27 Aralık 2015 Pazar

Malabar Sahilinin Yeşil Köşesi Kerala'nın Arka Suları




Kerala, Hindistan coğrafyası içinde sosyo-politik yapısı sebebiyle ilginç örnekler yaratmış bir eyalettir. Otuz milyonu aşan nüfusun %95’i okur-yazar olduğu için, ülke ortalamasının çok çok üstünde yer alıyor.  Ayrıca nüfus artışının en az ve ortalama yaşam süresinin de en uzun olduğu eyelet Kerala. Bölge nüfusunun yarısı Hindu ama diğer yarısını Müslümanlar ve Hıristiyanlar oluşturuyor. Kerala’da Hindu tapınakları, camiler ve kiliseler yan yana, yüzyıllardır olduğu gibi barış içinde geleneklerini sürdürüyorlar. Dini çatışma yok. Zaten genel olarak Hindistan’ın geri kalan yörelerine göre, suç oranı da burada en düşük seviyede gözlemleniyor. Doğa cömert, toprak bereketli ve güneş tam kıvamında… O kadar ki, Kerala için, Tanrı’nın Kendi Ülkesi derler. Bölgenin yerel dili olan Malayalam, Hindistan devletinin kabul ettiği resmi dillerden biridir. Dolayısıyla bu eyalette hem Malayalam, hem Hintçe, hem de İngilizce dillerinin kullanıldığını görüyoruz. Kerala’da ülkenin güneyinin Dravidyen kültürü ile kuzeyinin Aryan kültürünün tam bir harman oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ve bir başka ilginç detay ise, Kerala’nın Kominüst Parti ve Marksist Parti gibi sol eğilimli partilerin kalesi olduğudur. Kerala’da hakim gelenek, sosyalist gelenektir.

Hindistan’ın en iyi karabiberi burada yetiştirilir. Kauçuk ve hindistan cevizi Kerala’nın en büyük zenginlik kaynaklarıdır. Çay, kahve, baharatlar ve kaju fıstığı ise diğer önemli gelir kaynakları kabul ediliyor. Tabii bir de turizm!
Kerala, şimdilerde çok moda olan geleneksel Hint tıbbı Ayurveda ile adeta bütünleşmiş bir yer. Burada çok sayıda ayurvedik sağlık merkezleri, oteller ve SPA’lar var. Buralarda, dünyanın pek çok ülkesinden gelen yabancılar kadar, ülkenin diğer eyaletlerinden gelen yerli turistlere de hizmet veriliyor. Yemyeşil coğrafyası, tropikal bitki örtüsü ve upuzun kumsalları ile tam bir cennet görünümünde Kerala. Bu yazıda ben ise size Kerala’nın ünlü Arka Suları’ndan bahsetmek istiyorum.

Arka sular denen sistem, Kerala’nın gezmesi en keyifli bölgesi bence. Birbirine kanallar ile bağlanan beş büyük göl, bu gölleri ve kanalları besleyen 38 nehir ve bir labirent gibi uzayıp giden bir su dünyasından oluşuyor bu sistem. Kanallar doğal olduğu kadar insan eliyle de inşa edilmişler. Kerala eyaletinin yarısı boyunca, Arap Denizi’nin Malabar sahiline paralel uzanan bu göller, kanallar ve nehirlerde, doğal yaşamı gözlemlemek, köyleri görmek ve KETTUVALAM denen geleneksel teknelerde yan gelip yatmak gibisi yok doğrusu.

Peki bu Arka Sular nasıl oluşmuş? Denizin kuvvetli dalgaları, gelgitleri ve karşıt akıntıları, dipten getirdikleri kumları nehirlerin ağızlarına yığarak, adacıklar oluşturmuşlar. Batı Ghat Dağları’ndan aşağı inen nehirler, yavaş yavaş arkada kalan bölgeyi doldurmaya başlamış. Denizden içeri sızan tuzlu sular, nehrin tatlı sularına karışmaya başlayınca da eşsiz bir ekosistem oluşmuş. Yengeçler, kurbağalar ve solungaçlarını kullanarak yürümeleriyle tanınan mudskipper balıkları bu suların bazı sakinlerini oluşturuyorlar.
Eğer kuşlara meraklıysanız, yağmur kuşları takımından sumrular ile  bol bol yalıçapkını, yılanboyun ve karabatak görebilirsiniz. İnsan bu kadar zengin bir çeşitlilik karşısında heyecana kapılıp, daha da çok öğrenmek istiyor. Ayrıca bol miktarda su samuru ve kaplumbağalar da bu suların diğer sakinlerini oluşturuyorlar.
Bu kanalların iki yanında ise, narin ama güçlü gövdeleriyle yükselen palmiyeler, meyveleri ve yaprakları güneydoğu Asya mutfağından kullanılan pandanus ağaçları, kocaman yeşil yapraklı başka pek çok bitki ve tabii ki hindistan cevizi ağaçları bulunuyor. Tam bir rüya!



İşte bu suları ziyaret etmenin en güzel yolu, Kettuvallam adı verilen geleneksel teknelerle kanallarda kaybolmak. Bu teknelere İngilizce House Boat da diyorlar, yani ev-tekne. Çünkü bu tekneler bir ev kadar geniş ve konforlu oldukları için konaklamaya çok elverişli yapıları var. Kerala hükümeti  bu sularda hizmet veren yaklaşık 2000 tekneyi kayıt altına alıp Platin, Altın ve Gümüş olarak sınıflandırmış. Yani her bütçeye göre bir tekne bulunabiliyor artık. Bizdeki mavi yolculuk mantığına da benzetilebilir. Çünkü yeme içme işini de teknenin personeli hallediyor, size sadece rahat koltuklara gömülüp manzaranın tadını çıkarmak kalıyor.
Peki eskiden ne işe yarıyordu bu tekneler?

Eskiden arka suların ardında kalan bereketli topraklardan hasat edilen pirinci sahile taşımakta kullanılırmış bu güzel tekneler. Ahşaptan inşa edilmiş gövdesinin üzerine ağaç yapraklarından ve dallardan yapılmış bir çatı oturtularak, hem taşınan mal, hem de teknenin mürettebatı kızgın güneşten korunurmuş. Bu yolculuklar kimi zaman günlerce sürdüğü için teknenin içinde yaşanır, yatıp kalkılırmış. Sonraki zamanlarda, yörenin zengin ve soyluları bu teknelerin daha da konforlularını yaptırıp gezinti amacıyla kullanmaya başlamışlar. Böylece bugünkü turistik teknelerin de önü açılmış bir yerde.



Bu teknelere adım attığınızda, geniş ve konforlu bir alanla karşılaşıyorsunuz. Otel odası gibi geniş olabilen kamaralar, rahat yataklar ve genellikle Kerala lezzetleriyle ziyafete dönüşen menüler, bence en az bir gece kalmayı hak ediyorlar. İşin en güzel yanı, tekneler motorlu olsalar dahi, gürültü çıkarmayacak şekilde, yavaş yavaş, tatlı tatlı kayıyorlar suların üzerinde. Her türlü su sesini, en ufak çırpıntıyı bile duyabiliyorsunuz. Kuşların ötüşü, kurbağalar ve diğer canlıların sesleri, yemyeşil manzarayla bütünleşince, gözlerinizi kapatıp, kendinizden geçiyorsunuz. Ancak tabii ki bu işin bir de olumsuz hatta tehlikeli bir yanı da var. Eğer kontrol edilmezse, hızla artan tekne sayısı hem suyu hem de havayı kirletebilir. O zaman bu bahsettiğimiz doğal zenginlikler de yok olup gider.

Bu arka suların bir heyecanlı yönü ise tekne yarışları! Chundan vallam yani Yılan Tekne adı verilen ince uzun, yaklaşık 30 metreye varan kürekli hızlı teknelerle yapılan bu yarışlar hem çok izleyici çekiyor hem de civardaki köy ve kasabaları aylar boyunca heyecanla doldurup, hararetli hazırlıklar yapılmasını sağlıyor. Bu yarışların içinde en önemlisi ülkenin ilk başbakanı Jawaharlal Nehru’nun adını taşıyan yarıştır. Nehru 1952 yılında Kerala’yı ziyaret ettiğinde kendisini dört chundan vallam’la karşılamışlar. Ardından da Nehru’nun onuruna bir yarış düzenlenmiş.  Bunlardan çok etkilenen Nehru, Delhi’ye döndüğünde unutmamış ve gümüş bir kupa hazırlatıp yarışın galibine göndermiş. O günden itibaren bir gelenek başlamış ve günümüzde de hala sürüyor. 1.5 kilometrelik bir parkurda düzenlenen bu yarışa, yüz güçlü kürekçinin çektiği kocaman yarış tekneleri katılıyor ve o günler ortalık tam bir panayır yerine dönüyor. Bu önemli yarışın dışında, en az on büyük yarış daha düzenleniyor yıl boyunca.  Durgun sulardaki bu tekne yarışları geleneği, sadece Kerala’da değil Asya’nın pek çok ülkesinde heyecanla beklenir.

Küçük Şeylerin Tanrısı başta olmak üzere dilimize çevrilmiş pek çok güzel kitabıyla yanıdığımız ünlü yazar Arundhati Roy’un da Kerala’lı olduğunu hatırlatarak bu haftalık yazımı noktalıyorum.
Hindistan malum öylesine büyük bir coğrafya ki, yaz yaz bitmez. Bu seferlik Kerala’daydık…



Hiç yorum yok: