19 Ekim 2009 Pazartesi

Ne Var Ne Yok...






Yine uzunca bir ara olmuş. Aslında hemen hemen her gün bilgisayarın başına oturuyorum ama bir türlü elim gitmiyor yazmaya. Tamamen üşengeçlikten ve tembellikten...İtiraf ettim sonunda, ohhhhh!



Bütün bu zaman zarfı içinde neler yaptım diye bir liste çıkarsam, görülecek olan şey şu: Kayda değer hiç bir şey! Kendimle ilgilendim, ruhumu onarmaya çalıştım. Haa tabii bir de sağlığımı... Ruhum ve bedenim çok yorgun düşmüş olacak ki Ekim başındaki Portekizli operasyonunu kaldıramadım ve apar topar geri döndüm Antalya'dan. Eve nasıl geldiğimi bilemiyorum. O gün bu gündür, İstanbul'dayım. Bir de göz tansiyonu çıktı ki, her gece göz damlası kullanmam gerekiyor. Hayatta en beceremediğim şeydir... Öğrenmeye çalışıyorum. Siz siz olun, benim yaptığımı yapmayın; göz kontrollerinizi ihmal etmeyin. Ben ettim ve yüksek göz tansiyonu ile tanıştım. Eğer önlem alınmazsa ciddi neticelere yol açabilecek tarzda sinsi bir hastalık...GLOKOM... Görüş kaybı ve hatta körlük...Allah Korusun!



Kitap okuyorum ve Nişantaşı sokaklarında salınıyorum. Kasım ayının ilk haftasına dek de bu şekilde kalmayı planlıyorum.



Bir filme gittim: Çağan Irmak "Karanlıktakiler". Gişe filmi değil ve bence oyunculuklar müthiş... O salak Issız Adam'dan sonra ilaç gibi geldi. Filmin en güzel yanı, kullanılan klasik müzik parçaları arasında Mozart, Bach ve Marcello'nun sevdiğim tınılarının olmasıydı. Arka plandaki görüntülerle mükemmel bir bileşim yaratıyordu. Bütün emeği geçenlerin ellerine sağlık!



Bu arada farkında mısınız? Harika bir sonbahar yaşıyoruz. Havalar mükemmel, pırıl pırıl bir Ekim ayı! Tabii geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketlerini unutmuş değilim ama yine de o felaketlerin üstüne bu güzel havalar gelince, içim bir kıpır kıpır oldu. Bir yaşama sevinci, bir mutluluk hali! Müthiş!



Konserler başladı. Biz de sezonluk biletlerimizi aldık. Özellikle İş Sanat'ta harika konserler olacak ve geçen gün Biletix'ten biletlerimizi alırken farkettik ki, yerlerin çoğu daha şimdiden satılmış. Bu sevindirici bir durum...



Borusan Filarmoni Orkestrası'nın biletleri de satışa çıktı, meraklısı hemen kombine bilet almış durumda zaten ama benim gibi bütün konserleri işiniz dolayısıyla izleyemeyecekseniz ve biletleri tek tek almak zorundaysanız elinizi çabuk tutmaya bakın zira Borusan'ın biletleri de yok satıyor...



Akbank Oda Orkestrası'nın konser programı da geçtiğimiz hafta açıklandı. Bence ilginç olabilir. Yabancı solistlere eşlik edecek olan orkestranın konserleri öncesinde şef Cem Mansur, her zaman olduğu gibi, hem eseri hem de konuk sanatçıyı tanıtıcı sohbetler yapacak dinleyicilerle. Buna bayılıyorum zira konser bir anda daha da anlam kazanıyor bu sayede. Bir sürü güzel şey öğreniyorum ve hayatım zenginleşiyor.



İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın da sezon programı belli oldu. İlgimi çeken pek çok etkinlik var ama bu sene İDSO'nun Cuma akşamı konserlerine gidemeyeceğim. Zira Ocak ayına kadar Türkiye'de olduğum her Cuma, günübirlik Edirne'ye gidip geleceğim. Erkek arkadaşım Trakya Üniversitesi'nde ders veriyor ve ben de yolculuğunda ona eşlik ediyorum. Aynı okulda öğretim görevlisi olan çocukluk arkadaşım İlker'le bütün gün sohbet edip, etrafta gezerek vakit geçiriyorum ve sonra da dersten yorgun argın çıkan erkek arkadaşımla İstanbul'a geri dönüyorum. Biraz yorucu olmasına rağmen bence çok güzel oluyor. Edirne bir harika! Tam yaşanacak yer! Doğası müthiş! Meriç, Tuna, yemyeşil ovalar... Selimiye... Lezzetli köfteler, yaprak ciğerler... Olağanüstü yoğurt... Aslında her Cuma İstanbul'a geri dönmeyeceğiz, bazen orada kalıp çevreyi gezmeyi planlıyoruz. Özellikle Istıranca Dağları, İğneada, Kastro...Hatta Yunanistan'a geçip balık yemek, Sofya'ya gidip opera izlemek gibi hain planlarımız var. Trakya Üniversitesi' ndeki hoca arkadaşlarımız bunu sık sık yapıyorlarmış zaten. Biz de onlara katılacağız.



Geçen hafta İstanbul Klarnet Korosu adlı yeni bir topluluğun konserini izledim. Caddebostan Kültür Merkezi'nde... 30 kişiden oluşan topluluk 2009 başında kurulmuş. Bundan sonra takipçisi olacağım zira ilginç bir girişim ve kesinlikle desteklenmesi gerekiyor. Üstelik Beethoven'ın 7. Senfonisi'ni çalarak gönlümü öyle bir fethettiler ki, artık nereye gitseler, ben de orada olacağım.



Yazıya başlarken kayda değer bir şey yok demiştim ama bir de baktım ki durum hiç de fena sayılmaz. Konserler, kitaplar, filmler... Yaşamı anlamlı kılan pek çok şey... Paylaşılınca daha da güzel oluyor üstelik...



Daha sık ve düzenli yazmaya çalışacağım, söz veremiyorum ama deneyeceğim.



Herkese iyi bir sonbahar dilerim...

Hiç yorum yok: