27 Haziran 2011 Pazartesi

Yaz Durumları - Yaz Kitapları

Yaz benim için de -literally- başladı. Dün akşam 3 gece 4 günlük minik bir tatilden geri döndüm. Yakın dostlarım Didi-Şebo-Saadet üçlüsüyle, Çeşme'ye gittik. Daha doğrusu gitmeyi başardık! Aylar öncesinden uçak biletlerimizi aldık, yerlerimizi ayırttık ve mızıkçılık yapmadan GİTTİK! Konaklama mekanı Çeşme Sheraton oldu ve aslında eğer bu kadar kalabalık olmasaydı daha da iyi olurdu ama yine de dostlarımla birlikte olup, sahilde, kendimi rüzgara verip sadece tembellik yapmak çoook hoşuma gitti. Yalnıııızzzz...Aklım ve gönlüm ALAÇATI'da kaldı! Nefissss bir yer! Eylül'de gideceğim ve bir kaç günü orada geçireceğim.
Geçen hafta yazdıklarıma dönecek olursam:
Çalışma hayatımın -herhalde- ennn kapsamlı, en hareketli ve en yorucu dönemini geride bıraktım. Kendimi her anlamda çifte maraton koşmuşum gibi hissediyorum. Bu maratona başlarken en büyük dileğim, görevlerimi layıkıyla yerine getirip, kimseye ve en çok da kendime mahcup olmadan Haziran sonuna ulaşmaktı. Mahcubiyet ne kelime?! Herşey çok çok iyi oldu. Birbirinden özel turlar yaptım, inanılmaz şeyler yaşadım, hayatta sadece bir kere tanık olunabilecek nitelikte sanat aktivitelerine dahil oldum ve bütün bunlar beni biraz daha büyüttü. Hayata bakışımda -gerçekten- inanılmaz değişimlerin olduğu bir yıl yaşadım. Kendimi her anlamda çok daha donanımlı ve çok daha olgunlaşmış hissediyorum. Daha dengeli, daha merkezde ve çok daha AN'da kalmayı başaran bir insan oldum artık. Özellikle son bir kaç aydır sürdürdüğüm NEFES TERAPİ'lerinin bundaki etkisi tartışılmaz...Önce BEN demeyi öğreniyorum. Maskeyi önce kendime sonra başkalarına takmayı öğreniyorum diğer bir deyişle, ki itiraf etmem gerekirse, bu 43 yıllık hayatımda, hiç deneyimlememiş olduğum bir şeydi. Önceliklerimi değiştirdim. Bu da müthiş bir büyüme duygusu kattı bana...
Beni en çok üzen şey memleketin durumu ama anlaşılan o ki çoğunluk son derece memnun. O zaman benim de bu durumda yapabilecek bir şeyim kalmamış oluyor. Seçimlerden sonra yazdığım yazıya çok fazla yorum geldi. Kimileri bana katılırken, kimileri çok ağır konuştuğumu/yazdığımı söyledi. Ben söylediklerimin/yazdıklarımın arkasındayım. Üzülüyorum. Kızıyorum. Memleketimi seviyorum ama bu memlekette yaşayanlarla ortak paydamın neredeyse hiç kalmadığını görüyorum. Bu memlekette yaşayanların büyük çoğunluğu artık son derece bencil, acımasız, güçlünün yanında olup güçsüzü ezen, para için ruhunu satan, gösteriş budalası, küstah ve kaba bir güruha dönüştü. Ben ve benim gibiler eziliyoruz arada ve ne yazık ki hiç kimse benim ve benim gibilerin hakkını savunacak beceride değil! Ben AYNI BAĞIN GÜLÜ değilim...Öteki bağın güllerini kim koruyacak?
Neyse...Bir daha bu konuya değinmek istemiyorum...
Turlarım yavaşladığı için artık yaz okumalarıma da başladım:
Elimdeki kitaplar birikti...Hem Türkçe hem İngilizce okuyorum her zamanki gibi. Konular daldan dala atlıyor yine her zamanki gibi...Ufak bir liste yapacak olursam:
1- Murathan Mungan "Şairin Romanı"... Henüz başlamadım ama en keyifli okumam olsun diye hard cover olanından ısmarladım ve İdefix'ten geldi geçenlerde. Şöyle bir göz gezdirdim sayfalar arasında, HARİKA! Sanırım Mungan'ın en önemli kitaplarından biri olarak anılacak seneler sonra da...

2- Enis Batur olmadan bir okuma dönemi olur mu? Olmazzzz...Dolayısıyla bir minik okuma keyfi de oradan geliyor haliyle: 60 mm Dizüstü Meşkler ve İçcep Meşkleri... Evet, kitabın adı bu! Bazıları bir sayfa, bazıları bir paragraf ama hepsi de derinleştikçe derinleşen denemeler. Bayılırım denemelere zaten...Bir kısmını okudum. Bir kısmını da keyfi uzatmak için sonraya bıraktım. Her zamanki gibi en sevdiğim yazar, en sevdiğim yazın kişisi Enis Batur!
3- Veee bir günlük var listemde: Rainer Maria Rilke'den "Floransa Günlükleri". Sevgilisi'nin teşvikiyle 1898 yılında Floransa'ya giden Rilke, her yeri karış karış gezmiş ve gördüklerini de sevgilisine notlar şeklinde deftere aktarmış. İşte en sevdiğim bir başka tarz olan seyahat notları bunlar. Ama öyle sıradan notlar değil. Heykeller, tablolar ve diğer tüm sanat eserleri hakkında yazılmış müthiş notlar ve kişisel gözlemler. Bunları derleyen kişi Rilke olursa, okumamak benim açımdan imkansız olur doğal olarak...Kitap yazı masamın sağ köşesinde, Mungan'ın kitabının üstünde açılmayı bekliyor.
4- Daniel Wallace'ın "Büyük Balık"ı film olarak da çok sevmiş olduğum bir hikaye idi. Kitabını da okumak istiyordum ne zamandır. Dün gece tatilden gelir gelmez okumaya başladım. Neredeyse 1/3'ü bitti bile ve nefis bir seçim yapmış olduğuma bir kere daha inandım. Büyülü bir hikaye, büyülü bir atmosfer ve büyüleyici bir ana karakter var kitapta. Bunu herkese öneririm.
5- Dalai Lama'nın orta boy bir hard cover kitabı bir süredir orta sehpanın üstünde beni bekliyor: Becoming Enlightened...Aydınlanmak! Nasıl olur, ne zaman olur bilemiyorum ama bu arayış içinde uzun zamandır debeleniyorum. Kendimle uğraşıyorum ve içime dönmek için her fırsatı değerlendiriyorum. Belki seneye...Biraz daha yavaş bir tempo ile çalıştığım sürece girdiğimde, bu konu ile daha fazla ilgilenme fırsatım olacak.
Evet, yaz benim için de başladı. Kitaplarım bir yanda, sevdiklerim etrafımda...Bir de resim için zaman ayırabilirsem, işte o zaman daha da keyifli olacak her şey.
Haa unutmadan! Osman bana harika bir fotoğraf makinası verdi: Bir CANON G 10... Yavaş yavaş fotoğraf çekmeye de başlayacağım artık. Bu konuda her türlü bilgi, öneri ve yoruma açığım. Yardıma da tabii...
Bu şartlar altında bana başka söyleyecek söz kalmıyor: YAŞASIN YAZ!!!

Hiç yorum yok: