Bach'ın İzinde Almanya







Neredeyse bir haftadır Almanya' dayım ve bir saat boş vakit bulup da blogu güncelleyecek fırsatım olmadı. Turumuzun çok yoğun olması, hemen her akşam bir etkinliğe katılmamız, gün içinde benim kendimi kaybederek sabahtan akşama kadar konuşup akşam saatlerinde bitap düşmem ve bayılıp uyumam sebebiyle bugüne dek hiç bir şey yazamadım. Ama kısaca bir özet geçmek gerekirse, şunu söyleyebilirim: Tur harika, Almanya güzel ve gruptaki insanlar daha da güzel. FEST tarihinde bir ilk yaşanıyor bu turda...İlk defa bir grup benimle birlikte 35 kişi...Bilenler bilir, bizim en kalabalık turumuz, en fazla 32 kişi olarak kapanır. Ama bu turda, o kadar çok insan bekleme listesinde ki, bu seferlik 35 kişi olarak yollara düştük.



Grubumuzun yaklaşık yarısı, daha önce benimle yolculuk etmiş kişilerden oluşuyor. O yüzden ben kendimi neredeyse aile ortamında hissediyorum. Ama bir de şu tarafı var işin: Bu insanlar bana güvenerek yola çıktıklarından, onlara mahcup olmamak için kendimi uçan kuştan sorumlu hissediyorum ve bu da beni ekstra yoruyor. Zira kafam her saniye, durmadan çalışıyor. Hep iki, üç adım sonrasını hesaplıyorum ve bazen kendimi satranç oynuyormuşum gibi hissetmeme yol açıyor bu durum. Şikayetçi değilim çünkü yüzlerde okuduğum memnuniyet, herşeye değiyor.



Gelelim genel tabloya...



İlk durak Berlin oldu ve her gün harika müzeleri dolaşıp, akşamları da opera ve konserlere koşturduk. Gün içinde nefessiz gezip duran bizler, akşamüzerleri otele aceleyle dönüp, sanki o kadar yorulan biz değilmişiz gibi, şıkır şıkır giyinip, opera ve konser salonlarına taşındık her akşam.



Bu sene izlediğimiz eserler arasında, Donizetti'nin Aşk İksiri, Wagner' in Tannhauser' ı ve Puccini'nin Tosca' sı vardı. Bunlar işin Berlin ayağındaydı. Dresden'deki Semperoper' in muhteşem binasında ise, Giselle ve Bach' ın 1. Piyano Konçerto'su üzerine oluşturulmuş "A Million Kisses To My Skin" isimli bale gösterilerini izledik.



Konserlerde ise, Berlin Filarmoni' nin efsanevi salonunda, Federal Gençlik Orkestrası' ndan Brahms 'ın 3. Senfoni' sini dinlemek çok güzel oldu. Gençlerden yükselen heyecan, hepimizi etkiledi.



Benim favori konser hatıram ise, Leipzig Gewandhaus Orkestrası' nın, kuzeyli bestecilere ayrılmış konserinde çalınan, Sibelius 2. Senfoni oldu. MUHTEŞEMMMMDİ!!!



Şehirler içinde ise benim favorim yine Weimar oldu. Geçen sene burada kalamamıştık ama bu sene kaldık ve çok da güzel oldu. O kadar harika bir yer ki, inanın şehirde yürürken bülbülleri dinliyorsunuz. Olmaz böyle bir şey yaa... Parklar, bahçeler, Goethe ve Schiller' in kıymetli anıları...Ben mutlaka Weimar' da en az iki gece kalmalıyım... Her seferinde doyamadan ayrılıyorum. Aslında benzer duyguyu Bach' ın doğum yeri Eisenach' ta da yaşıyorum. Mutlaka orada da kalıp, Wartburg Şatosu' nu görmeliyim.



Bir hafta boyunca, Bach' ın hayatını adım adım izledik, bol bol müziklerini dinledik ve bu akşam da Erfurt' a geldik sonunda. Yarın dönüşe geçiyoruz. Sabah önce Erfurt' ta rehberli bir gezi yapacağız ve ardından Frankfurt' a devam edeceğiz. Akşam uçağıyla İstanbul' a dönüyoruz.



Ertesi gün ise ben Bosna Hersek ve Hırvatistan'ı içeren bir tura devam edeceğim hemen. Oradaki akşam tempomuz daha sakin olacağı için, belki daha rahat ve sık güncelleme yapabilirim.









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf

Bodrum Haikuları