Tokay Oda Filarmoni




Bu akşam İTÜ Maçka Mustafa Kemal Konferans Salonu'nda değişik bir konser vardı. Hayır, bu seferki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın artık -bana göre- demode kalan konser programlarından biri değildi... Bu seferki, ülkemizin sayılı kadın şeflerinden Serâ Tokay'ın 2004'de kurduğu Tokay Oda Filarmoni'nin seslendirdiği sıradışı eserlerle dolu harika bir programdı. Üç eser dinledik ve üçü de birbirinden ilginçti...


Konserin açılış parçası, Schönberg'in Op.9 Oda Senfonisi oldu. İlk defa dinlediğim, pek de kolay olmayan, dinleyiciden de katılım ve dikkat gerektiren "zahmetli" bir müzik parçasıydı. Enstrümanların geçişlerini takip ederken, müzik içinize işliyor ve o zaman birbirinden çok farklı olan tonları aralarda yakalayıp, yorumlayabiliyorsunuz. Öyle "Kapat gözünü, kırları bayırları hayal et" tarzı müziklerden değil...Bunu bekleyen kimi dinleyiciler, neye uğradıklarını şaşırdılar ve ben de onların yüz ifadelerini seyrederken pek eğlendim.


Konserin ikinci parçası, Dvorak'ın Op. 44 Nefesli Çalgılar İçin Serenad'ıydı. Bütün yaylılar sahneyi terkettiler ve geride tüba, bas klarinet, kontrfagot gibi her zaman sahnede görme fırsatımız olmayan enstrümanları da içeren bir müzisyenler topluluğu kaldı. Eser çok hoştu açıkçası...

Aradan sonra yeniden sahneye çıkan nefesli çalgıların yanında bu sefer de, bir viyolonsel ve kontrbas vardı ve seslendirilecek eser Richard Strauss'un Op.4 Süit'iydi... Dinlediğim eserler içinde en sevdiğim, bu oldu.


Konser sonunda dinleyiciler hallerinden memnun görünüyordu. Schönberg'de biraz sarsılmış olsalar da, sonrasında toparlandılar.

Orkestranın internet sitesinden okuduğuma göre, 2010 yılı içinde 5-6 konser vermeyi düşünüyorlarmış. Seslendirilecek eserler arasında ülkemizde pek fazla duymadığımız yapıtlar olacakmış. Genellikle 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın ilk yarısı döneminden besteciler seçeceklermiş. Schönberg, Webern, Stravinsky, Berg... Sizce de müthiş değil mi?

Kısa notlar:

  • İTÜ Maçka'daki Mustafa Kemal Konferans Salonu, kelimenin tam anlamıyla KÖHNE bir yer... Klasik müziğin bu tozlu salonlara mahkum kalmasına üzülüyorum. Tamam, tabii ki CRR, Lütfi Kırdar, İş Sanat gibi şahane yerler de var ama beni üzen, şehrimizin adını taşıyan Devlet Senfoni Orkestrası'nın, AKM'nin kapanması ile yersiz yurtsuz kalmış olması galiba. Üstelik KÜLTÜR BAŞKENTİ olduğumuz senede...Orkestramızın evi yok! Öte yandan kaç İstanbullu orkestrasına sahip çıkıyordu ki zaten? Neyse, bu yazının konusu bu değil aslında. Ama bunu da yazayım bir ara demek ki...
  • Bu akşamki dinleyici kitlesi içinde, aslında gazinoya giderken yolu yanlışlıkla bu salona düşmüşe benzeyen tipler vardı. Schönberg başlayınca neye uğradıklarını şaşırdılar...Aralarında konuşmaya, kıs kıs gülmeye ve birbirlerinin böğürlerine dirsek atıp, şakalaşmaya başladılar. Zaten arada da çıkıp gittiler.
  • Bir başka grup dinleyici ise, eser bitmeden, her bölümün sonunda,olur olmaz yerde alkışlayıp durdu. Bu hareket, evrensel olarak, klasik müzik adabına ne kadar uzak olunduğunun en büyük göstergesidir...
  • Fuayede kahve, bisküvi v.s satan bir büfecik vardı ama ortam keyifli değildi bence. Yani hani "al arkadaşını, konser arasında bir kahve içip, azıcık etrafı gözle, kim var kim yok bir bak" tarzı bir ortam değildi. Zaten ben de yalnız olduğum için hiç çıkmadım.
  • Bir de sürekli şekerleme/bisküvi/gofret yiyen birileri vardı. Hışır hışır kağıtları açıp açıp bir şeyler atıştırıp durdular. Off ki ne off!!!

Yine de herşeye rağmen, Serâ Tokay'a ve onun bageti altında bir araya gelmiş bütün müzisyenlere teşekkür etmem lazım zira ülkemizin şartları içinde resmen Don Kişot'luk yapıyorlar.

İşte tam da bu yüzden derim ki, Tokay Oda Filarmoni'nin konserlerini kaçırmamak ve sonuna kadar destek olmak lazım. Koyu karanlığı delen ışık hüzmelerinden biri de bu insanlar...Ve ancak bizlerle çoğalır ışık...

http://www.tokayfilarmoni.com/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf

Bodrum Haikuları