18 Haziran 2008 Çarşamba


Yine epeydir fazla bir şey ekleyememişim. Oluyor işte! Kusura bakmayın...Bu sıralar çok hayhuylu bir dönem geçirdim ve daha aklım başıma gelmeden bu hafta sonu yine yollara düşüyorum. Arka arkaya iki tane tur yapıp, Temmuz'un ortasını bulacağım. İlk durak İskandinavya...Tam zamanı şimdi...Her ne kadar güneş batmak bilmediği için ilk günlerde uyum sağlamakta zorlanıyorsam da, Geiranger Fiyordu'nun kıyısında oturup, ayaklarımı suya sarkıtacağım anı heyecanla bekliyorum. Bu dünya harikası yer hakkında geçen sene şunu yazmışım:


Geiranger Fiyordu, Norveç


Kimilerince “Dünyanın En Güzel Yeri” olarak kabul edilen Geiranger’de bir gün geçirmek, insanın ömrünü uzatıyormuş. Civardaki yeşil tepelerde uzun yürüyüşler yapmak, komşu fiyordlara gidip gelen feribotları saymak, bir türlü kararmak bilmeyen gökyüzünün altında tahta iskeleye oturup, karlı zirveleri seyrederek, dünyanın geri kalanının çılgın kalabalığından uzakta az da olsa vakit geçirebilmek, metropol bunaltısı ve bulantısı çekenler için birebir. Sonunda yatağınıza gitmeye karar verdiğinizde, sizi sarmalayan dağların buzullarından beslenerek denize kavuşan şelalelerin sesleri, gece boyunca eşlik ediyor uykunuza. Manzara işte bu! Sıcaktan bunaldığımız şu günlerde, düşünmesi bile serinletici...

Yukarıya fotoğrafını koydum.




Tabii sadece fiyordlar yok gezimizde. Kopenhag, Bergen, Stockholm ve Oslo gibi harika kuzeyliler de bizi bekliyorlar. En sevdiğim şeylerden biri de, Kopenhag'dan Oslo'ya gemi ile gitmek...Yine yapacağız bunu. Kopenhag'dan ayrılırken hüzünlü Küçük Deniz Kızı' nı selamlamak, sonra narin görünümlü dev rüzgar güllerini seyretmek, bir türlü kararmayan havanın da etkisiyle uyuyamayıp güvertede gezinmek... Bunlar benim bayıldığım şeyler. Sabahın erken saatlerinden itibaren, binlerce adayla bezeli Oslo fiyorduna girmek ve sonunda da kentin limanına yanaşmak gerçekten de seyahatin en keyifli anlarından. Tabii fiyordlar arasındaki vapur gezilerini de atlamamak lazım. Yine deniz, dağ, şelale ve orman manzaralarına doyacak gözümüz gönlümüz.


Bu turdan hemen sonra ise, Almanya'nın en fotojenik bölgelerine gideceğim: Bavyera, Kara Ormanlar, Rhine Nehri, Şatolar Yolu... Nasıl merak ediyorum anlatamam. Özellikle bu tur sayesinde daha yakından tanıma fırsatı bulduğum, Kral 2. Ludwig'in şatolarını görmek için sabırsızlanıyorum. Adam gerçek bir çılgınmış ve son derece sıradışı bir yaşam sürdürmüş. Onun hakkında ayrıca bir yazı planlıyorum blog için. Yarın öbür gün hazır olur. Ama şimdiden şunu söyleyebilirim ki, gerçek bir deli/dahi ile karşı karşıyayız...

Bu iki zorlu turdan sonra tekrar biraz dinlenme fırsatım olacak. Belki tatil sırası bana da gelir, kimbilir???

Bu gece dolunay, yarın Merkür normal seyrine dönüyor ama yörüngeye oturması zaman alır, iki gün sonra yaz dönencesi... Ortalık toz duman...Arkadaşlar, arkanıza yaslanın, derin nefes alın ve önünüzdeki 3-4 günü sakin geçirmeye bakın. Yeni işlere başlamayın ve eski karmaşık işlerinizi sonuçlandırmaya bakın. Benden söylemesi... Demedi demeyin!

Şimdiden herkese iyi yazlar...

Hiç yorum yok: