31 Ocak 2013 Perşembe

Salzburg Mon Amour -3-


  • ·      Mozart Haftası’nın bu yılki sanat direktörü, ünlü Fransız şef Marc Minkowski. Les Musiciens de Louvre Grenoble adlı müzik topluluğunun da kurucusu olan Minkowski, Salzburg sahnelerinin çok yakından tanıdığı bir isim. İlk olarak 1996 Salzburg Yaz Festivali’nde, Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma operasını yönetmek üzere davet edilmişti. O günden beri, Salzburg’la olan bağları, çeşitli vesilelerle iyice güçlendi ve Minkowski hemen her yıl, hem yaz festivalinde, hem de Ocak ayındaki Mozart Haftası’nda, mutlaka bir eser yönetir oldu. Hatta kendi sözlerine bakacak olursak ‘’ her yılın başında, Mozart Haftası’nda bulunmak, benim için bir yeni yıl ritüeline dönüştü’’.  Nitekim geçtiğimiz yıl boyunca verdiği her demeçte, bu yakınlıktan bahseden ve Salzburg’da bulunmanın, kendisi için adeta bir aile ortamında bulunmak manasına geldiğini söyleyen Minkowski, bu yılki festivalde, kendi tarzını iyice hakim kılmış durumda. Mozart’ın müziği tabii ki her zaman olduğu gibi, merkezde duruyor ama bu yıl kuvvetli bir Fransız etkisi de yok değil. Salzburg’un ünlü gazetesi Salzburger Nachrichten, iki gün önce yazdığı gibi, Frankofon bir MOZARTWOCHE diye tanımlamış bu seneki festivali. Peki neden mi? Öncelikle Ravel, Poulenc, Bizet, Camille Saint-Saens’in eserleri, en az Mozart eserleri kadar yoğun programda. Ayrıca Fransız şefler Minkowski, Louis Langree, George Pretre, Fransız oda müziği toplulukları Les Vents Français, Quatuor Diotima, Fransız solistler Pierre-Laurent Aimard, Pascal Gallois, Claire-Marie Le Guay ve burada adını sayamayacağım kadar çok prodüksiyon görevlisi, festivaldeki Fransız etkisini güçlendiriyor. Ayrıca bu yıla özgü bir başka durum daha var: Konser salonlarında, geçtiğimiz senelerde görmediğimiz kadar çok sayıda Fransız müzikseverle karşılaşıyoruz. Mozart’ın Şehrine Fransız Çıkartması diye konuşuluyordu geçen gün, şehrin ünlü restoranı Triangle’da… Hissediliyor gerçekten.
  • ·      Viyana Filarmoni Orkestrası, her yıl olduğu gibi, festivalin merkezindeki orkestralardan biri. İlk defa Mozarteum Vakfı tarafından 1877 yılında davet edilmişler Salzburg’a. O konser, Viyana Filarmoni’nin Viyana dışındaki ilk konseri olmuş aynı zamanda. İşte o yıldan beri, Salzburg şehri, ünlü orkestra ile, yıl boyunca sık sık buluşuyor. Her yıl, Mozart Haftası etkinliklerinde 3 önemli konser veren Viyana Filarmoni’yi bu sene, üç değişik şefin batonu altında izliyoruz. Bu konserlerden ikisi bitti, sırada George Pretre’li konser kaldı. İlk Viyana Filarmoni konserinde, Venezuellalı ünlü şef Gustavo Dudamel vardı. Solist olarak da, Portekizli piyanist Maria Joao Pires çıktı sahneye. Bir önceki gün buzda düşmüş ve bacağını incitmiş olduğundan zorlukla yürüyordu ama yine de piyanonun başına geçtiğinde, o küçücük kadından bir dev çıktığına şahit olduk. Bu yılın Wagner’le olan malum ilişkisi, konser programında da kendini gösterdi. Açılış parçası, sanatçının, oğulları Siegfried’in doğumu üzerine, karısı Cosima için bestelediği bir tatlı bir melodiydi. Ardından Dudamel’in eşliğinde, seke seke, Pires geldi sahneye ve Mozart’ın en çok icra edilen yapıtlarından 20 No’lu Piyano konçertosunu dinledik. Dinmeyen alkışlardan anladım ki, bazı müzikler insanın kalbine dokunuyor ve insan bin kere de dinlese, bıkmıyor. Seslendirilen üçüncü yapıt, Mozart’ın KV 320 sayılı eseri olan Posthorn Konçetrosu oldu. Posthorn, eskiden arabacıların ve postacıların kullandıkları türden bir tür kornoymuş. Bugün Avrupa’nın pek çok ülkesinin posta servisi, bu enstrümanı sembolleri olarak kullanıyor. Mozart bu tarihi enstrüman için bestelediği serenat dinleyicilerden çok alkış aldı.
  • ·      Viyana Filarmoni’nin ikinci konserini genç şef Teodor Currentzis yönetti. Yunan kökenli olan Currentzis, St. Petersburg Konservatuarı’nda, Valery Gergiev’in de eğitmenlerinden olan  İlya Musin’in öğrencisi olmuş. Günümüzün etkili genç şeflerinden olarak kabul ediliyor. Bu festivalde Viyana Filarmoni Orkestrası’nı ilk defa yönetti. İlk eser,  ilginç bir uyarlama oldu. 1974 doğumlu Avusturyalı besteci, Johannes Maria Staud, Mozart’ın KV 475 sayılı eserini, büyük orkestra için yeniden düzenlemiş.. ‘’Uyarlama riskli bir şeydir’’ derler. Ancak, Staud bu riskleri cesurca göze almış ve Mozart’ın ruhunu, 21. Yüzyıla taşıyan çok kuvvetli bir yapıt çıkmış ortaya. Son eser ise, Mozart’ın 36. Senfonisi olan Linz Senfonisi oldu. Bu senfoninin de ilginç bir yönü var. Mozart Salzburg’dan Viyana’ya giderken uğrayıp misafir edildiği Linz şehrinde, beklenmedik bir şekilde, biraz da teşekkür mahiyetinde, bir konser vermek durumunda kalır. Babası Leopold Mozart’a yazdıklarına göre beraberinde hiç bir senfonisi bulunmamaktadır. Kısacası hazırlıksız yakalanmıştır. Ama dert mi? Yine Mozart’ın babasına yazdıklarından öğreniyoruz ki, başdöndürücü bir hızla yeni bir senfoni bestelemektedir. Bu mektubun tarihi 31 Ekim’dir ve konserin verileceği gün 4 Kasım’dır. Yani Mozart’ın sadece, iyimser hesapla 5 günü vardır… Neticede ortaya son derece yoğun ve dramatik bir senfoni çıkar.
  • ·      Dikkat çekici konserlerden biri Fransız Les Vents Français topluluğunun Mozarteum Büyük Salon’da verdikleri sabah konseri oldu. Fransız kökenli ya da Fransa’da eğitim görmüş sanatçılardan oluşan ekibin kurucuları arasında ünlü flüt sanatçısı Emmanuel Pahud ve piyanist Eric Le Sage var. Öncelikleri nefesli sazlar için bestelenmiş eserleri tanıtmak olan topluluk, ilk olarak 2007 yılındaki Mozart Haftası’nda sahneye çıkmış. Bu yıl, Poulenc, Ravel ve Mozart kesişmesi denebilecek nitelikte bir program sundular. Bu müzikal etkileşimleri, birbiri ardına dinlemek çok hoş bir  deneyim oluyor her seferinde.
  • ·      Mozart Haftası 2013’ün operası olarak Mozart’ın ikinci opera seria’sı Lucio Silla seçilmiş. Üç defa sahneleniyor eser. Rolando Villazon, Roma diktatörü Sulla olarak sahneye çıkıyor. –Bu cümleleri yazarken, oturduğum kafeye dün akşam Viyana Filarmoni’yi yöneten Teodor Currentzis girdi-. Olga Peretyatko, Sulla’nın aşık olduğu ve ele geçirmek için her türlü şeyi denediği güzel Giunia rolünde Salzburg’u kendine hayran bıraktı. Ancak, bir haftadır herkesin esas konuştuğu kişi, ne Peretyatko ne de Villazon! Herkes Fransız mezzo soprano Marianne Crebassa’yı konuşuyor. Genç sanatçı, hem beden diliyle, hem sesinin güzelliği ve rengiyle, hem de etkileyici fiziğiyle bu yılki Mozart Haftası’nın yıldızı oldu. Yarından sonra Lucio Silla son defa sahnelenecek ve sonra yaz festivalinde, yine sahnelere dönecek. Olur da yolunuz buralara düşerse, mutlaka denk getirin ve bu prodüksiyonu kaçırmayın.
  • ·      Biraz da magazin: Geçen sabah, otelimde, erken saatlerde, piyanist Maria Joao Pires ile karşılaştım. Kendisine Portekizce selam verip de hatırını sorunca, etkilenip, ‘’Beraber kahvaltı yapalım mı?’’ dedi. Önceki günün düşüşü epeyce canını yakmış ama biraz daha iyiymiş. Ülkesinde politik sebeplerle, çok zorluklarla boğuşmak zorunda kalan Pires, artık Belçika’a yaşıyormuş. Brezilya’da da bir evim var dedi. Dereden tepeden sohbet ettik ve devamını, festival için İstanbul’a geldiğinde yapmak üzere sözleştik.
  • ·      Fransız şef Louis Langree ile geçtiğimiz yıllarda tanışmış ve sahne arkasında sohbet etme imkanı bulmuştum. Bu yılki Camerata Salzburg konserinden sonra, yine sahne arkasına geçtim ve kısa da olsa konuştuk. Langree, geçtiğimiz yıl Camerata’nın başına geldi ve artık daha da meşgul. Amerika sahnelerinde de özellikle operalar yönetiyor ve ayrıca New York Mostly Mozart Festivali’nin de direktörü. Dedi ki, az kalsın İstanbul’a da geliyorduk ama ne oldu anlayamadım, her şey bir anda iptal oldu. Kimdi, neydi fazla bilgi vermedi ama içimden keşke gelebilselerdi diye geçirip durdum. Bir de güzel bir haber paylaştı benimle: Geçen hafta çok meşgul ve heyecanlıydım. Her şefin hayatındaki en büyük hayallerden birini gerçekleştirdim. Louis Langree gibi bir çok ünlü sanat kurumuyla haşır neşir olan bir şefin hayali ne olabilir diye düşünürken cevap geldi: Berlin Filarmoni’yi yönettim! Demek ki kim olursanız olun, hayaller asla tükenmiyor. Belki de insanı canlı tutan şey bu!
  • ·      Cecilia Bartoli’nin sanat direktörlüğünü yaptığı Pentecoste Festivali’nin biletleri, neredeyse tükenmiş durumda. Mozart Haftası’yla direkt alakası olmasa da, sanat çevreleri tarafından mesken tutulmuş mekanlarda en çok konuşulan şeylerden biri de bu konu. Bartoli’nin liderliğiyle, farklı bir kimliğe bürünen festival, bu sene başta Gergiev’li Mariinsky Theatre olmak üzere, pek çok ünlü ismi konuk edecek. Bartoli de Bellini’nin Norma’sıyla sahnede olacak.
  • ·      Salzburg’da hava bu yıl daha güzel ve insaflı. Geçen yılın eksi yirmilerde dolanan soğuklarından sonra, bu yılın nispeten daha ılık, yağmurlu ve kimi zaman da güneşli havaları, festival ruhunu daha da ateşlendiriyor. Hoş, kar altındaki Salzburg da çok güzel ama kış güneşiyle selamlaşmak da insana iyi geliyor.


Hiç yorum yok: