Kayıtlar

Ocak, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Salzburg Mon Amour -3-

Salzburg Mon Amour -2-

Salzburg günlerim son hızla akıyor. Buraya geleli sadece bir hafta olmasına rağmen, sanki hem aylardır burdaymışım gibi hem de sanki daha dün gelmişim gibi karmaşık hisler içindeyim. Günler tabii ki o kadar dolu ki, hızlı akmasına şaşmamalı.
Grubun Türkiye'ye dönmesinin üzerinden bile 4 gün geçti bile. Kendimle başbaşa kaldığımda sakin günler yaşarım sanıyordum ama öyle olmadı ve ben bir konserden öbürüne koşarken, kimi zaman nefes nefese kaldığımı fark ettim. Hani İstanbul Film Festivali'nde bir sinemadan öbürüne koşan sinemaseverler var ya, onların Salzburg versiyonuyum burada. Elimde defterler, kitaplar ve kalemlerimle, konser salonları arasında maraton koşuyorum. Konser salonlarının vestiyerlerinde çalışan hanımlar, artık tanıdılar beni, halime gülüyorlar...Şakalaşıyoruz tatlı tatlı. Onlar Almanca ben Tarzanca, anlaşıyoruz bir şekilde. 
Müthiş konserler var. Bazı tanıdık tınıların ve melodilerin yanısıra, aklımı başımdan alan yeniliklerle karşılaşıyorum burada. Dün, sabah Mo…

Salzburg Mon Amour

O kadar yoğun günler yaşıyorum ki, kendime fırsat yaratıp da blog günceleyemedim. Oysa, elimde sürekli kalem-defter, böyle yaşıyorum. Ama olmayınca olmuyor bir türlü.
Şu anda otelimin çok sevdiğim restoranında, kahvaltı saatindeyim. Buraya erkence inip, köşe masaya park ediyorum. Defterim, konser defterlerim, makasım, renkli kalemlerim, uhum...Bir mini kırtasiye dükkanı tadında yayılıyorum masaya. Yazıyorum, çiziyorum ve boyuyorum. Her yerde böyleyim. Kafelerde de saatlerce, defterlerimle uğraşıyorum. Sadece bunun hayaliyle gelmiştim. Çok mutluyum...
Konserler müthiş! Bunu her sene yapacağım inşallah. Bir kısmında grupla, diğer kısmında kendimle. Salzburg'da sadece kendimle olmak o kadar muhteşem bir şey ki! İş için sorumluluk olduğunda, doğal olarak, aklınızda hep yapılacaklar listesi oluyor. Her zaman satranç oynar gibi, birkaç hamle sonrasını hesaplarken buluyorsunuz kendinizi. En azından benim gibi, işini severek ve çok ciddiye alarak yapanlar için böyle oluyor hep. Tabii ki bu …

AVM Kızları

Bugün size AVM kızlarından bahsedeceğim. Alışveriş Merkezi Kızları yani...Pek çoğunuz biliyorsunuz zaten. Onlar her yerdeler... Benim size anlatacağım kızlar, KANYON veya İSTİNYE PARK'ın üst katının, hali vakti yerinde kızları değil. Benim anlatacaklarım CEVAHİR'in kızları. Sosyal, ekonomik ve kültürel yönden daha alt segmente ait, belli ki mütevazı ailelerden gelen genç kızlar... 
Ama, yazının evamını okumadan önce lütfen bunu bir aşağılama, iğneleme ya da küçük görme yazısı olarak damgalamayın lütfen. Niyetim asla ve asla bu değil. Ben sadece gözlemlerimi paylaşıp, arada azıcık da -EVET- eleştiri yapmak...
Bu kızlar, genellikle ikişerli bazen de üçerli kümecikler halinde dolaşırlar. Saçları her daim düz fönlüdür. Göz makyajlarına, günün hangi saati olursa olsun, sanki her an sahneye fırlama ihtimali varmış gibi itina gösterirler: Kirpikler her zaman bol rimellidir. Ben de rimel kullanıyorum ama hayatımın hiç bir döneminde bu kadar uzun ve gür kirpiklerim olamadı, azıcık kıskan…

Yıl Geçti Bile...

Yıl geçiyorrrrr...Bu lafı bile bile kullanıyorum zira can dostlarımdan Tütü, yılın ilk haftası bittiğinde, hep gözlerini devirerek, ''Kızlar, sene bitti'' derdi. Artık demiyor ama espri hala çok canlı aramızda. O demese bile biz diyoruz. 
Aslında çok doğru: Yılın ilk haftası bittiğinde, özellikle bizim gibi turizm ağırlıklı çalışan biriyseniz, ajandanız senelik tur tarihleri ile dolu olup, bir sonraki seneye bile sarkar. Siz ajandanızın o sayfalarındaki işlere bir başladınız mı, sene psikolojik olarak bitmiş olur. Bana bir seferinde, 2010 yılının hemen başındayken, 2012 için bir müsait tarih sorulduğu zaman içimi sıkıntı kaplamış, ve ''Allahaşkına bana iki yıl sonramı sormayın. Ben yarın ne olacağım belli değilken, iki yıl sonramı nereden bileyim'' demiştim. O sırada artık nasıl köpürdüysem, soruyu soran genç arkadaşım gayet büyük bir olgunlukla susup, aynı soruyu sormak için bir iki haftanın daha geçmesini beklemişti. Sonra yine aynı şey ama bu sefer za…

Viyana Filarmoni'yle Yeni Yıla Girmek

Resim
Herkese nasip olmaz. 2012'yi dünyanın en ünlü konser salonlarından birinde, dünyanın en meşhur orkestralarından birini, dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü konser organizasyonunda dinleyerek bitirdim! Bunun üstüne daha başka söz var mı söylenecek? YOK!!!
Şef, çok sevdiğim Franz Welser-Möst, Strauss hanedanı, Wagner , Verdi , Lanner gibi büyük ustaların eserlerinden oluşan bir konser programında, orkestrayı yumuşacık yönetti. Böyle denilebilir mi bilemiyorum. Yani bir şef için orkestrayı yumuşacık yönetti diye...Ama aklıma ilk gelen sıfat bu oldu...Neden bilmiyorum...


Benim yerim üstteydi. Balkonda, orkestrayı tam karşıdan gören bir noktadan, her şeyi içime sindire sindire seyrettim. İnsanları, San Remo'dan gelen çiçekleri, şıkır şıkır parlayan kristal avizeleri, salonun altın rengine bürünmüş ünlü karyatidlerini içime çektim ve bir yandan da çocukluk hayalimi gerçekleştirebilmiş olmanın keyfini sürdüm her anında. Veee tabii ki her yılbaşı konserinin sonunda olduğu gibi, Radetzky Marş…