24 Haziran 2010 Perşembe

Ege Notları Haziran 2010 Bölüm 2 / Karaburun ve Ildırı


Adayı özlemişim...Şöyle saat mefhumu olmadan oturup sohbet etmeyi özlemişim. Amma da güldük yahu! Didi, Şebo ve ben:)) Güzel oldu vesselam... Canım Heybeli!!!


Geçenlerde başladığım Ege turunun notlarına devam etmek istiyorum:

Erkek arkadaşımla yolda olmaya, uzun uzun gitmeye bayılıyoruz. Arabamız yok, İstanbul'da da kullanmıyoruz zaten. Toplu taşıma ile her yere gidip geliyoruz. Şık ve topuklu olmam gerektiğinde de bütün taksiler bizim nasıl olsa. Dolayısıyla, seyahate çıktığımızda da, hemen bir araç kiralıyoruz, ondan sonra da gel keyfim gel...


Geçen haftalarda yaptığımız son Ege seferinden, yine çok etkilenerek dönmüştük. Bir çok güzel yer görmüş ve bir kere daha memleketimizin zenginliklerine hayran kalmıştık. Labranda'yı daha önce anlatmıştım. Şimdi ise biraz Çeşme Yarımadası'nda gördüklerimizi anlatmak istiyorum:


Bence Türkiye'nin batısında, bu kadar vahşi manzaralar görmeyi, herhalde kimse beklemiyordur. Ben seneler evvel rahmetli anneciğimle, Mayıs başında, Karaburun'a gittiğimizde, burası Türkiye'nin İzlanda'sı demiştim. O kadar ıssız ve o kadar el değmemiş duruyordu zira. Hele turizm sezonu henüz açılmamış olduğundan kimsecikler de olmadığı için, bazı yerlerde uçan kuşa dahi rastlamamıştık. Aradan 9 sene sonra yeniden aynı coğrafyaya gittim. Epeyi değişmiş ama yine de hala bazı çok ıssız yerler yok değil. Hele yarımadanın batı kıyıları o kadar etkileyici manzaralara sahipti ki, gözlerimize inanamadık. Denizden dimdik yükselen kıyılar, birkaç yüz metreye ulaşıyor ve karşıda dizili Yunan adaları, taş atsak gidermiş gibi yakın görünüyorlar. Önce Balıklıova, Mordoğan ve Karaburun tarafını geçtik. Siteler siteler ve siteler...Her yer işgal altında!!! Doğa bir harika ama biz insanoğlu nefes alacak bir yer bırakmıyoruz ki! Yine de Foça manzaralı bir tepe üzerinde, Akburun'da, denize karşı çay molası verdiğimizde, karşımızda açılan manzara bütün acı duygularımızı sildi süpürdü. Ardından arabamıza atlayıp Karaburun kasabasından Bozköy, Hasseki hattına uzandık. Hasseki yamaca yaslanan müthiş taş evleri ile, nefis fotoğraflar verdi bize.... Sonra Kömür Burnu ve Kara Burun'dan devam ederek, yarı terkedilmiş Salman köyüne ulaştık. Beklenmedik derecede büyük ve taş işçiliği ile zengin bir eski camisi vardı köyün. Bir yaşlı karı koca el ettiler, durduk. Sandık ki bir sıkıntıları var. Meğer Osman'ı fotoğraf çekerken görünce, poz vermek istemişler...Çektik tabii ve karşılığında bize bahçelerinden toplanmış taze salatalık verdiler. Bu yarımadanın çevresini dolanırken, manzaralar, özellikle Karaburun kasabasından sonra, bu hat üzerinde, inanılmaz oluyor. Gerçekten İzlanda gibi...Bu coğrafyanın en önemli özelliği, yarımadanın tam ortasında neredeyse 1300 metrelere ulaşan sarp dağların olması. Dağların arasında da derin kanyonlar var. Özellikle baharın ilk aylarında yamaçlar coşuyor ve hayatımda görmediğim çeşitlilikte çiçekler doluyor her yere...Olağanüstü...


O akşamüstü gün batarken Anzak Burnu'nu geçip Kiraz Burnu yakınlarından yola devam edip, en sevdiğim yerlerden biri olan Ildırı'ya geldik. Nefis bir otelcik bulduk ve hemen yerleştik. Ildırı Antik Hotel. Melek Hanım sahibi... Eşi, çocukları, kayınvalidesi ve annesi hep birlikte çalışıyorlar ve bundan fazlasını anlatsam da yetmez, bence yaşanması lazım ... Gece aç ve yorgunduk. Hemen bize şahane bir enginarlı mantı pişirdi. Yedik ve güm diye yattık...Ertesi gün ise pırıl pırıl bir Ege sabahına uyandık. Melek Hanım bize bir kahvaltı masası donattı ki, anlatamam... Çeşit çeşit peynirler; bahçeden toplanmış mis kokulu domatesler, zeytinyağlı ve kekikli; zeytinler, birkaç çeşit; yumurta, rafadan, içi turuncu; kızarmış köy ekmeği; otlu gözleme, ruhunuzu teslim etmek için; harbi bal; ev yapımı reçeller ve karşımızda üzerine adacıklar serpiştirilmiş gibi duran masmavi bir deniz... Tabii demleme çay eşliğinde:))


Ildırı bence Çeşme yarımadasında, kafa dinlemek için kalınacak en iyi yer. Köy sit alanı ve eski Erythrai kentinin üzerinde yaşıyor. Tepere antik akropolün kalıntıları var. Bir eski tiyatro, mübadeleye kadar kullanılmış olan büyük kilisenin kalıntıları ve en az 3000 yıllık bir tapınak duvarı. Muhtemelen Giritliler tarafından yapılmış o duvarın kalıntıları bana İnka taş işçiliğini hatırlattı. İnanılmazdı ve Türkiye'de başka hiç bir yerde böylesini görmemiştim... Eminim vardır da ben görmedim şimdiye kadar... Tabii bütün bu zenginliğe eşlik eden olağanüstü bir manzara...Yemyeşil adacıklar ve masmavi br deniz... Osman yüzlerce kare fotoğraf çekti, ben etrafı seyrettim doya doya...

Aynı gün Çeşme yakınlarındaki diğer meşhur yerlerden de geçtik ama hiçbiri Ildırı'dan aldığımız tadı veremedi bize. Yine de söylemem gereken bir şey var: Çeşme çok nezih, çok düzeyli ve ferah bir tatil bölgesi. Ilıca, Aya Yorgi ve Alaçatı inanılmazzzzz...Bodrum modrum palavra artık! Umarım buraları daha fazla büyümez, kalabalıklaşmaz. Zira ben 9 yıl önce Alaçatı'ya gittiğimde, in cin top oynuyordu şimdi ise bütün sokaklar restorana dönüşmüş durumda. Her yer Asmalımescit olmuş!!! Farkettim ki Alaçatı'lı işletmeler birlik içinde çalışıyorlar, örneğin hiç bir yerde plastik sandalye falan yok ama yine de ARTIK YETER!!! Bundan fazlası FAZLA olur!

Evet, Ege notlarımın ikinci bölümü de böylece bitsin. Devamını Gürcistan'dan dönünce yazarım. Canım Ege! Keşke hayatımın bir bölümünü oralarda geçirebilsem, ne güzel olurdu!!!




2 yorum:

Adsız dedi ki...

keyfinizi kaçırmak istemem ama karaburun otobanı ihalesinin sonuçlandığı, 2012de biteceği, 5 yıla kadar karaburunun çeşme olacağı, kamulaştırılacak arazilerin akp ve çevresi tarafından çoktan satın alındığı söyleniyor. güzel olan herşey illa kilenmek zorunda sanki :(

Kardeşim dedi ki...

Ruhum sayenizde müthiş bir yolduluğa çıktı.Tertemiz havayı çektim.Alaçatıyı bende merak ediyorum.Karaburun ise bize çok yakın ama bi türlü gidemedik.En kısa zamanda gitmeyi düşünüyorum.Ne güzel şanslısınız.Farklı yerlere seyahat etmek inanılmaz kefifli olsa gerek.