…
Boş ver be yaşı başı,
Kim tutar seni kim,
Kendi yüreğinden başka kim?..
Aklını da al öyle git,
İster bir duvara, ister bir odaya,
ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini,
onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
Seveceksen ve öleceksen uğruna…

Yaşa be,
yaşa da öyle git,
gideceksen toprağa.
Yaş 70’e gelse bile,
hayat daha bitmemiş,
Sen mi bitec…

Dilek Başaran'a Özel Selam

Son bir kaç senedir severek çalıştığım acentam FEST'te, hem yoğun, yorucu ama hem de paylaşımı son derece yüksek bir çalışma ortamımız var. Oradaki herkes ÇOK seviyorum ama bu mesajı DİLEK istediği için, ona özel yazıyorum...Benden kendisine özel bir selam vermemi istediği için diyorum ki: Dileeeeek, selaaaaaaammmm!!!!
Nasıl olsa blog da benim, keyif de benim değil mi ??? İstediğimi yazarım...

Yamdrok Gölü

Resim
Her ne kadar artık Çin’ in bir parçası da olsa, Tibet kendine has kültürünü muhafaza eden olağanüstü bir coğrafya. Ortalama yüksekliği 4875 metre oldugundan, “Dünyanın Damı” da denen Tibet’ in başkenti Lhasa’ dan, yaklaşık iki saatlik bir yolculukla, iyice tepelere tırmanırsınız ve bu muhteşem gölün kenarında mola verirsiniz. Bölgede kutsal kabul edilen üç gölden biri olan Yamdrok, çorak dağların arasında, yeşil-mavi rengiyle büyüler sizi. Kimileri “Yeşim Göl” de der buraya. Tibetliler, bu gölün bir tanrıça olduğuna, kendilerini ve Budizm’ i koruduğuna inanırlar. Her yıl, ülkenin dört bir köşesinden gelen hacılar, 638 km2lik bu gölün etrafında, her üç adımda bir yere kapanıp secde ederek, gölü tavaf ederler. Yakınlardaki köylerde yaşayan insanlar, bu hacılara büyük hürmet gösterir ve onlara, içine yak sütünden yapılmış tereyağı ile tuz karıştırılmış çay ikram ederler. O yükseklikte rüzgar bile başka uğuldar kulaklarınızda ve bulutlar neredeyse kafanızı sıyırırken, içinizden siz de kut…

Neden Bhutan?

Resim
Neden Bhutan’ a Gideriz
Bhutan mı? Orası da neresi????
Eminim bir çok kere başınıza gelmiştir... Yolculuk planlarından konuşulurken, eğer siz, Bhutan’ a gitme niyetinizi açıklamışsanız, dinleyenlerden biri mutlaka bu soruyu patlatmıştır. Hatta kimileri daha da ileri gidip, şakacı bir ses tonuyla, “Ayy, nereden de buluyorsun bu acayip yerleri” diye de eklemiştir. Sizi bilmem ama benim başıma en sık gelen şeylerden biri bu! Hatta gittiğim yerlerin sıradışılığı öylesine meşhur ki, yakın çevremde ne zaman birileri uzak diyarlara gidecek olsa, ilk aranan kişi hep benim! Hem meslek icabı, hem de tamemen kişisel seyahat tercihlerim sayesinde, dünyanın en ilginç köşelerine gidip gezme fırsatım oldu. Kimi zaman uzak bir Endonezya adası, kimi zaman Himalayalar’ da unutulmuş bir dağ köyü ya da Avrupa’da dahi, ıssız bir kasaba bu gezilerim sırasında sayısız sürprizle karşılamıştır beni. Ancak bir yer var ki, orası bütün bu seyahatlerin içinde, en özel yer olma ünvanını benim için halen korumaktadır…

Bhutan Wangdi Dzong

Resim
Sevdigim karelerden biriyle selam vereyim dedim bugün. Bu fotoğrafı 2007 Kasım ayında, Bhutan' a yaptığım bir gezide çekmiştim. Gizemli bir 17 . yüzyıl manastırının iç avlularından birinde, sabahın çok erken saatlerinde geziniyorduk. Elimizde fotoğraf makinelerimiz, ne bulursak çekiyorduk. O heyecanımız içinde bu genç rahip de durmuş, üst kattan bizi sükunetle seyrediyordu. Elimdeki makine çok da profesyonel olmamasına rağmen, bir köşeden zoom yaparak, o hülyalı bakışı yakalamaya çalıştım. Haa bu arada unutmadan...Dzong ne ola ki diyenlere kısa bir açıklama: Dzong, Bhutan' da hem dini hem de idari merkez olarak kullanılan kale manastırlara verilen addır. Bhutan nasıl bir yerdir sorusunun cevabı ise daha sonra gelecek...












Cusco'da Bir Gezgin

Resim
Uçsuz bucaksız kupkuru çöllerin tam bittiği yerde sonsuzluğa uzanan Pasifik Okyanusu, göğe yükselen dev bir duvar gibi And Dağları, balta girmeyen ama maalesef buldozerlerin her gün girdiği Amazon Ormanları, görebileceğiniz en mavi göller ve en türkuaz gökyüzü... Üstüne biraz Machu Picchu gizemi, biraz Titicaca şaşkınlığı, biraz Nasca çılgınlığı, azıcık da Lima modernzimi... Peru!
Güney Amerika kıtasının bu her bir köşesi ayrı güzellikte ve özellikteki ülkesine yolum ilk düştüğünde, neyle karşılaşacağımı kitaplardan az çok okumuştum. Sırtımda çantam, cebimde oldukça sınırlı hesaplanmış bir bütçe ile neyi ne kadar yapabileceğimden pek de emin olamamıştım ilk indiğimde Lima’ya ama ilerleyen günler, bu ülkede iyi bir planlamayla, az bir bütçeyle de seyahat edilebileceğini göstermişti bana. Lima’da fazla oyalanmadan, hazır cebimde henüz param da varken, doğruca Cusco’ya uçmuştum. Önceliğim, en kısa zamanda İnkaUygarlığı’nın merkezi bu renkli şehirden kalkıp, tepenin eteklerinde zigzaglarla…

Peru' nun Son Fatihleri

Resim
Ocak ayının sonunda Peru' daydım. Yalnız değil tabii ki... Beraberimde 30 süper insan vardı ve geçirdiğimiz günler içinde, nasıl bulunmaz dostluklar kurulduğunu bir bilseniz, sizler de şaşarsınız.


Keşif ve macera duygusuyla yola çıkmış bu ekip, daha ilk dakikalardan başlayarak, birbirine kenetlendi. Başkent Lima, İnkalar' ın eski başkenti Cusco, gizemli Machu Picchu ve dünyanın ulaşıma elverişli en yüksek gölü Titicaca' yı içeren harika bir yolculukla, unutulmaz hatıralar ekledik öncekilere.

Yağışlı mevsim olmasına rağmen, hava şartları her ziyareti rahatlıkla yapmamıza yardım etti. Islanmadık, üşümedik ve büyük keyif aldık.

Peru' ya gitmek isteyen her gezginin kafasını kurcalayan en büyük soru "Yükseklik Hastalığı" dır. Kitapları ya da internet sitelerini açıp okuduğunuzda karşınıza o kadar çok şey çıkıyor ki, insan ister istemez biraz çekiniyor. Bizim ekipte, biraz baş ağrısı ve azıcık nefes darlığı dışında hiç bir sorun yaşanmadı. Yaşanan tek ciddi sağlık sor…

Sri Lanka Dönüşü

Resim
Dün akşamüstü Sri Lanka' dan döndüm. Otuz derecelik, nemli bir tropikal sıcağı ardımda bırakıp, İstanbul'un buzzz gibi havasina inince, hem içim, hem bedenim, hem de ruhum üşüdü.

Sri Lanka yemyeşil bir ada, her bölgesi ayrı güzel... Hatta o kadar muhteşem ki, ünlü gezgin Marco Polo, dünyanın en güzel adası demiş Sri Lanka için. Arap tüccarlar bu adanın zümrüt rengi güzelliğinden etkilenip, ismini Serendip koymuşlar. "Bir güzelliği ararken, beklenmedik başka bir güzellikle karşılaşıp, derin bir mutluluğa erişme" anlamında, İngilizce Serendipity kelimesinin de kökü olmuş bu gizemli isim. Bunları düşünürken, aklıma geçen sene FEST için yazdığım yazılardan biri geldi. Dünyanın sevdiğim adaları hakkındaydı bu yazı ve bir bölümünde de Sri Lanka' dan bahsetmiştim. Onun bir kısmını buraya alayım hemen:

Beni etkileyen bir başka ada ise, Sri Lanka’dır. Her ülkenin bir rengi olsa, Sri Lanka’nınki yeşil olurdu kesinlikle... Hayatımda yeşilin bu kadar çok çeşidini daha önce hiç…

İlk Merhaba

Merhaba,

Ben İko...Arkadaşlarım bana böyle der ve ben de bu isme o kadar alıştım ki, gerçek adımla seslenildiğinde neredeyse dönüp bakmıyorum bile...

Profilimden kim olduğumu, ne iş yaptığımı ve bunun gibi temel bazı konulardaki bilgileri alabilirsiniz, o yüzden burada tekrarlamayacağım.

Peki bu blog nereden çıktı?
Aslında bir internet sitesi hazırlamak ve o siteyi yazılarımla, fotoğraflarımla beslemek fikri vardı kafamda ama nedense bir türlü hayata geçirememiştim. Sanki biraz gözüm korkuyor gibiydi. Teknolojik konularda pek de parlak olmadığım gerçeği göz önüne alınırsa, bu konuda çekingen olmam da doğaldı. Yine de yaptıklarım, gördüklerim o kadar renkli ve paylaşmaya değer ki, bunları heba etmek de içime sinmiyordu. Üstelik, seyahatlerim beni sürekli dünyanın değişik köşelerine taşıdığı için, fazla zahmete girmeden kısa süre içinde, pratik bir şekilde gördüklerimi ve yaptıklarımı ortaya koymak, arkadaşlarımın ve belki de meraklıların beni takip etmelerini kolaylaştırmak istiyordum.
Uzun…