Bhutan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bhutan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

INSTAGRAM'da Bhutan Impressions


Dream or what?


Rinpung Dzong

From my Window


Paro Market

Paro Market

Festivaller Diyarı BHUTAN ve TSHECHU Geleneği




Genç Rahip Adayı


Beş Renkli Dua Bayrakları

1990’lı yılların sonlarında Butan’a ilk adım attığım zaman, ‘’Butan mı? Orası neresi?’’ diyenlere o kadar çok laf anlatmak zorunda kalmıştım ki, aradan onca sene geçmiş olmasına ragmen ‘’Himalayalar’ın eteklerinde bir krallık’’ diye başlayan o uzun konuşmamı neredeyse kelime kelime hatırlıyorum. Gerçekten de o zamanlar Butan, adı sanı duyulmamış , haritada yeri gösterilemeyecek kadar ırak ülkelerin başında geliyordu. ‘’Ben Butan’a gidiyorum’’ dediğimde gözlerini devirip ‘’ Nereden buluyorsun bu acayip yerleri?’’ diyordu yakınlarım. Oysa artık devir değişti. Bundan birkaç sene öncesine kadar her anlamda kapalı bir kutu olan bu küçük krallık, dünyanın cazibe merkezlerinden biri haline geldi. Ülkemizde de bu gelişmelere uygun bir şekilde, Butan hakkında daha fazla konuşulur oldu. Yerli yabancı pek çok gezi-turizm dergisinde Butan hakkında yazılar çıktı, Ertuğrul Özkök gibi ünlü gazeteciler oradaki manastırlarda yaşadıklarını yazıya döküp iyice merak uyandırdılar, renkli fotoğraflar ve hatta belgesel kanallarında yayınlanan özel programlar sayesinde,  Butan artık eskisi kadar bilinmez olmaktan çıktı.
Dochu La Geçidi'nde 108 Stupa


Yine de Butan’a gidip gezebilen insan sayısı, diğer ülkelerle kıyaslandığında çok az zira ülkeye gitmeden önce sıkı bir planlama aşamasından geçilmesi gerekiyor. İlk yapılması gereken şey Butan’daki lisanslı bir yerel acentayla temasa geçmek! Bu acenta sizin için otel, araç ve rehber organizasyonunu yapıp, bu sayede vizenizin alınmasını sağlayacaktır. Yani öyle uçak biletimi alayım, indikten sonra başımın çaresine bakarım, keyfim nereyi isterse oraya giderim diyebileceğiniz bir yer değil Butan! Her şeyinizin noktası virgülüne kadar düzenlenmiş olması gerekiyor. Tek kişi bile gitseniz size bir araç ve rehber tahsis ediliyor, başka türlü gezmeniz mümkün değil! Bu durum kimi özgür ruhlu gezginlerin canını sıksa da şimdilik değişeceğe pek benzemiyor.
Bir önemli konu da işin mali yönü: Ucuz bir yer değil Butan! Eskiden ülkeye kabul edilen turist sayısı senede 2500 kişiyle sınırlıyken de ucuz değildi, şimdi bu sınırlama olmamasına ragmen hala önemli bir bütçe ayırmayı gerektiriyor. Minimum harcama olarak resmi bir rakam da var elimizde: Kişi başı günlük 250 USD! Bu rakamın içinde son derece yalın konaklama, yemek, araç ve rehber bulunuyor ancak eğer biraz daha iyi şartlar isteyecek olursanız o zaman bu 250 USD’nin üzerine ekleme yapmanız gerekecek demektir!

Ben mesleğim gereği senelerdir Butan’a gidip geliyorum dolayısıyla ülkenin geçirmekte olduğu değişimi yakından gözlemleme fırsatı buldum. Başta başkent Thimpu ve Paro olmak üzere ülkenin dört bir yanında son derece şık ve lüks oteller açıldı. Hava taşımacılığı sadece Druk Air’in elindeyken, geçtiğimiz yıl seferlere başlayan Bhutan Airlines ile hem çeşitlilik hem de rekabet arttı. Yolların gelişmesiyle birlikte ülkenin içindeki ulaşım da kolaylaştı ve daha fazla yer gezilebilir hale geldi. Artık Butan kapalı bir kutu değil! Tabii ben her sorulduğunda, ‘’Niyetiniz varsa, bir an evvel gidin Butan’a’’ diyorum herkese. Çünkü turizmin beraberinde getirdiği değişimleri/dönüşümleri başta kendi ülkem olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yaşadım. Iyi yönleri olduğu kadar kötü yönleri de var turizmin. Hele hele kitle turizmi denilen o devasa çarkın içinde özgünlüğünü yitirmemek neredeyse imkansız artık. Herkes pastadan pay kapmak istiyor. Üstüne bir de küreselleşme denilen o korkutucu fenomen eklenince, dünyanın her yerinde aynı markaları, aynı dükkanları, aynı yiyecekleri ve aynı reklam yıldızlarını görür oluyorsunuz. Insanlar bile aynı giyinir oluyorlar.

Oysa Butan böyle değil! Butan’da sokaklarda yürüdüğünüzde insanları yerel giysileri içinde görebilmek büyük bir haz! Erkekler GHO denen Japon kimonosu ile İskoç kiltinin karışımı gibi olan giysileriyle son derece ağırbaşlı bir görünüm içindeler her zaman. Kadınların  uzun etek ve ceketten oluşan KİRA’ları, yakalarına taktıkları kıymetli broşlarıyla daha da zenginleşiyor. Özellikle DZONG adı verilen kale-manastırlarda düzenlenen TSHECHU’lar sırasında giyim kuşamlarına daha da özen gösteren halkın arasına karışıp, Budist rahiplerin icra ettikleri kutsal dansları izlemek tam bir hayat deneyimi oluyor!
Paro Vadisi'ne Bakış


İşte bu noktada size TSECHU’lardan bahsetmek isterim. Bildiğiniz gibi Butan’ın nüfusunun %80 gibi çok büyük bir kısmı, Tibet Budizmi ya da Lamaizm olarak da bilinen, içinde pek çok sıradışı ezoterik uygulamayı da barındıran VAJRAYANA Budizmi’ne inanıyorlar. Bu inancın Himalaya coğrafyasına ve Tibet’e kadar yayılmasındaki en büyük pay, büyük üstad Padmasambhava’ya aittir. Gezgin bir keşiş olan Padmasmabhava, M.S 8. Yüzyılda Hindistan’ın kuzeyinden bu zorlu coğrafyaya adım attığında, karşısında dünyanın geri kalanından izole yaşayan halk toplulukları ve onların animist inançlarını bulur. Efsanelerde Padmasambhava’nın bazı ritüeller, mantralar ve en sonda da çoşkulu bir dans sayesinde, dağ zirvelerinde ve vadi kuytularında yaşayan kötü ruhları, gözle görülmeyen engelleyici şeytanları dize getirdiği ve Budizm’e bağladığı anlatılır.  TSHECHU adı verilen festivaller, bu efsaneleri günümüze taşıyarak, halkın maneviyatını güçlendirmeyi amaçlar.

TSHECHU’lar sırasında 4 gün boyunca toplam 17-18 dans icra edilir. Özel masklar ve giysilere bürünmüş dansçı rahipler, Padmasambhava’nın Budizm’in düşmanlarına karşı vermiş olduğu mücadeleyi ve onlara karşı kazandığı zaferleri anlatırlar. Nefesli ve vurmalı çalgılardan oluşan geniş bir orkestra ise, bu hareketli danslara eşlik eder. Son günün şafağında, büyük üstad Padmasambhava’yı, eşleri ve sekiz reenkarnasyonuyla çevrili gösteren 30x45 m ölçülerinde dev TONGDREL açılır. Bu, manastırın yuksek duvarlarından aşağıya sarkıtılan büyük bir resimdir. İnananlara göre TONGDREL’in açılışı kutlu bir olaydır ve bu resmi görmek bile, bir nevi arınma kabul edilir.

TSHECHU’lar ülkenin her yöresindeki manastırlarda, Tibet Ay Takvimi’ne dayanarak yapılan hesaplamalara göre düzenlendiği için takvim her sene değişir. Ancak manastırın bulunduğu coğrafya da bu değişiklikte rol oynar. Bundan dolayı anlamı 10. GÜN demek olan TSHECHU’lar ülkenin her manastırında farklı bir tarihte düzenlenir. İşte bana kalırsa bu festivaller Butan’ı gezmek, halkı yakından tanımak için en güzel fırsat! Bu noktada bir hatırlatma yapayım: İlkbahar ve sonbaharda düzenlenen Paro ile Thimpu Festivalleri, istatistiklere göre ülkeye en fazla ziyaretçinin girdiği dönem olarak görülüyor. Eskiden olsa planlamanıza en az bir yıl önce başlamanız gerekir derdim ama artan otel ve uçaklar sayesinde çok kalabalık bir grup değilseniz altı yedi ay önceden başlamanız da yeterli olacaktır.

Yeme içme konusunda meraklıysanız, Butan’da sizleri mutlu edecek birkaç lezzetli sırrı paylaşabilirim. Benim favorim aslında son derece yalın ama bir o kadar da lezzetli olan HEMADATSİ ! Yoğun bir peynir sosu içinde pişirilmiş taze yeşil biberlerden oluşan bu acı yemeği yanında mutlaka Butan’a has kırmızı pirinçle denemenizi öneririm. MOMO olarak bilinen büyük mantıları, Butan birasıya birlikte deneyin, atıştırmalık olarak son derece lezzettli oluyor. JASHA MARU ise ufak tavuk parçaları, domates, biber ve çeşitli baharatlarla yapılıyor. Lezzet olarak bize çok uzak sayılmaz, biraz tavuk sote gibi… Tereyağlı çay yani SUJA içmenizi kuvvetle öneriyorum zira kulağa her ne kadar pek sevimli gelmese de lezzeti inanılmaz. Aslında çay değil de çorba niyetine içerseniz o zaman daha da mutlu oluyorsunuz. Ayrıca TSAMPA denen kavrulmuş arpa unu ile bu çayı karıştırıp macun kıvamına getirip, minik lokmalar yapıp, eski zamanların seyyahları gibi de karnınızı doyurabilirsiniz. Bir başka ilginç lezzet de yol kenarlarındaki tezgahlarda ipe dizili şekilde satılan, kurutulmuş yak peyniri! Çorbalara katarsanız yumuşayıp tadını daha çok veriyor ama kuru halinde de fena değil. Özellikle trekking yapmaya gelenler yanlarına bu peynirden bolca alıp öyle vuruyorlar zorlu dağ yollarına.

Peki bir de KAÇIRMAYIN listesi versem size nasıl olur?

PARO: ULUSAL MÜZE’yi kaçırmayın. Küçük bir ülke olmasına ragmen Butan’ın ne kadar büyük bir doğal zenginliğe sahip olduğunu göreceksiniz. Paro’nun idari ve dini merkezi olan RİNPUNG DZONG’u görmeden oradan ayrılmayın. Manastırı ziyaret ettikten sonra yürüyerek Paro nehri üzerinde kurulu eski ahşap köprüyü mutlaka görün. Akşamüstü saatlerini ise evlerine gitmeden evvel son aışverişlerini yapan halkın arasına karışarak mutlaka Paro Çarşı’sında geçirin. Akşamın ilk ışıkları yanarken cadde inanılmaz renklere bürünüyor.
Paro Rinpung Dzong


Paro Chu Nehri

Paro Chu Nehri


THİMPU: Ülkenin en önemli kale-manastırlarından, Butan’ın manevi lideri JE KENPO’nun resmi konutu TASHİCHO DZONG’u görün. Butan Kralı’nın da konutu bu manastıra bitişik! Kaçmaz! Ayrıca Thimpu’nun merkezinde yer alan SAAT KULESİ meydanında akşam gezintisi çok keyifli oluyor. Biraz alışveriş de yapabilirsiniz.
Thimpu Genel Görünüm

PUNAKHA: Bana kalırsa ülkenin en güzel ve etkileyici kale-manastırı burada: PUNAKHA DZONG! İki nehrin birleşme noktasında kurulmuş bu müthiş manastır, başrahip JE KENPO’nun kışlık sarayı aynı zamanda. Manzaralar harika, manastır eşsiz!

Punakha Dzong

Punakha Dzong

Punakha Dzong İç Mekan


PHOBJIKA VADİSİ: El değmemiş bir saklı vadi isterseniz, mavi çamlarla çevrili, ortasından küçük akarsuların geçtiği ve yemyeşil düzlüklerde minik tapınakların olduğu bu vadiyi mutlaka görün derim. Yolu zahmetli ama öyle olmasaydı vadi saklı kalamazdı değil mi? Eğer Kasım ayında giderseniz, Tibet’ten kışlamaya gelmiş Siyah Boyunlu Turna’ları görebilirsiniz. Kuş gözlemi yapmak için ideal bir yer ve bir de mütevazı bir araştrma merkezi var. Bir gece kalın, yıldızları seyredin!

TAKSTANG: Yürüyüşle, yokuşlarla aranız nasıl? Sorun yok derseniz o zaman ülkenin en ünlü ve en fotojenik manastırı size bekliyor demektir! Üstad Padmasambhava’nın bir kaplan sırtında tepesine uçup, mağaralarında inzivaya çekildiği kayalık dağların yamaçlarına kurulu, sisler arasındaki bir rüyadan bahsediyorum size. Bir gün ayırın ama hava şartları iyiyse çıkın o yola. Zira çamurlu, kaygan patika tehlikeli olabiliyor. Katır sırtında bir noktaya kadar da gidilebiliyor ama tercih sizin!

Uzun lafın kısası:  Ülkesini ‘’Kişi Başına Düşen Mutluluk’’ politikasıyla yöneten iyi kalpli genç kralı, o kralın gönlünü çalıp evlenen halk kızı güzel kraliçesi, yemyeşil ormanları ve dupduru nehirleriyle tam bir masal diyarı Butan’a geç olmadan gidin!
Festival zamanı gidin ve iyi niyetli halkıyla da tanışın!

Yollarda görüşürüz...


Himalayalar’ın Ejder Krallığı BHUTAN -2-



Geçen haftaki yazımda Bhutan’ın iki önemli şehrine uğrayıp,biraz da manastır geleneğinden söz etmiştik. Bu hafta da, izninizle, kaldığımız yerden devam etmek istiyorum.
Yolunuz başkent Thimpu’ya düştüğünde, etrafı gezip dolaşmak için bir tam gün rahat rahat yeter. Şehrin en canlı yeri, neredeyse bütün kent merkezini boydan boya kateden Nordzin Lam caddesi ve burada bulunan Saat Kulesi Meydanı’dır. Burada hem çok kaliteli oteller, hem de nitelikli el sanatları ve hatta antika objeler bulabileceğiniz dükkanlar vardır. Ben bu caddeyi ve meydanı öellikle akşamüstü saatlerinde çok severim zira o saatler halkın akşam alışverişlerini yapıp evlerine yollandıkları saatlerdir. Sokaklar cıvıl cıvıl insan kaynar. Renkli giysileriyle kadınlar, kimi artık kot pantolonlu kimi geleneksel giysileri içinde erkekler, sırt çantalı öğrenciler, köylerine dönme telaşı içindeki çiftçiler ve kızıl giysileriyle rahipler doldurur sokakları. Kentin beyaz eldivenli trafik memuru, en fiyakalı haliyle, Thimpu’nun kalbi sayılan kavşaktaki yerini alır ve bir orkestra şefi gibi o renkli kalabalığı idare eder. Kalabalık derken tabii öyle gözünüzde büyütmeyin! Ne de olsa sadece yüzbin nüfuslu bir şehirden bahsediyoruz burada! Fakat yine de son yıllarda, ülkenin dışa açılma politikası paralelinde, ithalatta bazı kolaylıklar sağlanmasıyla, motorlu taşıt sayısında önemli bir artış gözlemliyorum. Eskiden şahsi otomobiller bu kadar çok değildi. Etrafta görülen araçların hemen hemen hepsi ya resmi ya da toplu taşıma yapan, bizdeki minibüs dolmuşlara benzeyen araçlardı. Artık hali vakti yerinde aileler, kendi otomobilleri olsun istiyorlar ve bunlar genellikle yakın komşu Hindistan’dan ithal ediliyor. Araç demişken aklıma geldi: Eğer yolda BHUTAN1 plakalı bir jipe rastlarsanız, anlayın ki, kralla burun buruna geldiniz demektir! Olmaz demeyin, benim başıma iki defa geldi!
Thimpu’dan doğuya yolculuk çok keyiflidir. Önce tatlı bir rampayla şehirden ayrılırsınız. Kıvrılarak tırmanılan bir tepenin yamacında, halkın çok sevdiği  ve kendisiyle özdeşleştirdiği Himalaya Servileri arasında, SİMTOKHA Dzong görülür. Bu dzong’un ülke tarihinde önemli bir yeri var. Bhutan’ın, bağımsız bir krallık olarak dünya sahnesine çıktığı yıl olan 1907’den itibaren, milli birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirebilmek için, yolu izi olmayan vadilerin içinde birbirlerinin varlığından bile habersiz şekilde yüzyıllardır yaşamış halk topluluklarını dil yoluyla birleştirme fikri doğmuş. Bu konuda iyi yetiştirilmiş öğretmenlere büyük iş düştüğünden, seçilen kişilerin ortak bir çatı altında eğitilmeleri konusu gündeme gelmiş. İşte Simtokha Dzong, bu büyük eğitim kampanyasının ve Bhutan dili üzerine yapılan çalışmaların merkezi olmuştur.
Oradan tırmanmaya devam ederek 3050 metrede bulunan ünlü DOCHULA geçidine gelirsiniz. Eğer şansınız yaver giderse, yani hava açıksa, buradan Himalayaların karlı zirvelerini, yemyeşil tepelerin üzerinden seyredebilirsiniz. Ben çok severim bu geçidi! En yüksek noktada inşa edilmiş 108 stupacık ve ağaçları donatan beş renkli dua bayrakları, etrafta hem ruhani hem de neşeli bir atmosfer yaratır. Büyük tütsülüklerde yakılan ardıç dalları, etrafa tatlı bir odun ve çam kokusu yayarlar. Buradan her geçtiğimde bir dilek tutarım hem kendim, hem sevdiklerim, hem de ülkem için. Bu yoldan geçen bütün yolcular mutlaka minik bir mola verip, küçük bir dua anı yaratırlar kendilerine. Dolmuşlar bile buradaki ana stupanın etrafında bir tur atarak, yola sağ salim devam etmeyi dilerler.
Bu yolun devamı PUNAKHA vadisine kadar yokuş aşağı ve virajlarla doludur. Zaten Bhutan’da karayolu demek birbiri ardına virajlara girip çıkmak demektir. Aslında bu sonsuz sayıda vadilerin arasında asfalt kaplı bir yol bulabilmek bile mucize! Bundan çok kısa bir süre oncesine kadar bu yollar bile yoktu! Viraj meselesine gelince… Diyorum ya, dağlardan inip çıkıyorsunuz, bir vadiden öbürüne atlıyorsunuz… Nasıl viraj olmasın ki? Zaten Bhutan’da çok sevdiğim bir söz vardır: Bhutan’daki tek düz yol, Paro havalimanının pistidir!
Bu virajları aşıp da vadi tabanına ulaştığınızda, rakım 900 metrelere indiği için, bitki örtüsünde önemli bir değişiklik görürsünüz. Dev boyutlardaki kaktüs cinsleri ve harikulade renklerde çiçekler, Himalayaların alçak ve korunaklı vadilerinde rastlanan mikro-klima bölgelerinden birine geldiğinizi kanıtlar. Artık sub-tropikal iklim kuşağındasınızdır. Çok severim o manzaraları… Yamaçlarda oluşturulmuş tarım taraçaları ve rüzgarla dalgalanan sarı pirinç başakları… Aralarında yüksek çatılı köy evleri… Ve tabii ki mutlaka vadiye hakim noktalarda konumlanmış irili ufaklı manastırlar…
Bu manastırların içinde, en görkemlisi, başrahip Je Kenpo’nun kışlık sarayı olarak kullanılan PUNAKHA Dzong’dur. Ülkenin kurucu babası kabul edilen ZHABDRUNG NAWANG NAMGYEL’in kutsal emanetlerinin de saklandığı bu önemli manastır, 1637’den 1907’ye kadar Bhutan’ın idari merkezi olmuş. 1907’de modern Bhutan Krallığı oluşunca, başkent Thimpu’ya geçmiş. Yine de Bhutan’ın manevi gücünün esas olarak buradan geldiğini söylersem yanılmış olmam. Gelenek olduğu üzere, kışın sertleştiği aylarda, başkent Thimpu’daki Tashicho Dzong’da yaşayan başrahip JE KENPO, bir merasim ile Thimpu’dan ayrılıp, aynı virajlı yoldan aşağıya, Punakha’ya iner ve buradaki görkemli dzong’a yerleşir. Kış bitene kadar orada kalır. Tabii eskiden yolun olmadığı zamanlarda, kayalık yamaçlardaki daracık patikalardan yapılan bu haftalar süren zorlu yolculuk, hep büyük bir endişe kaynağı olurmuş herkes için. Bu yolculuk sırasında kimi zaman hayatını kaybeden rahipler olurmuş. Artık konforlu araçlarla sadece dört saat süren bu yolculuk, eminim eskisi kadar endişe kaynağı olmuyordur kimseye.
Bhutan’ın iki önemli nehri PO CHU (Baba Nehir) ve MO CHU (Ana Nehir), vadinin en güzel yerinde birleşirler. İşte bu noktaya kurulmuştur Punakha Dzong! Alelade bir seçim olmadığı aşikar! Ve ülkenin bence en görkemli, en iyi korunmuş ve en iyi bakılan manastırıdır. 2011’de kraliyet düğününe de ev sahipliği yapmıştı bu güzelim dzong. Geçmişte kimi sel baskınları tarafından epeyce hırpalanmış olsa da artık nehirlerin ıslah edilmeleri sayesinde o tip büyük tehlikeler yok gibi duruyor. Ama doğa bu! Ne kadar ıslah edilebilir ki? Gün gelir, Himalayalardan gürül gürül aşağı inen sular yine gönüllerine göre davranabilirler elbette…
Her zaman olduğu gibi, bu manastır da tam bir renk cümbüşü sunar ziyaretçilerine. Sessiz avluları ve huzurlu dua salonlarıyla, bir köşeye çekilip, kendi içine dönme fırsatı sunar dileyene. Fotoğrafçılar için de belki de en çok mesai gerektiren manastırdır barındırdığı zenginlikleriyle. Budizmin simgelerinden banyan ağacı, bu vadinin iklimi sayesinde, bu manastırın giriş avlusunda en görkemli haliyle yerini bulmuştur. Neden Budizm’in simgesidir bu ağaç diye soracak olursanız, Buda aydınlanmaya giden meşakkatli yolun sonunda, bir banyan ağacının altına oturup derin meditasyonuna dalmış ve en nihayet hakikate erişmişti. İşte bu sebeple, bu arayışın simgelerinden biri haline gelmiştir bu güzelim ağaç.
İki haftadır anlatmaya çalıştığım gibi, dünyanın en özel, en kapalı kutu ülkelerinden biridir Bhutan. Her şeyin hızla değiştiği, aynılaştığı, küreselleşen dünyamızın, henüz küreselleşmeyi –şükürler olsun ki- tamamlayamamış  köşelerinden biridir. Eskisine nazaran çok daha kolay ulaşılabilir Bhutan’a. Ben genellikle Nepal üzerinden geçiyorum ama Delhi üzerinden de aktarma yapılabilir. Yeter ki uçuş günleri iyi hesaplansın. Tabii vize ve otel başvurusunu yapmak için bu organizasyona çok önceden başlamak gerekir. Rehbersiz gezemezsiniz. Tek kişi bile olsanız size bir rehber ve bir de şoförlü araç tahsis ediliyor. Öyle kafama esti, haftaya atlayıp gideyim denilecek yerlerden değildir Bhutan. İşte zaten de bu yüzden günümüze kadar korunarak gelebildi.
Diyelim yolunuz düştü. Bence kaçırmamanız gereken bazı şeyler var tabii:
·      Paro Çarşısı’nda gezinti
·      Paro’da ULUSAL MÜZE
·      Paro Rinpung Dzong
·      Okçuluk müsabakası (Ülkenin milli sporu olduğu için bütün şehirlerde mutlaka müsabaka sahaları oluyor)
·      Peynir sosuyla pişirilmiş acı biber yemeği HEMADATSİ (Acıyla arası iyi olanlara kesinlikle deneyin diyorum)
·      Yürüyüşle aranız iyiyse, yükseklik korkunuz da yoksa o zaman ünlü TAKSTANG MANASTIRI, yani KAPLAN YUVASI MANASTIRI gezisini öneririm. Ama dediğim gibi eğer azıcık yükseklik korkunuz dahi varsa, unutun gitsin! Çünkü kayalık merdivenlerin tırmanışı ve özellikle de geri inişi bazı yerlerde gerçekten tüyler ürpertici olabiliyor.
·      THİMPU ana caddede ve Saat Kulesi Meydanı’ndaki çarşılarda akşam üzeri gezintisi.  Kaçırmayın…Bir kaldırımda durup etrafı seyretmek bile bence büyük keyif.
·      PUNAKHA DZONG
·      Eski dokusunu neredeyse hiç kaybetmemiş, WANGDUE PHODRANG DZONG.
·      Programınızı yaparken vaktinizi bol tutabildiyseniz eğer, o zaman mavi çamlar vadisi PHOBJİKA’ya uğramadan dönmeyin. Burada cenneti bulacaksınız. Hele bir de Kasım ayından itibaren oradaysanız, o zaman Tibet’ten kışı geçirmek için buraya gelen SİYAH BOYUNLU TURNALAR’ı gözlemleyebilirsiniz.
Bunlar benim favorilerim. Bir fikir vermesi için ekledim. Tabii hepimizin deneyimleri farklı olacaktır. Seyahatin güzel yanı da bu değil mi zaten?
Yollarda görüşürüz…

Not: Bu yazı kokpit.aero sitesinde yayınlanmıştır.

Kokpit.Aero sitesindeki BHUTAN yazım...1. Bölüm

Off Allahım!!! Yine uzun bir ara ve yine disiplinden şaşmış bir İKO!!! İnsanın blogu olur da, bu kadar ara verir mi yazmaya? Eh oluyormuş işte!
Bu süreçte turlarıma devam ettim. Kitaplar okudum. Yazılar yazdım. Ev hayatımın tadını çıkardım. Arkadaşlarımla güzel zamanlar geçirdim. Keyfime göre seyahat ettim. Ve bir de internet sitesinde yazmaya başladım. ... http://kokpit.aero/
Havacılık üzerine hazırlanmış bir site ama beni de dünyanın çeşitli köşelerine pencere açmam için kadrolarına dahil ettiler. Aslında bana da çok iyi oldu çünkü böylece yazma disiplinimden uzaklaşmamış oluyorum. Bu sefer biraz tembellik yapıp, oraya yolladığım bir yazıyı ekleyeceğim aşağıya.


Himalayalar’ın Ejder Krallığı BHUTAN  -1-

İnsanın işi gezmek ve gezdirmek olunca, uçmak, hayatının doğal bir parçası haline geliyor. Havalimanlarının bitmeyen kontrollerinden geçip, yorgun argın bindin mi uçağa, bağlıyorsun kemerini, kontrolü bırakıyorsun kaptanlarına ve arkana yaslanıp keyif yapıyorsun. Biraz da uzunsa yolculuk, yemekten sonra biraz film, biraz kitap, azıcık da uyku derken bir de bakmışsın, dünyanın öbür yanına gelmişsin bile! Uzaklar yakın oluvermiş! Bu yüzden seviyorum uçmayı ve hala her uçuş öncesi heyecanlanıyorum.
Becerebilirsem, mutlaka cam kenarından yer alıp, burnumu pencereye dayarım merakla. Aşağıda akıp giden manzaraları seyrederken, bir yandan da uçuş haritasını takip ederek, dünyanın hangi köşesindeyim onu anlamaya çalışırım. Hah şimdi Ganj’ın üstündeyim, şimdi Sahra Çölü’nü geçiyoruz, uzakta Etna yanardağı görülüyor diye konuşurum kendi kendime. Dünya altımda dev bir Mercator Haritası gibi serilmişken, gündüz uçuşları sırasında ne mümkün başka bir şeyle ilgilenmem! Keyiften kendimden geçerim adeta.
Ama bazı yerlere uçmayı daha da çok severim. Kalbim daha hızlı atar, beraberimdekilere sirayet eder bu heyecanım. Uçuşun rotasından mıdır, inilen toprakların büyüsü müdür tam bilemiyorum ama o diyarlara uçmak bana mutluluk verir hep. İşte kokpit.areo’daki yazılarıma başlarken, öncelikle bu yerleri paylaşmak istiyorum sizlerle…
Bu hafta, neresi olsun, neresi olsun diye düşünürken aklıma gelen cennet köşelerden Bhutan’a götürmek istiyorum sizleri.
Bundan birkaç sene önce Bhutan dediğimde, çoğu insanın kaşları havaya kalkar ve Bhutan mı? Orası neresi? Öyle bir ülke mi var? diye sorular gelirdi. Şimdi gittikçe azaldı bu sorular. Bu konuda özellikle sayın Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan Bhutan gezisi yazısının çok büyük bir payı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Bhutan, Himalaya Dağları arasındaki bereketli vadilerde kurulmuş, dünyanın tek Budist krallığıdır. Manevi hayatın içsel zenginlikleriyle yoğrulmuş ve Budist öğretiler ışığında medeni kanunlarını oluşturmuş bu sakin ve sessiz ülkenin doğal güzellikleri ve tarihi değerleri saymakla bitmez. Bhutanlılar ülkelerine DRUK YUL diyorlar, yani Yıldırım Ejderin Ülkesi… Ülkenin bayrağındaki beyaz ejderha da bunu simgeliyor. İnanışa göre Bhutan’ın kurucu ataları vadiye geldiklerinde onları gümbür gümbür yıldırımlar karşılamış. Manevi uyanış ve birliğin simgesi olarak kurulan Budist okullara, DRUK yani Ejder okulu demişler. Böylece ejder hem güç hem de maneviyatın birleştiği en önemli sembol olarak sonraki dönemlerde bayrakta yerini almış. Çoğumuzun hatırlayacağı gibi, Çin başta olmak üzere, ejderha ya da diğer adıyla dragon simgesi, Asya’nın pek çok kültüründe, imparatorluk gücünü simgeleyen çok kudretli bir simgedir.
Ülkenin coğrafyası tamamen dağlık ve tepeliktir. Uçaktan bakıldığında kıvrım kıvrımdır aşağısı. 7000lik zirvelerin arasında, sıra sıra uzanan 4000lik dağlar ve bu dağların arasında ortalama 2200 metre rakımda, sıkışmış gibi duran vadiler görülür. Kentler de bu sıkışık vadilerde kurulmuş olduğu için, bildiğimiz anlamda geniş alanlara yayılmış, büyük şehirleri yoktur Bhutan’ın. Yüzbini aşan nüfusuyla en büyük şehir olan başkent Thimpu, Bhutan’ın hem idari hem de manevi merkezidir. Kraliyet Sarayı, meşruti monarşinin yürütme gücü parlamento ve ülkenin manevi lideri başrahip JE KENPO’nun resmi konutu, büyük TASHİCCHO MANASTIRI, buradadır. Aslında ülkeyi kral ve başrahip birlikte idare ediyorlar dersem, yanlış söylemiş sayılmam. Çünkü Bhutan’lıların sosyal yaşantıları dini olayların etrafında şekillenir, tapınakları her zaman ziyaretçilerle dolar taşar ve her erkek hayatının bir döneminde mutlaka ama mutlaka manastır hayatı yaşar, oradaki dini eğitimden geçer. Krallar bile! Rahipliğinin yapmamış erkek, bizdeki askerliğini yapmamış erkek gibi kabul edilir neredeyse. Meslek hayatına atılamaz, evlenmede zorluk çeker. Dolayısıyla da Bhutan tam bir manastırlar ülkesidir.
Ülkenin en önemli bayramları, festivalleri, törenleri hep bu manastırlar tarafından düzenlenirler. Binlerce rahip vardır bu devasa çarkın içinde ve hepsinin idaresinden, düzeninden sorumlu kişi, ülkenin manevi lideri başrahip Je Kenpo’dur. Manastırların içindeki renkli tapınaklarda hem kral hem de Je Kenpo’ya ayrılmış tahtların varlığı, ülkenin yönetim anlayışının apaçık bir göstergesidir. Din ve devlet işleri farklı kişilerin idaresinde, yani bir anlamda birbirlerinden ayrı olmalarına ragmen, birbiriyle bir bütünlük oluşturur. Kral ve Je Kenpo, uyum içinde ülkeyi yönetmekle ve halkın mutluluğu, huzuru için çalışmakla yükümlüdürler. Budist yasaları bunları zorunlu kılar! Ve Bhutan’a ulaştığınız andan itibaren hissettiğiniz o sükunet ve huzur hissi, sanırım bu uyumdan ileri geliyor.
Bhutan’a varış noktamız, her zaman, ülkenin uluslararası uçuşlara açık tek havalimanı olan PARO havalimanıdır. Etrafı 5500 metrelik zirvelerle çevrili 2230 metre rakımdaki bu havalimanı dünyanın en zorlarından biri olarak kabul ediliyor. O karla kaplı zirvelerin arasından, adeta iğne deliğinden iplik geçirir gibi uçağı geçirmek ve aynı zamanda  vadinin içinde patlayan Himalaya rüzgarlarıyla baş etmek, her babayiğidin harcı olmasa gerek! Bildiğim kadarıyla, bu havalimanına iniş kalkış yapabilecek ehliyette sadece 8 pilot var. Sadece gündüz saatlerinde iniş kalkışa izin veriliyor. Görüş şartları pilotların istediği nitelikte değilse, hiçbir sorgu sual olmadan, pilot tamamdır diyene kadar uçaklar hareket ettirilmiyor. İnternette şöyle bir araştırma yaptığınızda bulacağınız PARO’ya iniş videoları gerçekten tüylerinizi ürpertecek. Ben her seferinde yolcularımı korkmamaları yönünde uyarıyorum çünkü zirvelerin arasında ardı ardına yapılan zigzaglardan sonra artık tam bitti iniyoruz derken, son anda bir U dönüşü yapılıyor ki, evlere şenlik! Hatta inişe geçildiği anda pilot bir anons yaparak, korkmayın, bu normal bir prosedürdür diyor ve ardından, herhalde ortamı yumuşatmak için, son derece huzurlu bir müzik yayınına geçiliyor ama yine de ben, itiraf ediyorum, her toprağa değdiğimizde, pilotu sarılıp öpmek istiyorum. Pistin uzunluğu 2000 metre, dolayısıyla yere değdiğimiz anda sıkı bir fren bekliyor bizi.  Ve ardından alkış patlıyor her seferinde. Ben bazen kendimi tutamayıp ıslık da çalıyorum - ki bu aramızda kalsın lütfen!
Paro, ortasından pırıl pırıl bir nehrin geçtiği, harika bir vadide kurulmuş.  20000 nüfusu var ve sokakta kime sorsanız Paro, ülkemizin dünyaya açılan kapısıdır der gülümseyerek.  Her ne kadar ülkenin başkenti Thimpu olsa bile, Parolular, ülkenin şimdilik tek uluslararası havalimanına ev sahipliği yaptıkları için, kendilerini şanslı ve gururlu hissediyorlar. Vadiye tepeden hükmeden ünlü Paro RINPUNG Manastırı, Bhutan’ın en önemli sembollerinden. Hem burada eğitim alıp barınan yüzlerce rahibe, hem de bölgenin idari işlerinin görüldüğü devlet dairelerine ev sahipliği yapıyor. Ziyarete açık olduğu saatler içinde bu manastırların gezilmesinde ve fotoğraflanmasında herhangi bir sakınca yok. Yanınızda her zaman, gerekli kayıt işlemlerini yapan yerel bir rehberiniz bulunacağı için, size sadece etrafı dolaşıp, sessizliğin, olağanüstü renklerin ve genç rahiplerin sevimli gülümsemelerinin tadını çıkarmak kalıyor.
Manastırlar hakkında da bir iki kelime etmek lazım çünkü ülkenin geleneğinde DZONG olarak adlandırılan bu kale-manastırların çok büyük yeri var. Dzong’lar kuvvetli dış duvarlarıyla, sadece dünyevi hayatla manevi hayatı birbirinden ayırmakla kalmamış aynı zamanda içine sığınanlara, savaş zamanlarında güvenlik de sağlamış. Günümüzde dzong’lar bir bölgenin, dini, askeri, idari ve sosyal merkezi olarak kabul edilirler. İç düzenleri iki bölüme ayrılmıştır: İçinde tapınakaların, dua salonlarının ve rahiplerin yatakhanelerinin bulunduğu dini kısım ve bölgenin devlet dairelerinin, mahkemelerin ve diğer resmi işlerin görüldüğü idari kısım. Dzongların dış duvarları düz beyaz olmasına ragmen iç kısımlarında çok renkli ahşap süslemeler, Budist geleneğe ait rengarenk işlenmiş duvar resimleri ve parlak dini semboller kullanılmıştır. Birbirlerine koridorlar ve gölgeli geçitlerle bağlanan avlularda, Tibet Ay takvimine göre hesaplanan günlerde, TSECHU adı verilen törenler yapılır. İşte bu törenler, bölge halkının en önemli sosyalleşme fırsatıdır. Kadınlar en şık KİRA’larını erkekler en iyi GHO’larını giyip öyle giderler dzonglara. Genç yaşlı hiç fark etmez, herkes katılır bu kutlamalara. Masklar takmış ve renkli giysilere bürünmüş rahipler,Tibet Budizmi’nin kurucusu Guru Rinpoche ve onun öğretisiyle ilgili kutsal danslar yaparlar. Davulların nabız vuruşunu andıran ritimleri, genç rahiplerin üflediği boruların seslerine karışır avlularda ve bütün bu karmaşanın içinde, bir tatlı huzur kaplar içinizi.

Bu güzelliklere dalmışken yazı akıp gitmiş ve ben anlatmak istediklerimi bitirememişim henüz. Öyleyse, Bhutan’ın vadileri arasındaki gezimize haftaya devam edelim. Ne dersiniz?


Tecritte 3. Hafta... Her şey normalmiş gibi yaşamaya çalışmak...

Günler birbirini hızla takip ederken, bir de fark ettim ki, tecritteki 3. haftamızı doldurmuşuz geçen Perşembe. Bugün Cumartesi... Sa...