İçimden Geldiği Gibi...

Can dostum Tütü'nün bir lafı vardır: Yıl bitti!!! Ama bu lafı yılın sonunda değil, yılın ilk haftasının sonunda söyler ve aslında ona kızsam da, içten içe haklı olduğunu da bilirim. İnsan hacı bekler gibi bekler yeni yılı. Planlar yapar, sözler verir... Sigarayı bırakacağım, saha çok spor yapacağım, rejime başlayacağım, daha çok su içeceğim v.s v.s... Sonra yılbaşı gelir, bir patırtı bir gürültü içinde geçer o meş'um gece ve hoop 1 Ocak sabahı uyanırsınız. Her şey genellikle eski tas eski hamam olmaya adaydır. Sanırsınız ki, o ulvi 1 Ocak sabahı kafanıza bir taş düşecek ve verdiğiniz bütün sözleri tutmaya, aldığınız bütün karararı uygulamaya başlayacaksınız. Yok öyle şey! Değişen HİÇ-BİR-ŞEY YOKTUR!
Ondan sonra yılın ilk çalışma haftası yaşanır. İş arkadaşlarıyla ofiste buluşulur, sohbet muhabbet...Yılbaşınız nasıl geçti? Şahaneydi, süper eğlendik diyen pek çıkmaz. Zorlama ortamlar sıkmıştır insanları ve herkeste bir ağırlık vardır nedense: Amaan işte nasıl olsun? Yedik içtik... TV seyrettik, oniki olunca kapıda nar kırdık, kendimizi sokağa attık, dans ettik... Falan filan...Olan olmuştur aslında ve beklenen yılbaşı gecesi bitmiş, yerine yeni bir yıl başlamıştır. Tarih atarken ilk haftalar biraz zor olur. Bir süre 2010 yazmaya devam eder herkes. İlk haftanın sonunda o da biter ve Tütü'nün dediği gibi, yıl biter. Daha ilk haftanın sonunda...
Bir şeye başlamak bitirmenin yarısıdır derler ya, aslında her şey için geçerli galiba bu. Yıl başladığı gibi akıp geçiveriyor. Ben anlamıyorum nasıl bu kadar hızlı akabiliyor günler. Tabii aslında benim yaptığım iş, bu hıza sonsuz katkıda bulunuyor ama bu kadar da hızlı akmaz ki! Akmamalı yani...
Neyse... Diyeceğim o ki, bu sene için öyle cafcaflı sözlerim yok. Kararlar almadım...Yani daha fazla kitap okumak, yazılarımı daha sistemli yazmak, arkadaşlarımla daha fazla bir arada olmak ve yazın tatil yapmak gibi şeylerin dışında bir şey istemiyorum. Turlarım neşe ve sağlık içinde geçsin ve katılan gezginlerin hayatlarında bir fark yaratabileyim...Bu da çok önemli... Beni ben yapan şeylerin başında geliyor.
Aslında kitabımı bitirmek en büyük amacım... Verba Volant Scripta Manet! Eskiden kitap yazan bir arkadaşıma şöyle demiştim: Kitap yazmak insanı ölümsüz kılar. Nitekim, bir süre sonra artık raflarda satılmasa da, birilerinin kitaplığında, sahafların tozlu köşelerinde, kütüphanelerde, ya da sanal ortamda var olmaya devam ederler. Bu da ölümsüzlüğe bir adım daha yakın olmak değil midir? Hayır, ölümsüzlüğe takılmış değilim tabii ki. Her şeyin geçiciliğini biliyorum. Ama yine de benden bir şeyler kalması fikri hoşuma gitmiyor değil. Bu da benim zayıf yönlerimden biri...
Sabah erkenden uyanıp, gün doğmadan bilgisayarımın başına oturmayı seviyorum. Ağaran günü izlemek, gökyüzünün renklerini seyretmek ve yavaş yavaş hareketlenen sokağı dinlemek hoşuma gidiyor. Gece insanı değilim ben ama "sabah erken saatler" insanı olduğum kesin! İşte her gün bu saatlerde oturup, yazılarımı sistemli olarak yazsam, birkaç ayda toparlarım kitabımı. Tembellik ediyorum, motivasyona ihtiyacım var.
Bu yıl epeyce yoğun geçecek benim için. Yine de geçen seneki 200+ gün olmayacak. Biraz fren yapmaya, yavaşlamaya ihtiyacım olduğunu beraber çalıştığım insanlara, dostlara anlatabildim. Anlayışla ve olgunlukla karşıladılar. Verimli ve mutlu olabilmemin yolunu birlikte keşfettik... Şimdi kendimi daha rahatlamış ve sakinleşmiş hissediyorum. Bir ara epeyi paniğe kapılmıştım. Yeterince dinlenemeyeceğimden, gevşeyemeyeceğimden ve pillerimi şarj edemeyeceğimden korkmuştum ama bu korkum artık geçti. 2011 sanırım mesleki açıdan bana çok şeyler katacak bir yıl olacak.
Yenilikler var: Şubat'ta Rajastan. Nisan başında New York! Tam bir hafta konser, opera ve müze! Mayıs ayında Almanya Leipzig'de Mahler Haftası! Üst üste iki grup ve her akşam dünyanın en iyi Mahler yorumlayan orkestralarından konserler... Haziran'da yine aynı şehirde Bach Haftası ve bu sefer kilise konserleri ve barok müzik... Temmuz ayında İNŞALLAH yeniden İzlanda! Geçen sene adını asla ezberlemeyi düşünmediğim o yanardağın kurbanı olmuştuk, gidememiştik. Çok üzülmüştüm. Aralık'ta Güney Hindistan, Faruk Pekin'den devralıyorum. Büyük onur! Sonra tabii ki klasikleşmiş turlarım: Peru&Bolivya, Nepal-Tibet-Bhutan, Endonezya, Tayland&Myanmar, Verona Opera Festivali... Bir de bu sene artık son defa yapıp başka tur lideri arkadaşlara devredeceğim turlar var: Hırvatistan, Balkanlar. İskandinavya'yı devrettim zaten... Üzülsem de yapmam gerekiyordu! Kendi ruh ve beden sağlığım için! Belli ki hareketli ve hızlı akacak bir sene bekliyor beni. Önemli olan, sağlık ve neşe içinde akması ve her daim huzurda olmam!
Amacı olmayan, öylesine bir yazı bu... Tam da etiketlendirdiğim gibi yani. İçimi dökme, derdimi anlatma, kendimi onaylama ve onaylatma, afferin sana diyecek yandaşlar toplama ve okudukça kendimi anlama yazısı...
İçimden geldiği gibi...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf

Bodrum Haikuları