Bahar

Erguvanlar açmış... Epeydir yoktum, farketmemişim... Bugün vapurla karşıya geçerken bir de ne göreyim? Her yer en sevdiğim renkle donanmış. Bahar gelmiş, geçiyor... Kızdım kendi kendime... Oysa bir söz vermiştim geçenlerde: Yaşamı ıskalamayacaktım, farkında olacaktım ve sadece ama sadece ileri bakacaktım. Galiba bu sefer de biraz fazlaca ileri bakmaktan burnumun ucundaki baharı göremeyecektim az kalsın! Neyse ki toparlandım ve ağaçların tazecik yapraklarını, artık eskisi kadar üşütmeyen kuzey rüzgarını ve boğaz üzerinde oynaşan bahar güneşini içime doldurdum.
Bir aydır yine yazmamışım. Üşendim dersem yalan söylememiş olurum. Aslında tonlarca şey oldu bu sıralar ama kayda değer bir durum yok aslında. Hepsi minör şeyler; majörler bitti... Yine dünya kazan ben kepçe gezmeye devam ediyorum: Almanya, Peru, Bolivya... Son bir ayda uğradığım yerler bunlar...
Bol bol kitap okuyorum: Tahsin Yücel "Golyan Devrimi" , İskender Pala "Kitab-ı Aşk" ve tabii ki Enis Batur " Kurşunkalem Portreler" son bir haftada okuyup kenara koyduğum harikalar. Şu anda İskender Pala'nın "Dört Güzeller" ini okuyorum. İlginç! Hava, Su, Toprak ve Ateş yani dört element hakkında denemeler... Çok beğendim ve farklı bir tarz ile tanıştım. Kimi satırlardaki eski kelimelerin anlamını çıkarmakta zorlansam da, hoşuma gitmiyor diyemem. Hem zaten sözlükler ne için var ki?
Hayatıma yeni arkadaşlar katılıyor. "Demirbaşlar" sabit kalmak şartıyla, eskiler gittikçe yenilerine yer açılıyor sanki... Feng Shui de böyle demez mi? Eskiyenleri, kötü enerjisi olanları, kötü anıları çağrıştıran şeyleri/insanları/hatıraları/duyguları yaşamınızda tutmayın. Ben insanlarımı kolay kolay bırakmam, bırakamam ama bırakma zamanım geldiğinde de, salak değilim, anlarım... Yine de ozanın dediği gibi:

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol BEHRAMOĞLU

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Sevgili İlknur (veya İko :)

Peru-Bolivya turundan sonra gelip okudum blogunu... Zaten çok farklı bir duruşun vardı turda, yazdıklarını okuyunca, ne kadar derinde ne kadar farklı bir kişiliğin olduğunu gördüm. Ben sayende çok keyifli bir "tatil" yaptım; ana amacım "ruhumu" başka bir mekana götürmekti, yalnızca bedenimi değil... Umarım bu yazında bahsettiğin "yeni arkadaşlarından biri" de ben olurum :) Şimdiden sana Hırvatistan'da iyi turlar -çok güzel geçeceğine eminim -nasıl mı bu kadar emin olabiliyorum, çünü turda sen varsın ;) bu yorumu blogda yayınlaman için değil, senin için gönderiyorum... Görüşmek dileğiyle, Didem desem yeterli mi?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf