Baharda New York

Her mevsimde güzeldir New York... Ama baharda her şey bir başka oluyor. Grupla gittik New York'a. Bir hafta kalıp, biraz müze, biraz konserle zenginleşip dönmekti amaç. Benim için ise senelik New York haccımın bir parçasıydı bu durum. Grubu Türkiye'ye geri uğurladıktan sonra, şehirde kalıp, kendimle zaman geçirmek ve müzelerle ara sokaklara akmaktı derdim. Geçen seneye göre daha kısıtlı bir bütçem vardı bu yıl ama yine de tüm istediklerimi stoklamayı hemen hemen başardım.
New York'taki ilk günlerimiz epeyce serindi. Weather.com' daki hava raporlarının tamamen yanlış olduğunu daha uçaktan iner inmez anladım. Sonraki günlerde iyice kötüleşti durum ve hava daha da soğudu. Bir akşam nedense içimin titrediğini bile hatırlıyorum. İkinci hafta ise biraz daha insafa geldi bahar ve son iki gün özellikle, insanı aşık edercesine bir ılık bahar patladı. Hep böyle yapıyor New York bana: İlk günler soğuk ama son günlerde nefis bir bahar havası! Ben de aklımı gönlümü orada bırakıp eve dönüyorum kös kös... Kös kös derken eve dönmekten mutsuz olduğum anlaşılmasın! Aksine eve dönmek güzeldir! Burada ev derken Türkiye'nin insanı mutsuz kılan ortamından bahsediyordum ben. Sorarım size: Siz mutlu musunuz???? Bu soruya EVET ama gönülden EVET diyecek kaç kişi çıkar ki benim dünyamda...Başkalarının dünyasını bilemem ama İKO'NUN DÜNYASI'ndan çok çıkmaz, onu biliyorum. Dolayısıyla, geri dönüşler benim için artık hep biraz sıkıntılı oluyor. Daha havalimanında başlıyor ve eve gelene kadar zaten küpüm dolmuş oluyor. Ondan sonra da kendi dünyama kapanıyorum, dışarı açılmamacasına! Gazete okumuyorum, TV seyretmiyorum, zaten facebook yeterinde bilgilendirme yapıyor, bu da bana yetiyor.
New York'taki ilk hafta, grupla birlikte geçirdiğim zaman içinde gerçekten çok hoş şeyler yaptık: Gündüz şehir gezisi, müzeler, sokaklar ve şehrin ritmi...Akşam ise konserler, opera ve Broadway şovu. Dolu dolu geçen bir hafta ve mutlu gezginler! Gerçekten çok güzel geçen bir tur oldu, ben de kendimi çok mutlu hissettim.

Sonra can dostum Pürlen geldi ve biz şehirde devam ettik gezilere. Klasik müzelerimiz Metropolitan, Guggenheim ve MOMA'nın yanısıra, Alman ve Avusturyalı sanatçıların 1800ler sonu 1900ler başı eserlerinin sergilendiği Neue Galerie ile yine MET bünyesindeki Cloisters bu yılki keşiflerim arasındaydı. Çok hoş şeyler gördüm, sergiler ufuk açıcı ve esinlendiriciydi.
Sergiler derken, birkaç satırla aktarmak isterim bazılarını:

Metropolitan'da ''Empresyonizm ve Moda'' konulu bir sergi vardı. Dönemin tablolarında görülen giysiler ve aksesuarları, yine o ünlü tablolarla birlikte sunmuşlardı sergide. Duvarlarda resimler, salonda, ortada cam vitrinler içinde giysiler, şapkalar, opera dürbünler, yelpazeler, eldivenler, korseler... Müthiş bir çalışma ve titizlikle derlenmiş bir kolaksiyon! Keyifle gezdim sergiyi.
Yine Met'te, Paul Klee'nin küçük eserlerinden oluşan bir sergi vardı. Benim gibi küçük eser sevenler için bulunmaz bir nimet oldu bu sergi. Suluboya, karışık eknik ve kara kalem eskizlerden oluşan sergiyi hem gezdim hem de bütün eserlerin fotoğrafını çektim.
Guggenheim'de Japon muhalif sanatçıların hareketi GUTAI hakkında bir sergi vardı. Hem yerleştirmeler, hem tablolar hem de videolarla desteklenmiş sergide benim en çok ilgimi çeken bölüm, kartpostal boyutundaki eserler oldu. Algıda seçicilik diyorum ben buna! Tonlarca eser dururken, gidip gidip onlara takılmam kaç puan?

Neue Galeri'de Kandinsky sergisi... Onun BAUHAUS ekolüne yaptığı katkının vurgulandığı bir sergiydi ve ben soluksuz gezdim resmen. Uzam ve zaman kavramlarını sorgulayan, belli bir ruhsallık taşıyan eserler...Gittikçe daha dikkatli inceleyip, daha çok keyfine ve sırrına vardığım eserler onunkiler. İnsanın tercihleri nasıl da değişiyor zaman içinde...Eskiden bir MONET karşısında daha çok zaman geçirirdim, şimdi ise bir BARNETT NEWMAN veya MARK ROTHKO beni daha çok etkiliyor açıkçası...
                                                                  Barnett Newman
                                                                      Mark Rorthko
Metropolitan'da bir başka sergi, benim uzakdoğu sanatı takıntıma da hizmet etti: Japon Sanatında Kuşlar! Tabii müzenin dükkanından bol bol kitap aldım...Hiroshige ve Hokusai kitapları... Bayılıyorum uzak doğu resmindeki o latif hale! Yapmaya çalıştığım ASEMİC YAZI resimlerinde de bu havayı yakalamaya çalışıyorum. Başkasına komik gelebilir ama kime ne? Ben böyle mutlu oluyorum. Ve New York'ta, kısıtlı bütçemi de bu konuya vakfettim: Resim malzemeleri, kaligrafi kalemleri, pirinç kağıdı, çin karakterli mühürler, fırça uçlu boya kalemleri... Aman Allahım!!! Ve tabii tonlarca defter...Yani kısaca bütün paramı deftere, kitaba ve kaleme yatırıp geldim...Ama şimdi benden ne ''eserler'' çıkacak kimbilir???


Yorumlar

Hande Harmanci dedi ki…
Ilknurcuğum, Broadway'de neye gittiniz? Ve önerir misin? Kızımla 1 hafta geçireceğiz bu yaz orada. Başka önerilerin varsa da çok sevinirim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf