Nepal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nepal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

NEPAL AĞLIYOR!!!

Çok üzgünüm. 
Nepal'de büyük bir deprem oldu: 7.9! 
Pek çok bina, tapınak, ev ve tarihi eser yerle bir... Can kaybı henüz belli değil. Ortada birkaç binle ifade edilen bir kayıp var ama inandırıcı gelmiyor bana. Daha fazla olmasından korkuyorum. 
Zaten çok fakir olan Nepal halkı bu durumdan çok kötü etkilenecek. Biliyorum!
Ülkenin imkanları o kadar kısıtlı ki geçtiğimiz aylarda THY uçağını pistten kaldıramadıkları için Kathmandu havalimanı bir hafta kapalı kalmıştı. Şimdi o imkansızlıkla nasıl olup da enkazı kaldırıp, alttaki insanlara ulaşacaklar bilemiyorum. Eminim ölü sayısı artacaktır bu sebeple. 
Çok üzgünüm! 
Böyle zamanlarda çaresiz kaldığım için çok da öfkeleniyorum. Tuhaf duygular, yıkıcı aynı zamanda.
Diliyorum ki uluslararası yardımlar bir an evvel yerine ulaşsın. Daha fazla can kaybı olmadan enkaz kaldırma çalışmaları başlasın.
Dayan NEPAL!
Namaste!

Kathmandu’nun Küçük Tibet’i BODHNATH



Nepal, Hindu ve Budist geleneklerin birbiriyle harmanlanmış olduğu harika bir ülkedir. Bu iki din arasındaki sınırlar öylesine belirsizdir ki, biri nerede biter de öbürü başlar, anlamakta zorlanırsınız. Himalaya bölgesinin bütün eski Animist ve Şaman geleneklerini barındıran Tibet Budizmi’nin hakim olduğu yerlerdeki tapınaklar ve mahalleler, bu kadim kültürün en iyi gözlemlendiği yerlerdir. Bana kalırsa, bu yerlerin en güzeli, en renklisi ve sıradışı deneyimler sunanı, Kathmandu vadisindeki Küçük Tibet olarak da adlandırılan BODHNATH’tır.



Bodhnath, beyaza boyanmış, devasa bir stupa’nın etrafında, daireler çize çize, dalga dalga yayılan, manastırlar, evler ve dükkanlarla dolu, renkli ve hareketli bir mahalledir. Büyük Stupa’nın tarihsel anlamda, kökeni tam olarak bilinmiyor. Birbiri ardına anlatılan, birbirine karışmış efsanevi öykülerden yola çıkacak olursak, stupanın yapımına tanrıların, göksel varlıkların ve krallarla tüccarların karıştığını görürüz. Oysa bunların hiçbirini kanıtlayacak somut bilgi yoktur. Ben de o bölgede rehberlik yaptığımda, tarihi bilgilerin çoğunu aktarırken, ‘’efsane nerede başlıyor bilemiyorum’’ diye itirafta bulunurum hep. Aslında laf aramızda kalsın, tarihin efsaneyle karışık olması hoşuma gitmiyor da değil! Hayal gücüme daha fazla yer açıyormuşum gibi de hissediyorum.
Önce stupa nedir, kısaca onu aktarayım: Stupa, içine önemli Budist rahiplerin küllerinin, bir takım kutsal emanetlerin ya da kutlu yazıtların konulduğu, genellikle bir höyüğe benzeyen, yarım küre şeklinde bir yapıdır. İçine girilmez, hacılar, ziyaretçiler yapıyı tavaf ederler. Kökeni Budizm’den çok daha öncelere uzanır. Çok eskilerde, yaşama veda etmiş ermişlerin, bağdaşa benzer mükemmel duruş olan LOTUS duruşunda gömüldüklerini biliyoruz. İşte ilk stupaların, bu gömülen ermişlerin üzerinde oluşturulan tepeciklerden yola çıktığı düşünülmektedir. Bütün Kuzey ve Güney Asya’ya yayılan bu yapı şekli, her ülkenin kendi geleneğine ve alışkanlıklarına göre hem isim hem de form almıştır. Örneğin Tibet’te CHORTEN denir, doğuya gidildikçe PAGODA olur. Kimi kat kat yükselir, kimi yuvarlak ve alçak olur. Ama mana aynıdır… Yapı tavaf edilirken, mana ile ilişkiye girilip, o mana idrak olunur… Tıpkı Kabe’ye giden hacıların yaptıkları gibi… Madde dünyasını terk et, manaya odaklan!


İşte Kathmandu’nun büyük beyaz stupası Bodhnath da bu şekilde, tam olarak adı konulamayan bir tarihte, ama günümüzden en az 2000 yıl önce, bu şekilde inşa edilmiş, son derece önemli bir stupadır. Yapını bugünkü boyutlarına 14. Yüzyılda kavuştuğu yönündeki bilgiler pek çok kaynakta bulunuyor.
Stupanın inşa edildiği yer, geleneksel kervan yolları üzerinde, Himalayalar’ın zorlu dağ geçitlerinden önceki düzlüklerdir. Eskiden, Lhasa’dan yola çıkan kervanlar, dağlar bitip de düze kavuştuklarında, onları o zorlu geçitlerde bin türlü beladan koruyan gözeten tanrılara ve ruhlara teşekkür amacıyla, bu noktada, stupayı tavaf ederler, tütsüler yakıp dualar söylerlermiş. İşleri bitip de geri dönme zamanı geldiğinde, dağlara vurmadan evvel, yine bu noktada dualar ve ilahiler eşliğinde, tanrılara yakarıp sağ salim bir yolculuk dilerlermiş. 
Bodhnath’taki büyük stupa, Nepal’in en büyüğü. Aslında bütün Asya’daki en büyük stupalardan biri olduğunu biliyoruz. Tabii Endonezya ya da Myanmar’da farklı formlarda ama aynı görevi gören pek çok stupa-pagoda olduğu için, böyle bir sıralama yapmak pek de kolay değil. Yine de Tibet Budizmi’nin Tibet dışındaki en büyük ve en kutsal stupasının Bodhnath olduğunu söylemek lazım.
Stupa’nın bütününde pek çok önemli simge yer alıyor. Yapının dokuz katı, Budizm’in Tanrılar Dağı olarak adlandırılan, mitolojik Meru Dağı’nın katlarını simgeliyor. Kat kat gökyüzüne uzanan onüç çember, aydınlanmaya giden yoldaki aşamaları anlatıyor. Dört ana yöne bakan gözler, Tibet Budizmi’ndeki Beş Bilgelik Budası’ndan dördünü simgelerken, beşincisi tam merkezdeki büyük beyaz stupada yer alıyor. Bu beş Bilgelik Budası, aynı zamanda evrendeki beş elementi simgeliyor. Ateş, Su, Hava, Toprak ve Eter… Bunlardan bizler için en kafa karıştıranı Eter olabilir ama buradaki eter denilen madde evrendeki her şeyi kuşatan boşluğun, sonsuzluğun simgesi oluyor. Metafizik anlamlar da yükleniyor bu boşluğa… Meditasyon sırasında ulaşılmaya çalışılan o hiçlik, boşluk hali de bu olsa gerek… Stupanın üzerinde dalgalanan beş renkli dua bayrakları da bu elemetleri simgeliyor. Rüzgarların o bayraklardaki duaları evrenin dört bir yanına dağıttığına inanılıyor.
Bodhnath’a gittiğiniz zaman, çevrenin renkli ve hareketli halinden büyük keyif alıyorsunuz. Pek çok yerli ve yabancı gezgin tarafından ziyaret edilen bu kutsal merkez, manevi hayatla dünyevi hayatın en iyi şekilde buluştuğu yerlerden biri bana kalırsa. Etrafında pek çok manastır var ve buradaki tapınaklardan yükselen dua sesleri, her zaman ruhani etkiyi güçlendiriyor. Ancak  dünyevi hayatın gerçeği ticaret de kendini tam gaz hissettiriyor burada. Etrafta el sanatları konusunda çok zengin, kaliteli dükkanlar var. Bronz heykeller, minyatürler, cepte taşınabilecek muskalar, tespihler gibi Tibet Budizmi ile ilgili pek çok objeyi bulabileceğiniz bu dükkanlarda uzun dakikalar geçirebilirsiniz.

Bence yapılacak en güzel şeylerden biri şu: Öğleden sonra ışığında Bodhnath’a gidin. Önce stupayı, Tibetli hacılarla birlikte, saat yönünde tavaf edin. Onların arasına karışın. Sonra stupanın üstüne çıkın ve yine saat yönünde yürüyerek mahalleye tepeden bir bakış atın. Sonra aşağıya inip, stupanın ana girişinin tam karşısında yer alan manastırın balkonuna çıkın. Stupa oradan şahane görünüyor. Manastırın büyük dua salonuna girip, bir köşede sessizce oturun, etrafı inceleyin, birkaç dakika sessizce meditasyon yapın, içinize dönün. Oradaki sesleri dinleyin, kokuları içinize çekin. Sonra yeniden aşağıdaki kalabalığın içine karışıp yürüyün. Rahiplerin de alışveriş yaptıkları dükkanlardan alışveriş yapın. Dolunay akşamıysa oradan hiçbir yere ayrılmayın ve hava karardıkça yakılan binlerce kandilin ışığında stupanın nefes alır gibi dalgalandığını hayal edin.
Kathmandu’ya ulaşmak artık çok kolay. THY İstanbul’dan direkt uçuşlara başladı başlayalı, Nepal artık daha yakın. Vizeyi de kapıda alıyorsunuz. Daha ne olsun? Tabii Nepal tarihi ve doğal anlamda çok zengin bir ülke, bu anlattıklarım okyanusta sadece bir damla. Siz yola çıkın, gerisi gelir nasıl olsa…
Yollarda buluşuruz…


Sis - Kartal - Himalayalar / Bir Uyanis Oykusu

Dun gece odama girdim ve yatagimin tam karsisindaki kocaman pencerenin perdelerini kenara cektim iyice. Niyetim sabah oldugunda gunun ilk isiklariyla uyanmak ve biraz etrafi seyretmekti. Pencereyi de acik biraktim ki gecenin sesleri girsin odama: Tatli bir ruzgar ve o ruzgarla salinan agaclarin taze yesil yapraklarinin fisiltilari...Yaklasik iki haftadir Tibet senin Bhutan benim dolanip durmaktan yorgun dusmus zavalli bedenim, yumusak yatagi bulunca, resmen bayilip uyuyakalmisim hemen. Ustelik elimde koca bir kitap, basucu isigim da acik! Kitaba daha sonra donecegim cunku muthis bir bir sey okuyorum...Gece bir ara uyanip, isigi sondurup, kitabi yanimdaki komodine ativerdim. Hemen dalmisim yine...
Bir ara kulagima tuhaf bir ses geldi. Ciglik gibi, incecik... Tam anlamadim... Ses bir daha cinladi odamin icinde, daha yakin bu sefer... Zorlukla actim gozlerimi... Pencereye cevirdim kafami ve iceriye dolan bembeyaz isik gozlerimi kamastirdi. Bir an yine ayni tuhaf tiz haykiris... Dayanamayip kalktim hemen yataktan ve gozluklerimi takip disariyi incelemeye basladim. Hava apaydinlik ama ben bembeyaz bir sisin icinde yuzuyorum adeta. Bulutlar inmis uzerime ve baska hicbir sey gorunmuyor... Iste o anda yeniden cinladi o ses! Gozlerimi gokyuzune cevirdim ve bir de ne goreyim? Yeryuzune inmis bulutlarin arasinda kocaman bir kartal ucmuyor mu? Meger onun cigligiymis o ses... Kocaman kanatlarini acmis, "Ben buralarin tek hakimiyim" der gibi, magrur ve cok ama cok guzel... Havada asili gibi durdu kisa bir an icin ve dosdogru pencereme dogru geldi. O kadar buyuktu ki! Bir kac sefer penceremin onunden hizla gecti ve sonra sonsuzlukta, sislerin arasinda kaybolup gitti. Butun bunlar sadece otuz saniye icinde olup bitti ve ben hicbir sey dusunmeden tekrar yatagima geri dondum. Gunlerdir sabah cok erken uyanip yollara dokuldugumuz icin cok yorgundum ve bir sabah icin bile olsa uyumak ve gec uyanmak bana cok iyi gelecekti... Nitekim uyumusum!
Aradan bir iki saat daha gecti ve yine disaridan gelen seslere uyandim. Gruptan birkac kisi "Harika! Muhtesem!" nidalariyla sakir sakir fotograf cekiyordu... Odama kadar gelen deklansor sesleri adeta makineli tufek gibiydi... Allah Allah, ne oluyor acaba deyip, yine dogruldum yatagimda. Gozluklerime uzanmaya firsat kalmadan, bir de ne goreyim? Etrafi bulut gibi saran o kalin sis perdesi tamamen acilmamis mi? Ve evet tam karsimdaydilar: Yeni yukselmeye baslayan sabah gunesinin tatli isigi altinda altin gibi parlayan Himalayalar! Manzara inanilmazdi! Hemen gozluklerimi taktim ve yastiklarimi duzelttim...Ve evet dostlar, kiskanmayin ama, tam yatagimdan, sicacik yorganimin altindan bile cikmadan, KUTSAL DAGLARI seyrettim yarim saat... Hicbir sey yapmadan, hicbir sey dusunmeden. Sadece daglari seyrettim...
Bundan sekiz sene once kizkardesim oldugunde, acidan perisan annecigimi Nepal'e getirmistim. Ona demistim ki: Anne! Seni Himalayalar'a goturecegim ve sen orada iyileseceksin. Orasi sana da bana da cok iyi gelecek. Cunku o daglar kutsal ve binlerce yildir insanlar, adeta bir ANA gibi o daglara siginiyorlar ve dua ediyorlar. Himalayalardan inanilmaz bir enerji yayiliyor insanin icine. Ve goreceksin ki, dondugumuzde ikimiz de iyilesmis olacagiz...
Simdi aradan sekiz sene gecti. 41 gun once annemi kaybettim. Dun 40 duasiydi ve ben maalesef isim geregi Istanbul'da bile olamadim. Can Dostum Purlen herseyle ilgilendi... Duasi yapildi... Dun cok agladim, elimde olmadan... Kendimi, dunyanin bir kosesinde, etrafi insanlarla cevrili olmasina ragmen aslinda yapayalniz kalmis bir cocuk gibi hissettim... Kocaman bir huzunle uyudum, kimsesizligime sarinarak. Ve sabah ne oldu? Himalayalar once Kartal'i yolladilar bana... Magrur ve yalniz... Daglarin en tepesindeki en sivri kayaliklarda yasayan, gunese dimdik bakarak gururla ucan... Himalayalar, magrur ve guclu olmami ve tipki o kartalin gunese dimdik baktigi gibi, benim de zorluklara dimdik bakarak uzerlerine ucmam gerektigini hatirlattilar bana. Sonra da kendilerini gosterip, enerjilerini tum hucrelerime akittilar... Avuttular beni...Tipki sekiz sene once Aysegulum gittiginde yaptiklari gibi...
Daglara bakarak dua ettim...Altin renkli zirveleri seyrettim ve icime taze bir guc doldu. Hayatimin bambaska bir safhasina girdigimi, Himalayalar hissettirdi bana...
Dualarim bitince daglara tesekkur ettim ve yeni baslayan gune hazirlandim bir sarki mirildanarak...Om Mani Padme Hum...

Tecritte 3. Hafta... Her şey normalmiş gibi yaşamaya çalışmak...

Günler birbirini hızla takip ederken, bir de fark ettim ki, tecritteki 3. haftamızı doldurmuşuz geçen Perşembe. Bugün Cumartesi... Sa...