Kayıtlar

Ağustos, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Masumiyet Müzesi

Resim
Orhan Pamuk bu sefer daha kısa cümleler mi kuruyor acaba??? Şebnem Ferah'ın kulakları çınlasın! Neyse... Geçen gün vapurda başladığım kitabı severek okumaktayım. İlk 80 sayfası su gibi aktı adeta. Konu da aşk olunca, insan kendini alamıyor resmen. Hepimizin aşkla ilgili acı tatlı bir sürü anısı var ya satırların arasında tanıdık bir çok şey buluyorum. Bazı yerlerinde kendi kendime gülümsüyorum, hatta not defterimi çıkarıp cümleleri oraya kaydediyorum. O sırada yanımda olan arkadaşlarıma okuyorum hemen. Mesela:

Onun için aşk, bir insanın uğruna bütün hayatını verebileceği, her şeyi göze alabileceği bir şeydi, evet. Ama hayatta da bir kere olurdu.
Çok mutluydum. Ama bu, aklımın ölçerek anladığı bir mutluluk değil, tenimin yaşayarak tanıdığı ve daha sonra sıradan hayatın içinde, bir telefon açarken ensemde, acele acele merdiven çıkarken kuyruk sokumumda ya da dört hafta sonra nişanlanmayı kurduğum Sibel ile Taksim'de bir lokantada yemek seçerken göğsümün ucunda hissederek hatırlad…

Gullfoss

Resim
İzlanda'nın muhteşem çavlanlarından bir serin sahne göndereyim istedim. Fotoğrafı çeken, sevgili Ali Can Polat... FEST'in kıdemli gezginlerinden:)))


Bu fotoğrafın anlatmak istediği şeylerden biri şu: Avrupa'nın en deli çavlanlarından biriyle aramda hiç bir engel YOK!!!! Yani aslında çok tehlikeli bir şey. Ayağınız kaysa, içindesiniz ve parçanızı bulamazlar...Ama kimin umrunda ki? Dünyanın başka hiç bir köşesinde, tabiatla bu kadar iç içe değilsiniz. Doğanın o saf, yalın, katıksız ve vahşi yanını, aranızda hiçbir perde olmadan, iliklerinizde hissediyorsunuz:))) İzlanda'ya bu denli aşık olmamın sebebi bu olsa gerek!


Aşağıya biraz da bensiz fotoğraflarını koyayım. Yakında kendi çektiğim fotoğrafları da görebileceksiniz ama şimdilik netten bulduklarımla idare edin lütfen.



Muhteşem değil mi???
Aslında inanın bana fotoğraflar çavlanın ihtişamını veremiyor. Arada muhteşem gökkuşakları oluşuyor ve gökgürültüsünü andıran sesi insanın tüylerini diken diken ediyor.
İzlanda'nın …

Afrodisias Şiirleri

Resim
Cumhuriyet Kitap'ın bu haftaki kapak konularından biri, en sevdiğim yerlerin başında gelen Afrodisias'la ilgili bir şiir kitabı olunca, dergi elimden düşmedi bütün gün. Eve dönerken de kitabı alıverdim hemen: Doğuran Doğurtan Afrodisias Şiirleri... Arkeoloji ve Sanat Yayınları'ndan çıktı.


Afrodisias'taki yeni müze binasının mimarı olan Cengiz Bektaş, inşaatı denetlerken, bir de bu küçük şiir kitabını (onun deyimi ve yazış şekliyle) "yaza durmuş". Kitabın içinde Mesut Ilgım'ın harika siyah beyaz fotoğrafları var. Hatta bir sayfada fotoğraf, karşı sayfada da şiirler... Hemencecik okunuyorlar ama içinizden yeniden geri dönüp defalarca okumak geliyor. Neredeyse Haiku tadındalar... Çok beğendim.


Hemen iki örnek alayım aşağıya...




NE Kİ

SEBASTEİONDA

GECE OLUP

ÇEKİLİNCE YONTUCULAR

TANRILARLA KAHRAMANLAR

KENDİ BAŞLARINA

KALACAKLAR
İNSANSIZ NE Kİ ONLAR




AFRODİSİASTA İZİNİZ

SİZ DUVARLARA
OLANI BİTENİ

YAZA DURUN TAŞA

BEN BETİKLER DOLDURUYORUM

ACILARLA




SİZİN YOLLARINIZ
TAŞ TOPRAK

BE…

Düşünen Kadın II

Resim
Gemi turu için limana gitmeye bayılıyorum. Evet, sabahın köründe yollara düşüyor olabilirim ama yine de günün o ilk güzel, serin saatlerini, şehirle uyanarak kutlamak hep hoşuma gitmiştir. Dün de bunu yaptım ve 07.15 vapurunda, demli bir çay eşliğinde, evden yanımda getirdiğim kahvaltımı yaparken, yüzüme çarpan rüzgara teşekkür ettim. Güneş nasıl da güzel parlıyordu ve poyraz sonunda, nasıl da güzel serinletmişti havayı...

Limanda ise dost yüzleri görmek, sabah homurdana homurdana kalkmamın ödülü oldu. Kimini senelerdir tanıdığım arkadaşlarımla kısacık da olsa bir arada olabilmek, yine çok mutlu etti beni. Topkapı Sarayı'nda ise buluşma noktamız, her zaman olduğu gibi, Konyalı'nın bahçe masalarıydı. Herkes bir ağızdan, bağıra çağıra bir şeyler anlatma derdinde idi ve bütün o gürültüye rağmen, herkes birbirini anlıyordu. Rehberlerin özelliklerinden olsa gerek! Aynı anda masanın her tarafındaki değişik sohbetleri takip edip, her birine laf yetiştirebilmeyi başarabiliyoruz. Ortaya…

Dün Kaçırdığım Vapurlara...

Resim
Ne gündü ama...Koş koş bitmedi işler. Hala koşuyorum...Kadıköy iskelesinde son saniyede kaçırdığım vapurun ardından bakarken aklıma şu şiir geldi. Kimbilir nereden yollamışlardı, hatırlamıyorum ama şiirler dosyama koymuşum, şimdi de buraya koyalım bakalım...



Gözlerin İstanbul Oluyor Birden



Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,

Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.

Martılar konuyor omuzlarıma,

Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım

Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen

Durgun sular gibi azalacağım

Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.

Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince

Yalnız gözlerime bak diyeceksin.

Ellerim usulca ellerine değince

Kaybolup gideceksin

Bir elim seni çizecek bütün pencerelere

Bir elim seni silecek.

Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere

Senin için yeni baştan can kesilecek.

Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde

Sonra seni kaybetmek hemen her yerde

Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak

Yapayalnız kalmak iskelelerde.

Seninle bir yağmur başl…

İzlanda'ya Devam...

Resim
Dedim ya İzlanda bana çok iyi geldi... Orada doğanın içinde (dizimin sakatlığına rağmen) yaptığım uzun, yalnız yürüyüşler, kendi kendimle konuşma fırsatı verdi bana. Bir anda dünyaya başka bir şekilde bakmaya başladığımı hissettim. Eskiden meditasyon yaparken de böyle hissederdim. İnsanın kendi kendisiyle, tüm çıplaklığı ve samimiyetiyle başbaşa kalması, kalbini dinlemesi, herşeyi daha net bir şekilde görmesini sağlıyor. Neyse, konu bu değil... Konu İzlanda' nın artık kalbimde birinci yere oturmuş olması. Dünyanın hiçbir yerinde, yerkabuğu bu kadar ince değil. Altından hala dumanlar tütüyor. Resmen düdüklü tencerelerin emniyet sübabı gibi, fokurdaya tıslaya sıcak buharlar çıkıyor. Öte yanda ise buzullar var. Hem de öyle böyle değil! Avrupa'nın en büyük buzulları! Vatna mesela... 8400 km2...Az mı? Sahilleri dünyanın en ürpertici sahilleri olsa gerek. Ya dalgaların deli gibi dövdüğü, kayalıklarla dolu uçurumlar, ya da volkanik siyah kumlarla örtülü, sessiz kilometreler. Ülkenin b…

Veee Perde....Sahnede Doğa...İzlanda...

Resim
Eve az önce girdim ama bu sefer hiç geri dönmek istemedim. Başlıktan da anlayacağınız gibi İzlanda'dadaydım! Ülke muhteşem, coğrafya büyüleyici, grubumuz ise tam kafa dengiydi. Hava İzlanda ölçülerine göre bir harikaydı. Ortalama 10 derece ama pırıl pırıl bir güneş... Çok çok iyi vakit geçirdim ve sanırım birkaç gün bu konuda yazacağım. En kısa zamanda da fotoğrafları paylaşacağım sizlerle. Fakat başlangıç olarak şunu söyleyebilirim: Eğer "saf", "katıksız" doğa arıyorsanız, tabiatın tüm güçlerini iliklerinizde hissetmek istiyorsanız, buzulların altında alev alev yanan volkanların ülkesi İzlanda, tam size göre. Yerkabuğu o kadar ince ki, dumanı hala üzerinde tütüyor, kıyıların şekli hala değişiyor, toprak çatlayıp içinden magma fışkırıyor, yerin altından çıkan sıcak sular evlerin musluklarından akıyor. Hava o kadar temiz ki, oksijen çarpıyor herkesi! Günde 8 saat kesintisiz uyuduk neredeyse hepimiz. Çooook uzun zamandır bu kadar iyi uyumamıştım. Kısacası dostlar…