Anadolu Turu Öncesi, Dereden Tepeden

Bugün Anadolu turum başlıyor. Az sonra evden çıkıp, acentaya gideceğim ve tur dosyamı alıp, havalimanına yollanacağım. Umarım gelenler iyi insanlar çıkarlar ve sakin bir hafta geçiririm. Havalar da çok sıcak olmasın umarım, yoksa Antakya-Adana arası kelimenin tam anlamıyla yanarız! Evet, bu hafta için öncelikli dileklerim bunlar ve tabii bir başka dilek de kazasız belasız gidip, kazançlı bir hafta geçirmem olabilir... Neyse, göreceğiz...
İstanbul'da kaldığım bu hafta içinde, harika bir tatil yaptım. İnsan İstanbul'da tatil yapar mıymış demeyin zira bal gibi de yapar! Eğer koşup yetişecek bir yerleriniz yoksa, akşam bir yerlerden gün batımlarını izleyebiliyorsanız, vapura bindiğinizde arkanıza yaslanıp, martıları farkedebiliyorsanız, cebinizde azıcık paranız olup da dışarıda bir yerlerde yemekler yiyebiliyorsanız-öyle pahalı yemeklerden bahsetmiyorum- o zaman işte size tatil! Tabii bütün bunları yaparken yamacınızda bunların keyfini paylaşabileceğiniz bir de can varsa, o zaman tatilin hasını yapıyorsunuz demektir...
Anadolu turunun güzergahı, klasik İstanbul- Adana- Antakya- Kapadokya- Pamukkale- Efes olacak ve yine bir hafta sürecek. Yapacağımız yaklaşık 2500 km içinde, harika şeyler göreceğiz. Bu güzergah içinde beni en çok heyecanlandıran yer tabii ki Antakya! Doğası, tarihi, mutfağı ve güleryüzlü insanlarıyla benim heyecanla beklediğim yer orası. Humus ve zahter salatası...Üzerine bol nar ekşisi dökülmüş, tazecik, naneli salatalar... Ohhh..Hele bir de künefeyi çektim mi üstüne cila niyetine, değmeyin keyfime! Tabii bu işin gırtlak kısmı! Bir de kültürel yanı var işin: Antakya Arkeoloji Müzesi! Sadece mozaikleri yeter! Hep derim ki, eğer bu müze, bir yabancının elinde olsa, önünde kilometrelerce kuyruk olur insanlar ve grupları randevuyla kabul ederdik...Ammaaaaa, gel gör ki, 45 derece sıcakta, klima sistemi bile yeni konuluyor, içerinde havasızlıktan boğuluyorsunuz...İki hafta önce gittiğimde, kocaman soğutucu makineler konulmuştu köşelere, bakalım hayata geçmiş mi o proje?
En keyifle gezdiğim bölge doğal olarak Kapadokya! Sabah erkenden uyanıp, henüz serinlikte vadilere inmek beni her seferinde, çok mutlu ediyor. Her köşesinde, orada geçirdiğimiz senelerin hatırasını yeniden yaşıyorum. Ayşegülümü anıyorum bol bol... Velhasıl güzel oluyor yaa... Bu hafta mürşidim Murat Hoca ile demleneceğiz biraz, o da beni mutlu ediyor... Azıcık sohbet, azıcık insanlık halleri ve bolca sevgi, anlayış... Müthişşşş! İnsana iyi geliyor onunla sohbet...
Turun içinde, en sevmediğim yer ise, Pamukkale! Suyu yok, travertenler neredeyse betonlaşmış, hiç bitmeyen inşaatlar sebebiyle, sürekli havada asılı bir toz bulutu, oteller berbaaaaatttt, sit alanı deseniz, orası da ahım şahım değil-tiyatrosu hariç- ve maalesef düzelecek gibi de durmuyor hiç bir şey... Acaba Pamukkale'yi gerçekten, uzun vadeli umursayan var mı bizim memlekette? Yapılan herşey kısa vadeli, günü kurtarmak için uydurulan planlar, sözde projeler ama bunlar sadece göz boyamak ve "Bakın işte çalışıyoruz" u göze sokmak için yapılan hareketler aslında... Bilimsel çalışılıyor mu orada? Travertenlerin beyazlığına kavuşması için akıtılması gerekli olan suyun miktarına ve akış hızına hangi yetkili merci karar veriyor? Denizli'deki üniversitenin yetkin bilim adamları mı, yoksa bekçi Mehmet Ağa'nın kişisel insiyatifi mi? Offff! Ben de amma uzattım yine. Sanki memleketimin türlü hallerini bilmezmiş gibi saçma sapan konuşuyorum işte! Siz siz olun, kulak asmayın fazla...
Hadi benim şimdi kalkmam lazım artık... İstanbul tatilim bitti, iş başlıyor! Şans dileyin lütfen!

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Ben savaş ÇIRAKMAN ellerinize ve onlara yazma görevivni verenbeynize vede yaşatan yüreğinize sağlık.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Datça, Knidos ve Badem Çiçekleri

Kadınsal Durumlar Ekibi' ne İthaf