<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604</id><updated>2012-01-26T00:03:21.026+02:00</updated><category term='Peru'/><category term='Vietnam'/><category term='Avusturya'/><category term='Türkiye'/><category term='A.B.D'/><category term='Gürcistan'/><category term='Makedonya'/><category term='Hong Kong'/><category term='Myanmar (Burma)'/><category term='Norveç'/><category term='Bolivya'/><category term='Hırvatistan'/><category term='Hindistan'/><category term='Kamboçya'/><category term='Fransa'/><category term='Almanya'/><category term='Nepal'/><category term='izlanda'/><category term='Karadag'/><category term='İslomania'/><category term='Arnavutluk'/><category term='Fas'/><category term='Bulgaristan'/><category term='Yaşamdan Sayfalar'/><category term='Unutulmaz Şiirler'/><category term='Tayland'/><category term='Sri Lanka'/><category term='Danimarka'/><category term='Tibet'/><category term='Balkanlar'/><category term='İsveç'/><category term='İçimden Geldiği Gibi'/><category term='Endonezya'/><category term='Laos'/><category term='Bhutan'/><title type='text'>iko'nun dünyası</title><subtitle type='html'>Dünyamın tüm renklerini ve yaşam denen şu kısacık seyahati paylaşmak için...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>243</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8445111084250878885</id><published>2012-01-25T22:54:00.004+02:00</published><updated>2012-01-26T00:03:21.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Kalp Kırmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6pkkcISEZ_M/TyB7SrehAPI/AAAAAAAABHI/0kfPKQxxgwY/s1600/mend-broken-heart.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 320px; height: 262px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701692689089626354" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-6pkkcISEZ_M/TyB7SrehAPI/AAAAAAAABHI/0kfPKQxxgwY/s320/mend-broken-heart.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kalp kırılır, hem de çok kolay...Bazen tek bir söz, bir hece, hatta sadece bir bakış yeter. Kalp, o sözün, o bakışın ve hatta o hecenin içindeki türlü anlamı inceler, tartar, çözer ve bir sonuca varır. Eskilerden gelen filtreleri de varsa eğer, o zaman o filtrelere göre yapar bütün değerlendirmesini. Eski kalp ve düş kırıklıklarını, gönül sancılarını,  hayallerin suya erişini hatırlar içten içe ve tuz buz olur, paramparça dağılır... Gözlerden incecik yaşlar süzülür, boğaza bir anda yumruk gibi bir düğüm oturur, yutkunmak azaba döner. Saklamak ister üzüntüsünü kalp; ne kadar becerebildiği ise tartışma konusudur. Çarpmaya devam eder tabii kırılsa da, ama bir daha aynı heyecan olur mu, ya da aynı şevk, işte orası da hiç bilinmez. Tıpkı incecik bir Çin porseleninin yere düşüp kırılması gibidir bu durum. Parçaları toplanıp bir araya getirilse ve en kuvvetlı tutkalla yapıştırılsa da, kırılan artık kırılmıştır. Görüntüde sapasağlamdır ama aslında kırılmış parçaların yapay bir şekilde bir araya getirilip, zorla tutturulmasından oluşmaktadır artık! Kırılmamış olanla, kırılmış ama tamir görmüş olan hiç aynı olur mu? Olmaz tabii! Tamir görmüş olan zayıf düşmüştür en azından. Ufak bir darbede yeniden tuzla buz olma ihtimali çok yüksektir. Hem de bu sefer daha zor tamir edilircesine...Ve öyle bir an gelir ki, artık tamiri imkansızdır, ne sürsen yapışmaz parçalar... Hayatın kırıp dağıttığı kalpler ne kadar zayıftır, hesaplayamazsınız. Bilemezsiniz hangi darbede tuzla buz olup, toz gibi dağılacağını... Bilemezsiniz, hangi anda dağılıp gidecek avucunuzun içinden... Bilemezsiniz, hangi nazarınızla bir anda dünyanın öte yanına uçacak... Bilemezsiniz, hangi sözünüzle nereye inzivaya çekilecek...Dağın eteklerine mi, denizlerin ortasına mı, yoksa evinin kuytularına mı? Gider mi kırılan, gider...Gelir mi, işte orasını en maharetli medyumlar bile söyleyemez. Bilen bir tek, kırılan kalptir çünkü...Kıran da bilmez...Bilemez...Bilse, kırmaz zaten...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8445111084250878885?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8445111084250878885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8445111084250878885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8445111084250878885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8445111084250878885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2012/01/kalp-krmak.html' title='Kalp Kırmak'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-6pkkcISEZ_M/TyB7SrehAPI/AAAAAAAABHI/0kfPKQxxgwY/s72-c/mend-broken-heart.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4934908368794920444</id><published>2012-01-17T00:11:00.005+02:00</published><updated>2012-01-17T01:08:48.333+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Her Kar Yağdığında Azıcık Hüzünlenirim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-pJifdMdxHDM/TxSt5iV74YI/AAAAAAAABG8/-XqXgbh7soI/s1600/karkalp11.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 320px; height: 242px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5698370632513479042" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-pJifdMdxHDM/TxSt5iV74YI/AAAAAAAABG8/-XqXgbh7soI/s320/karkalp11.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dışarıda kar yağar ve içeride MEZZO TV'de ABBADO,  MAHLER 5. Senfoniyi yönetirken, kışın en güzel zamanında evdeyim ne mutlu diye düşünmekten alamıyorum kendimi. FACEBOOK'taki yazılanları takip ediyorum da, insanlar yine sokaklarda mahsur kalmışlar, trafik arap saçına dönmüş, taksiler karaborsaya düşmüş ve bunun gibi mini felaketler yaşanıp durmuş gün boyu. Ben ise evden dışarı çıkmadığım ve haberleri izlemediğim için (aylardır) hiç bir şey bilmiyorum, "haberlerden haberim yok"... Bunun için işte, pencereden bakıp da yağan karı gördüğüm zaman hem sevinip hem de hüzünleniyorum. Seviniyor olmamın özel bir sebebi yok; kayak ya da snowboard yapmak için bir yerlere gitmeyeceğim nasıl olsa ama hüzünlenmek için bir ton sebep sayabilirim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En çok da artık çocukluğumdan çok ama çok uzak bir yerde durduğumu hatırattığı için hüzünleniyorum. Çocukken kar yağdığında "tatil yağıyor" diyerek sevinirdim, sokaklarda oynardım, ellerim ve ayaklarım buz tutana kadar, sırılsıklam olana kadar, nefesim bile donana kadar hem de...Sonra kocaman mavi sobanın ısıttığı hole girip soyunurdum ve kıpkırmızı olmuş bacaklarımı ovuştura ovuştura ısınmaya çalışırdım. Bıraksalar hemen yeniden fırlayabilirdim sokağa ama annem bırakmazdı bir daha. Mutlaka nefis bir akşamüstü kahvaltısı hazırlar, fırından henüz çıkmış börekleri ve kekleri dizerdi sofraya. Üzeri pudra şekeriyle kaplı elmalı kurabiyelerini özlüyorum özellikle. Akşam babam işten dönüp arabayı evin önüne park ettiğinde, anneciğimin derin bir rahatlama ile gülümsediğini görürdüm. Bize çaktırmazdı ama babam gelene kadar içi içini yerdi. Bizim mahalle bundan 30 sene evvel kuş uçmaz kervan geçmez bir boğaz sırtı olduğundan yollarımız kışın diz boyu kar ve buz olurdu. Arabayla o yokuşları inip çıkmak ciddi bir sınavdı herkes için. Kar yağdığında ya koyu bir mercimek, ya da tarhana çorbası yapılırdı evde. Babam severdi ve bayıla bayıla içerdi. Zaten annem o kadar güzel yemek yapardı ki, sade suyu ısıtıp önümüze koysa, lezzetli olurdu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mahalle arkadaşlarımla türlü haylazlıklar yapardım kar yağınca. Aslında her mevsimde yapardık da kar yağdığında daha bir eğlenceli gelirdi her şey nedense. Bir tahta merdiveni yiyice parlatıp, neredeyse cilalamıştık. Üzerine 10 çocuk doluşup, yokuş aşağı kayardık Emirgan sırtlarında. Bir keresinde frene basamayıp yokuşun tam bitimindeki zemin katın salon penceresinden içeri uçup, baş köşedeki yemek masasının üstüne konmuştuk. Film gibi değil mi? Ama gerçek bu olay! Bütün masa, sandalya, pencere ve tavandaki avize paramparça olmuştu.  Bu olay bize hafif sıyrıklar ama ağır cezalar getirmişti ve o haftanın sonuna kadar bir daha sokağa çıkamamıştık. Mahallenin bütün çocukları nesiplenmişti bu cezadan çünkü şahane merdiven buluşu ortaktı! Kimse birbirini ele vermemişti ama ceza da epeyi ağırdı. Hepimiz haftanın sonuna ve cezamızın biteceği zamana kadar karın eriyeceğinden korkuyorduk. Ama korktuğumuz olmadı çünkü İstanbul'un sayılı kışlarından biri yaşanıyordu. Ve gökten "tatil" yağmaya devam etti. Biz de cezamız biter bitmez soluğu merdivenimizin tepesinde aldık. Başka yokuşta kaydık bu sefer! Anne babalarımız da, ortak bir kasa oluşturup, tarumar ettiğimiz evi onarttılar ve eşyaları yenilediler...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tabii bütün bu haylazlıkları yaparken, kekleri poğaçaları yerken, pencerede babamın dönüşünü beklerken yanımda değişmez suç ortağım ve can dostum, kızkardeşim AYŞEGÜL olurdu. Onunla her yere gider, her şeyi yapardım. Hayatımın ayrılmaz parçasıydı. Onsuz hiç bir oyundan zevk almaz, o meşhur merdiven-kızakta onu hiç bir zaman yalnız bırakmazdım. Aklımca onu koruyabileceğime inanırdım çünkü...İşte bu yüzden kar yağdığında hüzünleniyorum, çünkü o uzun zamandır yok hayatımda... Bana O'nun eksikliğini daha fazla hissettiriyor kar. Tabii karın beraberinde getirdiği her anı, sadece Ayşegül'e değil, artık yanımda olmayan sevdiklerime götürüyor beni. Özlemimi hatırlıyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine de seviyorum karı! Başımı çevirip sokağa baktığımda, elektrik direğinin turuncu ışığında yavaş yavaş yere düşen kar tanelerini görmek çok hoşuma gidiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aklıma gelenleri geldikleri gibi, değiştirmeden ve öylesine yazdım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Amerika'nın ikinci bölümünü bekleyenler kusura bakmasınlar, KAR yağdı böyle oldu:)))&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4934908368794920444?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4934908368794920444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4934908368794920444' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4934908368794920444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4934908368794920444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2012/01/her-kar-yagdgnda-azck-huzunlenirim.html' title='Her Kar Yağdığında Azıcık Hüzünlenirim...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-pJifdMdxHDM/TxSt5iV74YI/AAAAAAAABG8/-XqXgbh7soI/s72-c/karkalp11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4288228116319280216</id><published>2012-01-11T00:13:00.010+02:00</published><updated>2012-01-11T03:00:35.929+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='A.B.D'/><title type='text'>Washington DC- New York Arası</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-M6Apx7D9zIA/TwzX8pEvghI/AAAAAAAABGk/6XQjH0OcdzE/s1600/peony%252520pavilion.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 320px; height: 213px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696165065534702098" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-M6Apx7D9zIA/TwzX8pEvghI/AAAAAAAABGk/6XQjH0OcdzE/s320/peony%252520pavilion.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;                                                        &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oydu buydu, geldiydi geçtiydi derken, yılbaşı tantanasını da ardımızda bıraktık. Aslında her sene yıl sonunda, yılbaşı gelmeden, biten senenin kendimce bir muhasebesini yapıp, yeni yıldan istediklerimin listesi çıkartırdım. Bu sene olmadı, yapamadım. Neden mi? Meşguldüm...Turda mı? Hayır! Amerika'ya gittim ve aile ziyareti yaptım, dolaştım ve ruhumu besledim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlk durak Washington DC oldu. Koca ülkenin başkenti beni çok etkiledi. Nasıl yeşil, nasıl geniş bulvarlar ve neoklasik tarzın en güzel örnekleri sayabileceğim nitelikte binalar! Gökyüzü muhteşem. Her şey kolay, düzenli ve sakin... Şehrin gece nüfusu 650bin oluyormuş, gündüz ise civardan gelenlerle bir milyonu ancak geçiyormuş. Bu nüfusun üçte ikisi de zaten devlet daireleri ve diğer resmi kurumlarda çalışanlarmış. Noel öncesi vardığımız şehirdeki güzel hava ve enfes gün batımları en büyük hediye oldular bana. Müzeleri gezdim gönlümce. Sokaklarda ve parklarda yürüdüm keyfime göre. Kitapçıları arşınladım ve kafelerde dergi karıştırdım. Aile ortamında yemekler yedim, fotoğraflar çektim, 4 aylık nefis bir bebeği kollarıma almanın hazzını yaşadım. Noel ağacının altına hediyeler koydum ve 25 Aralık sabahı kocaman renkli paketleri açmanın heyecanıyla neşelendim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yılbaşı akşamı, önce şık ama aynı zamanda da samimi bir Fransız restoranında erken bir akşam yemeği yedik sonra da eve dönüp koca TV'nin karşısında, Lincoln Center'dan naklen yayınlanan New York Filarmoni konseriyle şenlendik. Saat 24.00e gelirken, New York Times Square'den yapılan yayına bağlanıp, ünlü topun düşüşünü izleyip, geri sayım yaptık. Birbirimize sarılıp, hep birlikte olduğumuz için şükrettik. Yeni yılın hepimize iyilikler getirmesini ve tekamülümüze katkı yapmasını diledik. Olabilecek en güzel yılbaşıydı bence...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2012'nin ilk günüyle trene atladığımız gibi kendimizi, Büyük Elma'da bulduk. Bir sene önceden yaptığımız rezervasyon sayesinde, oldukça uygun fiyata aldığımız odamıza yerleştiğimizde, derin bir ohh çektim. Sonunda "emekli olduğumda yaşamak istediğim şehir" New York'a varmıştım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York tam anlamıyla bir şölen oldu benim için. Gündüz sokaklarda, özellikle de  SOHO-TRIBECA-VILLAGE hattında karış karış gezmeler, müzeleri ezberlercesine ziyaret etmeler, dostlarla akşam yemekleri yiyip, ardından koşarak LİNCOLN CENTER'a gitmeler, konser senin, opera benim, her ne denk gelmişse hepsini izlemeler...Daha ne olsun???&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 320px; height: 246px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696164085335550402" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/--AmieEedhfU/TwzXDljDacI/AAAAAAAABGM/lmGeAqWKjTo/s320/Lincoln_Center_Front_View.jpg" /&gt;                                                                                                                                                   &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Lincoln Center demişken, izlediklerimi de kısaca aktarmak isterim:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlk akşam, yani 04 Ocak, Metropolitan Opera'nın en neşeli prodüksiyonlarından biri olan, THE ENCHANTED ISLAND'ı izledik. New York'luların sevgilisi mezzo soprano Joyce di Donato, barok eserlerin kuvvetli nefesi kontrtenor David Daniels, hem güzelliği hem de teatral yorumuyla soprano Danielle de Niese veeee operayı sevmeme yol açan isimlerden Placido Domingo'yu aynı sahnede buluşturan bu eser, tam anlamıyla bir şölendi. Vivaldi, Handel, Rameau ve Purcell gibi barok operaların büyük isimlerinin sevilen müziklerinin üstüne, Shakespeare'in Fırtına ve Bir Yaz Gecesi Rüyası eserlerinden esinlenilerek oluşturulan bir metin eklenmiş. Değişik eserlerden alınan parçaların, yepyeni bir bütünlük içinde bir araya getirilmesiyle oluşturulan bu tarz eserlere "pastiche" deniyor. Ben çok beğendim ve o salonda bulunan binlerce izleyici de aynı şeyi düşünüyor olacaklardı ki, eser bittiğinde kimsenin salonu terk etmeye niyeti yok gibiydi. Alkışlar arasında sahneye,  bizleri selamlamaya gelen sanatçılar da, zorlu çalışmalarının ardından gelen bu ödülü, sevinçle kabul ettiler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 320px; height: 214px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696164460451210402" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-5MtlpJ3nuec/TwzXZa9mJKI/AAAAAAAABGY/2cMXfG-gKW4/s320/Alan%2BGilbert%2BcreditChrisLee.JPG" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;                                                                                                                               &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İkinci akşam, 05 Ocak, New York Filarmoni'nin nefis bir konseri vardı. Geçen yıl MAYIS ayındaki MAHLER Festivali sırasında, 5. Senfoni'de yakaladığım bu büyük orkestrayı yeniden canlı dinleyecek olmaktan büyük mutluluk duyuyordum. Bu birlikteliğimiz daha da uzun olsun diye, orkestranın halka açık olarak yapılan son provasını da izledim. Provada, önce orkestra üyeleri günlük kıyafetleri ile sahneye gelip birbirleriyle neşeli bir şekilde sohbet ederken yerlerini aldılar. Ardından ünlü şef ALAN GİLBERT çıktı sahneye. Siyah pantolon ve siyah bisiklet yakalı bir tişört içinde, her zaman görmeye alıştığım fraklı haliden çok farklıydı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Prova çağdaş bir eser olan POLARIS ile başladı. 1971 Londra doğumlu Thomas Ades'in 13 dakika süren bu kısa ama yoğun eserini ilk defa dinlediğimde, kendimi bir uzay yolculuğuna çıkmış gibi hissettim. Eserin isminin devamı zaten ORKESTRA İÇİN BİR YOLCULUK...Polaris, KUTUP YILDIZI demek...Bestecinin müziği de insanı galaksiler arası bir boyuta taşıyordu gerçekten. Prova sırasında, Şef Alan Gilbert bir kaç kez müdahele edip, eserin zorlu bölümlerini daha da mükemmel bir şekilde nasıl icra edecekleri hakkında kısa ama net uyarılarda bulundu. Hepsi o kadar! Provanın sonunda, eserin bestecisi de birkaç uyarı ve gözlemde bulundu. Meğer o da bizlerin oturduğu dinleyici bölümündeymiş...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O akşam icra edilecek ikinci eser, Mahler'in 9. senfonisiydi.  Kimbilir o ana kadar ne kadar çok çalıştılarsa, son prova, adeta konserin kendisi gibi oldu. Şef bir kere bile durdurup müdahele etme ihtiyacı duymadı...Tabii ben müzisyen değilim, dolayısıyla provada olanın bitenin hepsini anlayamam ama, eminim Alan Gilbert o son provadan hem çok memnun hem de orkestrasına olan inancı bir kere daha tazelenmiş olarak ayrıldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akşam ise, tüm MAHLER konserlerinde olduğu gibi, bir ayin havasındaydı salondaki atmosfer. MAHLER dinlemeye gelmek, insanda böyle bir ruh hali yaratıyor. Belki ben abartıyor olabilirim ama bence kesinlikle böyle! ANDANTE dergisinin genel yayın direktörü SERHAN BALİ ile de geçen yıl LEİPZİG'deki MAHLER FESTİVALİ'nde bunları konuşmuştuk. Kulakları çınlasın! Zaten NEW YORK'ta da epeyce çınlattım! Aslında bir mail atıp hatrını sorsam ne iyi olur! Neyse, konser salonu tıklım tıklımdı yine. 2700 kişilik salonda çok az boş yer kalmıştı. POLARIS, dinleyiciden yüksek bir not aldı galiba. Alkışlar onu gösteriyordu. Sahneye selamlamaya çıkan besteci de çok mutluydu. Fakat bence herkes MAHLER'i bekliyordu...Eser bitiminde ara oldu. Hepimiz kendimizi MAHLER öncesi fuayeye attık. Aman ALLAHIM ne kalabalık! İğne atsan yere düşmez bir kalabalık! Konuşulanlara kulak kabarttım: POLARIS beğenilmişti ama herkes, son yıllarda MAHLER'in senfonilerini birbiri ardına icra etmeyi kendine görev edinmiş ALAN GİLBERT'i ve orkestrasını, 9. Senfoni için bekliyordu heyecanla. Gong vuruşuyla tekrar salona döndük, yerlerimize oturduk ve bu sefer, sabahki cıvıltılı hallerinin aksine büyük bir sessizlik içinde yerlerine geçmiş orkestra üyeleriyle birlikte, şefi beklemeye başladık. Salondaki heyecan neredeyse havada somutlaşmıştı. Sessizlik derin ve kopkoyuydu, 2700 kişiden çıt bile çıkmıyordu. Sonunda alkışlarla şef geldi. Yerini aldı. Gergin bacakları üzerinde şöyle bir yükselip yaylandıktan sonra batonunu havaya kaldırıp, son bir defa orkestrasına baktı. Onlar hazırdı...Bizler de...Ve müzik başladı...Aradan 79 dakika geçip de eser bittiğinde gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Kendi kendime "Bu bir büyü" dediğimi hatırlıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üçüncü Lincoln Center akşamı ise, DAVID H. KOCH THEATER'da 05-08 Ocak akşamları arasında sahnelenen bir ÇİN masalına gittik. Bu da ayrı bir tat oldu benim için. JINLING DANS TOPLULUĞU tarafından sahnelenen bu aşk hikayesinde, TANG HANEDANI devrinin tüm renklerini ve romantizmini gördük. PEONY PAVILLION adlı bu eserde, saf aşkın ölümü bile yenebileceğine tanık olduk. O akşam salonda bulunan seyircilerin yarısından çoğu New York'ta yaşayan Çinliler'di. Eserin aldığı alkışlar, sahnede terleyen dansçılardan bile daha çok mutlu etmişti onları. Gurur yüzlerinden okunuyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üst üste üç akşam, her biri birbirinden kıymetli ve farklı bu üç etkinliğe katılmak ruhumu besledi. Gündüzleri müzelere yaptığım saatler süren seferleri ise bir sonraki yazıma saklıyorum.&lt;img style="margin: 0px auto 10px; width: 221px; height: 320px; text-align: center; display: block; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696165271446049922" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-f-qI83BM8oM/TwzYIoJ1VII/AAAAAAAABGw/h-9b_iD0aos/s320/peony_pavilion2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4288228116319280216?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4288228116319280216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4288228116319280216' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4288228116319280216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4288228116319280216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2012/01/washington-dc-new-york-aras.html' title='Washington DC- New York Arası'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-M6Apx7D9zIA/TwzX8pEvghI/AAAAAAAABGk/6XQjH0OcdzE/s72-c/peony%252520pavilion.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-9097665148579225381</id><published>2011-12-01T10:37:00.002+02:00</published><updated>2011-12-01T11:24:15.928+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Güney Hindistan Öncesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Birkaç saat sonra yeniden yola çıkıyorum: GÜNEY HİNDİSTAN!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BHARAT MATA'ya döndüğüm için, O'na kavuşacağım için çok mutluyum. Doğasını, kokusunu ve ruhsallığını özlüyorum o büyülü diyarın...10 gün iyi gelecek!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En son turumdan döndükten sonra, ilk bir iki gün evde yattım. O kadar yorulmuşum ki, bir türlü dinlenemedim. Uykularım yetmedi bedenime...Sadece yemek yiyip, TV'nin karşısında uyukladım ama iki üç gün sonra içimdeki alarm zilleri çalmaya başladı: KALK İKO!!! YAPACAK TONLARCA İŞİN VAR! Kalktım ve koşturmaya başladım. Neden mi? Bir de bu arada NİŞANTAŞI evimi BÜYÜKADA'ya taşıdım! Bir sayfa daha kapandı hayatımda...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tabii yazıda kolay taşınmak! Bir de içindekileri düşünün paketin! Ev kapatmak kolay değil...Bir sürü ayıklama, atma ve vazgeçme var işin içinde...Hepsini yaptım. Ama yeni eve geçiyorsun, yeni düzenin ihtiyaçları var. Sağolasın EVİMİZİN HERŞEYİ İKEA!!! İki gün üst üste İKEA seferleri düzenledim. Herşeyi akıllıca planlayıp -ki bu hiç bana göre değil- satın aldıklarımı NİŞANTAŞI adresime yollattım...Hop dediğinde adaya eşya trasfer edilemez, dolayısıyla herşeyi ince ince düşünüp düzenlemek lazım...Ben de yaptım...Efendi bir taşıma şirletiyle anlaştım. Adaya sık sık eşya taşıyan bir şirket olduğu için, benim yapmam gereken hiç bir şey olmadı. Bu da benim işime geldi açıkçası...Adaya eşya taşımak için, belediyeye bir para yatırılıyor. İzin alınıyor ve bu sayede eşya kamyonu bir tür eski çıkartma gemisine yüklenip adaya ulaşıyor. Hepsini yaptım...Pazar akşamı geç saatte ekip geldi ve NİŞANTAŞI evimin herşeyini paketledi, kamyona yükledi ve Pazartesi sabahı, erkence bir saatte, BÜYÜKADA'ya çıkartma yaptık! Pürlen'e göre, ben konuşurken öyle bir tavır alıyormuşum ki, duyan ve gören NORMANDİYA ÇIKARTMASI'ndan bahsediyorum sanırmış! Velhasıl, gözümde büyüyen koca bir operasyon, uygun hava koşullarında ve beklenmedik derecede sakin bir ruh halinde tamamlandı ve ben hayatımın başka bir sayfasına başlamış oldum...İşte bu yeni sayfayı kutlamak için, Hindistan Ana'ya gidiyorum bugün...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de bütün bu koşturmanın içinde, hayatımda ruhsallığa başka bir boyut açtım: BRAHMA KUMARİS çatısı altında, son derece nefis bir insanla, ulaşılması güç derinlikte sohbetlere başladık. Başbaşa, sadece ikimiz...İki kardeş ruh olarak, dereden tepeden, dünyadan ve ötesinden konuşuyoruz. Bazen ben söylüyorum o dinliyor ama genelde o söylüyor ben kendimden geçercesine içiyorum kelimeleri... Kana kana!!! Ne kadar ihtiyacım varmış böyle bir bilgeliğe ve sükunete! Biz Hindistan'da DARSHAN deriz...Yani kutsal bir ruhun karşısına geçip onu görmek ve ona görünmek! Onun enerjisini almak ve dokunmak... Bu da hayatımdaki diğer güzellik!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi sırada GÜNEY HİNDİSTAN var. Taşınma, yerleşme ve BRAHMA KUMARİS falan derken, işi tamamen unutmuştum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de hayatımın iş cephesinde değişiklik oldu: FARUK PEKİN'le özdeşleşmiş KUZEY HİNDİSTAN&amp;amp;KATHMANDU turunu 2012 sonbaharından sonra ben devralıyorum. Diğer bütün turlarımı başka rehber arkadaşlara devredip, sadece bu turu ve müzik turlarımı yapacağım. Varmak istediğim yer burasıydı galiba...Hem kendime zaman ayırabileceğim, hem HİNDİSTAN'a  sık sık gidebileceğim, ruhumu fazla yormadan sürdürebileceğim ve insanlara faydalı olabileceğim bir iş modeli oluşturmak! Sonunda oldu!!! Bu turu FARUK PEKİN'den devralmak büyük bir onur benim için...Ama gözü arkada kalmasın, zira HİNDİSTAN'ı en az onun kadar seviyorum ben de... Benim ilk gözağrım ne de olsa!!! Rahmetli anneme göre, benim büyüdüğüm yer HİNDİSTAN! Dolayısıyla içim rahat! 2012 sonbaharıyla birlikte senenin 70 gününü benim ikinci memleketimde geçireceğim...Ama tabii bunun karşılığında, çok sevdiğim bir çok ülkeden vazgeçmek durumunda kaldım. Bu da işin diğer tarafı! Büyümek böyle bir şey! herşeye sahip olamazsın ki! Hem yağmur, hem güneş, hem kar, hem gökkuşağı hem de masmavi gökyüzü aynı anda olmaz...Ben de hayatımın yeni sayfaları yazılırken, tercihler yaptım ve oyumu HİNDİSTAN ANA'dan yana kullandım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar...Görüşmek üzere...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-9097665148579225381?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/9097665148579225381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=9097665148579225381' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/9097665148579225381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/9097665148579225381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/12/guney-hindistan-oncesi.html' title='Güney Hindistan Öncesi'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4959743574967352111</id><published>2011-11-15T10:03:00.007+02:00</published><updated>2011-11-15T11:38:30.750+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Myanmar (Burma)'/><title type='text'>Myanmar Sonrası</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Myanmar da bitti! Sevineyim mi üzüleyim mi bilemiyorum vallahi. Bedenim deli gibi yorgun ama ruhuma sorduğumda, "iyisin be can" diyor hala... Demek ki iyiyim.&lt;br /&gt;Birkaç saat önce eve geldim. Özlemişim evin kokusunu, taze demlenmiş çayını. Az sonra da üşenmezsem gider iki simit alırım çıtırından, yanına taze domates ve artık çok az miktarda yediğim peynir ile bir de ziyafet çekerim. Güzel olur vesselam!&lt;br /&gt;Myanmar nasıldı peki?&lt;br /&gt;Tur çok yorucuydu - hemen hemen her sabah 04.00- 05.00 arası uyandık- 12 günde 12 uçuş yaptık, memleketi tapınak tapınak dolaştık, sıcakla boğuştuk, yemekler farklıydı, yataklar farklıydı, içtiğimiz sular farklıydı, uyuyamadık, uyuduğumuzda uyanamadık, yalınayak gezilen kutsal mekanlarda ayaklarımızı paraladık...Güneşin sıcağı, air-condition'ların soğuğu, gecenin çiği, sabahın nemi...İklim iklim gezmekten inim inim inledik! AMMAAAAA...ÇOK GÜZELDİ BE KARDEŞİM! Her şeye değer! Değdi de!&lt;br /&gt;Yılın bu zamanı Güneydoğu Asya için bence en mükemmel zaman! Hava güzel, nem az ve her yan yağmurlardan sonraki taze yeşilliği taşıyor. Bir de dolunaya denk geldik ki müthiş! Her tarafta kutlamalar, okumalar, insanlar ve rahipler dolu dolu bir Myanmar panoraması verdiler bizlere. Nasıl güzel, nasıl özel!&lt;br /&gt;Mandalay'da bir gece,  manastırın tam yanıbaşında kurulu otelimizin arka bahçesi, sabaha kadar PALİ dilinde ilahiler okuyan rahiplerin sesleriyle çınladı. O gece penceremin perdelerini kapatmadım. Tapınaklarla dolu kutsal Mandalay tepesinin üstünde asılı duran dolunayın simleri, açık perdelerin arasından odama süzüldü bütün gece... Uykumun arasında kısa anlarda uyanıp da rahibin hipnotize eden sesini her duyduğumda, içime huzur ve mutluluk duygularının dolduğunu hissettim. Anlamasam da, okuduklarının gönlümün derinliklerinde bir yerlere dokunduğunu hissedip, şükran duygularıyla yeniden uykuma döndüm hep. Tur boyunca uyuduğum en iyileştirici, şifa dolu uykuydu açıkçası.&lt;br /&gt;Bagan'da bir akşam, kaldığımız otelin, nehre inen yamacındaki dev banyan ağacına gidip, toprağa dalan kollarının arasına sığındım. Ana kucağına dönen bir çocuk gibi, ağacımın kollarına döndüm ben de...öylesine görkemli ve kudretli bir ağaç ki, insan kendini hem ufacık hem de çok sevilip korunuyor hissediyor dallarının arasındayken...Banyanlar böyledir işte! Dallarından yeni kollar çıkar ve o kollar toprağa inip, saplanır, köklenir. Bir daldan bir sürü başka gövde oluşur böylece. Tek bir ağaç da minik bir koruya dönüşür...İşte Bagan'daki Banyan'ım da böyle benim... Nehre inen yamaçta, kimbilir kaç yüzyıldır duruyor dimdik! Kendimi yalnız ve yorgun hissettiğim bir akşam, ağacıma gittim. Dolunayın parlak ışığı, sakin sakin akan İrrawady'nin üzerinde pırıl pırıl nakışlar çizerken, ağacımın gövdesine sokuldum. Yasemin kokan havayı içime çektim ve nehirle birlikte akan mavnanın patpatlarıyla kesilen sessiziği dinledim. Bir süre sonra, içimi incecik kemiren duygular yerini sevgi ve huzura bıraktı. Yenilendim, dinlendim ve dünyayla yüzleşmeye yeniden hazır oldum.&lt;br /&gt;Bütün akşamüstlerinde güneşin kıpkırmızı bir top olup, ufukta ya da dağların ardında gözden yitip gitmesini izledim. En güzeli, en beklenmedik olanıydı... Bagan'da, pek de popüler olmayan bir tapınağın üstünden izlediğimiz günbatımı, beni en çok etkileyeni oldu çünkü güneşin battığı anda, diğer taraftan,  kıpkırmızı bir ay yükseldi...Kanlı Ay!!!&lt;br /&gt;Bunun gibi bir sürü güzel hatıram oldu...Ama şimdi biraz yorgunum, gücüm tükendi. Belki daha sonra yazarım yeniden.&lt;br /&gt;Evde olmak güzel...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4959743574967352111?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4959743574967352111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4959743574967352111' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4959743574967352111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4959743574967352111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/11/myanmar-sonras.html' title='Myanmar Sonrası'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1293900486504606547</id><published>2011-11-07T16:36:00.005+02:00</published><updated>2011-11-07T16:45:28.071+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Yaşam İçin Rehber</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-RcgRbly_bUY/Trfu8hQGl3I/AAAAAAAABGA/NUrfFrWMfF4/s1600/LotusFlower.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-RcgRbly_bUY/Trfu8hQGl3I/AAAAAAAABGA/NUrfFrWMfF4/s320/LotusFlower.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5672264979181901682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="5"&gt;LIVE without PRETENDİNG&lt;br /&gt;LOVE without DEPENDİNG&lt;br /&gt;LISTEN without DEFENDİNG&lt;br /&gt;SPEAK without OFFENDİNG...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1293900486504606547?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1293900486504606547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1293900486504606547' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1293900486504606547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1293900486504606547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/11/oylesine.html' title='Yaşam İçin Rehber'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-RcgRbly_bUY/Trfu8hQGl3I/AAAAAAAABGA/NUrfFrWMfF4/s72-c/LotusFlower.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3588565240652190778</id><published>2011-11-01T12:34:00.006+02:00</published><updated>2011-11-02T18:45:24.244+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Durmak &amp; Yavaşlamak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-QtCCNO3p_Nk/Tq_R0jYyGFI/AAAAAAAABF0/mQrBLN4INbk/s1600/durmak.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 249px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5669981156665333842" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-QtCCNO3p_Nk/Tq_R0jYyGFI/AAAAAAAABF0/mQrBLN4INbk/s320/durmak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yorgun ve biraz da hasta döndüm turdan. Bir gün de gecikmeli döndük zira DOHA bağlantılı uçağımız 2 saatlik bir rötar yapınca, uçak bizi almadan gitti. İstemeden bir gece DOHA'da kaldık. 4 gece evde kalacaktım, 3'e düştü ve bu 3 gecenin ikisi de uyuyarak geçince, hiç bir şey anlayamadım evdeki zamanımdan. Neyse ki, TAYLAND &amp;amp; MYANMAR turuna gidiyorum. Yine en sevdiğim coğrafyalardan biri... Bana iyi gelir eminim...Bedenim olmasa da ruhum dinlenir...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Zamanın bu kadar hızlı akmasına dayanamıyorum. Koca sene göz açıp kapayıncaya dek geçiveriyor. Bir de bakıyorum ki, sene başladığı gibi bitmiş!!! 2010 ve 2011, iş anlamında hayatımın en yoğun yılları oldular. Belki eskiden de gün sayısı bakımından bu kadar yoğun olurdum ama coğrafya bakımından bunca değişik yerlerde olmak bu yoğunluğu daha fazla hissettiriyor. Bu hıza biraz fren yapacağım seneye...Bazı turlarımı başka arkadaşlara devrettim. Bedenimin ve ruhumun ihtiyacı olan DURMAK eylemini seneye daha fazla sağlayabileceğimi düşünüyorum. İnsan durma eylemi olmadan hayatı sanki hızlı bir trenin içindeymiş gibi yaşıyor. Dışarıda manzara akıyor ama hiç bir şey anlamıyorsun bir türlü...Durmadan ya da en azından yavaşlamadan dışarıda ne akıp geçiyor anlamak mümkün değil. İşte bu sebeple, neredeyim, ne yapıyorum, ben kimim ve ne istiyorum sorularının cevabını bulmak ve idrak etmek için DURMAK ya da en azından ciddi şekilde YAVAŞLAMAK lazım. Koşarak bir yere varılmıyor. Meditasyon bu konudaki en önemli araç. Ne de olsa durup oturuyorsun! Zaten işin en zor olan kısmı da bu zaten. İnsanların çoğu hiç bir şey yapmadan durup oturmaya alışlık değiller. Etrafınıza şöyle bir bakının: Herkes bir şeylerle meşgul! Bir saniye bile boşluk yaratmıyorlar kendilerine. BOŞLUK insanları korkutuyor tabii...Oysa boşluk çok önemli. O boşluklar olmasa, hayatın anlamı kalmaz ki! Müzik bile öyle değil mi? Birbiri ardına sıralanan notaların arasındaki boşluklar olmasa, müzik müzik olur mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine de, bütün koşturmacasına rağmen, yarın yola çıkacağım için çok mutluyum. Gideceğim yer dünyanın en egzotik coğrafyası bence...Eski SİYAM ve BURMA...İsimleri bile insanı hülyalara sürüklüyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ama DURMAK!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O da benim diğer rüyam!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3588565240652190778?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3588565240652190778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3588565240652190778' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3588565240652190778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3588565240652190778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/11/durmak-yavaslamak.html' title='Durmak &amp; Yavaşlamak'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-QtCCNO3p_Nk/Tq_R0jYyGFI/AAAAAAAABF0/mQrBLN4INbk/s72-c/durmak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7325645836915044466</id><published>2011-10-26T15:11:00.004+03:00</published><updated>2011-10-26T15:37:14.371+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bhutan'/><title type='text'>Bhutan'dan Selamlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bhutan Krali evlendi gecen hafta... Bunun benimle ne alakasi mi var? Amma da yaptiniz simdi...Alakasi olmaz olur mu? Ben Bhutan'dayim su anda...Neyse lafi fazla sulandirmadan genel havayi aktarayim: Bhutan'da gectigimiz haftalarda kraliyet dugunu oldu. Bhutan'in 1980 dogumlu Oxford mezunu krali, soyluluk unvani olmayan, yani halktan bir kizla evlendi. Ama ne kiz!!! Nefis nefis! Her taraf kral ve kralicenin fotograflari ve posterleriyle dolu. Dugunun uzerinden uc haftaya yakin zaman gecmis olmasina ragmen, insanlar hala dugunun etkisindeler. Sokaklarda kral ve kralicenin posterleri satiliyor. Bizzat ben iki rozet bir minik poster alarak bu mania durumuna istirak ettim. En sevilen posterler kralin gelinle sarmas dolas cicekler arasinda verdigi poz ile, kralin gelini dudaklarindan optugu poz! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bhutan gercekten de mutlu ve huzurlu bir ulke. "Kisi Basina Dusen Milli Mutluluk" konusunda kral cok dikkatli. Halkinin mutlu olmasini istiyor. Burasi gercek bir masal ulkesi: yemyesil vadiler, piril piril akan nehirler, masmavi gokyuzu, genc ve yakisikli bir kralla sahane guzel bir genc kralice, ormanlar, karli daglar... Masal degil de nedir bu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bhutan'da degisiklikler oluyor. Eski Bhutan yazimda Bhutan'da luks otellerin olmadigini falan olmadigini yazmistim. O yazinin uzerinden sadece 2 veya 3 yil gecti ve ben o yaziyi belki de yayindan kaldirmaliyim zira dunyanin en luks otelleri birbiri ardina burada konaklama tesisleri aciyor. Taj ve Amann basta olmak uzere insanin aklini basindan alacak nitelikte oteller aciliyor. Cep telefonlari herkesin elinde ve TV artik serbest! Bu hizla giderse Bhutan'in buyusunu yitireceginden korkmuyor degilim aslinda ama biraz ilerleme de iyi olmuyor degil hani! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ulkeye giriste yine gun ve kisi basina 200 dolar minimum aliyorlar. Yani her gun minimum 200 dolar harcamaniz garanti! Yine tek basiniza gezmeniz mumkun degil. Mutlaka bir rehberiniz ve bir soforlu araciniz olmali. Programiniz ve otelleriniz belli olmali. Oyle sirtima cantayi takip gideyim, keyfime gore gezerim denecek yerlerden degil Bhutan. Sirt cantali turisti istemiyorlar zaten. Az gelsin ama parali turist gelsin diyorlar. Turistik hediyelik esya dukkanlarindaki fiyatlar insanin sapkasini ucuran cinsten ama gelen turist parali oldugu icin satiliyor. Oysa ayni mallar komsu Nepal'de beste bir fiyatina satiliyor...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ilk geldigim zamanki Bhutan'la simdiki Bhutan arasinda buyuk farklar goruyorum. En buyuk fark baskent Thimpu basta olmak uzere buyuk yapilasma durumu! Maalesef Thimpu'nun kuruldugu vadi neredeyse tamamen bina dolmus durumda... Yine de tabii ki cok cok guzel ama bundan 10 sene onceki durumu hatirlayan benim gibiler icin fark buyuk! Ama tabii bir de baska sey var: Turistlerin gezip dolastigi DZONG'lar artik piril piril, tertemiz... Eskiden boyle degildi...Bhutan'da tuvalet adabi oturdugu gun, her sey tamam olacak bence... Bence bu masal diyarinin TEK eksigi bu! TUVALET ADABI!!! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, simdi gitmem gerekiyor...VEJETARYEN bir otelde kaliyoruz, aksam yemegi basladi bile ve benim muthis PHOBJIKA vadisindaki yuruyusumuzden sonra karnim cok acikti. 2900 metre rakimda 4 km yuruduk. Tamam kabul ediyorum cok bir sey degil ama 2900 metrede doga yuruyusu yapmak da o kadar kolay degil! Azicik insafli olun!!! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bhutan'dan sevgiler...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7325645836915044466?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7325645836915044466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7325645836915044466' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7325645836915044466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7325645836915044466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/10/bhutandan-selamlar.html' title='Bhutan&apos;dan Selamlar'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-5534150060862725039</id><published>2011-10-03T10:24:00.005+03:00</published><updated>2011-10-03T11:11:21.328+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Bördübet Sonrası Ruh Durumları</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dün akşam "gerçek" dünyaya geri döndüm. Yaklaşık 2,5 haftalık inzivam bitti ve kendimi senelerdir olmadığı kadar dingin, merkezde, kararlı ve sağlıklı hissediyorum. Dinleyemediğim ruhumu dinledim, kalp atışlarımı dinledim, nefesimi dinledim, kafamı dinledim...KENDİMİ dinledim!!! Ben kimim? Ne istiyorum? Hayat önceliklerim neler? Nereye gidiyorum? Ama aslında nereye gitmek istiyorum? Ne yapmak istiyorum? Ne yapmamak istiyorum? Ne kadar koşup, ne kadar durmalıyım? Koşmalı mıyım? Geçmişi ne kadar taşımalıyım yanımda? İlla taşımalı mıyım peki? Kendi kendime kaldığım o sessiz ve sakin zamanlarda bu soruları evirip çevirdim kafamda. Cevap geldi mi peki? Offff!!! Hem de nasıl!!! Birbiri ardına, aktı cevaplar... İnanılmaz aydınlanma, müthiş bir berraklık ve en önemlisi bunları hayata geçirmek için gerekli olan direnç, içsel güç ve cesaret! Hepsine dokundum tek tek ve hepsini hayatıma kabul ettim dileyerek, isteyerek! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bördübet'te uzun zamandır heyecanla beklediğim bir kişisel gelişme programına katılmam, tabii ki süreci hızlandırdı. Harika bir öğretmen eşliğinde, kendimi bedensel ve ruhsal olarak nasıl desteklemem ve beslemem gerektiğini öğrendim. Senelerdir başkalarına anlatıp da bir türlü uygulamaya koymadığım, koyamadığım, değiştiremediğim ya da değiştirme cesareti bulamadığım şeyleri hayatıma dahil ettim. Beraber büyüdüğüm bir sürü yiyecek ve onlarla beraber duygu/düşünce kalıbı/alışkanlık/takıntıdan kurtulmanın mümkün olduğunu gördüm. içim gerçek bir şükran duygusuyla dolu. Bu hediyeyi kendime verebilmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sırada ne var? Çok heyecanlı bir dönem bekliyor beni...Önce hafta sonu PARİS!!! Osman'la bazı dostları ziyarete gidiyoruz. Dönüşte uzun bir seyahat için NEPAL-TİBET-BHUTAN yollarına düşeceğim. Memleketine akraba ziyaretine giden gurbetçiler gibi hissediyorum kendimi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu turun ardından yine çok çok sevdiğim bir başka coğrafyaya uçacağım: TAYLAND&amp;amp;MYANMAR! Burada başlayan ruhani ortamı Himalayalar ve MYANMAR'ın zamansız tapınaklarıyla destekleyeceğim. Çok çok mutluyum!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aralık ayında ise BHARAT MATA yani HİNDİSTAN ANA bekliyor olacak beni... Ben de ona koşacağım kucaklanmak için...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada bir de evimi Büyükada'ya taşıma projesi var ki, ayrıntıları yavaş yavaş aktaracağım. Önce biraz şekillensin her şey!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bloga neden daha fazla fotoğraf koymadığımı soranlar oluyor. Haklısınız ama ben fotoğraf çeken biri değilim, sevmiyorum da... Kendimi zorlayıp da çektiğimde ise ortaya aslında hiç de fena olmayan kareler çıkıyor...Gözüm iyiymiş, öyle dediler:))) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada dün akşam İstanbul'a döndüğümde fark ettim ki sonbahar  başlamış buralarda ama benim kalbim yazda kaldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herkese çok güzel bir sonbahar diliyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-5534150060862725039?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/5534150060862725039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=5534150060862725039' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5534150060862725039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5534150060862725039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/10/bordubet-sonras-ruh-durumlar.html' title='Bördübet Sonrası Ruh Durumları'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7554764391842883493</id><published>2011-09-14T10:28:00.004+03:00</published><updated>2011-09-14T11:27:38.318+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izlanda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Endonezya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslomania'/><title type='text'>İzlanda- Bodrum- Endonezya - Bördübet</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani yavaşlamak istedikçe daha da hızlanır ya hayat, işte ben de aynen bu durumdayım. Aslında yavaşlamak istemek, akışa karşı durmaya çalışmak demek oluyor ki bu tamamen TAO'nun ruhuna ters! Her ne varsa ve nasıl akıp gidiyorsa, o zaten olması gerektiği gibi oluyordur DA gel bunu benim dingin sulara demir atmayı arzulayan gönlüme anlat! velhasıl diyeceğim odur ki, her şey yine her zamanki gibi hızlı! Amaaaa...Bu sefer ben daha dinginim, nasıl becerdiysem artık! Belki arada yaptığım inzivalar ve kendimle kalmalar sayesinde bunu başardım, bilmiyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son haftalar son derece keyifli ve verimli zamanları getirdi beraberinde. aslında keyifli süreç Temmuz ayındaki İzlanda turuyla başlamıştı. İzlanda'nın muhteşem yabanıllığı içinde, özüme dokunmuş, pagan köklerime dönmüş ve gecenin aydınlığı içinde, kafamdaki sorulara cevaplar aramış ve bir çoğuna da bulmuştum. Evet, İzlanda'nın benim üzerimde böyle bir tuhaf etkisi var. Başka türlü anlatamıyorum bunu...Kendime dönmeme yardım ediyor: Bir nevi TİBET! Zaten nedense iki coğrafyayı da benzetiyorum birbirine...İkisi de sonsuz düzlükler, insansız boşluklar ve insana kendini küçücük hissettiren dağlarla örülü...İzlanda da bir de deniz faktörü devreye giriyor tabii...İçine giremesem de, yüzemesem de bendeki İZLOMANİA'yı tetikleyen deniz faktörü...Kocaman dalgalar, simsiyah kayalıkları dövüyor. Kumsallar hiç de posterlerdeki gibi bembeyaz kum ve turkuvaz su kombinasyonundan değil. Aksine simsiyah, ürpertici ve hatta azıcık tehditkar ama ne gam! Dalgaların sesi kulaklarınızda davul çalarken, o ritmi kalbinizin ritmiyle birleştirdiğinizde, hissediyorsunuz ki siz de doğanın ayrılmaz bir parçasısınız. Bütünleşme, bir olma bu kadar mı güzel yaşanır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İzlanda dönüşü Bodrum'a geçtim. Herkesin Bodrum'u kendine tabii ama benim Bodrum'um benim için en iyisi: Tepenin üzerinde bir taş ev, bolca kitap, müzik, çay, biraz yüzme, bolca sessizlik! İnsan daha ne ister ki? Eller havaya başkenti Türkbükü hemen altımda, ama sorun bana bu 3 sezonda kaç defa gittim? Sadece 1! O da bu sene, ayıp olmasın diye...Meşhur bir dondurmacı varmış Türkbükü'nde, adı DOĞAL DONDURMA imiş, BİTEZ dondurmacısından bile daha iyiymiş diye duya duya, bir akşam kalkıp gittik Osman'la. Sora sora Bağdat bulunur, bizde bulduk o meşhur dondurmacıyı. Kuyruk vardı önünde, biz de girdik bekledik. Konuşulanlardan anladığımıza göre o akşamki kuyruk kuyruk sayılmazmış...Kuyruk uzadı mı bir, bir buçuk saat beklenirmiş bazen dondurmaya ulaşmak için...Biz sadece 6-7 dakika bekledik ve o meşhuuuuur dondurmaya ulaştık. Peki neymiş? İtiraf edeyim mi: Ben pek bir şeye benzetemedim açıkçası...Belki lezzetli olabilir ama öyle uğruna bir saat kuyrukta beklenecek bir numara yok! İşte o dondurma seferimiz sırasında, asil ve necip Türkbükü sosyetesini yakından gözlemleme fırsatım oldu. Gözlemlerimi burada paylaşırsam, üzerine alınanlar çıkacaktır ve bir kere daha bir yazımı yayından kaldırmak istemiyorum. Haa evet, bir kaç sene evvel böyle bir şey geldi başıma da...Yazdığım bir yazıda, eleştirilerimi tamamen kendi üzerine alınan bazı üstün zekalılar, başıma olmadık işler açtılar. Arada çok sevdiğim ve saydığım insanlar vardı ve onların yüzü suyu hürmetine yazıyı yayından kaldırdım. Ama bu sadece bir kere olur... O da sadece hatır için... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse nereden nereye geldik...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Diyordum ki Bodrum'da geçirdiğim o günler bana nefis bir terapi oldu. Yetti mi? Tabii ki yetmedi ama zaten orada yaşasam bile doyamam ki öyle bir ortama! İşte bu yüzden yarın tekrar uçağa atlayıp oraya gidiyorum. Yanımda yine bir dolu kitap olacak. Niyetim meditasyon, kitap ve müzikle dolu bir hafta geçirmek. Ayın sonuna doğru Bördübet'e geçeceğim. Orada "BUDA SİZE YEMEĞE GELSE" adlı kitabın yazarı HALE SOFİA SCHATZ'la, dostum ve koçum BANU GÜREL'in bir ortak atölyesi olacak. Konusu: Bedeninizle birlikte ruhunuzu da beslemek...Ne zamandır o yöreye gitmek istiyordum, işte bu atölye belki de bana ihtiyacım olan her şeyi verecek. Hem beden-ruh birlikteliği, hem de sessiz ve sakin bir ortamda, sonbaharı karşılama... Sonrasında en sevdiğim coğrafyalara uzanacağım harika bir dönem başlıyor:Nepal- Tibet- Bhutan- Myanmar-Tayland- Hindistan...Ekim-Kasım ve Aralık döneminde dokunacağım topraklar. Özlemiştim oraları!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunun dışında, en son Endonezya gezisi tam anlamıyla bir başarı öyküsü oldu bence...Hele SULAWESİ'de geçirdiğimiz günler, unutulacak gibi değildi gerçekten. Özellikle TORAJA bölgesinde, öyle bir cenaze merasimine rastladık ki, akıllara zarar! Bu mevsim, kuru mevsim olduğundan, aileler, ölülerini ebediyete uğurlamak için son derece geniş, zengin ve debdebeli törenler düzenliyorlar. Kişiler öleli çok uzun zaman geçmiş olsa bile, ölü, geçici mezarından çıkartılıp, bir katafalkın üzerindeki tabutuna yerleştiriliyor. Sonra hısım akraba, davetliler toplanıp, düzinelerce BUFALO kurban ediyorlar. İnanışa göre bu kurban edilen bufalolar, ölüyü gökyüzüne taşıyacaklar. Dolayısıyla ne kadar çok olursa bu göğe yükselme o kadar hızlı ve çabuk oluyor. Ailenin fertleri, evlatlar, yakın ve uzak akrabalar bu sevaba ortak olmak ve prestijlerini arttırmak için mutlaka bir ya da birkaç bufalo hediye ediyorlar. Sonra köyün ihtiyar meclisinin uygun gördüğü zaman için de,her gün bu bufalolar birbiri ardına kurban ediliyorlar. Bu işlemi yapacak kişinin son derece becerikli olması gerekiyor zira boğazı tek darbede kesmek lazım. Aksi takdirde bufalonun gazabına uğrayabilir...Hatta sinirlenen ve canı yanan hayvan etrafa saldırabilir. İşte biz de böyle bir törene denk geldik. Ölü evine eli boş gidilmez mantığı SULAWESİ'de de işlediği için, yoldan üç dört karton sigara ve bir iki şişe viski aldım. Cenaze sahibine verdim hepimiz adına ve şöyle dedim: Eğer bizim buradaki varlığımız, annenizin ruhunun göğe yükselmesini birazcık dahi hızlandıracaksa bu bizim için onur ve mutluluktur... Gözyaşlarına boğulan genç adam, bizi özel bir locaya aldı. İçecekler ikram ettiler. Ölünün tabutunun yanına çıkarttı. Bol bol fotoğraf çektik. Tabii ki inanılmaz bir deneyim oldu hepimiz için... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Turun son bölümü BALİ'de geçiyordu. Orada da deniz kenarında harika bir otele kaldık. Denize girme fırsatımız bile oldu. Otelin iki restoranı vardı. Serbest olduğumuz sabahlarda, tüm grup olarak, denize nazır olan restoranda sözleşmiş gibi buluşup, kahkahalar ve sohbet eşliğinde, masmavi okyanusu ve palmiye ağaçlarını seyrederek kahvaltımızı yaptık. Otelin ortasındaki kocaman lagünde yaşayan dev su monitorlarını besledik. Kumsala inip, şezlonglara yayıldık ve satıcıları ihya ettik. İyiydi yani...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi yine küçük bir ara vereceğim turlarıma. Biraz şarj edeyim pillerimi. Sonbahar yoğun ve hareketli olacak...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7554764391842883493?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7554764391842883493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7554764391842883493' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7554764391842883493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7554764391842883493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/09/izlanda-bodrum-endonezya-bordubet.html' title='İzlanda- Bodrum- Endonezya - Bördübet'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1455302842190315544</id><published>2011-08-21T16:49:00.003+03:00</published><updated>2011-08-21T17:07:40.991+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Tatil Güzel Şey</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet yaa! En ihtiyacım olan şeye sonunda kavuştum: SUSMAK ve DURMAK!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yaklaşık 16 gündür denizi tepeden gören bir rüzgarlı tepede, oturdum ve sustum. Kimileri için tatil " deniz-güneş-kum-eller havaya"dır ya, ben işte bu durumun TAM TERSİ bir yapıya sahibim. Çoğunluk ister ki, kopsun ve eğlenceden eğlenceye aksın; oysa ben isterim ki, kendime döneyim. İçime bakayım. Kalbimin atışını duyayım. Merkezime dokunayım. Fakat itiraf edeyim ki şunu farkettim: 2-3 hafta ile olacak gibi bir şey değilmiş bu. Yani en azından benim için 2-3 hafta içinde bu istediklerime ulaşabilmem mümkün değil. Zira bugüne dek geçen zamanın ilk 10 gününde zaten ciddi bir idrak sorunu yaşadım. Neredeyim? Ne yapıyorum? Sabahları erken kalkmak en sevdiğim şeylerdendir ama bir türlü erken uyanamadım. Günün yarısını uykuda harcadım dersem yeridir. Ama ne yapayım? Bir türlü gevşeyemedim. ilk 10 gün denize bile sadece 1 kere girdim. Ben ki eskiden yüzümü denizde yıkardım, bir türlü adapte olamadım bu duruma. Garipsedim... Ancak 10 gün geçtikten sonra sabahları daha makul saatlerde uyanmaya başladım. Kahvaltıdan önce denize gidip, yüzümü serin mavide yıkadım. Neyse ki kaldığım yerde kocaman ve bomboş bir havuz var. Aynı şey değil biliyorum ama yine de içindeki kloru alıp yerine doğal deniz tuzu koymuşlar. Nefis olmuş... Gücüm en fazla oraya kadar gitmeye yetti ilk günlerde. Şimdi şimdi son bir iki gündür sabah uyanıp hemen denize fırlıyorum. Atlıyorum arabaya doğru Küçükbük veya Hebil...Atıyorum kendimi suya...Denizle o eski alışık olduğum flörtüme devam ediyorum kaldığımız yerden. Dalıyorum, çıkıyorum, balıkların arasına inip onlarla kucaklaşıyorum. Nefesim yetse onlarla devam edeceğim kayaların arasına doğru ama yetmiyor, yukarı çıkıyorum. Masmavi gökyüzüne bakıp, günü selamlıyorum. Hiç istemiyorum sudan çıkmayı ve ellerim avuçlarım buruş buruş olana dek suda kalıyorum. Sonra tuzlu tuzlu eve dönüyorum ve bazen çocukluğumda yaptığım gibi, duş falan almadan denizin tuzu saçlarımda, tenimde uyuyorum gece... İşte diyorum ya, tam gevşedim, kıvama geldim, bitti tatil! Son 3 günüm... Ne diyeyim? Özleyeceğim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısaca derim ki, tatil yapmak bile bir alışkanlık gerektiriyor. Gevşemek ve yükü boşaltmak için bu gerekli...Ama be birader, alışana kadar tatil bitiyorrrrrr...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1455302842190315544?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1455302842190315544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1455302842190315544' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1455302842190315544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1455302842190315544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/08/tatil-guzel-sey.html' title='Tatil Güzel Şey'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-563917811866028354</id><published>2011-07-13T08:08:00.003+03:00</published><updated>2011-07-13T08:56:06.880+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Gazete YOK, TV YOK!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aJ6HoQhBR6g/Th0zW93Z-vI/AAAAAAAABFk/PLG3LLSy01A/s1600/no-tv.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 253px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628711578940078834" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-aJ6HoQhBR6g/Th0zW93Z-vI/AAAAAAAABFk/PLG3LLSy01A/s320/no-tv.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6c02E4R4c7g/Th0zWjAEErI/AAAAAAAABFc/JnhpULJ_A24/s1600/no_newspaper.png"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 270px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628711571728634546" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-6c02E4R4c7g/Th0zWjAEErI/AAAAAAAABFc/JnhpULJ_A24/s320/no_newspaper.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçenlerde bir kararımı tazeledim: TV'de HABERLER'i izlemeyeceğim ve gazete okumayacağım! Evet, sevgili dostlar, bu ikisini de yapmıyorum. Yüreğim kaldırmıyor ve çok sıkılıyorum. Resmen düşüne düşüne anksiyete hastası oldum iyice. Sabahları yürek çarpıntıları ile uyanmaya başladım! Bu son numaram! Ve sadece yazı olsun diye değil, gerçek olduğu için paylaşıyorum burada. Sabahları uyandığımda kendimi sanki kötü bir şey olacakmış hissi ile dolu, kalbim küt küt atarken buluyorum. Bu son zamanlarda geliştirdiğim bir şey! Devam ederse, sanırım tedaviye kadar gidecek ucu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neden kaynaklanıyor bilmiyorum. Nereden çıktı? Ne tetiklemiş olabilir?Hiç bir fikrim yok. Ama bildiğim bir şey var ki o da memleketin yoğun, kaygan ve son derece pis zemini bu durumu iyice güçlü kılıyor. Ben de daha önce vermiş olduğum kararımı bu sefer daha da inançlı bir şekilde uygulamaya koydum ve artık TV yok, GAZETE yok!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Zaten gerekli gereksiz bütün haberler, bütün enformasyon, sağda soldan akıyor beynimize. Bir de ekstra çaba ile fazlasını alıp, beynimizin hard disk'ini doldurmaya değer mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gündem dediğimiz şeyde neler var? Politikaya girmeyeyim diyorum ama durum zaten ortada. Benim vekalet verdiğim CHP, kıt zekamın bir türlü anlayamadığı şekilde önce yemin etmeyeceğim diye tutturdu, sonra da gitti yemin etti. Peki arada ne değişti de gitti yemin etti? Bir şey oldu mu? Balbay çıktı mı? Haberal? Yooo...Hala herkes yerli yerinde duruyor. E peki o zaman ne oldu? Hangi pazarlıklar döndü? Kim kime ne dedi ve arada ne ödünler verildi? Bilmiyoruz. ve itiraf ediyorum ki, şahsen BEN bilmek de istemiyorum... Bu durum sadece CHP'nin zaten "tutarsız, ne demek istediğini, neyi neden yaptığını bir türlü anlatamayan parti" imajına katkıda bulunmuş oldu. Bu benim görüşüm! Ben bile anlamadıktan sonra gerisini siz düşünün artık!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Diğer bir gündem maddesi: Kürtlerle olan durum. Bu konuya zaten hassas yaklaşıyorum. Duygularımı burada açıkça ifade edemem. Rahmetli kızkardeşimin kocası bir KÜRTTÜ... Sadece bunu söyleyebilirim...Ama bütün parlamento içinde en esaslı duruşu BDP kökenli bağımsız milletvekilleri sergiliyor, buna inanıyorum... Yandaş mıyım? ASLAAAA!!! Ben memleketin her köşesinin Misak-ı Milli sınırları içinde kalmasını isteyen, ULUSAL cephenin bir parçasıyım. Eyalet sistemi bile bana ters düşüyor ama az kaldı, yakında eyaletlere bölüneceğiz, orası açık! Tek istediğim bu ayrılıkçığın arka planında, makro boyutta neler var (petrol, uyuşturucu trafiği, Fırat-Dicle suları, Aldebaranlılar v.s) bunları anlayabilmek... Çünkü bu eninde sonunda olacak. Tarihi programlamada her şey yolunda giderken, sistem sadece küçücük bir an için ERROR verdi ve kendini kapattı. O an sahneye ATATÜRK'ün çıktığı andı. 11 Kasım 1938'den itibaren de sistem kendini yeniden açtı ve, tıpkı bilgisayardaki gibi, önce hasar kontrolü yaptı ve sonra da yapmaya başladığı işe geri dönüp, uygulamalara kaldığı yerden devam etti. Yani Türkiye'nin şimdiki durumu, hepimizin gayet net bir şekilde bildiği gibi, dünden bugüne olan, AKP eliyle son 10-15 senede kotarılmış bir durum değil. Yüzyıllardır kurgulanan planın bir parçası. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Futbolda şike olayı! Sorulacak soru bence "Kim şike yaptı" değil, "Kim şike yapmadı" olmalı. Liglerimizde HİÇ KİMSENİN temiz olduğuna inanmıyorum. Hele hele son yıllarda artan BAHİS sitelerinde dönen paralara bakacak olursak, şikesiz maç olamayacağı KABAK gibi ortaya çıkar. O yüzden kimseyi ligden düşürmek falan olmaz. Bence liglerimizi bir seneliğine toptan kapatalım. Olsun bitsin! Halkı uyutacak eğlence nasıl olsa bulunur bizim memlekette! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üçüncü köprü! YAPACAKLARRRRRRRR... Vurgunu seven halkım zaten fiyatlar yükselecek diye, o taraflardan ucuza arsa kapatmanın peşinde. Para için ruhunu satmış insanlardan doğaya sahip çıkmalarını isteyebilir misiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu liste böyle uzar gider, dolayısıyla en iyisi burada kesmek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yaz aylarımı kitap okuyarak, nefes alarak ve arada çok sevdiğim destinasyonlara doğru tura çıkarak geçirmek istiyorum. Arada yüzmek ve sevdiklerimle birlikte olmak da var tabii ki...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;AMAAAA: Gazete ve TV YOK!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-563917811866028354?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/563917811866028354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=563917811866028354' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/563917811866028354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/563917811866028354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/07/gazete-yok-tv-yok.html' title='Gazete YOK, TV YOK!!!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-aJ6HoQhBR6g/Th0zW93Z-vI/AAAAAAAABFk/PLG3LLSy01A/s72-c/no-tv.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3195826700834167574</id><published>2011-07-11T22:40:00.003+03:00</published><updated>2011-07-11T22:46:00.652+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>12 Mart 2011 - İstanbul /Antalya Uçağı Notları</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hepsi bir örnek seralar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kaplamış ovaları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yazı hapsetmişler içlerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dışarıda kış ama içeride yalancı bahar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Zirveler kaplı etrafta&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Güneş pırıl pırıl!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eskiden narenciye ve sazların &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kokusu gelirdi yazın &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nemle karışık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dağların arasına sıkışmış, yapayalnız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çimento fabrikası.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yolları kıvrıla büküle&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ama hep ondan uzağa gidiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Toroslar dörtnala denize akıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aralarında yeşillikler, düzlükler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Derin yarıklar,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çamuru içinde eritmiş bulanık sular.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Zirvelerden eriyen karşarın suları iniyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Koyu boncuk mavisi deniz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kıpırtısız...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3195826700834167574?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3195826700834167574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3195826700834167574' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3195826700834167574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3195826700834167574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/07/12-mart-2011-istanbul-antalya-ucag.html' title='12 Mart 2011 - İstanbul /Antalya Uçağı Notları'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3722104529269825519</id><published>2011-06-27T13:10:00.004+03:00</published><updated>2011-06-27T14:06:59.027+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Yaz Durumları - Yaz Kitapları</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yaz benim için de -literally- başladı. Dün akşam 3 gece 4 günlük minik bir tatilden geri döndüm. Yakın dostlarım Didi-Şebo-Saadet üçlüsüyle, Çeşme'ye gittik. Daha doğrusu gitmeyi başardık! Aylar öncesinden uçak biletlerimizi aldık, yerlerimizi ayırttık ve mızıkçılık yapmadan GİTTİK! Konaklama mekanı Çeşme Sheraton oldu ve aslında eğer bu kadar kalabalık olmasaydı daha da iyi olurdu ama yine de dostlarımla birlikte olup, sahilde, kendimi rüzgara verip sadece tembellik yapmak çoook hoşuma gitti. Yalnıııızzzz...Aklım ve gönlüm ALAÇATI'da kaldı! Nefissss bir yer! Eylül'de gideceğim ve bir kaç günü orada geçireceğim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta yazdıklarıma dönecek olursam:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çalışma hayatımın -herhalde- ennn kapsamlı, en hareketli ve en yorucu dönemini geride bıraktım. Kendimi her anlamda çifte maraton koşmuşum gibi hissediyorum. Bu maratona başlarken en büyük dileğim, görevlerimi layıkıyla yerine getirip, kimseye ve en çok da kendime mahcup olmadan Haziran sonuna ulaşmaktı. Mahcubiyet ne kelime?! Herşey çok çok iyi oldu. Birbirinden özel turlar yaptım, inanılmaz şeyler yaşadım, hayatta sadece bir kere tanık olunabilecek nitelikte sanat aktivitelerine dahil oldum ve bütün bunlar beni biraz daha büyüttü. Hayata bakışımda -gerçekten- inanılmaz değişimlerin olduğu bir yıl yaşadım. Kendimi her anlamda çok daha donanımlı ve çok daha olgunlaşmış hissediyorum. Daha dengeli, daha merkezde ve çok daha AN'da kalmayı başaran bir insan oldum artık. Özellikle son bir kaç aydır sürdürdüğüm NEFES TERAPİ'lerinin bundaki etkisi tartışılmaz...Önce BEN demeyi öğreniyorum. Maskeyi önce kendime sonra başkalarına takmayı öğreniyorum diğer bir deyişle, ki itiraf etmem gerekirse, bu 43 yıllık hayatımda, hiç deneyimlememiş olduğum bir şeydi. Önceliklerimi değiştirdim. Bu da müthiş bir büyüme duygusu kattı bana...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beni en çok üzen şey memleketin durumu ama anlaşılan o ki çoğunluk son derece memnun. O zaman benim de bu durumda yapabilecek bir şeyim kalmamış oluyor. Seçimlerden sonra yazdığım yazıya çok fazla yorum geldi. Kimileri bana katılırken, kimileri çok ağır konuştuğumu/yazdığımı söyledi. Ben söylediklerimin/yazdıklarımın arkasındayım. Üzülüyorum. Kızıyorum. Memleketimi seviyorum ama bu memlekette yaşayanlarla ortak paydamın neredeyse hiç kalmadığını görüyorum. Bu memlekette yaşayanların büyük çoğunluğu artık son derece bencil, acımasız, güçlünün yanında olup güçsüzü ezen, para için ruhunu satan, gösteriş budalası, küstah ve kaba bir güruha dönüştü. Ben ve benim gibiler eziliyoruz arada ve ne yazık ki hiç kimse benim ve benim gibilerin hakkını savunacak beceride değil! Ben AYNI BAĞIN GÜLÜ değilim...Öteki bağın güllerini kim koruyacak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse...Bir daha bu konuya değinmek istemiyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Turlarım yavaşladığı için artık yaz okumalarıma da başladım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Elimdeki kitaplar birikti...Hem Türkçe hem İngilizce okuyorum her zamanki gibi. Konular daldan dala atlıyor yine her zamanki gibi...Ufak bir liste yapacak olursam:&lt;br /&gt;1- Murathan Mungan "Şairin Romanı"... Henüz başlamadım ama en keyifli okumam olsun diye hard cover olanından ısmarladım ve İdefix'ten geldi geçenlerde. Şöyle bir göz gezdirdim sayfalar arasında, HARİKA! Sanırım Mungan'ın en önemli kitaplarından biri olarak anılacak seneler sonra da...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2- Enis Batur olmadan bir okuma dönemi olur mu? Olmazzzz...Dolayısıyla bir minik okuma keyfi de oradan geliyor haliyle: 60 mm Dizüstü Meşkler ve İçcep Meşkleri... Evet, kitabın adı bu! Bazıları bir sayfa, bazıları bir paragraf ama hepsi de derinleştikçe derinleşen denemeler. Bayılırım denemelere zaten...Bir kısmını okudum. Bir kısmını da keyfi uzatmak için sonraya bıraktım. Her zamanki gibi en sevdiğim yazar, en sevdiğim yazın kişisi Enis Batur!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3- Veee bir günlük var listemde: Rainer Maria Rilke'den "Floransa Günlükleri". Sevgilisi'nin teşvikiyle 1898 yılında Floransa'ya giden Rilke, her yeri karış karış gezmiş ve gördüklerini de sevgilisine notlar şeklinde deftere aktarmış. İşte en sevdiğim bir başka tarz olan seyahat notları bunlar. Ama öyle sıradan notlar değil. Heykeller, tablolar ve diğer tüm sanat eserleri hakkında yazılmış müthiş notlar ve kişisel gözlemler. Bunları derleyen kişi Rilke olursa, okumamak benim açımdan imkansız olur doğal olarak...Kitap yazı masamın sağ köşesinde, Mungan'ın kitabının üstünde açılmayı bekliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4- Daniel Wallace'ın "Büyük Balık"ı film olarak da çok sevmiş olduğum bir hikaye idi. Kitabını da okumak istiyordum ne zamandır. Dün gece tatilden gelir gelmez okumaya başladım. Neredeyse 1/3'ü bitti bile ve nefis bir seçim yapmış olduğuma bir kere daha inandım. Büyülü bir hikaye, büyülü bir atmosfer ve büyüleyici bir ana karakter var kitapta. Bunu herkese öneririm. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;5- Dalai Lama'nın orta boy bir hard cover kitabı bir süredir orta sehpanın üstünde beni bekliyor: Becoming Enlightened...Aydınlanmak! Nasıl olur, ne zaman olur bilemiyorum ama bu arayış içinde uzun zamandır debeleniyorum. Kendimle uğraşıyorum ve içime dönmek için her fırsatı değerlendiriyorum. Belki seneye...Biraz daha yavaş bir tempo ile çalıştığım sürece girdiğimde, bu konu ile daha fazla ilgilenme fırsatım olacak. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, yaz benim için de başladı. Kitaplarım bir yanda, sevdiklerim etrafımda...Bir de resim için zaman ayırabilirsem, işte o zaman daha da keyifli olacak her şey. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haa unutmadan! Osman bana harika bir fotoğraf makinası verdi: Bir CANON G 10... Yavaş yavaş fotoğraf çekmeye de başlayacağım artık. Bu konuda her türlü bilgi, öneri ve yoruma açığım. Yardıma da tabii...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu şartlar altında bana başka söyleyecek söz kalmıyor: YAŞASIN YAZ!!!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3722104529269825519?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3722104529269825519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3722104529269825519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3722104529269825519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3722104529269825519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/06/yaz-durumlar-yaz-kitaplar.html' title='Yaz Durumları - Yaz Kitapları'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-6676693736288438376</id><published>2011-06-22T00:11:00.004+03:00</published><updated>2011-06-22T00:23:17.871+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Yaz Başladı!</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6 aylık maraton bitti, şimdi biraz gevşeme ve arkadaşlarla birlikte bir şeyler yapma zamanı! Yazın tadını çıkarıp, denize koşmanın zamanı. Kitap okuma ve sabahları bir bardak mis kokulu kahve eşliğinde evde salınma zamanı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yorulmuşum ama mutluyum. Ocak ayından beri dünyanın çevresinde neredeyse tam tur attım. İlginç şeyler yaşadım, değişik insanlarla tanıştım. Farklı sular içip, farklı yemekler yedim. Arada evimi ve can dostlarımı çok fena özledim ama her daim mutlu kaldım. İnsan sevdiği işi yapınca, o zaman herşey çok daha kolay oluyor. Bu anlamda ne mutlu bana!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Off!!! Deminden beri yazdıklarımı silip duruyorum.Anlaşılan o ki, bu gece bende doğru dürüst bir şey yazacak güç yok! İyisi mi ben burada bitireyim ve gidip üçlü kanepeye uzanayım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yaşasın tatil! Yaşasın YAZ!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-6676693736288438376?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/6676693736288438376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=6676693736288438376' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6676693736288438376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6676693736288438376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/06/yaz-baslad.html' title='Yaz Başladı!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8568225213033789124</id><published>2011-06-13T10:14:00.003+03:00</published><updated>2011-06-13T10:33:44.496+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Seçim Sonrası</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Halk son sözü söyledi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben bu adamları istiyorum!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani bu halk AKP iktidarı yüzünden ekonomik açıdan kıvranıyordu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani öğrenciler, şifresi ayrı kopyası ayrı mağdurdular?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani çiftçi inim inim inliyordu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üretici perişan, tüketici ondan beterdi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani sosyal hak ve özgürlükler ayaklar altında eziliyordu ve başımızdaki padişah kesilmişti?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani fikrini söyleyen içeri tıkılıyordu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani kimsenin özeli, gizlisi saklısı kalmamıştı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani telefonlarımız dinleniyordu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani eğitimde fırsat eşitliği ortadan iyice silinmişti?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hani üniversiteler kepaze olmuştu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Demek ki bunların hiçbiri doğru değilmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Demek ki ben başka bir boyutta yaşıyormuşum, %50 başka bir boyutta...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne demiştim geçen senelerde?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BEN BU HALKTAN İSTİFA ETTİM...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu konuda ne kadar doğru karar verdiğime bir kere daha inanıyorum artık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben bu halktan biri değilim, olmak da istemiyorum!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu halk yalancı, ikiyüzlü ve kimin arabası tıngırdarsa ona binen türde yalaka ve yavşak bir güruha dönüşmüştür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BEN BÖYLE DEĞİLİM! OLMAYACAĞIM!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Vatanı sattılar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sularımızı kirlettiler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kıyılarımızı bitirdiler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ormanımız kalmadı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Lise ve yüksek öğrenim kurumlarımızın içlerini boşalttılar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Halkı dizilerle, evlenme programlarıyla uyuttular...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üç beş sahte aydını ekranlara çıkartıp kafaları bulandırdılar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herkesi paraya endekslediler, millet para için anasını öldürür hale geldi iyice...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arkadaş arkadaşı PARA için satıyor, ardına bile bakmıyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herkes acımasız, gemisini kurtaran kaptan ve "bugün var yarın yok"...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kimseye güvenemezsin...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, bu örnekler böyle uzar gider...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzun lafın kısası:&lt;br /&gt;BEN BU HALKTAN İSTİFA ETTİM...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BİR KERE DAHA...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8568225213033789124?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8568225213033789124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8568225213033789124' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8568225213033789124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8568225213033789124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/06/secim-sonras.html' title='Seçim Sonrası'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4190385038329724493</id><published>2011-05-22T18:02:00.003+03:00</published><updated>2011-05-22T18:39:34.868+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Bach'ın Mezarının Başında</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hiç kendinizi sebepsiz yere üzgün ve yapayalnız hissettiniz mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Etrafınızda bir sürü insan varken ve hatta işten başınızı kaldıramadığımız zamanda bile, kendinizi yapayalnız, bir başına ve biraz canı acımış hissettiniz mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben bugün işte tam da bu şekildeyim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oysa Leipzig'teyim. Olağanüstü bir MAHLER FESTİVALİ'ndeyim. Tatlı mı tatlı bir grup insanla birlikteyim. Konserler muazzam, orkestralar muhteşem ve solistler dünyanın en iyileri...Hava tam deli bahar...Birden yağıp gürlüyor, ardından beş dakika geçince de sımsıcak bir güneş sırtımı ısıtıyor. Ağaçlar yemyeşil, bahçeler çiçek dolu. İnsan daha ne ister? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herhalde bahar çarptı beni...Ben artık hemen hemen her baharda bu ruh haline bürünüyorum. Tabiat yeniden doğuyor, ağaçlar çiçekleniyor ve tarlalara can gidiyor ya, ben de -galiba- istiyorum ki, gidenlerim de canlansın. Olmuyor tabii...Gidenler geri dönmüyor ve bunu fark edince, baharın tüm güzelliği bir anda anlamsızlaşıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sabah konserde dinlediğim müthiş parçada, MAHLER şöyle seslenmişti: Yapayalnız yüreğim sadece huzur istiyor...Çarpıldım! Beni hem müziğin büyüsü hem de solistin dolgun sesi bu hale getirdi. Konserden çıkınca, epeyi bir süre kendime gelemedim. Sonra da öğleden sonrayı yalnız başıma geçirdim.Serbest gün olduğu için herkes kendine göre bir taraflara dağılmıştı. Aslında çok kereler bu boş zamanları dört gözle beklemişimdir. Biraz kendimle ilgilenip vakit geçirebileceğim zamanlar olarak görmüşümdür. Bugün de aynı niyetle şehirde yürüyüş yaptım azıcık ama gel gör ki attığım her adımda içimdeki yalnızlık duygusu büyüdü. Somutlaştı. Kocaman oldu. Sokaklarda boş boş dolandım. Etrafı seyrettim. Ailelere baktım, sevgililere imrendim. Çoluk çocuk meydanlara parklara akmış halkın içinde erimek istedim. Ama olmadı. Eriyemedim. Kendimi o uyumlu havanın içinde ayrık otu gibi hissettim. Bundan kurtulmak için bir kalabalık bira evinin, Bach'ın kilisesi Thomas Kilisesi'ne bakan masalarından birine yerleşip,şimdi tam mevsimi olan beyaz kuşkonmaz ile kendime ziyafet çektim. Ama nafile! Ben oturduğumda günlük güneşlik olan hava, ben oturduktan en fazla 10 dakika sonra birden karardı ve bir anda sağanak indirdi. Restoranın içine kaçtım. Etrafta ilgilenecek bir şey kalmayınca, defterimi açıp, bir iki satır bir şeyler çiziktirdim. Gönlümdeki tanımlayamadığım sıkıntı hiç ama hiç azalmadı. O sırada garson nereli olduğumu sordu. Türküm dedim. O da Yunanlıymış, iki kelam ettik gurbetteki iki komşu olarak. Sonra hesabı ödeyip oradan ayrıldım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kafamda türlü düşünceler cirit atarken bir de baktım Thomas Kilisesi'nin kapısındayım! İçeri girdim. Dosdoğru altara doğru gittim ve her zaman oturduğum banka oturup, BACH'ın mezarına diktim gözlerimi. Dua ettim O'nun için. Yetmedi benimkiler için dua ettim. Gözlerimden akan yaşlardan hiç utanmadan, burnumu çeke çeke ağladım. Kilisenin serin sessizliğinde, uzun süre oturdum o bankta...Her zamanki bankımda...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonra kalkıp Pazar gününün ıssızlığıyla yankılanan ara sokaklardan geçerek otelime, odama döndüm. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ve başladım yazmaya:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hiç kendinizi sebepsiz yere üzgün ve yapayalnız hissettiniz mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4190385038329724493?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4190385038329724493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4190385038329724493' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4190385038329724493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4190385038329724493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/05/bachn-mezarnn-basnda.html' title='Bach&apos;ın Mezarının Başında'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1290989364890219745</id><published>2011-05-08T21:36:00.002+03:00</published><updated>2011-05-08T21:46:37.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Kısacık...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İhmal ettim, biliyorum ama ne yapayım? Benimkisi tembellik değil, isteksizlik hiç değil...Ne olduğunu tam olarak bilemiyorum ama blogları kapattıklarından beri içimde bir güvensizlik, bir tuhaflık. Sanki her an, herşey, yine ulaşılamaz hale dönüşecek! Belki bu bence bir engel yarattı. Bilmiyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta Peru &amp;amp; Bolivya'dan döndüm. SONDU! Vedalaşmam çooook zor oldu. Bazı yerlerde resmen ağladım. Kim bilir bir daha oralara gidebilecek miyim? Bir daha Machu Picchu'da oturup etrafı seyredebilecek miyim? Titicaca'yı sarmalayan Corillera Real' in yansımalarında kendimi kaybedecek miyim? Lima'da Ceviche peşinde dolanacak mıyım? Sevgili arkadaşım ALBERTO'yu bir daha görebilecek miyim? Sadece Allah bilir...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yarın Hırvatistan'a gidiyorum. SON turum olacak! ANDREA ile vedalaşmak da zor olacak. Yine de Hırvatistan hemen şurası! Hop dedin mi gidersin. İçim daha rahat...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunun dışında GERÇEKTEN yeni bir şey yok hayatımda. Aynı hareket devam ediyor. Kıtalar arasında git gel...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yakında daha iyi bir şeyler yazarım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar...Valiz hazırlamam lazım:))&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1290989364890219745?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1290989364890219745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1290989364890219745' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1290989364890219745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1290989364890219745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/05/ksack.html' title='Kısacık...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1595430732660996892</id><published>2011-04-10T22:25:00.004+03:00</published><updated>2011-04-11T00:32:36.170+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Hızlıca Son Bir Ayda Olanlar...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En son yazımın üzerinden bir aydan fazla zaman geçmiş. Bu zaman içinde, ne zaman yazmak istediysem, tam da o gün blogumu edit edemeyeceğim şekilde engellendiğimi gördüm hep. O zaman da eskilerin dediği gibi sıtkım sıyrıldı ve başka yerlere zapladım...Olmadı yani. Olduramadım!&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oysa bu zaman zarfında öyle güzel şeyler yaptım ki anlatamam...Kısaca sıralayacak olursam:&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mart'ın ilk yarısında erkek arkadaşımla Güney'e baharı karşılamaya indik. Antalya'dan bir araba kiralayıp üç gece dört günlük bir LİKYA gezisi yaptık.Müthişti...Sahillerde kimsecikler yoktu. Likya'nın başı dumanlı dağları, hala kalın bir kar tabakası altında gizliydi. Tabiat henüz tam anlamıyla uyanıp coşmamıştı. Bazı erkenci ağaçlar çiçeğe durmuşlardı ve her yer yemyeşildi. Bir de papatyalar ve sarı çiçekler o kadar doldurmuştu ki her yanı, fotoğraf çekmek için arabayı durdurduğumuzda, ayağımızı basacak yer bulamıyorduk. Hayatımın en güzel bahar günlerinden bazılarını o günler içinde yaşadım. Kekova, Dalyan ve Köyceğiz Gölü'nde tekne turları yaptık. Patara, Ölü Deniz ve İztuzu kumsallarında bizden başka kimsecikler yoktu. Kiminde sabahı kiminde de akşamı karşıladık. Göcek'te öğle yemeği yedik. Kaş, Fethiye ve Dalyan'da konakladık. Kaş'ta kaldığımız gecenin sabahında erkenden uyanıp, deniz kıyısına indim ve kayalıkların üzerinde, sırtımı güneşe yüzümü MEİS adasına vererek, meditasyon yaptım. Nefesimi denizin kabaran dalgalarına uydurdum. Öylesine iyi geldi ki! &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beraberimde 25 opera sevdalısı ile Milano'ya gittim. La Scala'da iki opera izledim. Puccini'nin Tosca'sı ve Mozart'ın Sihirli Flüt'ü... İkisini de çok severim. Milano'ya bahar gelmişti, bütün manolya ağaçları çiçek içindeydi. Hava o kadar yumuşaktı ki, bayıldık doğrusu. En güzel günlük gezimizi ise Bergamo'ya yaptık. Hele o gün yediğim öğle yemeğine bayıldım. Bergamo'nun ünlü CASONCELLİ adındaki mantılarından yedim. Adaçayı ve pancetta'yla yapılmış lezzetli sosla iyice kalorilendirilmiş yemeği gövdeye indirip, en ufak bir suçluluk duygusu bile hissetmeden, Milano'ya geri döndüm. Akşamına da Sihirli Flüt her şeyi taçlandırdı...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York'ta geçirdiğim bir hafta boyunca, baharın adım adım gelişini izledim. Ben gittiğimde tamamen ölü duran ağaçlar bir hafta içinde yeşil yeşil yaprakçıklar verdiler. O güneş geçirmeyen çelik ve beton yığınlarının arasında, akla hayale gelmeyecek bahar manzaraları vardı. Cetral Park zaten bir başka alem...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York Metropolitan Operası'nda birçok klasikleşmiş operanın yanısıra, hayatta en çok merak ettiğim ALAN BERG'in meşhur WOZZECK operasını da izleme fırsatı buldum. Beni hafta içinde izlediklerimin içinde en çok etkileyen prodüksiyon bu oldu. ENİS BATUR çoook haklıymış...Enis Batur da nereden mi çıktı şimdi? İşte şuradan: Ben Wozzeck'i ilk defa onun kitaplarında okumuştum ve merak edip duruyordum. MET gibi yetkin bir sahnede izlemek de müthiş keyifli bir deneyim oldu. Aşk, nefret, kan, intikam, pişmanlık, delilik ve yalnızlık! Hepsi sığmıştı esere...Üstelik şef de, bu sene MET'te 40. yılını kutlayan JAMES LEVİNE idi. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Galiba artık "dünyada en sevdiğim müze" olarak nitelendirdiğim Metropolitan Museum'da LECTURER rozetiyle anlatım yaptım. Orayı gezdirirken kendimi müthiş şanslı hissettim.Koskoca müzenin sayısız odaları arasında dolanırken, sanki evimdeymiş gibi rahattım. Kendimi o kusursuz sistemin bir parçası olarak gördüğümden midir nedir, koltuklarım kabarmıştı ve gurur içindeydim. Dünyada bir sürü müze gezdirip, her yerde anlatım yaapıyorum ama orada hissettiklerim nedense bambaşkaydı... ertesi gün boş vakitte de yeniden müzeye dönüp, Cezanne'ın ünlü İSKAMBİL OYNAYANLAR tabloları ile ilgili sergiyi gezdim. Müze dükkanından deli gibi alışveriş yaptım. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Cumhuriyet Gazetesi'nin Gezi ekinde yazılarım çıkmaya başladı. Bir hayal daha gerçek oldu yani...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Lao Tsu'nun ünlü kitabı Tao Te Ching'in okumalarına katıldım. Etrafımda biri hariç hiç tanımadığım bir grup insanla oturup, yüzlerce yılın bilgeliğini paylaşmak çok hoş bir deneyimdi. Sohbet derin, keyifli ve ortam rahattı. İstanbul'da olduğum haftalarda, eğer denk düşerse devamını getirmeye çalışacağım.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunlar geçtiğimiz ayı özel kılan şeylerden bazılarıydı. Aslında o kadar çok detay var ki, devamını başka yazıya aktarsam daha iyi olacak galiba...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar... Saat farkından uykum geldi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1595430732660996892?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1595430732660996892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1595430732660996892' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1595430732660996892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1595430732660996892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/04/hzlca-son-bir-ayda-olanlar.html' title='Hızlıca Son Bir Ayda Olanlar...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-6698335566900558202</id><published>2011-03-07T11:42:00.004+02:00</published><updated>2011-03-07T12:12:59.006+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>BLOGUMA DOKUNMA!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vtd4SsQX5bs/TXSvgkgeZvI/AAAAAAAABFQ/J7_mnW6q37U/s1600/girilmez.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5581278812309448434" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-vtd4SsQX5bs/TXSvgkgeZvI/AAAAAAAABFQ/J7_mnW6q37U/s320/girilmez.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kaç gündür turda olduğum için aslında hiç bir şey yazacak zamanım olmadı ama şimdi evdeyim ve iki satır karalamak geldi içimden.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta şok yaşadık hepimiz. Kimilerimiz de hala yaşamaktalar: Bloglarımıza giremedik! Çoğumuz hala giremiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kendi bloguma tıklayıp "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazısını görünce, içim bir fena oldu. Kendimi büyük bir suç işlemişim gibi hissettim. KOSKOCA mahkeme, benim siteme girişi engellemiş! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aynı tuhaf hissi mahkemeden boşanma ilamımı aldığımda yaşamıştım. Kağıdın üzerinde "Türk Milleti Adına Karar" yazıyordu. E peki Türk Milleti ben evlenirken neredeydi? O zaman boşanmamdan ona ne? Neyse bu da ayrı bir konu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben durumu şöyle anlatıyorum kendime:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tanımadığım etmediğim biri çıkıyor ve bana diyor ki: Kusura bakmayın İlknur Hanım ama evinize giremezsiniz, biz yasakladık! Yasaklamakla kalmayıp kapınızın kilidini de değiştirdik. Artık elinizdeki anahtarlarınız da bir şeye yaramaz. Hiç uğraşmayın boşuna...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben de elimde anahtarımla kalakalıyorum kapımın önünde ve evime giremiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Durum bence aynen de budur! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Peki ben ne yapıyorum?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Birilerinden yardım istiyorum. Evime girmenin başka yolları olup olmadığını soruyorum. Ve bana arka penceredeki bir delikten içeri adeta bir suçlu gibi sızabileceğimi anlatıyorlar. Ben de bu alternatif yol sayesinde, evime girebiliyorum. Ancak huzursuzum çünkü bu yol her an fark edilip kapatılabilir. Ve ben yine sokaklarda kalabilirim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Az önce bir haber gedi. Bu yolla evine giren bir blog dostum, artık giremez olmuş. Yani vakit azaldı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne kötü değil mi? Kurunun yanında yaş da yanıyor. Zaten ses kısılsın diye türlü yola başvuruluyor. Her bahane de böylece gerekli ortamı yaratıyor. Zaten cılızlaşmış sesimiz iyice siliniyor kulaklardan. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Blogumu istiyorum!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu benim en doğal hakkım. Kendi alanım. Kendi evim... Bunu yasaklayamazsınız...Demokratik ülkelerde bu OLAMAZ... Da hangi demokrasi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rahmetli annem blogumdaki bazı yazıların başıma dert açabileceğini sanıp çok korkardı. Evladım aman kelimelerine dikkat et derdi. Artık bloglarımız kapatıldığı için böyle bir derdimiz de kalmadı. Annem de yerinde rahat rahat yatıyordur artık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BLOGUMU İSTİYORUM! BÖYLE YARIM YAMALAK DEĞİL, SUÇLULAR GİBİ GİZLİCE DEĞİL, GÖĞSÜMÜ GERE GERE İSTİYORUM!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-6698335566900558202?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/6698335566900558202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=6698335566900558202' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6698335566900558202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6698335566900558202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/03/bloguma-dokunma.html' title='BLOGUMA DOKUNMA!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-vtd4SsQX5bs/TXSvgkgeZvI/AAAAAAAABFQ/J7_mnW6q37U/s72-c/girilmez.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2808833444451114450</id><published>2011-03-01T12:33:00.004+02:00</published><updated>2011-03-01T13:09:52.715+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Bugün 1 MART</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-K0GXTBJCYoA/TWzT8T6aK6I/AAAAAAAABFI/_nesxgQ0Cy0/s1600/birthday-cake.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 287px; DISPLAY: block; HEIGHT: 270px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5579067071496072098" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-K0GXTBJCYoA/TWzT8T6aK6I/AAAAAAAABFI/_nesxgQ0Cy0/s320/birthday-cake.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yoo başkaları için öyle özel bir tarih değil...Herhangi bir yerin kurtuluş günü ya da bilmem ne bayramıysa onu bilemem ama benim kişisel tarihimde Nişantaşı Evi'min resmi kuruluş tarihidir 1 Mart. İçinde bir yıl boyunca toplam herhalde 5 ya da 6 gün yaşadım. Genellikle yaşadığım adres olarak Şişli'yi gösteriyorum. Böyle de hissediyorum zaten. Ama yine de Nişantaşı Evi'me yüklediğim anlamlar sebebiyle orası çok önemli.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir buçuk sene evvel anneciğim öldüğünde dünyam başıma yıkılmıştı. Ailemden kalan son kişiyi de toprağa verdikten sonra, hayatın gerçekleriyle boğuşmak zorunda kalmıştım. Annemin evini kapatmış, eşyalarını dağıtmış, atacaklarımı -resmen- atmış ve atamadıklarımı da Harem'deki evime taşıtmıştım. Zaten gönlümün yeterince ısınmaya vakit bulamadığı Harem Evi, bir anda depo-ev'e dönüşmüştü. Hayatımın büyük bölümü Şişli'de geçmeye başladığı için, ayaklarım Harem'e giderken kurşun gibi ağırlaşmaya başlamıştı. Hatta geri geri gidiyordu. Üstelik Harem Evi'min pencerelerine her baktığımda, beni tur dönüşlerimde orada bekleyen anneciğimi görür gibi oluyor ama sonra onun artık beni hiç bir zaman bekleyemeyeceğini hatırlayınca sessiz ve sadece içe akıttığım gözyaşlarına boğuluyordum. İçeriye adımımı attığımda ise aklıma annemle tur dönüşlerinde baş başa yediğimiz yemekler, bir sürü badireden sonra birbirimizi avutuşumuz, birbirimize can yoldaşı oluşumuz, denize bakarak ettiğimiz dualar geliyordu. Uyuyamaz olmuştum kendi yatağımda... Orada kalamıyordum. Yeni ve HAFIZASIZ-HATIRASIZ bir eve ihtiyacım vardı. Daha önce hiç yaşamadığım bir mahallede, daha önce kimsenin yaşamamış olduğu bir evde, bambaşka şartlarla yeni bir YAŞAM kurmam gerekiyordu. İşte bu ihtiyaçlarla Nişantaşı Evi'mi kurdum. Çok emek, çok zaman, çok mücadele ve çok para -benim ölçülerimle-harcadım. Kimilerine göre değmezdi bu kadar çabaya...Zaten içinde yaşamayacağım bir yer için bu kadar uğraşmaya değer miydi ki? Oysa durum benim açımdan çok farklıydı. İçinde bir yılda sadece 5 ya da 6 gün yaşamış olsam bile bu evin kuruluşu benim için çok şey ifade ediyordu. kendime pek çok şeyi kanıtlayacaktım:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yıkılmadığımı ve yalnız da kalmış olsam dimdik ayakta olduğumu,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hayatımı ve evimi tamamen sıfırlayıp, her şeyi yeniden inşa edebilecek gücüm olduğunu,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında yapayalnız kalmadığımı ve etrafımı çeviren pek çok CAN dostumun olduğunu, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yalnızlık denen canavarın eğer ancak ben istersem beni pençesine alabileceğini,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arada sırada sessizlik içinde kapımı kapatıp, kendimle ve duygularımla başbaşa kalmamın o kadar da kötü bir şey olmadığını... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte bütün bu anlamları yüklediğim Nişantaşı Evi'min birinci senesi bugün doluyor. Terapilere vereceğim parayı evime harcayıp, kitaplarla ve çiçekli koltuklarla dolu bir ortam yarattım kendime. İçinde yaşamasam da, bir şeyleri başardığımı bana hatırlattığı için onu çok seviyorum. Evet, son bir yıl içinde bana YUVA olamadı ama olsun!!! Ben yine de iyi ki yapmışım bu değişikliği...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haa, bundan sonra ne olur, bilmiyorum. Ne kadar yaşarım orada, onu da bilmiyorum. Zaman bana her şeyi gösterecek...Ama her ne olursa olsun, her zaman ihtiyacım olan cesaret, güven ve gücün içimde bir yerlerde durduğunu kanıtladığı için Nişantaşı Evi'mi çok seviyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Birinci senesi kutlu olsun!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2808833444451114450?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2808833444451114450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2808833444451114450' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2808833444451114450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2808833444451114450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/03/bugun-1-mart.html' title='Bugün 1 MART'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-K0GXTBJCYoA/TWzT8T6aK6I/AAAAAAAABFI/_nesxgQ0Cy0/s72-c/birthday-cake.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2056846789711089950</id><published>2011-02-25T11:16:00.005+02:00</published><updated>2011-02-25T11:36:21.391+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Kalp Üşüyünce...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-c5vZdMZeDwY/TWd37mIrM6I/AAAAAAAABFA/tNqPTtTmE5k/s1600/Frozen_Heart_by_Security_BreachGG.png"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577558529254568866" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-c5vZdMZeDwY/TWd37mIrM6I/AAAAAAAABFA/tNqPTtTmE5k/s320/Frozen_Heart_by_Security_BreachGG.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu aralar bir tuhafım. Adını koyamadığım türlü ruh halleriyle başa çıkmaya çalışıyorum. Fiziksel olarak bir sıkıntım yok ama içimde bir boşluk, bir rahatsızlık hissi. Bilemiyorum... Ne var bende? Nedir bu adını bilemediğim huzursuzluk? Koşmaktan yorulmuş, soluksuz kalmışım gibi kesik kesik nefesler alıyorum. Ciğerlerim dolmuyor bir türlü. Ben dolduramıyorum...Beden için en önemli gıda hava ve ben onu dahi içime çekmiyorum yeterince. Sonra ikincisi su! Ben su da içmiyorum zaten... Kendimi zorlasam da olmuyor. İçemiyorum. Hava ve su olmadan nasıl yaşanır? Yaşanır mı? Neden yaşamaya çalışıyorum o zaman onlarsız? İçimdeki saat gene mevsimleri karıştırdı. Pardon ama neredeydik biz? Kış? Yaz? Bahar? İlk? Son? Ellerim üşüyor, eldiven takıyorum; başım üşüyor, şapkamı geçiriyorum; boynuma atkımı sarıp ayaklarıma içi müflonlu çizmeler giyiyorum. Oysa kalbim üşüyünce ne yapacağımı kimse bana söylemedi. Bilemiyorum. O da böyle titreyip duruyor göğüs kafesimin ortasında. Büzüşüyor. Pompalamıyor kanı ve ne nefes alabiliyorum, ne su içebiliyorum. Yaşıyormuşum gibi yapıyorum ama nefes almıyorum, su içmiyorum. Bile bile...Üşüyorum... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2056846789711089950?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2056846789711089950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2056846789711089950' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2056846789711089950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2056846789711089950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/02/kalp-usuyunce.html' title='Kalp Üşüyünce...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-c5vZdMZeDwY/TWd37mIrM6I/AAAAAAAABFA/tNqPTtTmE5k/s72-c/Frozen_Heart_by_Security_BreachGG.png' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4774005399908419459</id><published>2011-02-11T20:48:00.005+02:00</published><updated>2011-02-12T16:11:49.195+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>Delhi'de Bir Gün</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LPJmueysE_U/TVaUBTe_JYI/AAAAAAAABE4/1KKdK9iLGFQ/s1600/anish3.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 287px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572804339048588674" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-LPJmueysE_U/TVaUBTe_JYI/AAAAAAAABE4/1KKdK9iLGFQ/s320/anish3.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jXPlmGdEyys/TVaUBCy-LVI/AAAAAAAABEw/DQprKS043q4/s1600/anish2.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572804334569008466" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-jXPlmGdEyys/TVaUBCy-LVI/AAAAAAAABEw/DQprKS043q4/s320/anish2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--rlp0hrNXGU/TVaUA3Ou2rI/AAAAAAAABEo/ZkIyEhNz32w/s1600/anish1.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572804331464219314" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/--rlp0hrNXGU/TVaUA3Ou2rI/AAAAAAAABEo/ZkIyEhNz32w/s320/anish1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En son yazımdan beri araya pek çok şey sığdırdım yine. New York'tan döndükten sonra, Salzburg'a gittim. Mozart Haftası etkinliklerine... Nefis bir 5 gün geçirdim ve ruhumu dinlendirdim. Müzik, en sevdiğim şehir ve enfes kış manzaraları çok iyi geldi. Fazıl Say'ın olağanüstü konseriyle gurur duydum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta ise "Büyüdüğüm Ülke" Hindistan'a geldim. Bir haftalık Kısa Hindistan turu yaptım ve bugün grubu Türkiye'ye gönderdim. Ben burada kaldım. Yarın gece, sabaha karşı yeni grup gelecek ve RAJASTAN turu yapacağız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çok uzun zamandır Delhi'de boş vaktim olmamıştı. Bugünü iyi değerlendirdim. Sabah Gurgaon'daki otelimden, yerel acentamın ayarladığı bir araçla yola çıktım. Gurgaon İstanbul'un Beylikdüzü mevkii gibi bir yer. Kocaman modern binalar, gökdelenler ve iş merkezleri yapılıyor. Son derece ışıltılı AVM'ler var. Tabii bir de yepyeni siteler... Aracım beni Delhi'de geçen sene açılmış olan Modern Sanat Müzesi'ne bıraktı. İçeri girerken kocaman afişler gözümü aldı: ANİSH KAPOOR! Heyecanlandım zira bu sanatçının adını çokça duymuş, projelerini bazı yerlerde okumuş ve bir de çok özel işini New York MET'te görmüştüm. Müzeden içeri girerken bu denli doyurucu bir segiyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Kapoor'un hem mimari projeleri hem de diğer türlerdeki işleri sergileniyor. Tabii hepsi de müzenin değişik salonlarında... Bir de BBC'nin hazırladığı belgesel film vardı Kapoor üzerine. Oturup seyrettim ve inanılmaz etkilendim. Kapoor'un sanatını ve işlerini nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum ama eserler izleyeni de tamamen deneyimin bir parçası kılıyor. Sadece gözleriniz değil bütün duyularınız işin içine giriyor. eserin içinde yok oluyorsunuz. Yönünüzü kaybediyorsunuz. Gözlerinizin gördüğü şeylerin gerçek mi yoksa yanılsama mı olduğunu anlayamıyorsunuz. Formların içinde alışık olduğunuz tüm diğer formlar eriyip yokoluyor. Boyutların alışık olmadığınız büyüklükleri sizi çarpıyor, bütün ölçü birimlerini rafa kaldırıyorsunuz. Yerleştirmeler gerçek dışı, sorular soruyorsunuz. Şöyle diyeyim: Hayatımda izlediğim en özel sergilerden biri oldu bugünkü Anish Kapoor sergisi. Hiç beklemediğim bir yerde ve anda karşıma çıktı. Bir hediye!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Müzenin kendisi ise ayrı bir alem. Hindistan'ın çağdaş sanatçıları ve onlara yolu açan yüzyıl başı diğer üstatların resimleri arasında dört saate yakın dolandım durdum. En çok etkilendiğim şey sadece şair yönüyle tanıdığım Rabindranath Tagore'un harikulade resimleriyle karşılaşmak oldu. Özellikle suluboyalarına bayıldım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tabii ki Hindistan kocaman bir ülke; bir kıta! Her bölgenin sanatçısı diğerinden farklı. Renkler farklı, dokular farklı, dokunuşlar ve konular farklı. Yaklaşırken farkı farkediyorsunuz. Yabancılar da bir çok eser vermişler. Ben özellikle Rus asıllı sanatçı Nicholas Roerich'in dağ resimlerine hayran kaldım. Himalaya Çalışmaları Enstitüsü'nü kurmuş ve o yüce dağların eteklerine taşınmış ressamın dağları, dağ köyleri ve manastırları beni çok etkiledi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Müzeden sonra Yeni Delhi'nin kalbi sayılan Connaught Place'e geçtim. Yaklaşık iki saat kadar dolandım, ilk defa 1993 yılında ziyaret ettiğim kitapçıya girip, rafların arasında gezindim, güzel kitaplar seçtim. Ödeme için kasaya gittiğimde, oradaki kadın görevlilerle sohbete başlayıp, o dükkana ilk kez gençlik yıllarımda geldiğimi söyledim. Bu arada satış fişini elle dolduran kadın gözlüklerinin üzerinden bakıp bakıp gülümsedi bana. Sonra da şöyle dedi: Siz eski ve devamlı müşterimizsiniz; o yüzden size indirim yaptım:))) Çok şeker değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Werner's pastanesine uğrayıp o nefis kokuları içime çektim. Bütün Delhi sanki oradaydı. Bu eski moda pastane arı kovanı gibi işliyor hala... Bütün gün arabanın içinde beni beklemiş olan şoförüme bir kutu karışık pastacık ve tart yaptırdım. Sanırım makbule geçti:)))&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akşam planım ise bambaşkaydı. Gurgaon'un en modern AVM'sine uğrayıp, Delhi'nin modern yüzünü izledim. Kanyon'la Akmerkez karışımı bir AVM ama Cevahir büyüklüğünde...Son derece şık ve kaliteli...Önce üst kattaki restoranlar bölümüne çıktım. Hindistan'ın ÜLKER'i sayılan HALDİRAM'S tipik yiyeceklerin servis edildiği fast food zinciri açmış. Daldım içeri tabii ki...Hafif bir şeyler yedikten sonra, Bollywood filmine gittim ve Akshay Kumar'a bir kere daha bayıldım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;NOT: Kullandığım ilk fotoğraf internetten devşirilmiştir ama Anish Kapoor'un müthiş işlerinden biri olduğu için buraya aldım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4774005399908419459?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4774005399908419459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4774005399908419459' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4774005399908419459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4774005399908419459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/02/delhide-bir-gun.html' title='Delhi&apos;de Bir Gün'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-LPJmueysE_U/TVaUBTe_JYI/AAAAAAAABE4/1KKdK9iLGFQ/s72-c/anish3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1543831633636351238</id><published>2011-01-20T00:01:00.003+02:00</published><updated>2011-01-20T00:31:57.278+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='A.B.D'/><title type='text'>New York Dönüşü</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TTdlsl5aXxI/AAAAAAAABEc/JkUwDp_00n0/s1600/new_york.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 213px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5564027681401102098" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TTdlsl5aXxI/AAAAAAAABEc/JkUwDp_00n0/s320/new_york.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Döndüm ama New York'u nasıl tarif edeceğimi hala bulamadım. Ben de aramayı bıraktım artık...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son iki günde neler yaptım?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kez daha Metropolitan Museum'a gittim ve çıkışta gaza gelip üye oldum. Bu büyük müzenin, bu görkemli ve tıkır tıkır işleyen kurumun, dünyanın en kapsamlı sanat mabedinin bir parçası olma fikri sarhoş etti beni ve dayanamadım. Artık 4. kattaki sadece üyelerin gidebildiği restorana girme hakkım da var. Çok havalıyım yani! &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Central Park'ta uzun uzun yürüdüm. İnsana tuhaf bir duygu veriyor orası. Etrafınız dev binalarla çevrili, dünyanın en enerjik kentindesiniz ama etrafınızda sincaplar, çeşit çeşit kuşlar ve küçük havuzda foklar var. İnsan New York'da olduğuna inanamıyor.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Anthony Bourdain tavsiyesi bir restoranda akşam yemeği yedim. Pürlen'in fikriydi tabii ki: BLUE RİBBON 97, Sullivan Street SOHO... Müthişti! Menüde ne kadar tuhaf isimli şey varsa istedik: Dana iliği, sığır kuyruğu marmeladı ve koç yumurtası bunlardan bazılarıydı. Bayıldımmm! Pürlen kendinden geçti zaten. Bir de favorim vardı o akşam: Su teresi yatağında kızarmış istiridye. Gelsin kilolar!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Edward Hopper'ın tablolarıyla tanıştım sonunda. Şehir yalnızlıklarını, otel lobilerinin anonim tiplerini, insanı yiyip bitiren modern hayatın tüm tekinsiz havasını tuale aktarmış. Uzun zamandır peşindeydim. Sonunda tanıştım. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;MOMA'da New York NEW YORKL'U SOYUT DIŞAVURUMCULAR/ ABSTRACT EXPRESSİONİSTS NEW YORK sergisi vardı. Doyamadım açıkçası! Öğrenecek ne çok şey var! Jackson Pollock, Mark Rothko ve Barnett Newman'ın işlerine vuruldum. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Klasiklerden Cezanne'a gittikçe daha fazla bağlanmaya başladığımı fark ediyorum. Ağaçlarına bayılıyorum ve natürmortlarını zaman geçtikçe daha fazla beğenmeye başladım. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Barnes &amp;amp; Noble'ın Union Square'deki dükkanında 4 saat dolandım. Şahane kitaplar aldım. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son sabah aslında Seattle'da yaşayan bir lise arkadaşımla buluşup, KATZ'S DELİ'de kahvaltıya gittim. Arkadaşım pilot ve çok nadiren New York'ta stopover'ı vardır. Tamamen facebook sayesinde ayarlama yaptık ve buluştuk. KATZ'S DELİ'deki Equador'lu garson kadın beni bir daha karşısında görünce şaşırdı. Ayrılırken sarmaş dolaş olmuştuk bile kendisiyle. Nisan'da görüşürüz dedim, beklerim dedi...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Velhasıl, Amerika günlerim heyecanlı, hareketli ve soğukla geçti. İyi ki gitmişiz, 2011'in ilk hediyesi oldu bana. Umarım aynı şekilde devam eder bu yıl...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi Nisan ayını iple çekiyorum. Deli şehir New York'a kavuşmak için...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1543831633636351238?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1543831633636351238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1543831633636351238' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1543831633636351238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1543831633636351238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/01/new-york-donusu.html' title='New York Dönüşü'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TTdlsl5aXxI/AAAAAAAABEc/JkUwDp_00n0/s72-c/new_york.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-186913431551661292</id><published>2011-01-14T13:32:00.004+02:00</published><updated>2011-01-14T14:10:37.310+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='A.B.D'/><title type='text'>New York Günlerine Devam</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York günlerim tam gaz devam ediyor. Müzelerde kendimi kaybettim iki gündür. MET ve MOMA özellikle beni -yine- çıldırttı! Çıkmak istemedim, kıskandım, yolumu kaybettim, sevinçten ağladım. Bütün bu duygular boğazımda düğümlendi ve gerçekten NY'un neden dünyanın başkenti olduğunu bir kere daha anladım. Geri kalan her şeyi bir tarafa bırakın, sadece bu müzeler yeter!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York hakkında ilk yazdığım yazıda, güzel değil ama tuhaf bir havası var demiştim. Hala aynı fikirdeyim. Güzel değil ama ÇARPICI! ETKİLEYİCİ. Avrupa'nın o bakımlı, ışıltılı, manikürlü, TİP TOP hali yok New York'ta. Eski püskü, pis, bakımsız yerleri de var. Ama nasıl anlatsam bilemiyorum, insanı nefessiz bırakan bir BÜTÜNLÜK oluşturuyor her şey. Dev gökdelenler insanın üstüne üstüne kapanacakmış gibi gelse de, gökyüzünü doğru dürüst göremeseniz de, o kadar canlı ve enerjik ki, bunlara takılmıyorsunuz bile. Henüz adını koyamadığım bir duygu yoğunluğu yaşıyorum, bakalım son iki günde bunu tanımlayabilecek miyim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Burada kelimenin her anlamıyla bütün dünyayı bulabiliyorsunuz. New York'un yaratılışındaki felsefeyle çok örtüşen bir durum bu. Göçmenler yaratmış bu olağanüstü kenti. İnsanlar dünyanın dört bir yanından daha iyi bir hayat hayaliyle gelmişler ve bu topraklarda kök salmışlar. Herkes çalışmış, hala da deli gibi çalışıyor. Evet, New York'un fiili ÇALIŞMAK kesinlikle. Sabah 05.00den itibaren ellerinde gazeteler, dosyalar, en büyük boy kahveler ve takım elbise kravatlarıyla New Yorkluları görüyorsunuz sokaklarda. Filmlerdeki elde kahve sokaklarda koşturma hali gerçek! Buradaki Starbucks'lar bizdeki gibi "al kahveni yayıl, kafana göre takıl" modeli değil. Gel, ısmarla, al kahveni, işe doğru giderken yolda iç... İlk akşam elimde haritamla nerede olduğumu kestirmeye çalışırken, bir kahve içip, kapalı ortamda azıcık ısınarak, haritamı sakin sakin inceleyip ona göre plan yapayım dedim ama oturacak bir tane Starbucks bulamadım anlayın! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York'da kaybolmak mümkün değil. Bulvarlar ve caddeler var, birbirlerini dik açılarla kesiyorlar. Adayı kuzey güney hattında kesenlere Avenue diyorlar, doğu batı hattındakiler de Street oluyor bu durumda. Doğu ve Batı olarak iki bölüme ayrılıyor. Ünlü 5. cadde tam orta kabul ediliyor ve onun doğusu doğu, batısı batı olarak adlandırılıyor. Adresler ona göre tanımlanıyor. Caddelerin numaraları güneyden kuzeye gittikçe büyüyor. Sadece New York'un en tarihi yerleşim alanlarını barındıran DOWNTOWN'da sokaklar ve caddeler kıvrıla büküle gidiyorlar. Bazı meşhur gökdelenler nerede olursanız olun size yol gösteriyorlar. Yani kaybolamazsınız! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen akşam KATZ'S DELİ'de yemek yedim. When Harry Met Sally filminde, Meg Ryan'ın meşhur orgazm sahnesinin geçtiği o ünlü sandviç mabedi! Pastrami Sandwich'i öldürücüdür. Yanında turşu ve hayatınızda yiyebileceğiniz ennnnn muhteşem patates kızartmaları! Bir de ayrıca dilli sandviç istedim, ağlıyordum mutluluktan! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bugün hava biraz insaflı davranırsa, Wall Street, Mulberry Street v.s yürümek istiyorum. O kadar soğuk ki, dayanamıyorum. Bir de tabii bu kış o kadar çok hastalandım ki, soğuk havadan korkar oldum. Doktorumun tavsiyelerinin aksine, yine geldim buz gibi bir ülkeye... Neyse, şimdilik iyi gidiyorum, son birkaç günde de sıkı giyinip, kendimi koruyabilirsem, umarım sorunsuz dönerim. Sonra da Salzburg var, yine soğuk!!! Neyse, mızıldanıp durmayayım şimdi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Saat 07.00 oldu, gidip kahvaltımı yapayım:)) Bir kahve içip kendime geleyim...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-186913431551661292?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/186913431551661292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=186913431551661292' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/186913431551661292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/186913431551661292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/01/new-york-gunlerine-devam.html' title='New York Günlerine Devam'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1754923221479759709</id><published>2011-01-12T13:36:00.002+02:00</published><updated>2011-01-12T14:21:37.744+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='A.B.D'/><title type='text'>New York Waldorf Astoria'nın Lobisinden</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mücevher kutusuna kapatılmak böyle bir şey olmalı! Başımı çevirdiğim her yönde, bir güzellik var ama herhalde en güzeli tavan süslemeleri...Toz pembeler, altın renkleri ve uçuk yeşiller... Güzel uçucu kadın figürleri, melek gibiler. Bütün duvarlar maun kaplı. Yumuşak sarı ışıklar yansıyor oradan. Uzun bir resepsiyon/kabul bankosu var. Herhalde 15 kişi bir anda hizmet veriyor. Hala öyle mi bilmiyorum ama 1800 odası varmış ama bunların bir kısmı artık  residence şeklinde işliyor. Ağırbaşlı, şık, Pera Palas kılıklı. Oldum olası sevmişimdir tarihi otelleri, burası da New York'un tarihinde İMZA yerlerden. Eminim ki, daha yeni ve daha modern oteller vardır ama ben elli kez de gelsem, elli kez de burada kalırdım yine. Hepsi birbirinin aynı modern minimalist oteller bana göre değil. Karşı değilim ama bütçem elverdiği her zaman tarihin sayfalarını bizzat yazmış otellerde konaklamayı tercih ederim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York'da dün akşam kar başladı. Şu anda dışarıda yaklaşık 40 cm kar var. Sokaklar henüz boş zira gün daha ışımadı bile. Trafik başlamadı. Sabah 05.00 de uyandım, yatakta biraz döndüm durdum hemen kalkmayayım ve hatta yeniden uykuya dalayım diye ama olmadı. Saat 05.30 da fırladım lobiye indim. Henüz müşteriler yoktu etrafta ve elektrikli süpürgelerin homurtusu kaplamıştı ortalığı. Bir köşede oturup saatin 06.00 olmasını bekledim. Otelin Park Avenue girişinde Starbucks var, saat 06.00da açılıyor. Bu sabah ilk müşterisi bendim anlayacağınız. Kahvemi alıp lobiye döndüm, biilgisayarımı açtım ve biraz çalışmaya başladım. Oradan buradan derken vakit geçti ve açılış hazırlıklarının sürdüğü kahvaltı salonundan bir garson bir fincan sıcak çay getirdi bana. Bu da makbule geçti açıkçası.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;New York'u nasıl tarif edeceğimi düşünüyorum iki gündür. Doğru kelimeyi henüz bulamadım. Güzel desem güzel kesinlikle değil! Yani Viyana güzel bir şehir, Paris de öyle. Hele İstanbul dünyanın en güzel şehri her şeye rağmen ama New York güzel mi? Valla bence değil! Ama güzel değilse, çirkin mi diyeceğiz? Hani her şeyin zıddıyla var olduğunu savunan dualite üzerinden gideceksek öyle ama çirkin de değil ki mübarek! İşte tam bu noktada kilitleniyorum ve hala düşünüyorum doğru sıfat nedir diye...İlk sözlerim şunlar oldu: İnanılmaz bir enerjisi var! JFK havalimanından çıkıp da şehre yaklaşırken ufukta beliren gökdelenlerin silüeti son derece çarpıcı ve insana tuhaf bir ufaklık duygusu veriyor. Sonra sokaklarda, caddelerde dolanırken aynı gökdelenlerin arasında kendinizi iyice ufalmış hissediyorsunuz. Sevmeyene klastrofobik hatta ama ben böyle hissetmedim. Nedeni galiba sokakların enerjisi. Bence müthişşşşş!!! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında öyle çok büyük bir yer değil. Tabii Manhattan'dan bahsediyorum. 4km genişliğinde ve 20 km uzunluğunda kabaca. Yeşil alan yok denecek kadar az ama tabii ki ortada New Yorkluların gözleri gibi baktıkları Central Park var. Bugün çok kar var, herhalde bembeyazdır şimdi. Tabii arada ufak parklar,yeşil alanlar da var ve New Yorklular bayılıyorlar onlara. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dün epeyce yürüdük soğuğa rağmen: Meşhur 5. Cadde, Wall Street, İkiz Kulelerin boşluğu Ground Zero, Park Avenue, Grand Central Station. Akşam taptığımız şef Anthony Bourdain'in önerilerinden, istasyonun içindeki Oyster Bar'da akşam yemeği. Nefisti nefisss! İstiridye, bebek kalamar, Maine istakozu ve deniz tarağı! Ayıptır söylemesi ama kusura bakmayın nefisti... Ve ortam son derece tipikti. Abartısız,kırmızı kareli örtüler, ışıklı tonozlar ve kalabalık. Ben çok hoşlandım.&lt;br /&gt;Dün sabah kahvaltısına Cafe Lalo'ya gittik. Batı 83. Cadde... Meşhur sayabiliriz zira Meg Ryan ve Tom Hanks'in oynadıkları You've Got Mail filmindeki kafe... Çok sevimli bir yer, tatlılarına yer kalmadı ama kahvaltı için yediklerim beni memnun etti. Beni yediklerimin tadı kadar yediğim yerin kendi de çok ilgilendiriyor. Anısı olan bir yerler olursa, süper mutlu oluyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bugün müzeler günü yapacağım. Metropolitan ve National History düşünüyorum. Aralarında da Central Park var... Yürümek için... Hava karlı demiştim ya, aslında bir de kartopu molası olabilir Pürlen'le...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de güzel kahvaltı yapayım şimdi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1754923221479759709?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1754923221479759709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1754923221479759709' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1754923221479759709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1754923221479759709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/01/new-york-waldorf-astoriann-lobisinden.html' title='New York Waldorf Astoria&apos;nın Lobisinden'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3225226435634730175</id><published>2011-01-09T22:36:00.003+02:00</published><updated>2011-01-09T22:59:56.616+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>New York New York</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Valla gün geldi çattı! Yarın sabah BİG APPLE'a doğru yola çıkacağım. Valizim hazır, son bir iki şey daha koyup kapatacağım. Hala epeyce hastayım, ses tellerim iltihaplandı ve feci şekilde ödem yaptı. Burnum akıyor... Neyse ki ateşim yok bu sefer ama sesim fısıltı şeklinde çıkıyor hala. Bir aydır kendime gelemedim. Tam düzelmiştim, son Hindistan yolculuğu yine darmadağın etti beni. Geldiğimden beri gözümü açamadım. Bir de arada, günü birlik Roma'ya gidip geldim. Vize derdine... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yarın yola can dostum Pürlen'le çıkıyoruz. İşin güzel kısmı Tütü de yarın yola çıkıyor ama o başka bir havayolu ile uçacak ve gece varacak New York'a... İstesek ve ayarlamaya çalışsak, üçümüz okyanusun ötesinde bir araya gelemezdik ama şartlar nasıl da kendiliğinden oluştu, inanamıyoruz...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tabii New York'ta beni bekleyen şeyler yine her zaman olduğu gibi müzeler, sergi salonları ve tarihi önemi olan meydanlarla sokaklar, anıtlar. Kime New York desem bana OUTLET mağazaları sayıyor. Hele Ocak ayı indirim ayıymış, süper alışveriş olurmuş. Olur tabii ama benim bütçem kısıtlı. Alışveriş için çok hevesli değilim ama tabii ki belli de olmaz. İşe yarar bir şeyler bulursam almamazlık etmem...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Heyecanlıyım. Can dostumla yola çıkacağım için mutluyum. Öbür can dostum da bize katılacağı için, sevinçliyim. Umarım hayal ettiğim her şeyi yapabilirim. Turist olmayı umuyorum bu sefer. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tek korkum eski pasaportumdaki vizem. Orada soyadım AKMAN ÜNAL. Şimdi artık sadece AKMAN'ım... Neyse, göreceğiz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bilgisayarımı yanıma alacağım ama fırsat bulur da yazabilir miyim bilmiyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bana şans dileyin, dua edin ki gidebileyim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3225226435634730175?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3225226435634730175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3225226435634730175' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3225226435634730175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3225226435634730175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/01/new-york-new-york.html' title='New York New York'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7419137376770378864</id><published>2011-01-05T06:37:00.004+02:00</published><updated>2011-01-05T07:25:47.369+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>İçimden Geldiği Gibi...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Can dostum Tütü'nün bir lafı vardır: Yıl bitti!!! Ama bu lafı yılın sonunda değil, yılın ilk haftasının sonunda söyler ve aslında ona kızsam da, içten içe haklı olduğunu da bilirim. İnsan hacı bekler gibi bekler yeni yılı. Planlar yapar, sözler verir... Sigarayı bırakacağım, saha çok spor yapacağım, rejime başlayacağım, daha çok su içeceğim v.s v.s... Sonra yılbaşı gelir, bir patırtı bir gürültü içinde geçer o meş'um gece ve hoop 1 Ocak sabahı uyanırsınız. Her şey genellikle eski tas eski hamam olmaya adaydır. Sanırsınız ki, o ulvi 1 Ocak sabahı kafanıza bir taş düşecek ve verdiğiniz bütün sözleri tutmaya, aldığınız bütün karararı uygulamaya başlayacaksınız. Yok öyle şey! Değişen HİÇ-BİR-ŞEY YOKTUR! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ondan sonra yılın ilk çalışma haftası yaşanır. İş arkadaşlarıyla ofiste buluşulur, sohbet muhabbet...Yılbaşınız nasıl geçti? Şahaneydi, süper eğlendik diyen pek çıkmaz. Zorlama ortamlar sıkmıştır insanları ve herkeste  bir ağırlık vardır nedense: Amaan işte nasıl olsun? Yedik içtik... TV seyrettik, oniki olunca kapıda nar kırdık, kendimizi sokağa attık, dans ettik... Falan filan...Olan olmuştur aslında ve beklenen yılbaşı gecesi bitmiş, yerine yeni bir yıl başlamıştır. Tarih atarken ilk haftalar biraz zor olur. Bir süre 2010 yazmaya devam eder herkes. İlk haftanın sonunda  o da biter ve Tütü'nün dediği gibi, yıl biter. Daha ilk haftanın sonunda... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir şeye başlamak bitirmenin yarısıdır derler ya, aslında her şey için geçerli galiba bu. Yıl başladığı gibi akıp geçiveriyor. Ben anlamıyorum nasıl bu kadar hızlı akabiliyor günler. Tabii aslında benim yaptığım iş, bu hıza sonsuz katkıda bulunuyor ama bu kadar da hızlı akmaz ki! Akmamalı yani... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse... Diyeceğim o ki, bu sene için öyle cafcaflı sözlerim yok. Kararlar almadım...Yani daha fazla kitap okumak, yazılarımı daha sistemli yazmak, arkadaşlarımla daha fazla bir arada olmak ve yazın tatil yapmak gibi şeylerin dışında bir şey istemiyorum. Turlarım neşe ve sağlık içinde geçsin ve katılan gezginlerin hayatlarında bir fark yaratabileyim...Bu da çok önemli... Beni ben yapan şeylerin başında geliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında kitabımı bitirmek en büyük amacım... Verba Volant Scripta Manet! Eskiden kitap yazan bir arkadaşıma şöyle demiştim: Kitap yazmak insanı ölümsüz kılar. Nitekim, bir süre sonra artık raflarda satılmasa da, birilerinin kitaplığında, sahafların tozlu köşelerinde, kütüphanelerde, ya da sanal ortamda var olmaya devam ederler. Bu da ölümsüzlüğe bir adım daha yakın olmak değil midir? Hayır, ölümsüzlüğe takılmış değilim tabii ki. Her şeyin geçiciliğini biliyorum. Ama yine de benden bir şeyler kalması fikri hoşuma gitmiyor değil. Bu da benim zayıf yönlerimden biri... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sabah erkenden uyanıp, gün doğmadan bilgisayarımın başına oturmayı seviyorum. Ağaran günü izlemek, gökyüzünün renklerini seyretmek ve yavaş yavaş hareketlenen sokağı dinlemek hoşuma gidiyor. Gece insanı değilim ben ama "sabah erken saatler" insanı olduğum kesin! İşte her gün bu saatlerde oturup, yazılarımı sistemli olarak yazsam, birkaç ayda toparlarım kitabımı. Tembellik ediyorum, motivasyona ihtiyacım var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yıl epeyce yoğun geçecek benim için. Yine de geçen seneki 200+ gün olmayacak. Biraz fren yapmaya, yavaşlamaya ihtiyacım olduğunu beraber çalıştığım insanlara, dostlara anlatabildim. Anlayışla ve olgunlukla karşıladılar. Verimli ve mutlu olabilmemin yolunu birlikte keşfettik... Şimdi kendimi daha rahatlamış ve sakinleşmiş hissediyorum. Bir ara epeyi paniğe kapılmıştım. Yeterince dinlenemeyeceğimden, gevşeyemeyeceğimden ve pillerimi şarj edemeyeceğimden korkmuştum ama bu korkum artık geçti. 2011 sanırım mesleki açıdan bana çok şeyler katacak bir yıl olacak. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yenilikler var: Şubat'ta Rajastan. Nisan başında New York! Tam bir hafta konser, opera ve müze! Mayıs ayında Almanya Leipzig'de Mahler Haftası! Üst üste iki grup ve her akşam dünyanın en iyi Mahler yorumlayan orkestralarından konserler... Haziran'da yine aynı şehirde Bach Haftası ve bu sefer kilise konserleri ve barok müzik... Temmuz ayında İNŞALLAH yeniden İzlanda! Geçen sene adını asla ezberlemeyi düşünmediğim o yanardağın kurbanı olmuştuk, gidememiştik. Çok üzülmüştüm. Aralık'ta Güney Hindistan, Faruk Pekin'den devralıyorum. Büyük onur! Sonra tabii ki klasikleşmiş turlarım: Peru&amp;amp;Bolivya, Nepal-Tibet-Bhutan, Endonezya, Tayland&amp;amp;Myanmar, Verona Opera Festivali... Bir de bu sene artık son defa yapıp başka tur lideri arkadaşlara devredeceğim turlar var: Hırvatistan, Balkanlar. İskandinavya'yı devrettim zaten... Üzülsem de yapmam gerekiyordu! Kendi ruh ve beden sağlığım için! Belli ki hareketli ve hızlı akacak bir sene bekliyor beni. Önemli olan, sağlık ve neşe içinde akması ve her daim huzurda olmam!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Amacı olmayan, öylesine bir yazı bu... Tam da etiketlendirdiğim gibi yani. İçimi dökme, derdimi anlatma, kendimi onaylama ve onaylatma, afferin sana diyecek yandaşlar toplama ve okudukça kendimi anlama yazısı... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İçimden geldiği gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7419137376770378864?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7419137376770378864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7419137376770378864' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7419137376770378864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7419137376770378864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/01/icimden-geldigi-gibi.html' title='İçimden Geldiği Gibi...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3767132400167301586</id><published>2011-01-03T09:12:00.004+02:00</published><updated>2011-01-03T09:58:56.035+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>2011 Başlarken</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2010 da bitti! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2000 yılına girdiğimiz yılbaşını hatırlıyorum. Erenköy Hamam Sokak'taki evdeydik. Evliydim. Kızkardeşim ve annem sağdı. Babamı yeni kaybetmiştik. Saatler 00.00 olduğunda balkona çıkıp, bağırıp çağırmış ve eski yılı uğurlamıştık. Yeni binyıla umut dolu girmiştik. O zamanlar yeni binyılın ilk on yılının benim için defalarca ölüp, yeniden dirileceğim bir dönem olacağını hayal bile edemezdim. Oysa tam da bu anlattığım gibi oldu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O yılbaşından bir yıl sonra , buz gibi bir Ocak akşamı, canımdan çok sevdiğim, güleryüzlü ve iyi kalpli kızkardeşimi, akıl almaz bir şekilde kaybettim. Halbuki, onu kaybedişimden sadece birkaç gün önce babamın ölümü hakkında konuşurken ona şöyle bir şey demiştim: &lt;em&gt;Allahtan sıralı bir ölüm oldu. Çoğunluk bunu yaşar. Bu kayıplar normaldir. Ya sana bir şey olsaydı ben ne yapardım? Aklımı kaçırırdım herhalde...&lt;/em&gt; Ve bu sözleri söyledikten sadece birkaç gün sonra, kızkardeşim de göçtü gitti. Ne mi oldu? Yoo, aklımı kaçırmadım! Sadece evladını toprağa veren annemi nasıl avutacağımı bilemeden, çaresiz ve küskün kaldım bir süre... Dünya dönmeye devam etti. Ben durdum sadece... O andan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı hayatımda. Her şey çözüldü, dağıldı, ben çözüldüm... Annemin sağlığı gün geçtikçe bozuldu. Kardeşimin ölümüyle kırılan kalbi bir daha iyileşmedi. Ben daima uzaklardaydım işim gereği. Sonunda evliliğim de çözüldü. Kavgasız, gürültüsüz... Dostça... Birbirini anlamaya çalışarak, değer vererek... Annem hem kızkardeşime hasret, hem bana, yalnız kaldı evinde. Ne yaptım ne ettim, yaşadığı evi kapatmadım sağlığında. Alıştığı mahalleyi, komşularını ve etrafındakilere sofralar kurarak sürdürdüğü yaşamını değiştirmemesi için çok çaba sarfettim. Ama sonunda gün geldi, annemin kırgın, küskün ve yalnız kalbi daha fazla dayanamadı ve kuş gibi o da göçtü. O kadar yorulmuşum ki, yeterince ağlayamadım bile...Düşünün!!! Ağlamadım, ağlayamadım... Son on yılda bir sürü evler kurdum, evler dağıttım... Sayısını bile unuttum ama şimdi yeni bir on yıl başlıyor artık. Sayfayı çevirip, yeni on yılı yazmak için hazırım. Çok daha güçlüyüm, hiç olmadığım kadar. Korkularımın büyük bir kısmıyla başa çıkmayı öğrendim. Ne istemediğimi eskisine göre daha kolay söyleyebiliyorum artık. Ne istediğimi daha iyi biliyorum bir de... Yanımda sevdiklerim var...Alternatif bir aile kurdum kendime, gün geçtikçe de büyüyor. Eski dostlarım bana yetiyor, yenilerine de açığım. Arkadaşlıklar beni besliyor. Mesleğim beni dimdik tutuyor, dünyayı ayaklarımın altına seriyor... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne mi istiyorum?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Daha fazla kitap okuyayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Daha fazla yazı yazayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kitabımı bitireyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sevdiklerimle daha fazla bir arada olayım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yeşilliklerle çevrili bir evim olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Baharda erguvanların altında çay içeyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yazın bol bol denize gireyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çok seveyim, çok sevileyim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısacası HUZURDA OLAYIM!!!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Başka da bir şey istemem zaten...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hepinize, hepimize huzurda olacağımız bir yıl diliyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3767132400167301586?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3767132400167301586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3767132400167301586' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3767132400167301586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3767132400167301586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2011/01/2010-da-bitti-2000-ylna-girdigimiz.html' title='2011 Başlarken'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2554479306797580087</id><published>2010-12-20T16:59:00.005+02:00</published><updated>2011-01-02T18:46:42.008+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Doğumgünümün Ardından</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TQ9-nGHUiNI/AAAAAAAABEM/TxEb0jZRKaA/s1600/43.bmp"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552796075692427474" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TQ9-nGHUiNI/AAAAAAAABEM/TxEb0jZRKaA/s320/43.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Valla öyle uzun ve süslü sözlere gerek yok: Dün benim doğumgünümdü. Geldi ve geçti...Facebook üzerinden pek çok dostum ve arkadaşım iyi dileklerini yolladılar, bazı çok yakın dostlarım - onlar kendilerini iyi bilirler- telefon açıp en detone sesleriyle "Happy Birthday To You" şarkısını söylediler. Akşamında da can dostlarımla birlikte "süpper şahane" bir yemek yedik. Daha ne olsun? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dün akşam ve gün boyu bunlar olurken, kafamın bir köşesi sürekli olarak hayatı anlamlı kılan şeylerle ilgiliydi. Bence hayatı anlamlı kılan şeylerden en önemlisi, dostlarla birlikte yaşanan bu özel zamanlar. Geçen haftalarda hastalanıp evde kaldığımda, bunları düşünecek zamanım da oldu. Hayatımın sürekli bir koşturmaca içinde geçtiğini farkettim. Evet, yaşadığım hayatı çok seviyorum, özellikle işimi çok seviyorum ama arada bana ve "gerçek" hayata kalan zaman o kadar sınırlı oluyor ki, biraz o gerçekliği ıskalıyormuşum gibi hissediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsan değişiyor. Hiç bir şey aynı kalmıyor. Hep dediğim gibi her saniye moleküllerimiz değişiyor, nasıl değişmeyelim ki? Büyüyoruz, bir sürü şey yaşıyoruz, hayatın akışı içinde kimi zaman kuvvetli akıntılar bizi oradan oraya sürükleyiveriyor. Karşı koymak istesek de değişim kaçınılmaz oluyor. Galiba ben de büyüdüm ve değiştim. Artık yaşamdan istediklerim, bundan dört beş sene önce istediklerim değil, farkındayım... Şu anda en çok ihtiyaç duyduğum şey dinginlik! Dümdüz bir deniz olsun istiyorum hayatım. İçim de dümdüz olsun ve ben cam gibi yüzeyde kendi yansımamı seyredeyim istiyorum. Kendime ayna olmak istiyorum. İçime dönmek ve orada kalmak istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Memleketin hay huyu çok yoruyor beni. CHP kongresi bile yordu beni, düşünün gerisini... TVde haberleri seyrettiğim zaman yoruluyorum. Başta başbakanımız olmak üzere bütün politikacılar orada ve hepsi de kocaman seslerle birbirlerine laf atıp duruyorlar. Seviye İLKOKUL!!! Tartışma ve açık oturumları seyretmiyorum. Diziler zaten berbat!!! Senelerdir seyretmiyorum... Züppelikten değil, yoruluyorum... Hep bir entrika, hep bir ağlama, feryat figan... İçim kaldırmıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir hayalim var: Kathmandu yakınlarındaki manastırıma gidip, haftalık sessizlik meditasyonlarına katılmak! Ne zaman yapabileceğimi bilmiyorum ama gerçekten bu hayal beni ayakta tutuyor son zamanlarda. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine de hayatımda şahane şeyler olmuyor değil. Geçen hafta yıllardır görmediğim iki dostumu yeniden buldum. Bütün ortaokul ve lise yıllarımı birlikte yaşadığım iki özel kadın hayatıma yeniden girdiler. Merkür'ün terste olduğu zaman sıkça olur böyle şeyler. Eski dostlardan haber alırsınız, karşılaşırsınız...Ama bu seferki resmen hayatımın orta yerine bomba gibi düştü. Nefis oldu nefis!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, konunun en başına dönecek olursam, dün doğumgünümdü. Kırklı yaşlarım da birer birer geçiyorlar. Otuzlu yaşlarımın nasıl geçtiğini hiç anlayamamıştım ve kırk yaşına girdiğimde şöyle demiştim: KIRKLI YAŞLARIM BÖYLE OLMAYACAK! Henüz tam anlamıyla başaramadım ama doğru yolda olduğumu biliyorum:)) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hoşgeldin 43:))&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2554479306797580087?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2554479306797580087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2554479306797580087' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2554479306797580087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2554479306797580087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/12/dogumgunumum-ardndan.html' title='Doğumgünümün Ardından'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TQ9-nGHUiNI/AAAAAAAABEM/TxEb0jZRKaA/s72-c/43.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7531755651530700917</id><published>2010-12-14T22:38:00.003+02:00</published><updated>2010-12-14T22:54:09.187+02:00</updated><title type='text'>Vize Almak İsterseniz Diye...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adını vermek istemediğim bir Avrupa ülkesinin Schengen vizesi için istedikleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Vukuatlı Nüfus Kaydı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2 Biyometrik fotoğraf...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Banka Cüzdanı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tapu fotokopisi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kredi kartı fotokopisi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eski pasaportlar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nüfus Cüzdanı fotokopisi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Utanmasalar sabıka kaydı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yetmedi mi kişilik testi, IQ ve EQ testi sonuçları...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tam teşekküllü devlet hastanesinden sağlık raporu ve hatta bir de akıl sağlığı raporu... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Velinizden imzalı kağıt...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Patronunuzdan izin kağıdı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Falan filan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yukarıda saydıklarımdan bazıları gerçekten istenenler, bazılarını ben uydurdum ama yakında o uydurduklarımı da istemeye başlayabilirler...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SAYGIN Türkiye'nin ASİL VE NECİP vatandaşlarının AVRUPA kapısındaki halleridir... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;AB'ye girdik giriyoruz ya... Sıkın dişinizi! Az kaldı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlgililere sunarım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arz ederim hatta...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sivrisinek saz...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7531755651530700917?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7531755651530700917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7531755651530700917' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7531755651530700917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7531755651530700917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/12/vize-almak-isterseniz-diye.html' title='Vize Almak İsterseniz Diye...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-6627289710735792127</id><published>2010-12-10T17:38:00.003+02:00</published><updated>2010-12-10T18:23:23.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Hayal...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TQJT34b4efI/AAAAAAAABEE/kDt4I5BEduk/s1600/Kitty_Kielland-Sommernatt.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 215px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5549089910381115890" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TQJT34b4efI/AAAAAAAABEE/kDt4I5BEduk/s320/Kitty_Kielland-Sommernatt.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir yer hayal ediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şelalelerin gürül gürül, ormanların koyu yeşil, denizlerin derin mavi olduğu bir yer... Dış dünyaya kapanıp kendi içime açılabileceğim sessiz bir yer. Öyle sessiz ki kalbimin pompaladığı kanın damarlarımdan geçerken çıkardığı sesi bile duyabileceğim bir yer... Kendimle yüksek sesle konuşabileceğim, hatta kocaman haykırabileceğim bir yer... Yüreğimde zamanın açtığı gedikleri ve boşlukları, derin nefeslerle doldurabileceğim bir yer... Kayıplarım için "gerçekten" yas tutup ağlayabileceğim bir yer... Gözyaşlarım bittiğinde yüzümü yıkayıp tazelenmek için sularında arınacağım bir yer... Uzun uzun, yalınayak yürüyebileceğim yemyeşil yumuşacık çayırların ve toprak patikaların olduğu bir yer... Tabiatın içine karışabileceğim ve pagan köklerime dönebileceğim bir yer...Mevsimlerin akışını, döngüsünü hissedebileceğim, görüp koklayabileceğim bir yer... İçimi dinleyerek kendimle dertleşebileceğim bir yer... Kadim zamanlar bilgeliğimin aslında hala içimde bir yerlerde durduğunu farkedip ona yeniden dokunabileceğim bir yer... O bilgeliğe, o bilgeye, o bilgiye koşulsuz şartsız teslim olmayı öğrenebileceğim bir yer... İçimde derinlere kök salmış ve artık taşlaşmış dünle, kalbimi sıkıştırıp duran kaypak ve şüpheci yarını yerlerinden söküp, onların yerine tüm ihtişamıyla bugünü koyabileceğim bir yer... Şimdinin gücünü sonsuzluğuma katabileceğim bir yer... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte, böyle bir yer hayal ediyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-6627289710735792127?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/6627289710735792127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=6627289710735792127' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6627289710735792127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6627289710735792127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/12/hayal.html' title='Hayal...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TQJT34b4efI/AAAAAAAABEE/kDt4I5BEduk/s72-c/Kitty_Kielland-Sommernatt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3367518706091752356</id><published>2010-12-08T17:58:00.003+02:00</published><updated>2010-12-08T18:42:10.071+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Hastalık Durumları - Bölüm II</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biraz yazı dizisi gibi olacak ama hastalık devam ediyor ve ilk günlerdeki yüksek ateş artık geçmiş olsa da hala hayata dönüş operasyonu yapabilmiş değilim. Evde mıyıl mıyıl oturuyorum. Pazartesi sabahı, günlerdir geçmeyen başımın ağrısı artık canıma tak edince, son blog yazımdan hemen sonra, hastaneyi arayıp, ilk müsait kulak-burun-boğaz doktorundan randevu aldım. Saat 10.00da doktorun karşısında oturmuş, haftanın özetini veriyordum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, 39.5 ateşi yapan "durum" ortadan kalkmış ama ardında yeni bir  "durum" bırakmıştı: SİNÜZİT! Eveeeettt!!! Gözlerimin arkası ile boğazımın başladığı yere kadar olan o boşluk nahiye, bende boş değil! Kafamı salladığımda dünyam dalgalanıyor, öyle anlatayım! Şimdi yeni bir antibiyotik tedavisi ile, 14 gün içinde, bu doluluğun yokolacağını umuyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evde hayat aslında güzel, kanepe-koltuk-yatak üçgeninde oldukça yatay bir düzlemde yaşıyorum. HİÇ şikayetçi değilim. Zaten üzerimdeki inanılmaz yorgunluk hala geçmiş değil. Sanki haftalardır taş taşımışım da, Çin Seddi'ni inşa etmişim gibi bir haldeyim. Salondan mutfağa geçerken nefes nefese kalıyorum HALA! Pazartesi sabahı doktorun verdiği yeni ilaçların arasında, bir de durumuma uygun nitelikte ağrı kesici olduğundan, artık başım ağrımıyor. Bu iyi bir şey, çünkü artık kitaplarımı çok daha rahat okuyabiliyorum. Belki yarından itibaren, ders bile çalışabilirim. Şubat ayındaki Rajastan turunun notlarını hazırlayabilirim mesela. Bu arada Shantaram bitti bitiyor. Bugünlerde İdefix'ten ısmarladıklarım da gelir herhalde. Okumakta olduğum diğer kitap Food Energetics, müthiş bir araştırma kitabı. Yiyeceklerin ruhsal-duygusal-besleyici özelliklerini anlatıyor. HIZLI ya da YAVAŞ yiyecekler diye bir ayrım olduğunu biliyor muydunuz? Ben de bilmiyordum ama şimdi biliyorum ve eğer bunların dengesini tutturamazsam ben de hızlı ya da yavaş olmaya eğilimli olurmuşum; bunu da öğrendim:))Hep aynı tür yiyecekleri bedenine alan, alıştığı modelin dışına çıkmayan veya fanatik vejetaryan-vegan-frutaryan- çiğ gıdacı takılanların eninde sonunda dengeyi yitirip, nasıl çamurlara saplandığını anlatıyor. Dengeli Beslenme denen şeyin, sadece kaloriler, yağ oranları, şu kadar sodyum, bu kadar potasyum v.s gibi sayılara dökülen değerler olmadığını ve hatta aslında bunların dışındaki boyutun daha önemli olduğunu söylüyor. İnsanların yemek seçimlerine bakarak, neredeyse kişiliklerini okuyor. Meraklısına hitap edecek türde, bence kayda değer bir başvuru kitabı... Tabii bir de işin eski zaman bilgeliği kısmı var ki, beni en çok heyecanlandıran kısmı o. Daha henüz oralara gelmedim, bakalım kadim öğretiler ne diyor bu konuda? Bu arada konu ilginizi çekerse kitabın yazarının sitesine tıklayın: &lt;a href="http://www.stevegagne.com/"&gt;www.stevegagne.com&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evde olmak güzel, okumak güzel, yazmak güzel... Bir de kitabımı toparlayabilirsem, nefis olur ama bende bir tembellik, bir yaydırmaca... Neyse, her şey zamanında! Şimdi dinlenme ve hücrelerimi yenileme zamanı. Yorgun bedenimi serme zamanı... Paul Lafargue'a selam olsun: TEMBELLİK HAKKI'mı kullanma zamanı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3367518706091752356?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3367518706091752356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3367518706091752356' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3367518706091752356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3367518706091752356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/12/hastalk-durumlar-bolum-ii.html' title='Hastalık Durumları - Bölüm II'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1057933234011425625</id><published>2010-12-06T08:24:00.003+02:00</published><updated>2010-12-06T09:05:48.081+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Hastalık Durumları</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Vee tam da Shantaram'lık bir durum oldu ve ben Güney Hindistan'a gidemedim. Tura bir gün kala, ateşim 39.5'a fırladı. İlaç aldığım halde düşmedi. Bunun üzerine sabah kendimi Amerikan Hastanesi'ne attım. Serum takıldı, ateş düştü. Bana bakan doktor net konuştu: Gidemezsin!!! Bu kadar yüksek ateşe neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Gidersen zatürreye çevirir. En az beş gün yatacaksın. Eğer evde yatacaksan çıkmana izin veririm yoksa burada yatacaksın! Beynimden vurulmuşa döndüm. Güney Hindistan'a Faruk Bey'le gitme şansımı tepmek zorunda kaldım ve tıpış tıpış eve geldim. Ateşim yine fırladı ve iki gün boyunca 39'larda seyretti. İşte o ateşin yarattığı inanılmaz yorgunluğu hala atabilmiş değilim. Evdeyim. Yaptığım en fazla hareket yatak odasından salondaki üçlü kanepeye kadar yürümek. Bunu yaptığımda bile nefes nefese kalıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son haftalarda üst üste olaylar yaşadım. Önce İtalya'da çantamın çalınması ve acentanın tur avansı da dahil olmak üzere para, opera biletleri, pasaportum, nüfus cüzdanım ve kredi kartlarım gibi herşeyimin gitmesi, ardından bir koşu Ankara'ya gidip, bir günde pasaport çıkarma macerası -ki beni tüketti- , sonra bu beklenmedik hastalık ve Güney Hindistan'a gidememek... Biraz fazla geldi üst üste...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir şeyler oluyor yine galiba. Yıldızlarda bir hareketlilik var herhalde. İnşallah en kötüsü geçmiş, bitmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu hastalık günlerimde evde kalınca, ilk günlerde hiç bir şey yapamadım. İnternete girip mail kontrolü bile yapacak gücüm yoktu. Konsantrasyonumu toparlayamadığım için, kitap da okuyamıyordum. TV'nin karşısında aptal aptal uzanıp, her türlü saçma Sit Com'u izledim. Aldığım ilaçlar uyku yapıyordu, bol bol uyukladım. Nuriye Hanım tam bir anne şefkatiyle şımarttı beni. Hayatımda hiç içmediğim miktarda su içtim. Baş ağrım hiç ama hiç geçmedi. Hala devam ediyor. Bakalım daha ne kadar sürecek?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada nefis bir içecek tarifi: Ihlamur, çubuk tarçın, gül, elma kabuğu, limon parçaları...Güzelce demleyin. Süzüp için. Sıcak hatta oda sıcaklığında bile içilebiliyor. Durup durup bunu içtim. Normal çayı istemedi vücudum nedense...Oysa hayattaki en büyük dualarımda biri "Allahım beni çaysız bırakma"dır. Buna rağmen bu sefer içemedim. İstemedi bünye...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi Shantaram'ı okumaya devam ediyorum. 900'e sayfaya yakın kitap, öyle hop diye bitmiyor tabii ki. Arada Elif Şafak'ın FİRARPEREST'ini okudum bitirdim. Sanırım gazetelere yazdıklarını toplamış bir kitapta. Deneme tadında...Zaten oldum olası deneme severim...Bir çırpıda okudum ve yine Elif Şafak'ı ÇOK KISKANDIM. Kim ne derse desin, ben bu kadını yetenekli buluyorum. Dili kullanma tarzı hoşuma gidiyor. Evet, Osmanlıca hayranı ve evet, cemaat destekli. Evet, DİŞİ ORHAN PAMUK olmak istiyor. Evet, polemiklerle besleniyor. Hepsini biliyorum ama bunlar onu beğenmeme mani olmuyor. Kocasına gıcık oluyorum, önüne serilen imkanları kıskanıyorum, güzelliği neredeyse içimi acıtıyor. Ama yine de okurken "Vay anasınıi ne güzel yazmış" demekten başka şey gelmiyor elimden. Aşk nefret ilişkisi benimkisi. Yeni romanını da heyecanla bekliyorum açıkçası. Bakalım, ne zaman çıkacak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, okumayı sürdürdüğüm bir başka ilginç kitap ise FOOD ENERGETİCS. Yiyeceklerin ruhsal, duygusal ve besleyici güçleri hakkında yazılmış kapsamlı bir çalışma. Okurken hem çok büyük keyif alıyorum hem de bir çok şey öğreniyorum. Ne mutlu!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar. Bakalım daha kaç gün evdeyim? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1057933234011425625?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1057933234011425625/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1057933234011425625' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1057933234011425625'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1057933234011425625'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/12/hastalk-durumlar.html' title='Hastalık Durumları'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-92355038120256509</id><published>2010-11-29T11:35:00.005+02:00</published><updated>2010-11-29T11:58:11.749+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>SHANTARAM - Tanrı'nın Huzur Bahşettiği</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TPN4k8DbkCI/AAAAAAAABD8/HF1i1E7gcL4/s1600/Shantaram.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 206px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544908142214352930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TPN4k8DbkCI/AAAAAAAABD8/HF1i1E7gcL4/s320/Shantaram.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evde olmak güzel. Hele bir de güzel geçmiş uzun bir turdan dönüp sevdiklerime kavuşunca daha da güzel oluyor haliyle. Dün evden dışarı çıkmadan, kanepede yarı uyur yarı uyanık tam bir dinlenme günü geçirdim. Saat farkını kolay silebilmek için gece saat 22.00ye kadar uyumamaya direndim ve sonrasını hatırlamıyorum. Gümlemişim...&lt;br /&gt;Perşembe günü Güney Hindistan'a gidiyorum. Bu sefer bir ilk yaşanacak benim için. Faruk Pekin'in liderliğini yaptığı bir tura "apranti" olarak katılacağım. Büyük bir deneyim olacağını şimdiden hissedebiliyorum. Onun gibi bir Hindistan Üstadı'ndan kimbilir neler neler kaparım? Aslında tur benim turum olmamasına rağmen kendimi heyecanlı hissediyorum. Göreceklerim, duyacaklarım, hissedeceklerim ve öğreneceklerim şimdiden mutlu kılıyor beni. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kitap okuyorum. SHANTARAM... Bombay'de geçen olağanüstü bir kitap. Gerçek bir hayat hikayesi! Yeni Zelandalı bir hapishane kaçkınının, yepyeni bir isimle, Bombay'de yeniden hayata tutunmasını, oradaki suç ağını, fakirliğin tavan yaptığı gecekondu mahallelerini, hapishaneleri ve Hindistan'ı Hindistan kılan her tür tuhaflığı anlatan nefis bir kitap. 800 sayfadan fazla, harfler küçük, göz korkutucu ama bir başladınız mı elinizden bırakamıyorsunuz. Tavsiye ederim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kitabın başlık altındaki sloganı kitabı okumak için yeterli sebebi yaratıyor zaten:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;KADER SENİ GÜLDÜRMÜYORSA, ESPRİYİ ANLAYAMADIN DEMEKTİR.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yetmez mi dostlar?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-92355038120256509?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/92355038120256509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=92355038120256509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/92355038120256509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/92355038120256509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/11/shantaram-tanrnn-huzur-bahsettigi.html' title='SHANTARAM - Tanrı&apos;nın Huzur Bahşettiği'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TPN4k8DbkCI/AAAAAAAABD8/HF1i1E7gcL4/s72-c/Shantaram.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3303016138358244275</id><published>2010-11-27T16:33:00.003+02:00</published><updated>2010-11-27T17:01:12.251+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Tayland-Myanmar'dan Dönüş Yolunda</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TPEdD0FJw4I/AAAAAAAABD0/N0foErRQWps/s1600/Hand_WatSiChum.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544244567626859394" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TPEdD0FJw4I/AAAAAAAABD0/N0foErRQWps/s320/Hand_WatSiChum.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sayılı gün çabuk geçiyor gerçekten. Hele her sabah 05.00lerde uyanıp, bütün gün döne dolaşa tur yapıyorsan ve gördüğün her yer ve her şey seni derinden etkiliyorsa, gece yatağa taş taşımışsın gibi güm diye düşüyorsan, daha da çabuk geçiyor. Ben de bu hızda bir 12 gün geçirdim ve şimdi Bangkok havalimanının CİP salonunda, günlerdir ağırlık yapmaktan başka bir işe yaramamış olan küçük bilgisayarımın başına oturmuş -Myanmar'da internet durumları felaket, cunta sansürlüyor-, gördüklerimi sindirmeye uğraşıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hava Kasım ayında buralarda bir harika oluyor. Aralık'da da devam eden bu az nemli hava, özellikle akşam saatlerinde, iyice limonata kıvamına geliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tur sırasında bu coğrafyaya yaptığım turlardaki artık klasikleşmiş bazı ritüellerimi yerine getirme fırsatı buldum:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bangkok Sheraton Royal Orchid'in Chao Praya'ya taşan terasında oturup, nehir boyunca kömür taşıyan mavnaları seyretmek.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Chiang Mai Rati Lanna'da, Mae Ping kıyısındaki dev ağacıma bakarak sabah kahvemi yudumlamak.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gözümün önünde hazırlanmış Pad Thai'yi keyifle gövdeye indirmek.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sukhotai WAT Sİ CHUM'daki kocaman BUDA heykelinin, zarif elini okşamak.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Myanmar'ın kalbi Shwedagon'da akşam gezisi...TEK BAŞIMA!!!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bagan'da İrrawady manzaraları eşliğinde, tapınak tepesinden gün batımı.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnle Gölü'nde sabah, henüz gün doğmadan, sıcacık battaniyelere sarınıp, gölün ortasında kazıkların üzerinde kurulmuş otelden kıyıya tekneyle transfer. Sabah sisi etrafımı sararken...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;U Bein köprüsünde, bacaklarımı göle sarkıtarak gün batımı. Rahiplere laf atarak...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bangkok'daki masajcımdan 90 dakikalık bir şımartılma. Senelerdir aynı kadın ve senede sadece bir defa!!!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Turun sonunda Bangkok havalimanının CİP salonunda, bir haftalık kesintiden yeniden internete kavuşma ve mesaj kontrolü.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eve dönüyorum... Çok uzun kalmayacağım. Sadece 4 gün...Sonra hemen Güney Hindistan'a geçiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne de olsa dünya büyük! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3303016138358244275?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3303016138358244275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3303016138358244275' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3303016138358244275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3303016138358244275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/11/tayland-myanmardan-donus-yolunda.html' title='Tayland-Myanmar&apos;dan Dönüş Yolunda'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TPEdD0FJw4I/AAAAAAAABD0/N0foErRQWps/s72-c/Hand_WatSiChum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-5269057295116720681</id><published>2010-11-21T17:18:00.005+02:00</published><updated>2010-11-21T17:25:44.339+02:00</updated><title type='text'>Kısacık...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TOk56mk7BTI/AAAAAAAABDs/ipcy_RcFENg/s1600/loy.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5542024495406712114" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TOk56mk7BTI/AAAAAAAABDs/ipcy_RcFENg/s320/loy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TOk5fi_bjqI/AAAAAAAABDk/LrEuJe1xOUc/s1600/loy%2Bkraton.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Loy Kraton!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gökyüzünde binlerce kandil ve fener uçuşuyor. Dolunay tepsi gibi... Maytaplar ve havai fişekler gümbür gümbür...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hava limonata gibi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mae Ping nazlı nazlı akıyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tapınaklarda kutlamalar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rahipler tarafından kutsanmalar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yarın Myanmar'a hareket...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Seviyorum Güneydoğu Asya'yı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-5269057295116720681?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/5269057295116720681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=5269057295116720681' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5269057295116720681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5269057295116720681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/11/ksack.html' title='Kısacık...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TOk56mk7BTI/AAAAAAAABDs/ipcy_RcFENg/s72-c/loy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3800673638268932762</id><published>2010-11-13T17:20:00.004+02:00</published><updated>2010-11-15T09:02:49.879+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Sonbahar mı? Bilemedim...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonbaharı seviyorum sevmesine de bu kadar sıcak bir sonbahar ürkütüyor beni. Geçen haftalarda Almanya'daydım ve kuzeyin, kızıl sarı renklere uyan o serin havasında, içimi mevsimin hüznü doldurdu, hoşuma gitti. Sonra geçen hafta sonu Milano'ya uğradım kısacık. Orada da, mevsim normallerinin üstünde bir hava karşıladı beni. son gün biraz yağmur yağdı da serinledi etraf. Eh işte! Tam istediğim sonbahar değil ama yine de fena sayılmaz. Şimdi ise evdeyim, Asya'ya dönmeme sadece bir gün kaldı ve ben burada hala sonbahar yaşayamadım. Hava sıcak, hatta neredeyse yapış yapış. Nasıl bir şeydir bu yaa? Pastırma yazı falan değil, düpedüz mevsim kayması! dün gazetede MET-ÜST şöyle demiş: Son günlerde en iyi muhalefeti havalar yapıyor diye...BAYILDIM! Şu anda pencereden sızan güneş ışığının ortasında resmen terliyorum! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Havadan yakınan yaşlı, dırdırcı kadınlara döndüm ama kusura bakmasın kimse! Son zamanlarda kendimle ilgili yaptığım bir takım çalışmalarda, bu mevsim kaymalarına fena halde takıldığım ortaya çıktı. Şaşırdım mı? Hayır! Benim gibi yazlık-kışlık kıyafet ayrımı yapmayıp, her mevsim her kıyafeti giyebileceği bir yerlere uçan biriyseniz, uzun vadede bir yerlerde bir vida oynamaya başlıyor. Mevsimlerin döngüsüne uygun yaşamak çok önemli aslında. Doğduğun coğrafyadaki tabii!!! Yoksa bir eskimonun ya da tropikal bir bölge insanının aynı mevsim döngülerinden bahsedemeyeceği ortada...Ben nasıl bir yerde doğdum? 4 mevsimin yaşanabildiği şanslı bir coğrafyada! Döngü nasıldır peki? İlkbahar'la tabiat uyanır, canlanır, Yaz gelince herşey fışkırmış ve olgunlaşmıştır, Sonbahar geldiğinde tempo yavaşlamaya başlar ve yapraklar yavaş yavaş dökülür, hasat biter, Kış geldiğinde de tabiat kendini dinlenmeye çeker ki yeniden canlanabilsin...İşte bu benim doğduğum coğrafyanın doğal döngüsü... Oysa biz ne yapıyoruz? Yaprakların dökülmeye başladığı sonbahar mevsiminde okulları açıyoruz, yeni projelere başlıyoruz. Kış geldiğinde tabiat uyurken deliler gibi çalışıyoruz. İlkbahar geldiğinde kışın dinlenemediğimiz için bahar yorgunluğu diye inim inim inliyoruz. En olgun mevsimimizde de deniz kenarına inip, yan gelip yatıyoruz. Okulları kapatıp çocukları da kendimize benzetiyoruz. Doğa bunu yapmıyor. Doğa kışın kendini nadasa çekiyor. Hayvanlar kış uykusuna yatıyor. Ağaçlar yapraklarını döküp dinleniyor. Tabiatta bir tek biz insanlar kışın vites büyütüyoruz. Oldu mu şimdi o zaman? Oldu gibi dursa da olmuyor işte! Dedim ya, uzun vadede vidalar gevşiyor, tıkırtı yapmaya başlıyorsunuz. Ben başladım vallahi ne yalan söyleyeyim? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine de dün adada nefis bir gün yaşadım. Hava limonata gibiydi. Dostlarla nefis yürüyüşler ve adanın en güzel, en kişilikli evlerinden birinde, nefis bir bahçe içindeki şahane bir Art Nouveau köşkün gölgesinde, çam ağaçları arasından denizi seyrederek, harika bir öğleden sonra ve akşamüzeri geçirdim. Havaya söyleyecek tek kelimem olamazdı, olmadı da zaten! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu akşam Bangkok'a gidiyorum. İki haftaya yakın bir süre, Tayland ve Myanmar hattında olacağım. En özlediğim coğrafyaların başında geliyor Hindiçini...Aung San Suu Kyi'yi de serbest bıraktılar Myanmar'da. Bakalım durum nedir, bir kolaçan edelim! Oralardan da bildiririm...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İyi Bayramlar...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3800673638268932762?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3800673638268932762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3800673638268932762' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3800673638268932762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3800673638268932762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/11/sonbahar-m-bilemedim.html' title='Sonbahar mı? Bilemedim...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-364933060609109531</id><published>2010-11-11T01:03:00.003+02:00</published><updated>2010-11-11T01:59:42.706+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Almanya'/><title type='text'>Berlin - Dresden</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;29 Ekim hafta sonunda Berlin ve Dresden kentlerinde kısacık bir kaçamak gerçekleştirdik. Nasıl özlemişim ikisini de anlatamam...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Berlin her zamanki gibi vakur ve ihtişamlıydı. Aradan sadece 11 ay geçmiş olmasına rağmen, en son gittiğimden beri sanki şehir daha da güzelleşmiş. Gittikçe ısınıyor, gittikçe ışıldıyor ve beni her seferinde büyülüyor Berlin. Ama turun benim için en özel kısmı, Dresden'de kaldığımız akşam yaptığım ufak bir keyif molası oldu: Dresden Filarmoni Orkestrası'yla başbaşa bir gece! Estonyalı besteci Arvo Part'ın son derece ilginç bir parçasını sundular: FRATRES for Violin and String Orchestra... Eğer bir konserde canlı dinlemesem, başka şekilde aklıma gelip de dinleyebileceğim türde bir parça değil açıkçası, amma ve lakin, konser sırasında böyle sıradışı müzik parçalarını dinlemek, insanın ufkunu açıyor. Mesela şimdi evde o CD olsa -ki şu anda saat 01.20- koyardım CDçalara ve dinlerdim... Evet belki melodisi beni gevşetmezdi ama en azından eskisi kadar germezdi de... Lütfen internette bulursanız bir kere dinleyin. Arvo Part, öyle bizdeki konser salonlarına taşınacak tarzda müzik yapmıyor dolayısıyla ancak "ararsanız" bulursunuz. Bizdeki konserlerde değil Arvo Part, Şostakoviç'i bile zor dinliyoruz. İstanbul'da genellikle kulağa hoş gelen melodileriyle, tanıdık konçertolar veya senfonilerle dolu programlar hazırlanıyor ki bu uzun vadede kendini tekrardan öteye gitmiyor. Hani atonal? Hani -mesela-Schönberg? Her sene Beethoven 9.Senfoni dinlenmez ki! Dikkat ediyorum İstanbul'daki büyük orkestralarımız, birbirlerine benzeyen konser programları yapmaktan vazgeçemiyorlar. Biliyorum ki Türkiye'nin kültürel ortamında buna bile şükretmemiz gerekiyor ama gönlümden geçenleri de saklayacak değilim. Mesela İDSO, İstanbul'un devlet orkestrası olarak, her ay, hadi her iki ayda bir, sıradışı konserler adı altında, az icra edilen, dinleyicinin sınırlarını zorlayıcı konserler verse...Meraklısı bu konserleri takip etse... Hoş kadın şefimiz Sera Tokay'ın kurduğu oda filarmoni orkestrası, bu ihtiyaca yönelik çalışmalar yapmıyor değil ama yeterli değil. Senede sadece iki konser yetmez... Keşke daha da çok olsa...Kulaklarımız daha çok Stravinsky, Schönberg, Arvo Part, Ligeti duysa... Keşke...Keşke...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dresden'deki ikinci parça Rachmaninoff'dan 2. Senfoni'ydi... İlk defa tamamını canlı olarak dinledim ve tek kelimeyle bayıldım. Görkemli ve göğüs kabartan bir melodi... Duygulu, romantik ve sürükleyici... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Konsere yalnız gittim, kimseyi benimle gelmek için kandıramadım. Dresden'de 1960'ların sonunda, "komünist mimari" felsefesinde inşa edilmiş kültür sarayının aynen muhafaza edilmesi, restore edilerek yenilenmesi ve şehrin gözbebeği orkestrasına ev sahipliği yapmaya devam etmesi içimi burktu. 2010 Avrupa kültür başkenti güzel şehrimi düşündüm ve aklıma geldi: HANİ BENİM KONSER SALONUM? Bir sürü salonumuz var ama GERÇEK bir konser salonumuz YOK!!! Kültür bakanımız Ertuğrul Günay Bey, AKM'nin 2009 sonbaharında açılacağı konusunda kişisel garantisini vermişti. Sene 2010 ve sonbahar bitmek üzere...AKM'de tık yok! Ertuğrul Günay hala yerinde... Garantisi kendinden menkul!!! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gel de ağlama!!! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-364933060609109531?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/364933060609109531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=364933060609109531' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/364933060609109531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/364933060609109531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/11/dresden-ve-milanoda-muzikli-aksamlar.html' title='Berlin - Dresden'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7779911334530778438</id><published>2010-10-10T14:24:00.003+03:00</published><updated>2010-10-14T00:14:06.969+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne kadar ayıp etmişim ben yaa! Ne kadar uzun zaman olmuş buraya hiç bir şey yazmayalı! En yeni yazımın tarihinin 30 Ağustos olduğunu görünce, kendime çok kızdım. Hiç bir şey beni buraya, iki satırcık da olsa yazmaktan alıkoymamalı! Ama olmuş işte bir kere! Ve olmuşla ölmüşe çare YOK! Neyse, futbolcu tabiriyle, önümüzdeki maçlara bakalım:)))&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neler olup bitiyor peki?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında majör bir değişiklik yok. Her zamanki hayat akışı devam ediyor. Dünya kazan ben kepçe... Yeni insanlar, yeni dostluklar ve hepsinin sonunda güzel eve dönüşler. Bir süre evde kalıp, sonra yeniden yollara düşmeler. Aynı yani...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eylül ayı gerçekten inanılmaz tempoluydu. İki haftalık Nepal-Tibet-Bhutan üçlemesini yapıp döndüğüm akşamın hemen ertesi sabahında, kendimi yeniden bir uçakla Gürcistan'a uçar bulduğumda, temponun farkına ben de vardım. Benimle turdan dönen gezgin dostlar, "acaba kaç günde kendimize geleceğiz" tartışmaları yaparken, ben akşam eve gelip, çamaşır yıkayıp, ütülerimi yapıp valizim hazırladıktan sonra hemen ertesi sabah yenide yola çıktım. Ne mutlu ki, Karadeniz maceramız da, en iyi şekilde bitti be eve gelip biraz dinlendim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bundan sonraki ilk seyahatin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını da içeren hafta içinde Berlin ve Dresden'e olacak. Ondan sonra Milano, La Scala gelecek. Sonra Asya yolları yeniden ve Tayland &amp;amp; Myanmar, Güney Hindistan, Rajastan derken zaten kış bitecek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ömür de aynen bu hızda geçiyor ya...Göz açıp kapayana kadar bir de bakmışsın, süre dolmuş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kitap okuyorum, bitmek üzere: Being Happy! Her zamanki gibi altını çize çize okuduğum için, bazı yerleri buraya alıntılamayı düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir başka kitap daha: Tuesdays with Morrie... Bir yaşlı adam, bir genç adam ve hayatın anlamı üzerine Salı buluşmaları. Düşünüyorsunuz: Hayatıma anlam veren şeyler nedir? Ne şekillendiriyor? Önceliklerim? Sevdiklerim?  Daha az sevdiklerim? Sevmeyip mecburiyetten hayatımda tuttuklarım? En kısa zamanda eleyeceklerim? Hayallerim? Korkularım? Müthişti, alıntılayacağım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dün akşam Fazıl Say konserindeydim. Müthiş bir sanatçı ve biz ona memleketçe büyük haksızlık ediyoruz. Ne de olsa "elindekinin kıymetini bilmeyenler" toplumuyuz ya, elimizden kaçtığında ardından methiyeler düzeriz... Seviyorum seni Fazıl Say, Allahaşkına gitme bir yerlere... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7779911334530778438?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7779911334530778438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7779911334530778438' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7779911334530778438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7779911334530778438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/10/ne-kadar-ayp-etmisim-ben-yaa-ne-kadar.html' title=''/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8423981463456472752</id><published>2010-08-30T11:40:00.008+03:00</published><updated>2010-08-30T14:41:11.902+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Endonezya'/><title type='text'>Sulawesi'nin Toraja Diyarı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzun bir girizgah yazmayacağım bugün, çünkü anlatacaklarım zaten yeterince ilginç...Ülke: Endonezya...Ada: Sulawesi...Konu: Toraja Diyarı...İşte buyrun!!!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Makassar'dan karayoluyla 330 kmlik bir yol ama 9 saatte ancak gidilebiliyor. Pirinç ekili düzlükler, tarlaların içine kurulu balık ve karides çiftliklerinin arasından gidilen ilk dört saatin sonunda, ParePare'de tekrar denize kavuşuluyor. Ardından yol yavaş yavaş yokuşa vuruyor ve dağlık bölgeye doğru ilerliyorsunuz. Kireçtaşı tepelerin arasından tırmanan yol, son üç saatte sadece virajlardan ibaret ve yorucu ama bazı anlarda öyle manzaralar görülüyor ki, yoruldum demeye utanıyor insan. Tırmandıkça bulutlarla yakınlaşıyorsunuz, aslında nem yüklü bulutlar size doğru iniyor. Sivri zirvelerin etrafını sarıyor, vadilere sızıyor ve hülyalı bir diyara girişin sinyallerini vermeye başlıyor. Tam da daha fazla dayanamam artık dediğinizde, yol bitiyor zaten. Toraja Diyarı'ndasınız artık!!!&lt;br /&gt;Dünyanın en tuhaf 10 yeri diye bir liste yapılsa, burası kesinlikle ilk üçte yer alır... Benim ilk üçümde zaten senelerdir. Her yer dağlık, kireçtaşı zirveler. Bitki örtüsü muhteşem, adını bilmediğim bir sürü ağaç, çalı ve çiçek. Doğabilimci Wallace'ın ayrımına göre Asya değil Avustralasya bitki ve hayvan çeşitliliğine sahip bir ada burası. Hatta anakaradan o kadar uzun zaman ayrı kalmış ki, aslında kendi biyotasını oluşturmuş Sulawesi...İşte bu adanın dağlık bölgesinde, bu alışılmadık bitki örtüsü ile giyinmiş garip mi garip bir halkın ülkesi: TORAJA!!!&lt;br /&gt;Neden mi garip? Şöyle anlatayım: Dağlık bir yerdesiniz. Etrafınız dimdik yamaçlar ve keskin, diş gibi zirvelerle dolu. Bir köye doğru yoldasınız...Ağaç gövdelerinden yapılmış kalın kazıklar üzerinde oturan gemiler görüyorsunuz aniden. Sanki o dik yamaçların dibindeki görünmeyen kayalara oturmuşlar gibi... Ya da dev kızaklara çekilmiş de bakımları yapılacakmış gibi...Allah Allah? Dağda geminin ne işi var ? Rüya olmalı herhalde diye düşünüyorsunuz. Yok yok,rüya değil! Bu gemi şeklinde yapılmış ŞEYLER, aslında Torajalıların evleri!!! Köye ulaşıyorsunuz, evleri daha yakından görüyorsunuz. Kırmızı-siyah-sarı ve kiremit renklerinin hakim olduğu resimlerle süslü bu evlerin önünde, onlarca bufalo boynuzu gökyüzüne yükseliyor. En çok bufalo boynuzu kimin evindeyse, orası belli ki, köyün şefi!!! TONGKONAN deniyor bu evlere ve her Torajalı'nın ait olduğu bir tongkonan var. Tongkonan ATA EVİ olarak kabul ediliyor. Sizin soyunuz , sopunuz ait olduğunuz Tongkonan'la belli oluyor. Birbirleriyle aynı yönde dizili tongkonanların karşısında aynı paralellikle ALAUNG'lar bulunuyor. Bunlar tongkonanlardan daha küçük ama yine de çok süslü ve köyün erzak depoları olarak kullanlıyorlar. Onlar da iyice cilalanmış, parlatılmış kazıkların üzerinde inşa edilmişler...İyice parlatılmış olmasının sebebi, hububata fare veya başka hayvanat dadanmasın, dadanırsa da çıkamayıp geri kaysın... Boynuzlar ne işe yarıyor peki? İşte bu Toraja halkının en önemli geleneği hakkında bilgilere götürüyor bizi...&lt;br /&gt;Diyelim ki biri öldü...Ölen kişi için HEMEN bir cenaze töreni yapılır. Beden HEMEN gömülür. Sonra asıl iş başlar. Ölen kişinin ailesi, ölünün ESAS cenaze töreni için, tüm aile fertlerine, tüm Tongkonan fertlerine haber verir. Köy halkı zaten haberdardır durumdan ama ailenin ve Tongkonan'ın başka şehirlerde yaşayan fertlerine de haber verilmesi gerekir. Ailenin ekonomik durumu ve sosyal statüsüne göre hazırlıklar yapılır. Hazırlıklar içinde davetlilere sunulacak yiyeceklerin ve kurban edilecek hayvanların hazırlanması belki de en önemli bölümdür. Kilolarca pirinç, sebze, çocuklara şekerleme, çay, bira, viski ve sigara...Bunlar su gibi akmalıdır cenaze merasiminde. Bolluk, bereket olmalıdır. hem ailenin prestiji için, hem de ölünün ruhunun şad olması için. Bir de işin kurban bölümü vardır. İşte bu noktada kurban edilecek BUFALO sayısı o kadar önemlidir ki, bazen aileler 2-3 sene boyunca para biriktirip, bu merasimi ancak öyle yapabilmektedirler. Ne kadar çok bufalo kurban edilirse, ölen kişinin ruhunun atalarının yanına o kadar kolay ve hızlı çıkacağına inanırlar. Bu ruhu mutlaka yukarıya, ataların yanına göndermek gerekir zira eğer bu dünyada kalırsa, ailenin geri alanına huzrsuzluk verir...Bufalolarla birlikte bir sürü tavuk-horoz ve domuz kurban edilir. Etleri gelen misafirler arasında paylaştırılır. Ancak bu tören sırasında mutlaka anlatılması gereken bir şey var: Ölü, gömüldüğü yerden çıkarılır ve süslü bir tabuta yerleştirilir. Misafirler tabuta ziyaret yaparlar. Ölüye de ikramlarda bulunulur...Eski zamanlarda, Hıristyanlık öncesi geleneklerde, ölünün bedeni bazı doğal eczalarla adeta mumyalanır ve ölü evin içinde muhafaza edilirmiş. Şimdilerde bu yapılmıyor ama yine de büyük merasim için ölü gömüldüğü yerden çıkarılıyor.&lt;br /&gt;Cezane töreni üç gün kadar sürüyor. Son gün tabut, mezarlığa taşınıyor. Modern mezarlıklar Tongkonan şeklinde yapılmış. Bir aile için ortak kullanılıyor. Eski mezarlıklar ise tüyler ürpertici resmen. Mağaralık yerlerde, pirinç tarlalarının arasında geçerek ulaşabiliyorsunuz. Bazı mezarlıklarda tabutlar, dimdik, duvar gibi yamaca kitap rafları gibi çakılmış düzeneklere yerleştirilmiş. Çürüyen bazı raflar yere düştüğü için, tabutun içinde onca seneden sonra her ne kaldıysa, etrafa saçılmış. Arada sırada insanlar bu mezarlıklara gidip, sağa sola saçılmış kemikleri toplayıp bir araya getiriyorlar. Kimin kemiği, kimin kafatası bilinmiyor. Mağaraların içlerinde bulunan mezarlıklarda ise, çok tuhaf manzaralarla karşılaşılıyor. Ölüyü ziyarete gelmiş olan kişiler, ona sigara, viski ve para sunuyorlar. Biz bakıyorsunuz, bir kafatası, dişlerinin arasında bir sigara!!! Hey Allahım!!! Bir de yamaçlara oyulmuş nişlerin içinde, gözlerini üzerinize dikmiş bakan yüzlerce kukla var ki, bir anda kendinizi ruhlarla çevrilmiş gibi hissetmenize sebep oluyor. O kuklalar, mağaraların içinde yatan ölüleri temsil ediyorlar ve bence çok ürperticiler.&lt;br /&gt;Bir de başka tuhaflık var: Eskiden eğer bir bebek doğduktan üç ay sonra ölürse, o zaman melek kabul ediliyor ve gömülmüyor, mezarlığa da götürülmüyormuş. E peki ne yapılyormuş? Kutsal kabul edilen dev ağaçların gövdelerinde bir delik açılıp, o deliğin içine yerleştiriliyor, sonra da delik dışarıdan , doğal liflerle yapılmış bir yama ile kapatılıyormuş. Ağaç büyüdükçe, bebeğin üstüne kapanıp, bebeğin gövdesini kendi içine alıyormuş. Böylece o dev ağaç yaşadıkça bebeği de yaşadığına inanıyorlarmış. Bu ağaçlardan hala var ve anlatılanlara göre, geleneklere çok bağlı olan aileler, gizlice bunu sürdürüyorlarmış...&lt;br /&gt;Endonezya'nın genelinde Müslümanlık hakim. Sulawesi'nin sahil kısmında da öyle ama içerideki bu Toraja Diyarı'nda, Hollandalı misyonerler ellerini çabuk tutmuş ve Hıristiyanlığı yaymışlar. Tabii burada Torajalıların domuzlarla olan geleneksel kurban ilişkisi de önemli. İslam'ın domuzlara karşı tutunduğu tavır, buranın eski geleneklerine ters düştüğü için de, Hıristiyanlık daha kolay benimsenmiş... Benimsenmiş derken zannetmeyin ki, alıştığımız Hıristiyanlık var burada... Kiliseler var tabii ama halkın binlerce yıllık adetleri, kilisenin adetlerinden çok daha kuvvetli olarak devam ediyor.&lt;br /&gt;Seneler önce bir laf etmiştim: O kadar çok yer ve garip şey gördüm ki dünyada, artık hiç bir şey beni şaşırtamaz! Ne kadar büyük laf etmişim meğer!!! Bu lafın üzerine yolum Sulawesi'ye düşmüştü ve bu lafı ettiğime utanıp, öyle dönmüştüm memlekete... Seneler sonra yeniden gittiğime çok memnun olarak, geri döndüm...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8423981463456472752?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8423981463456472752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8423981463456472752' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8423981463456472752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8423981463456472752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/08/sulawesinin-toraja-diyar.html' title='Sulawesi&apos;nin Toraja Diyarı'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1161295696505350452</id><published>2010-08-25T10:25:00.005+03:00</published><updated>2010-08-25T23:09:20.251+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Yeni Hayat / 2</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/THV4XluolAI/AAAAAAAABDU/QWhzGiSHULg/s1600/water_color_img.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509442065817703426" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/THV4XluolAI/AAAAAAAABDU/QWhzGiSHULg/s320/water_color_img.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İlk şan dersimizi Pazartesi günü yaptık. Senelerdir bu şekilde kullanmamıştım sesimi, müthiş bir deneyim oldu benim için. Gırtlak, burun, ağız nahiyesinde ne kadar da çok yer varmış ses çıkarabildiğimiz...Ki bu daha İLK DERS!!!! Ne kadar zormuş Allahım!!! Bir saatlik dersin sonunda kendimi iki saatlik yoga sınıfından çıkmış gibi hissettim açıkçası. Nasıl bir efor sarfettiysem artık! Sırtımdan ter boşalıyordu resmen. Tabii burada benim acemiliğim yüzünden kendimi kasmam da var ama olsun...Dudaklarımı büzüştürüyorum, omuzlarımı kasıyorum, bacaklarımı yere sabitliyorum... U'larım birkaç notadan sonra O'ya dönüşüyor...Hocam ikaz ediyor:UUUUU... Hocam "beden aşağı ses yukarı" diyor... Kollarımı serbestçe bırakıyorum aşağıya ama bu sadece beş saniye sürüyor. Bir sonraki egzersize geçtiğimizde yine kasılıveriyorum. Dudaklarım kendiliğinden büzüşüyor. Bunlarla mücaele ederken bazen başlangıç notasını kaçırıyorum. Kızıyorum kendime...Yine kendime hep reva gördüğüm TOLERANSSIZLIĞIM devreye giriyor. Başkalarına sonsuz tolerans, kendime SIFIR! Sanki ben ömrüm boyunca şan dersi almışım da, hata yapmam ayıpmış gibi! Bu ne kibir! Bu ne gurur! Bu ne acımasızlık! Hata yapabilmem özgürlüğü tanımam lazım kendime. Herşeyi de MÜKEMMEL yapmama GEREK YOK! Zaten ben mükemmel değilim. Mükemmellik insana özgü değil... Neyse ki bunları ders sırasında da hatırlayıp sonunda gevşiyorum, kıkırdıyorum, şakıyorum.... Sonuçta bana büyük keyif veren bir ilk ders oluyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bugün ise suluboya resim becerimi geliştirmek için bir başka tatlı öğretmenle tanıştım. Suluboya becerim derken yine epeyi havalı bir terim kullanmış olduğumu hissediyorum zira "beceri" benim resim yeteneğim konusunda, bence, son kullanılacak kelime! Çünkü Allah vergisi yetenek falan yok bende... Eğer bir şeyler çıkacaksa, çalışarak, öğrenerek olacak. Yine de umutsuz değilim! Bugün öğretmenime neler yapmak istediğimi anlatım. Daha önce çiziktirdiğim bir şeyleri gösterdim. Özellikle eskiz ve desen konusunda kendimi geliştirmek istediğimi anlattım ve bu hayalimde bana yardımcı olmasını diledim ondan. Kendime hiç toleransım olmadığını ve en çok bunu kırmak istediğimi söyledim ona. Kendime göre eğer bir şeyi beceremiyorsam, hemen kaçıyorum, uzaklaşıyorum... Hata yapmaktan, becerememekten korkuyorum. Başarısızlığı kabul edemiyorum. Ne kötü değil mi? Hatalar insana mahsustur ve insan doğrularından çok hatalarından öğrenir aslında. Büyümenin en garantili yolu da budur! Bu duygularımı resim öğretmenimle de paylaştım. Sanırım biraz yol alabileceğim bu şekilde... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Velhasıl, hayallerimin peşine takıldım, uçuyorum... Bunlarla birlikte bir de yazıya yönelebilirsem, işte o zaman çifte kavrulmuş olur her şey!!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1161295696505350452?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1161295696505350452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1161295696505350452' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1161295696505350452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1161295696505350452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/08/yeni-hayat-2.html' title='Yeni Hayat / 2'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/THV4XluolAI/AAAAAAAABDU/QWhzGiSHULg/s72-c/water_color_img.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2997824918315087352</id><published>2010-08-22T17:15:00.005+03:00</published><updated>2010-08-22T17:45:09.683+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Yeni Hayat!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/THE33tGH2UI/AAAAAAAABDM/zHpfhZco66k/s1600/Buket-Cicek.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5508245249388435778" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/THE33tGH2UI/AAAAAAAABDM/zHpfhZco66k/s320/Buket-Cicek.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;Hayat su gibi akıyor ve ben bazen bu hızlı akışı bir türlü kontrol edemiyormuşum gibi hissettiğimden, kendimi sersemlemiş hissediyorum. Aslında biliyorum ki, kontrol edemiyorum ama hızını biraz daha ayarlayabilirsem sanırım daha mutlu bir yaşantım olacak. Yaptığım işin en büyük güçlüklerinden biri de bu olsa gerek: HIZLI!!! Hayatı turdan tura endekslenerek yaşamak ve bir yılın içindeyken, gelecek yılı ve bazen ondan sonraki yılı planlamaya çalışmak bu hıza da katkı yapıyor doğal olarak. Şikayetçi miyim peki? Yoo!!! Eğer yapmak istediklerimi de bu hızlı akışın içine dahil edebilirsem, o zaman sorun kalmaz. Aslında buna yabancılar TİME MANAGEMENT diyorlar...Yani zamanını en verimli şekilde kullanma sanatı! İşte son zamanlarda ben de buna kafa yormaya başladım. Elimdeki zamanı, daha verimli, daha üretken nasıl kullanabilirim? İş dışında, evde geçirdiğim zamanları nasıl daha etkili kılabilirim? Hobilerimi ve hayallerimi nasıl gerçekleştirebilirim? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;Bir süre bu fikre takılı kaldım. Ayağıma kırk kiloluk prangalar takılmış gibi, sadece oflayıp puflayarak, keşke şunu da yapabilsem, keşke buna da vaktim olsa diye diye ayları devirdim. Kurduğum cümleler hep şöyledi: Ben emekli olunca, suluboya resim yapacağım, şarkı söyleyeceğim... Ya da : Bir emekli olayım, o zaman yazacağım... Bütün bu sözlerin arasında unuttuğum bir şey vardı: BEN EMEKLİ OLMAYACAĞIM Kİ! Benim hayatımı klasik anlamda emeklilikle geçirebilmem mümkün değil ki! İşte o zaman galiba hafifçe ayıldım. Emekliliğimi beklemem kadar saçma bir şey olamazdı! Bu GODOT'yu beklemekten farklı değildi en nihayetinde. Tabii erkek arkadaşımın da beni etkilediğini söylemem lazım... Hayatımı ertelemeden, üşenmeden ve vazgeçmeden yaşamam konusunda o kadar yönlendirici oluyor ki, nasıl teşekkür etsem bilmiyorum. Bir de son zamanlarda görüştüğüm dostum Banu var. Şimdilerin moda tabiriyle "yaşam koçu" olarak eğitim üzerine yoğunlaştı ama benim için koç moç değil de, bazı anahtar sorularla, beni bana hatırlatan, aslında içten içe zaten bildiklerimin farkına varmamı sağlayan tatlı insandır Banu... Bu müthiş bileşim beni harekete geçirdi ve uzun zamandır ertelediğim ve neredeyse vazgeçtiğim hayallerimi ön plana almama yol açtılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;Uzun lafın kısası: Yarın kendime dair planlarımın ilkini devreye sokuyorum!!! Uzun zamandır hayalini kurduğum şarkı söyleme işini ön plana aldım ve yarın özel şan derslerine başlıyorum... Bugün hocamla tanışmaya gittim, çok tatlı ve gencecik bir insan. Billur gibi bir sese sahip. Operada görevli aynı zamanda... "Bir duyalım sesini" dedi ve piyanoyu tıngırdattı. Önce biraz gergindim, kendimi sınava girmiş bir öğrenci gibi hissediyordum. Gerginliğimin farkına varmış olacak ki, beni rahatlamam konusunda yüreklendirdi. Notalar yükseldikçe, kendime olan güvenim yerine geldi ve sırtımı dikleştirdim, karnımı içeri çektim ve sesimi daha yükseklerden aşırmaya başladım. Birkaç dakika indik çıktık nota merdiveninden...Galiba memnun kaldı durumdan ve "Belli ki kulağınız pek yatkın bu duruma ve yine belli ki çok opera dinlemişsiniz" dedi... Velhasıl, yarın ilk dersimiz... Heyecanlıyım ve mutluyum. Uzun zamandır ilk defa sadece kendim için, zevkim için bir şey yapacak olmanın mutluluğu var içimde... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;Sırada suluboya ve kitap yazma işi var... Bu hareketlenme oralara da sirayet eder mi bilemiyorum ama ben artık ertelemeden yaşamak istediğimin farkına vardım. Ve esas önemlisi, bunun benim elimde olduğunu gördüm...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;Yarın ilk dersten notlarla buraya dönerim. Bakalım neler olacak?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2997824918315087352?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2997824918315087352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2997824918315087352' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2997824918315087352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2997824918315087352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/08/yeni-hayat.html' title='Yeni Hayat!!!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/THE33tGH2UI/AAAAAAAABDM/zHpfhZco66k/s72-c/Buket-Cicek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8661882369414271149</id><published>2010-08-20T23:53:00.002+03:00</published><updated>2010-08-20T23:56:38.223+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Endonezya Dönüşü</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yorgunum hala...Ama en kısa zamanda yazacağım. Sulawesi müthişti, Bali manzaraları harikaydı. Çok değil belki ama 5 saatlik farkı henüz üzerimden atamadım o yüzden erkenden uykum geliyor.  Bu gece de uyuyayım, yarın lafı toparlarım söz!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8661882369414271149?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8661882369414271149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8661882369414271149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8661882369414271149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8661882369414271149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/08/endonezya-donusu.html' title='Endonezya Dönüşü'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3586996989649926372</id><published>2010-07-27T00:08:00.004+03:00</published><updated>2010-07-27T00:45:48.088+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Türkbükü Manzaraları</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ömrümü bu şekilde geçirebilirmişim gibi geliyor. Yani böyle bir tepenin üstünden denize bakarak, kah kitap okuyup, kah yazılar yazarak... Doğanın seslerini, cırcır böceklerini ve rüzgarı dinleyerek. Ay büyürken seyrederek... Verandada oturup, dakikalar boyu hiçbirşey yapmayarak... Ama sayılı gün çabuk geçer, neredeyse sona ulaşıyoruz tatilimizde. Birkaç gün sonra her şeye rağmen çok sevdiğimiz devvv şehrimize geri döneceğiz ve hayat kaldığı yerden devam edecek. Çalışmaya başladığım seneden beri hayatımda ilk defa Temmuz ayında, üç hafta tatil yapma olanağım oldu. Hep özlediğim ve imrendiğim bir şeydi bu... Çok hoşuma gitti. Tabii bu tatilde en sevdiğim şey, otelde kalmıyor olmamız. Evde, kendi düzenimizde yaşıyoruz ve bu müthiş bir şey. Bundan sonra her yıl bunu gerçekleştirmenin bir yolunu arayacağım. İnşallah!!!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bulunduğum yer meşhuuuuur! Türkbükü'ne çok yakın ama biz bir kere bile gitmedik oraya. Pek çok kez içinden geçtik arabayla ama durmadık bile. Koylarda müthişşş tekneler, yatlar demirlemiş. Sahilde "sosyetik" olarak adlandırılan ama bunun tam olarak ne anlama geldiğini anlayamadığım bir sürü "beach club" . Zaten biz herhalde giremeyiz, bizi almazlar muhtemelen  zira o kulüplerin kapısına baktığınızda sadece ve sadece, erkek arkadaşımın tabiriyle, "agresif görünümlü araçlar" görüyorsunuz. Bir tane normal, dört kapılı, sedan türü aile arabası yok. Ya simsiyah camlı, tank büyüklüğünde jipler ya da her biri bir ev parası eden, hayatımda ilk defa gördüğüm bazı lüks otomobiller... Bizim Renault'yu oraya park bile ettirmezler... Aslında jip kullananlara biraz hak veriyorum zira ortalık delik deşik! Binek arabalar zorlanıyorlar gezerken... Türkbükü, ki memleketin en pahalı butik otelleri ve yazlık konutları, rezidansları orada, toz bulutu içinde yaşıyor... Milyon dolarlık villalardakiler, toz solumamak için, tankerlerle su getirtip evlerinin önündeki yolları ıslatıyorlar. Tabii yolların asfaltı, parçalı bulutlu  olduğundan, asfaltın kalmadığı yerlerdeki toprak o boşa akıtılan suyla, kızıl renkli bir çamura dönüşüyor. Dolayısıyla milyon dolarlık rezidanslarından çıkan sosyetikler,  ya çamura ya da toza bulanmadan bir yere gidemiyorlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de gecesi 500 Euro'dan başlayan butik oteller var... Onların durumu daha da acıklı bence. Zira bu butik oteller zaten genellikle dağın başındalar...İçine iki "trendy" obje - tablo - mobilya - havuz koyan her otel, artık kendini butik otel olarak nitelemeye başladı, ki bu da ayrı konu! Neyse, buradakilerin çoğu, vallahi abartmıyorum, resmen dağın başındalar. Herhalde müşterileri denize indirmek için bir yöntem düşünmüştür bu otellerin işletmecileri... Tabii tozlu ve çamurlu yollar, derin çukurlar ortamı kebabi  Bodrum tatilinden çok, meşakkatli Camel Trophy'e dönüştürüyor ama ne gam! Türkbükü' ndeler ya! Yeter! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Peki hiç mi güzel yanı yok? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ahh ahh, olmaz mı?!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herşeye rağmen dün akşam bir ay doğdu Türkbükü'nün üzerine, benim bile ağlayasım geldi! Yani, &lt;strong&gt;NASIL ANLATSAM; NERDEN BAŞLASAAAMMM?&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;BODRUM BODRUM!!!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3586996989649926372?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3586996989649926372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3586996989649926372' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3586996989649926372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3586996989649926372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/07/turkbuku-manzaralar.html' title='Türkbükü Manzaraları'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4994886009122057816</id><published>2010-07-25T00:15:00.003+03:00</published><updated>2010-07-25T01:28:44.806+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Verandamdan ...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tatil devam ediyor. Bodrum'dayım ama kaldığım yer, bütün kalabalıktan uzak, gürültü yok, hava aşağılarda ne kadar sıcak olursa olsun burada hep tatlı tatlı esiyor, muhteşem bir doğa parçasının göbeğindeyim, kaktüsler, agaveler, begonviller bir harika... Tam bir tepe üstü burası, bir yanımda Türkbükü'ne inen, diğer yanımda Gündoğan'a açılan koy var. Gece oldu mu uzaklarda, Didim Altınkum'un ışıkları görünüyor. Günbatımları bahçenin Batı köşesinden nefis seyrediliyor. Bugünlerde güneş tam denize dalıyor... En yukarıda, personel bir organik tarım köşesi yaratmış, rokalar, maydonozlar... Evin önündeki zakkumların üstünü hafif budayınca, hiç de fena olmayan bir deniz manzarası ortaya çıktı. Dolayısıyla verandada ders çalışırken, bir baş hareketiyle, denizin mavisini de görebiliyorum. Biliyorum, 09.00-18.00 çalışmak zorunda olan şehir tutsaklarına nispet yapar gibi oluyor bu yazdıklarım ama bir de şunu düşünün: 25 sene boyunca, yaz aylarının en sıcak zamanlarında en zor turları yapıp durdum ben. Siz hiç Temmuz sonu Efes antik kentinde, bir öğleden sonra gezi yaptınız mı? Taşlar ısınmış, yüzünüze hem yukarıdan hem aşağıdan fırın gibi bir hava esiyor, arkanızda da 40 kişi, kimi dinliyor, kimi cezalıymış da onun için oradaymış gibi bir tavırla, bir an evvel bitir diye gözünün içine bakıyor. Bu bir örnek... Aynı dönemlerde Pamukkale'nın sıcağını hiç anlatmayayım isterseniz... Ya da anlatayım da şimdiki durumumdan neden bu kadar mutlu olduğumu daha iyi anlamış olun: Bir akşam, saat 19.30... Kapadokya'dan sabah saat 06.30 da yola çıkmışız. Yolda Sultanhanı Kervansarayı gezmişiz. Öğlen Konya'da Mevlana Müzesi'ni gezip yemek yedikten sonra yeniden yola koyulmuşuz. Sultandağı ve Dinar'da ihtiyaç molaları vermişiz ve 12 saat sonra Pamukkale'ye gelmişiz. Ben rehber olarak bu 12 saatin hoş geçmesi için bütün gün mikrofonda, dereden tepeden anlatmışım...Kaptanımız ise, bütün gün direksiyon sallamış... İkimiz de yorgunuz yani... Gelmişiz Pamukkale'ye ve gruba demişiz ki, gün batımına kadar güzel güzel gezin dolaşın...Muavin demiş ki, size bir kahve yapayım... Yap demişiz keyifle... Gölgelik yer aramaya başlamışız, altına otobüsü park etmek için...Bulmuşuz...Ve o yorgunlukla, bir de cigara tüttürelim bari deyip, otobüsten inmişiz, elde kahveler... Ama ne mümkün? Sıcaktan nefes alınamıyor zira... Otobüsün termometresine bak demişim muavine...Bakmış...39 derece abla... Hadi canım, saat neredeyse akşamın sekizi, sen yanlış baktın herhalde demişim ve üşenmeyip kalkmışım yerimden...Ve bakmışım ki, gerçekten 39 derece... Kaçmışım gerisin geriye otobüsün içine, bacaklarım titreyerek... Ne kahve kalmış, ne cigara anlayacağınız... Gece ayrı perişanlık! Pamukkale otellerinde yaşanan klima rezaletlerini de anlatayım bari yeri gelmişken: Pamukkale otelleri aslında nefis tesislerdir ama, üç kuruşa, maalesef üç kuruş bile etmeyecek nitelikte tur operatörleri tarafından, (bir daha maalesef) ucuzun ucuzu turistlere pazarlandıkları için, acaba nereden ne kısıntı yapsak da azıcık kara geçsek diye düşünüp dururlar. Türkiye'nin değil, resmen dünyanın en pahalı şişe suyunu Pamukkale otellerinde içersiniz. Dünyanın en sıcak ve lezzeti kaçmış birasını, dünyanın en sirke olmuş şarabını, belki üç değil ama iki Michelin yıldızlı restoran fiyatına içersiniz oralarda. Her gün 500-800 kişi girer ve çıkar, hatta belki daha bile fazla... Otelin yıpranma katsayısını anlatamam bile... Öyle felakettir... Tabii iş kısıntı yapma durumunda ilerlediği için bu kısıntılar klima sistemi üzerinden de yapılır...Şöyle ki: Akşam saatlerinde normal ve serin üfleyen klima, gece yarısından sonra, siz uyurken, bir anda artık serin üflememeye başlar. Neden mi? Çünkü genel merkezden soğutma sistemi kapatılır ve sadece üflemesi kalır. E peki bu neden yapılır? Çünkü soğutma işlemi için daha fazla enerji tüketilir. Daha fazla enerji tüketimi ise daha yüksek elektrik faturası demektir otel için. Ve otel iki kuruşçuk daha fazla kara geçebilsin diye bunu yapmak zorundadır... Ve siz güzel güzel uyurken, bir anda terlere bulanmış bir şekilde uyanırsınız... Çarşaf vücudunuza yapışmıştır. Gözleriniz bile şişmiştir sıcaktan... Sabahı sabah edersiniz ondan sonra, kolay mı bir daha uyumak o saunanın içinde? Bir de işin daha da kötüsü, ertesi sabah, gece boyunca aynı ıstırabı çekmiş olan gruptan işiteceğiniz lafları düşünür, hiç uyuyamaz olursunuz. Falan filan... Devamı daha da berbat, o yüzden daha fazla yazmayayım...İşte tam da bu yüzden, şu anda oturduğum serin verandanın tadını çıkarıyorum ve bana bunu veren Tanrı'ya şükrediyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Peki verandada oturup ne yapıyorum? Valla, yine ders çalışıyorum. Önümüzdeki ay yine yollara düşüyorum her zamanki gibi. Bu sefer ise istikamet Endonezya! Çok çok heyecanlıyım. İlk defa tur götüreceğim oraya...Yani daha önce Bali'ye gitmiştim ama tabii ki kültür turu konsepti bambaşka, hele bir de FEST'le olunca daha da keyifli. Zaten turun yarısını önceden tanıdığım ve çok sevdiğim insanlar oluşturuyor. Hem de Java, Bali ve Sulawesi adaları var programda. Kültürel anlamda inanılmaz bir deneyim olacak gelenlere. İşte onun için, harıl harıl ders çalışıyorum, bir ton güzel şey öğreniyorum ve bu öğrendiklerimi/derlediklerimi bu sefer turuncu kaplı defterime yazıyorum. Bu sefer turuncu dememin sebebi, aslında her zaman siyah kaplı Moleskine defterler kullanmam. Ama bu sefer, Endonezya'nın renkliliğine paralel bir renk olsun istedim ve geçen yıl erkek arkadaşımın hediye ettiği turuncu defteri seçtim kendime... Endonezya hakkında derlediklerimden ilginç bir seçkiyi belki yarın bloga koyabilirim. Çünkü Endonezya'da gerçekten HER ADA BİR DÜNYA!!! &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4994886009122057816?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4994886009122057816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4994886009122057816' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4994886009122057816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4994886009122057816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/07/tatil.html' title='Verandamdan ...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2242591908949108257</id><published>2010-07-19T23:52:00.003+03:00</published><updated>2010-07-20T00:52:22.354+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Tatil? Okuma Maratonu?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TETI9MXXjHI/AAAAAAAABDE/6pGDPXjz5CY/s1600/begonviller.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5495738398915660914" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TETI9MXXjHI/AAAAAAAABDE/6pGDPXjz5CY/s320/begonviller.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tatil demek okumak demektir benim için. Evet tabii ki biraz deniz, biraz uyku ve güzel yemeğe de hayır demem ama öncelik hep okumaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta İstanbul'dan yola çıkmadan önce evde bir hazırlık yapıp okunacak 37 kitabı kenara ayırmıştım. Bunların çoğu, tatilde okunmak üzere seçip İdefix'ten son haftalarda getirttiğim kitaplardı. Sonra kitapların oluşturduğu yığına bakıp, kendimden utanmıştım. Olacak şey değildi! 20 günlük tatile 37 kitapla çıkılır mıydı? Bunun üzerine ben de oturup, bir eleme yapmıştım; daha doğrusu eleme yapmak zorunda kalmıştım: Bir tür Sofi'nin Seçimi hali! Hangi evladımı kurban edeceğimi bilememiştim uzun süre ama en sonunda 37 kitabın neredeyse yarısını evde bırakmayı başardım. Yani aramızda kalsın, yine de yanımda 20 kitap getirdiğimi söylemek zorundayım ve "Evet Sayın Hakim, Pişman Değilim! Yine Olsa Yine Yapardım"... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Günlük rutinim şöyle:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sabah en erken 09.30 da uyanma, terasta kahvaltı ve gelen gazetelerin özellikle magazin eklerine göz atma...Neden magazin ekleri diye sormayın. Çünkü "gerçek" dünyanın sivri köşeleri artık çok canımı acıtıyor. Hiç olmazsa tatilde kim hangi mayoyu giymiş, kimin selüliti daha çok, kim kaçıncı kere evlendi/boşandı gibi çok ulvi şeylerle dalgamı geçeyim... Kahvaltı sonrası kitap, öğlene doğru havuz veya deniz, öğle yemeği genellikle yok, kısa bir internet molası, Tour de France haberlerine bir bakış, öğleden sonra kitap, meyve ve bol bol çay, akşamüstü havuz veya deniz, akşam yemeği havuz başında sakin, akşam yemeğinden sonra tüm gece kitap ve bilgisayarda posta-facebook kontrolü...Geceyarısı okumaya devam ama gece 01.30 civarı tumba yatak! Bulunduğum yer eller havaya mekanlarıyla ünlü Türkbükü'ne çok yakın ama bir tepenin tam zirvesinde bulunduğumuz için en ufak bir ilgimiz yok aşağıdaki tantanayla. Müzik sadece ipod'umdan seçtiğimiz parçalar: Az önce Chopin Nocturne'ler vardı şimdiyse Loreena McKennitt şakıyor... Evde TV yok, ne mutluluk! Verandada oturmuş, dışarıya taşıdığım ayaklı abajurun tatlı ışığında yazıyorum bunları...Arada gecenin seslerini dinliyoruz. Daha ne ister ki bir insan? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Okuduklarıma gelince:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şu ana dek birkaç kitap bitirdim: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Jean Christophe Grangé'nin son kitabı ÖLÜ RUHLAR ORMANI'nı okudum, bitti ama açıkçası pek beğenmedim. Yani eğer sıkı bir Grangé fanatiği değilseniz, vaktinizi daha iyi şeylere vakfedin derim ben... Yok eğer illa da Grangé okuyayım diyorsanız, eski kitaplarından LEYLEKLERİN UÇUŞU'nu okuyun, olsun bitsin!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Michel Faber'in iki kısa romanını okudum, bitti, çok beğendim:)) Biri, dünyanın en ünlü A CAPPELLA müzik topluluklarından birinin, çok önemli bir konser öncesi, Belçika'daki bir şatoda yaptıkları iki haftalık provanın öyküsü... Müzikle ilginiz varsa, daha çok keyif alacaksınız okurken. İsmi CESARET BEŞLİSİ...Diğer bir kitap ise YÜZDOKSANDOKUZ BASAMAK. O da, bir bacağını Bosna'da kaybetmiş bir genç arkeolog kadının, bir manastır kazısı sırasında yaşadığı, aşk+dostluk+gizem dolu birkaç ayı anlatıyor. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şu anda elimde Ferit Edgü'nün nefis bir eseri var: BİÇİMLER RENKLER SÖZCÜKLER. Resim ve Yazın sanatının beraber okunduğu güzel bir sanat kitabı. Özellikle Almanya ve Avusturya turlarımda müzelerde büyük faydasını göreceğim bir kitap. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sırası gelince diğerlerini de yazacağım. Tabii ki birkaç Enis Batur kitabı da getirdim yanımda her zamanki gibi. Onlarsız çıkmam yola...Ancak hemen söyleyeyim: SEL YAYINLARI'nı takip edin. Nefis kitaplar basıyorlar. Piyasa işi değil hiçbiri ve okumaya kıyamazsınız. Hele GECEYARISI KİTAPLARI serisindeki kitaplar var ya, inanılmazlar gerçekten. Nasıl güzel bir seçki! Evet yaa, iyi aklıma geldi...Saat da geceyarısını geçti zaten. Bu yazıyı burada bitirip kendime güzel bir GECEYARISI KİTABI seçeyim şimdi... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yaşasın TATİL!!!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2242591908949108257?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2242591908949108257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2242591908949108257' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2242591908949108257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2242591908949108257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/07/tatil-okuma-maratonu.html' title='Tatil? Okuma Maratonu?'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TETI9MXXjHI/AAAAAAAABDE/6pGDPXjz5CY/s72-c/begonviller.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-265539507454166898</id><published>2010-07-04T18:13:00.003+03:00</published><updated>2010-07-04T18:36:32.349+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Lance Armstrong Güzellemesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TDClSknCTfI/AAAAAAAABC0/DwXI1RY7JXE/s1600/lance+1.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 290px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5490069684248268274" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TDClSknCTfI/AAAAAAAABC0/DwXI1RY7JXE/s320/lance+1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Kahramanımdır...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Örnek alınası insandır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünyanın en iyi sporcularındandır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnatçıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Selesinin yüksekliğini milimetresine kadar kendi ayarlayacak kadar disiplinlidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünyanın en zorlu spor müsabakası olan Tour de France'ı, 7 defa üs üste kazanarak "gelmiş geçmiş en büyük bisikletçi" ünvanını sonuna kadar hak eden kişidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bütün bedenini sarmış olan kanserle inatla savaşıp, onu yenendir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte o hastalığı sırasında "öldü bu adam artık" deyip kendisini hasta yatağında terk edenlere ve de özellikle eski takımına inat, dünyanın en zorlu yarışını üst üste 7 kere kazanan mucizedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Zaferine inanmayıp onu kötülemek için "Bu adam kanser ilaçları sayesinde dopinglendi" diyenlere "Ben 1 Ocak sabahı Pirenelerde, kar altında antreman yapıyordum; ya siz neredeydiniz?"  deyip, gülüp geçendir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sporu bıraktıktan 3 sene sonra, kanser konusunda farkındalığın arttırılması için yeniden Tour de France'a dönüp, yine de 3. olmayı başarandır. Bir sürü insan bunu hayal bile edemez üstelik! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2010 senesinin aktif spor yaşamındaki son yılı olduğunu, 4 çocuğuna ve eşine daha fazla zaman ayırmak istediğini söyleyen yüce insandır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çok da yakışıklıdır üstelik...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Severim, sayarım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2010 Tour de France'da başarılar diliyorum. O'nu podyumda görmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-265539507454166898?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/265539507454166898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=265539507454166898' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/265539507454166898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/265539507454166898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/07/lance-armstrong-guzellemesi.html' title='Lance Armstrong Güzellemesi'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TDClSknCTfI/AAAAAAAABC0/DwXI1RY7JXE/s72-c/lance+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-6409258919221466266</id><published>2010-07-02T20:36:00.006+03:00</published><updated>2010-07-02T21:24:37.970+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Kitaplar, Kitaplar... Naçizane Tavsiyeler...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yeni kitaplarım geldi. Tatilde okunacakları hazırlıyorum şimdiden. İnternetten araştırıyorum, buluyorum, işaretliyorum ve satın aldıktan sonraki o iki üç gün var ya, nefis bir bekleme sürecine giriyorum. Ha geldi, ha gelecek... İçinde ne olduğunu bilmeme rağmen, o paketi açma anı var ya, işte o inanılmaz! En sevdiğim an... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu seferki paketten çıkanlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Can Yayınları, Gerilim serisine başlamış. Ben bilmiyordum ya da farketmemişim geçen haftaya dek. Jasper Kent'in ONİKİ isimli bir romanını aldım. Napolyon'un 1812 yılında Rusya'ya yaptığı büyük sefer sırasında yaşananları anlatan, enteresen bir eser. Bütün Rus şehirleri yenilmiştir ve sırada da imparatorluğun kalbi Moskova vardır. Moskova'yı korumak için son çare olarak, sadece geceleri ve yalnız başına savaşan 12 efsanevi savaşçı çağrılır... ve olaylar zinciri böylece başlar. Tarih ve gizem iç içe...Biraz sayfaları karıştırdım, heyecanlandım...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Jean Christophe Grangé'den ÖLÜ RUHLAR ORMANI diğer bir kurgu roman... Gerilim kitaplarının, LEYLEKLERİN UÇUŞU'ndan beri sevdiğim ve hepsi olmasa da bir çok kitabını okuduğum ustası Grangé, bu sefer de gerim gerim gereceğe benziyor beni. Yalnız başınayken hayatta okuyamam ben bu tip romanları. Zaten gerilim filmlerini de hiç seyretmem ama bu adamın yazdıklarını merak ediyorum. Haa bu arada, eğer LEYLEKLERİN UÇUŞU'nu okumadıysanız, bu yaz kendinize bir iyilik yapın ve mutlaka okuyun...Evet kitap bir "çok satar" olabilir ve evet edebiyat açısından çok çok parlak da olmayabilir ama fikir ve kurgu açısından MÜKEMMEL bir macera/gerilim kitabı...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Diğer bir kitap ise, İş Bankası Yayınları'ndan çıktı. Geçen seneden beri listemde ve aklımdaydı. Sonunda getirttim: Thierry Zarcone'un yazdığı YEŞİMTAŞI YOLU. İpek Yolu'yla paralellik taşıyan, Türkistan'da çıkarılıp Çin'de satılan yeşimtaşının izlediği yolun  hikayesini anlatıyor kitap. Yeşimtaşı, hepimizin bildiği gibi Çin'de hem dini hem de siyasi önem taşır ve YANG ilkesinin en kusursuz simgesidir. Yeşimtaşı'nın merkeze alındığı bu güzel kitapta kentler, vahalar ve seyyahların öyküleri var...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben kitap alırım da, içinde Enis Batur'um olmaz mı? Piyasada bulamadığım bazı kitapları nihayet buldum ve daha yeni olanlarıyla birlikte getirttim:&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KARA MİZAH ANTOLOJİSİ: Müthiş bir derleme...Ancak Enis Batur böyle bir şeye kalkışırdı herhalde...Ve de kitabı basanlar da en az Batur kadar deli olmalılar. Nefis nefis...Kitapta kimler yok ki? Marquis de Sade'dan, Neyzen Tevfik'e, Orhan Veli'den Edgar Allan Poe'ya, Aziz Nesin'den Samuel Beckett'e bir geçit resmi ki, kelimeler yetmez! Bulun, alın, okuyun ve kitaplığınızda her zaman yakın bir yerlerde tutun.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;CÜZ, KIPKISA METİNLER ise bir başka Enis Batur şahseri...Bazı metinler tek cümle, hatta bazıları ise tek KELİME!!! Dil cambazlığı ve kıvrak zeka bir araya gelince, işte bu kitaplar çıkıyor ortaya...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir diğer  Enis Batur kitabı ise BAŞKALAŞIMLAR XXI-XXX... Deneme-temrin-eleştiri-eskiz hepsi bir arada. Ve tabii ki görsel pek çok malzeme...Bayılıyorum, bayılıyorum...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben bir kitap yazarsam ŞEHR'ENİS gibi olur. OKUYUN! Gezi kitabı değil, tam da benim yazmayı hayal ettiğim gibi gezi denemeleri. Kısacık, ama "anlayana sivrisinek az" tadında gezi yazıları. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şu sıralarda, bir başka sevdiğim yazarın kitabını okumaktayım: Selçuk Altun'dan KİTAP İÇİN... Selçuk Altun, bence yurdumuzun tartışmasız en iyi yazarlarından biri. Sığ ve tatsız olana dimdik karşı çıkıyor. Entelektüel birikimi o kadar yüksek ki, çoğunluğa fazla gelebileceğini/geldiğini adım gibi biliyorum ama okunmazsa olmaz yazarlardan...Eğer hiç okumadıysanız hemen alın: ANNEMİN ÖĞRETMEDİĞİ ŞARKILAR, SENELERCE SENELERCE EVVELDİ, YALNIZLIK GİTTİĞİN YOLDAN GELİR, BİR SEN YAKINSIN UZAKTA KALINCA... İnanın müthiştir ve üstelik okurken bir ton şey öğrenirsiniz. "Has edebiyat" okumuş olursunuz...Kitabın fonunda hep bir müzik vardır sanki, öyledir resmen... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Az sonra yeniden internette kitap alışverişi yapacağım. Yeniler gelince onları da yazarım. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haa bu arada bir soru: İHSAN OKTAY ANAR nerelerde kaldı? SUSKUNLAR'dan sonra büyük bir SUSKUNLUK içinde de...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-6409258919221466266?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/6409258919221466266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=6409258919221466266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6409258919221466266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6409258919221466266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/07/kitaplar-kitaplar-nacizane-tavsiyeler.html' title='Kitaplar, Kitaplar... Naçizane Tavsiyeler...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2945473896421492435</id><published>2010-06-28T14:43:00.006+03:00</published><updated>2010-06-28T15:38:08.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gürcistan'/><title type='text'>Batum</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW9jRcccI/AAAAAAAABCs/u0MaksUi-4Y/s1600/batumi2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5487802130135544258" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW9jRcccI/AAAAAAAABCs/u0MaksUi-4Y/s320/batumi2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW8ykfNoI/AAAAAAAABCk/RQQM4IWe5hA/s1600/batum+sahil.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5487802117062080130" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW8ykfNoI/AAAAAAAABCk/RQQM4IWe5hA/s320/batum+sahil.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW7QvzwuI/AAAAAAAABCM/9xPZNIFpePk/s1600/batum1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5487802090802889442" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW7QvzwuI/AAAAAAAABCM/9xPZNIFpePk/s320/batum1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uçak adeta denize iner gibi indi Batum'a. Hava Türkiye'deki sağanaklar ve gri gökyüzünden sonra, beklenmedik derecede parlak geldi gözüme. Belki de hep Karadeniz kapalı olur fikrim vardı da etrafı güneşli görünce, daha da fazla etki yaptı bana, bilemem... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;THY uçağında hem Batum hem de Hopa yolcuları vardı ama işin en komik yanı, iç hat yolcularının da dış hat yolcularıyla beraber, aynı uçakla, yurtdışındaki bir havalimanına inmiş olmalarıydı. Şimdi olay şöyle oluyor: Diyelim ki siz BATUM'a gitmek istiyorsunuz. O zaman Atatürk havalimanında dış hatlar terminaline gelip, dış hat olarak yaptırıyorsunuz işleminizi ve pasaport kontrollerinden falan geçip, yurt dışına uçuyorsunuz. Bindiğiniz uçak da THY Batum seferi oluyor...Biletinizi de dolar üzerinden hesaplanarak, dış hat olarak satın alıyorsunuz. Ya da diyelim ki siz HOPA'ya gitmek istiyorsunuz. O zaman iç hat Hopa biletinizi satın alıyorsunuz, iç hatlar terminaline gidiyorsunuz, pasaport masaport yok, Hopa uçağına biniyorsunuz...Hem Hopa hem de Batum yolcuları aynı uçakta buluşuyorsunuz ve beraber Batum'a uçuyorsunuz...Geldiniz Batum'a...Batum'da kalacaksanız eğer, pasaportunuzla pasaport kontrolüne giriyorsunuz ve Gürcistan'a giriş yapıyorsunuz...Yok eğer Hopa'ya gidiyorsanız, o zaman pasaport kontrolü falan yok, hemen uçaktan iner inmez, bir görevli "Hopa yolcuları bu tarafa" diye sesleniyor, apronun kıyısına yanaşmış olan bir HAVAŞ otobüsüne bindiriliyorsunuz ve aynen yarım saatte, sınırdan falan da kontrolsüz geçerek, Hopa'ya gelmiş oluyorsunuz... Durumu çok komik bulduğum için yazayım dedim...Zaten Batum ve civarı Türkiye gibi, Türkçe yazılar her tarafta: Türk marketleri, Türk tırları ve Türk markaları her yanı doldurmuşlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Batum subtropikal iklimi ile yumuşacık bir Karadeniz kenti. Yaklaşık 150bin nüfusu var. Şehir Gürcistan'ın bağımsızlaşma sürecinde kaybettiği turizm potansiyelini yeniden geri kazanma çabasında. Eskiden, SSCB zamanı, Karadeniz sahilinin en gözde tatil yörelerindenmiş. Sonra, özellikle Başkan Shevardnadze'nin beceriksiz yönetimi sırasında yaşanan iç savaş sebebiyle, turizm falan kalmamış ülkede. 2000 yılında TAV, Batum havalimanını inşa etmiş. 2004'de Shevardnazde gidip yerine, o zaman 35 yaşındaki Başkan Saakashvili geçmiş. Alınan kararlar neticesinde, Batum'un yeniden turizm merkezine dönüştürülmesi için ne gerekiyorsa yapılmaya başlanmış. Batum her ne kadar henüz uluslarası nitelikte otellere sahip değilse de, bütçesi kısıtlı olan ülke halkı ve komşu Ermenistan halkına, iyi bir tatil alternatifi yaratmış. Bu sene, 4 ay önce, Sheraton Batum açıldı...Bir Türk Holdingi tarafından inşa edilen otel, bence nefis olmuş. Kullanılan malzeme, dekorasyon, oda kalitesi, nefis kahvaltısı, Gürcü şaraplarının en kalitelilerini sunan şık restoranları ile, bir hafta sonunu geçirmek için bence çok iyi bir seçenek. Batum'un denizi, benim gibi Egeseverlere göre yüzmek için çok parlak değil ama yine de uzun sahil boyunca yürüyüş yapmak, nefis parklar ve bahçeler sayesinde çok keyifli olabilir. Günbatımı nefis...Güneş denize batıyor...Harikulade manolya ağaçları geniş bulvarları süslüyor. Batum'un eski mahallelerindeki eski binaların her biri aslında bir mücevher... Aralarında yürümek ve detaylarını incelemek bir iki saatinizi rahatlıkla alır. Batum'da neler yapılır sorularına cevaplar:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adjara Devlet Müzesi'ni gezin. Hem arkeolojik hem de etnografik olarak pek çok ilginç bilgi edineceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Resim ve Heykel severleri Batum Devlet Sanat Müzesi'ne yönlendirmek lazım.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Batum'un en önemli ve büyük ibadet yeri olan Kutsal Meryem Katedrali'ne gidip, Gürcistan SSCB'den ayrıldıktan sonra yeniden ibadete açılan kilisenin yenilenen modern vitraylarını görün. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Batum şehir merkezinin biraz dışında yer alan büyük botanik bahçesini görün. SSCB döneminde de bütün Sovyetlerin en büyük botanik bahçesiymiş. En az bir saatlik yürüyüş bence şart!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ülkemizden doğan Çoruh nehrinin denize döküldüğü yeri görün ve deltasındaki kuş cennetinde yürüyüş yapın.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gonio Kalesi'ni gezin. Osmanlı döneminde kalenin duvarlarının üzerine, Türk tipi ilaveler yapılmış. Bir de içinde hamamla cami varmiş ama bugün hiçbii görülmüyor. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adjara Dağları'na doğru gidip, geleneksel Gürcü köylerinin arasında dolaşın. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gürcü şaraplarını tadın ve Gürcü mutfağının bence en lezzetli ürünü olan cevizli sosa ekmek bandırın...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akşam saatlerinde, renkli ışıklarla ve müziklerle danseden fıskiyeli çeşmelerin şovlarını kaçırmayın.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hareketli Batum limanının kıyısındaki kafelerde oturup, limana giriş çıkış yapam gemilerin manevralarını seyredin. Zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu barada ADJARA'ya Türkler Acaristan diyorlarmış...Çok hoşuma gitti...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir hafta sonunu değişik bir yerde geçirmek isterseniz, Batum hemen şuracıkta... Yalnız bence, paraya azıcık kıyın ama mutlaka Sheraton'da kalın... Hem TAV'ın havalimanı hem de Sheraton oteli Batum'da büyük katmadeğer yaratmış durumda...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2945473896421492435?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2945473896421492435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2945473896421492435' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2945473896421492435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2945473896421492435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/06/batum.html' title='Batum'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCiW9jRcccI/AAAAAAAABCs/u0MaksUi-4Y/s72-c/batumi2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-784479994140760986</id><published>2010-06-24T21:33:00.006+03:00</published><updated>2010-06-24T22:35:38.460+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Ege Notları Haziran 2010 Bölüm 2 / Karaburun ve Ildırı</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCOyqVs9NTI/AAAAAAAABB8/ZUlqcIvmJD0/s1600/%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1da+g%C3%BCnbat%C4%B1m%C4%B1.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486425211517351218" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCOyqVs9NTI/AAAAAAAABB8/ZUlqcIvmJD0/s320/%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1da+g%C3%BCnbat%C4%B1m%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Adayı özlemişim...Şöyle saat mefhumu olmadan oturup sohbet etmeyi özlemişim. Amma da güldük yahu! Didi, Şebo ve ben:)) Güzel oldu vesselam... Canım Heybeli!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçenlerde başladığım Ege turunun notlarına devam etmek istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Erkek arkadaşımla yolda olmaya, uzun uzun gitmeye bayılıyoruz. Arabamız yok, İstanbul'da da kullanmıyoruz zaten. Toplu taşıma ile her yere gidip geliyoruz. Şık ve topuklu olmam gerektiğinde de bütün taksiler bizim nasıl olsa. Dolayısıyla, seyahate çıktığımızda da, hemen bir araç kiralıyoruz, ondan sonra da gel keyfim gel...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen haftalarda yaptığımız son Ege seferinden, yine çok etkilenerek dönmüştük. Bir çok güzel yer görmüş ve bir kere daha memleketimizin zenginliklerine hayran kalmıştık. Labranda'yı daha önce anlatmıştım. Şimdi ise biraz Çeşme Yarımadası'nda gördüklerimizi anlatmak istiyorum:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bence Türkiye'nin batısında, bu kadar vahşi manzaralar görmeyi, herhalde kimse beklemiyordur. Ben seneler evvel rahmetli anneciğimle, Mayıs başında, Karaburun'a gittiğimizde, burası Türkiye'nin İzlanda'sı demiştim. O kadar ıssız ve o kadar el değmemiş duruyordu zira. Hele turizm sezonu henüz açılmamış olduğundan kimsecikler de olmadığı için, bazı yerlerde uçan kuşa dahi rastlamamıştık. Aradan 9 sene sonra yeniden aynı coğrafyaya gittim. Epeyi değişmiş ama yine de hala bazı çok ıssız yerler yok değil. Hele yarımadanın batı kıyıları o kadar etkileyici manzaralara sahipti ki, gözlerimize inanamadık. Denizden dimdik yükselen kıyılar, birkaç yüz metreye ulaşıyor ve karşıda dizili Yunan adaları, taş atsak gidermiş gibi yakın görünüyorlar. Önce Balıklıova, Mordoğan ve Karaburun tarafını geçtik. Siteler siteler ve siteler...Her yer işgal altında!!! Doğa bir harika ama biz insanoğlu nefes alacak bir yer bırakmıyoruz ki! Yine de Foça manzaralı bir tepe üzerinde, Akburun'da, denize karşı çay molası verdiğimizde, karşımızda açılan manzara bütün acı duygularımızı sildi süpürdü. Ardından arabamıza atlayıp Karaburun kasabasından Bozköy, Hasseki hattına uzandık. Hasseki yamaca yaslanan müthiş taş evleri ile, nefis fotoğraflar verdi bize.... Sonra Kömür Burnu ve Kara Burun'dan devam ederek, yarı terkedilmiş Salman köyüne ulaştık. Beklenmedik derecede büyük ve taş işçiliği ile zengin bir eski camisi vardı köyün. Bir yaşlı karı koca el ettiler, durduk. Sandık ki bir sıkıntıları var. Meğer Osman'ı fotoğraf çekerken görünce, poz vermek istemişler...Çektik tabii ve karşılığında bize bahçelerinden toplanmış taze salatalık verdiler. Bu yarımadanın çevresini dolanırken, manzaralar, özellikle Karaburun kasabasından sonra, bu hat üzerinde, inanılmaz oluyor. Gerçekten İzlanda gibi...Bu coğrafyanın en önemli özelliği, yarımadanın tam ortasında neredeyse 1300 metrelere ulaşan sarp dağların olması. Dağların arasında da derin kanyonlar var. Özellikle baharın ilk aylarında yamaçlar coşuyor ve hayatımda görmediğim çeşitlilikte çiçekler doluyor her yere...Olağanüstü...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O akşamüstü gün batarken Anzak Burnu'nu geçip Kiraz Burnu yakınlarından yola devam edip, en sevdiğim yerlerden biri olan Ildırı'ya geldik. Nefis bir otelcik bulduk ve hemen yerleştik. Ildırı Antik Hotel. Melek Hanım sahibi... Eşi, çocukları, kayınvalidesi ve annesi hep birlikte çalışıyorlar ve bundan fazlasını anlatsam da yetmez, bence yaşanması lazım ... Gece aç ve yorgunduk. Hemen bize şahane bir enginarlı mantı pişirdi. Yedik ve güm diye yattık...Ertesi gün ise pırıl pırıl bir Ege sabahına uyandık. Melek Hanım bize bir kahvaltı masası donattı ki, anlatamam... Çeşit çeşit peynirler; bahçeden toplanmış mis kokulu domatesler, zeytinyağlı ve kekikli; zeytinler, birkaç çeşit; yumurta, rafadan, içi turuncu; kızarmış köy ekmeği; otlu gözleme, ruhunuzu teslim etmek için; harbi bal; ev yapımı reçeller ve karşımızda üzerine adacıklar serpiştirilmiş gibi duran masmavi bir deniz... Tabii demleme çay eşliğinde:)) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ildırı bence Çeşme yarımadasında, kafa dinlemek için kalınacak en iyi yer. Köy sit alanı ve eski Erythrai kentinin üzerinde yaşıyor. Tepere antik akropolün kalıntıları var. Bir eski tiyatro, mübadeleye kadar kullanılmış olan büyük kilisenin kalıntıları ve en az 3000 yıllık bir tapınak duvarı. Muhtemelen Giritliler tarafından yapılmış o duvarın kalıntıları bana İnka taş işçiliğini hatırlattı. İnanılmazdı ve Türkiye'de başka hiç bir yerde böylesini görmemiştim... Eminim vardır da ben görmedim şimdiye kadar... Tabii bütün bu zenginliğe eşlik eden olağanüstü bir manzara...Yemyeşil adacıklar ve masmavi br deniz... Osman yüzlerce kare fotoğraf çekti, ben etrafı seyrettim doya doya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aynı gün Çeşme yakınlarındaki diğer meşhur yerlerden de geçtik ama hiçbiri Ildırı'dan aldığımız tadı veremedi bize. Yine de söylemem gereken bir şey var: Çeşme çok nezih, çok düzeyli ve ferah bir tatil bölgesi. Ilıca, Aya Yorgi ve Alaçatı inanılmazzzzz...Bodrum modrum palavra artık! Umarım buraları daha fazla büyümez, kalabalıklaşmaz. Zira ben 9 yıl önce Alaçatı'ya gittiğimde, in cin top oynuyordu şimdi ise bütün sokaklar restorana dönüşmüş durumda. Her yer Asmalımescit olmuş!!! Farkettim ki Alaçatı'lı işletmeler birlik içinde çalışıyorlar, örneğin hiç bir yerde plastik sandalye falan yok ama yine de ARTIK YETER!!! Bundan fazlası FAZLA olur! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, Ege notlarımın ikinci bölümü de böylece bitsin. Devamını Gürcistan'dan dönünce yazarım. Canım Ege! Keşke hayatımın bir bölümünü oralarda geçirebilsem, ne güzel olurdu!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-784479994140760986?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/784479994140760986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=784479994140760986' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/784479994140760986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/784479994140760986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/06/ege-notlar-haziran-2010-bolum-2.html' title='Ege Notları Haziran 2010 Bölüm 2 / Karaburun ve Ildırı'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCOyqVs9NTI/AAAAAAAABB8/ZUlqcIvmJD0/s72-c/%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1da+g%C3%BCnbat%C4%B1m%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3329363929014759864</id><published>2010-06-22T22:17:00.006+03:00</published><updated>2010-06-22T23:35:11.733+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Saramago, İlhan Selçuk ve Şehitler</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 312px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485696982683737410" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCEcV15L3UI/AAAAAAAABBs/aMZVC4n6oB4/s320/jose-saramago.jpg" /&gt; Jose Saramago&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 291px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485696985599523570" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCEcWAwXOvI/AAAAAAAABB0/r6S-LUjZZkI/s320/ilhanselukyl3.jpg" /&gt; İlhan Selçuk ve Oktay Babam &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İtalya'dan geçen gün döndüm. Verona'daydım ve memleketin acayipliklerinden uzak olmak hoşuma gitmişti yine. Üstelik akşamları da müzikle avutuyordum gönlümü. Yanımda tatlı insanlar ve can dostlar daha da anlamlı kılıyordu herşeyi. Yine de beni çok üzen bir haberi İtalya'dayken aldım: Jose Saramago ölmüştü!!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bilenler bilir, Jose Saramago'nun kalbimdeki yeri apayrıdır. Lizbon'da Portekizce öğrenirken, ilk bir ayın sonunda, kentin tam merkezindeki büyük bir kitabevine girip, "Bana ne önerirsiniz" dediğimde, Saramago'nun bir kitabını tutuşturmuşlardı elime... Mutlu mesut alıp çıkmıştım kitabı ve heyecanla eve gelip, okumaya oturmuştum. Ama ne mümkün??? Her bir cümle bir sayfaydı... Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan, metaforlarla dolu cümleler vardı ve ben kelimenin tam anlamıyla kan ter içinde boğuşuyordum kitapla. Bir aylık Portekizceyle olur mu bu iş??? Sonunda pes edip, bir beyaz dizi satın almış, rahata ermiştim... Neredeyse sözlüğe bile gerek olmadan okumuş bitirmiştim o saçma sapan kitabı... Saramago'nun tuğla kalınlığındaki yapıtını da, kitaplıktaki nadide eserler bölümüne yerleştirmiştim. Aradan aylar ve hatta seneler geçip de ben Portekizceye gittikçe daha hakim olmaya başladığım dönemlerde, o kitabı alıp okudum ve Saramago'nun başka eserlerini de kendi lisanından okuma şansına eriştim. Sonra aradan çok seneler geçti. Saramago Nobel aldı ve ülkemizde adı daha fazla söylenir hale geldi. Bunun üzerine can dostlarımdan biri olan Saadet Özen -ki kendisi ülkemizin en yetkin çevirmenlerinden biridir- Saramago'nun bir kitabını çevirmeye oturdu. Ben de o süreçte, kendisine eser miktarda yardımlarda bulundum. Sonra yine seneler geçti ve bir gün bana Saadet'ten şöyle bir haber geldi: İkocum, Saramago'yla sohbete ne dersin? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ne mi derim??? Ne mi derim??? ALLLAAHHH derim!!!! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ve bir öğleden sonra, Pangaltı'daki Ramada otelde, en üst kattaki suite odalardan birinin salonunda, Jose Saramago'yla, bir saatten fazla sohbet ettik. Hayatımda tanışma fırsatı bulduğum en etkileyici adamlardan biriydi. Ben tanıdığımda seksen yaşını çoktan geçmişti ama hayatımda gördüğüm en zarif ellere ve delip geçen, zeki bakışlara sahipti. Portekizcemi çok beğenmişti. Sadece üç ayda öğrenmiş olduğuma hiç inanmamıştı. Ben de bundan müthiş gurur duymuş, kendisine, Lizbon'daki kitabevinden satın aldığım o meşhur kitabın hikayesini anlatmıştım. Çok ama pek çok gülmüştü...Ahh çocuk, demişti, sen delirdin mi? Beni Portekizlilerin bile yarısından çoğu anlamıyor, sen bir aylık Portekizceyle mi anlamaya kalkıştın demiş, biraz da dalgasını geçmişti...Sonra da, yanaklarımdan öpmüş, bir kitabını imzalamış ve bizi kapıya kadar geçirmişti. Hayatımdaki en özel günlerden biridir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte bu yüzden, geçen hafta Verona'dayken, Portekiz televizyonunu açtığımda, bir de ne göreyim? Saramago ölmüş! O kadar çok ağladım ki, anlatamam...Sanki ailemin uzaktaki bir ferdi ölmüş gibi hissettim...Sanki uzak bir amcam, bir dayım...uzun zamandır görmediğim dedem... Resmen böyle hissediyordum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üzgünüm ama Saramago ile tanıştığım, konuştuğum için çok mutluyum. Benim için hep müthiş bir anı olarak kalacak. Dünyaya renk katan, bilgelik katan olağanüstü bir adamdı. Yılmaz bir komünist, can sıkacak kadar eleştirel bir aydın, bir yanı ateist ama bir yanı müthiş hümanist... Eşi benzeri bulunmayan ve uzun bir süre de bulunamayacak bir insandı. Yaktırdı kendini... Küllerinin bir kısmı doğduğu yere bir kısmı da sevgili karısı Pilar'la yaşadığı ve öldüğü Lanzarote'ye serpildi. Tam onun stediği gibi...Bir röportajında, "Sadece bir taş olsun, insanlar gelip o taşa çiçek bıraksınlar... Bıraksınlar ki unutulup gitmediğimi anlayayım" demişti...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ahh Saramago! Nasıl unutabilirim ki seni? Sen benim Portekizcedeki ilk aşkımsın...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu kaybı sindiremeden, bir başka aşkım daha gitti: İlhan Selçuk! Siyah dik yakalı kazağı içinde, her zaman son derece yakışıklı, karizmatik ve pırıl pırıldı. Konuşmalarını dinleyeceğim diye, salon salon dolaşmışlığım vardır. Yazıları, kitapları genç yaşlarımdan beri mütevazı kitaplığımda dururlar. İlk olarak Ziverbey Köşkü'nü almıştım, sonra Japon Gülü ve ardından da diğerleri gelmişti, hatırlıyorum... Pürlen kardeşimin vasıtasıyla, mesafeli "İlhan Selçuk" söyleminden, ailevi "İlhan Abi" ye geçmiştim. Elmadağ Meyhanesi'ne gelirdi sık sık. Oktay Baba'mın anma günlerindeki en önemli, konuşmacıydı hep. Ağzından çıkan her sözün bir ağırlığı vardı. Her kelime bir ton ağırlığındaydı...Boşa konuşmaz, atıp tutmaz ve laf olsun diye söylemezdi hiçbirşeyi... Yazıları mermi gibi, tam onikiden vururdu hep... Kısa ama satır araları dopdolu idi her köşe yazısı. Böyle bir birikim, böyle bir analitik değerlendirme yeteneği ve sonrasında herşeyi sentezleyip, ortaya dökme yoktu! Tekti, biricikti, eşsizdi..Maalesef kardeşi Turhan Selçuk'un kaybından sonra bir daha tam düzelemedi. Boşluk dolmadı içinde... Olmadı, tek başına dayanamadı...Sonunda gitti kardeşinin yanına...Eminim iki kardeş buluştular yukarıda. Şehit haberleriyle ağlayan memlekete bakıp bakıp iç geçiriyorlardır eminim. Biz senelerdir anlattık ama anlamadı bu sivri akıllı, asil ve necip Türk halkı diyorlardır ama içleri yanıyordur gencecik ölüp gidenlere...O gençlerle de buluşmuşlardır yukarıda aslında. Hep beraber seyrediyorlardır belki de aşağıdaki durumu... Saramago, Selçuk ve diğerleri... Dünyaya anlatamadık derdimizi diye hayıflanıyorladır...Ama heyhat! Artık çok geç... Gidenler gitti, biz kalanlarda da umut yok...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3329363929014759864?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3329363929014759864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3329363929014759864' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3329363929014759864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3329363929014759864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/06/saramago-ilhan-selcuk-ve-sehitler.html' title='Saramago, İlhan Selçuk ve Şehitler'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TCEcV15L3UI/AAAAAAAABBs/aMZVC4n6oB4/s72-c/jose-saramago.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8547043835941940305</id><published>2010-06-16T20:48:00.009+03:00</published><updated>2010-06-24T22:18:35.184+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Ege Notları Haziran 2010 Bölüm 1 / LABRANDA</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TBksJ93uavI/AAAAAAAABBk/1EVVcPUINtg/s1600/_DSC0215.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483462571039025906" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TBksJ93uavI/AAAAAAAABBk/1EVVcPUINtg/s320/_DSC0215.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Milas'tan vurduk dağ yoluna. Hava aşağıda kavururken, yukarıya çıktıkça rahatladı ortalık. Sonra bir anda bulutlandı gökyüzü ve içimden ohh dedim, keşke şöyle bir yağmur indirse... Kıvrıla büküle vardık tepeye, bulutlar inmişti çam kokulu yamaçlara... Arabayı yolun kıyısına park ettik, ne bir ses ne bir nefes! Bir tek biz vardık, bir de şakıyan kuşlar. Üşüdüm ve kot montumu geçirdim sırtıma, hatta boğazıma pamuklu fularımı bile attım. Çam kokusunu içime çektim, ciğerlerime doldurdum. Yenilendiği apaçık belli olan tabelayı okudum yüksek sesle: LABRANDA! Tahta çitin önüne geldik, kapıyı açıp, iteleyerek girdik içeri. Metruk bilet kulübesine doğru yönelmiştik ki, tepeden bir ses çalındı kulağımıza: Orada kimse yok, siz böyle gelin! Başımızı çevirip baktığımızda, kara kaşlı, kara bıyıklı ve ufak tefek bir adamla göz göze geldik. Gülümsüyordu...Bir de eliyle yürümemiz gereken hattı gösteriyordu yukarıdan. Yürüdük. Dorik Ev, Kilise, Balık Havuzu derken Devler Merdiveni'ne ulaştık. Yukarıya doğru tırmanan gepgeniş basamaklardan yavaşça çıkıp, kara kaşlı-kara bıyıklı adamın yamacına vardık: ALİ! Bekçisiymiş oranın...Otları kesmiş yeni, ama bu sene çok yağmur olduğundan ne kadar da kesse, hemen yeniden ot bitiyormuş her yandan... Yalnızmış orada görevli olarak ama yanında ailesi varmış Allahtan... Karısı GÜLSÜM ve yeni doğmuş bebekleri EMİNE...Tanıştık...EMİNE uykucu bir bebek, GÜLSÜM ise adı gibi gül yüzlü ve tatlı huylu bir kadın. ALİ gezdirdi bizi her tarafta. Tören yemeklerinin yendiği anıtsal boyutlardaki ANDRON'ları, kayalara oyulmuş mezarları, dev bir yarıktan inen kutsal suyu ve pınarı, kral saraylarını, Zeus Tapınağı'nı gezdik, fotoğrafladık. Hava iyice serinledi bu arada ve tam en tepedeki kaya mezarlarına varmıştık ki, inceden inceye yağmur atıştırmaya başladı. Dağların ardından gelen gökgürültüsü sesleri pek yakında bu hafif yağmurun, hararetli bir sağanağa dönüşeceğini haberliyordu sanki. Nitekim çok geçmeden bir çatırtı koptu tepemizde...Yıldırımlar inmeye başladı etrafımıza. Hayatımda hiç böyle yakından hissetmemiştim bunları...Ali, "Hadi bize gidelim, Gülsüm çay koyacaktı" dedi... Tepeden olabildiğince hızlı bir şekilde inmeye çalıştık...Eve yaklaştığımızda, endişeli bir yüzle bizi kapıda bekleyen Gülsüm'ü gördük...Zavallıcık yıldırım üzerimize düşmüş zannetmiş...Eve girdik: Tek göz bir oda...Elektrik yok...Su yok... Bir duvarın içine oyulmuş küçük bir şömine-ocak tek ışık kaynağımız... Odanın tam orta yerinde evin küçük prensesinin beşiği...Zaten tek mobilya da o... Geri kalanlar ik, üç ince kilim, üzerinde oturulmaktan iyice incelmiş sedirler, perde gerilerek gizlenmiş plastik raflarda bir iki ufarak tencere, bir kaç tabak, illa da ince belli cam çay bardakları...Ufacık pencereden yağmuru ve yıldırımları seyrettik. Çay içtik. Sohbet ettik. Ali'nin İngilizce sözlüğü vardı pencere içinde. Öğrenmeye çalışıyormuş. Hatta sordu: Bekçi nasıl deniyor? Biz "guard" dedik...Yok dedi, sözlükte başka şey buldum ben: Watchman...Yaklaşık bir saate yakın oturduk o tek gözlü evde. Konuştuk, çay içtik, Emine uyanınca onunla azıcık oynadık. Karı kocanın tek eğlenceleri oymuş zaten...E nasıl olmasın ki? Ne elektrik var, ne televizyon, ne internet...Dağın tepesinde, çam ormanlarının içinde üç kişicik! 2010 Türkiye'sinin bir ören yeri bekçisi...Yüreğimizi bıraktık onların o tek gözlü evinde. Her akşam, hava kararmaya yüz tuttuğunda artık hep Ali'yi, Gülsüm'ü ve Emine'yi düşünüyoruz, anıyoruz... Acaba Milas Müze Müdürü düşünüyor mudur kendisine bağlı bu ören yerinin gariban bekçisini? Peki ya diğerleri? Acaba Kültür Bakanı'nın haberi var mıdır Ali'den mesela? Olmayabilir zira Ali'nin maaşını orada kazı yapan İsveç ekibi yatırıyormuş senelik olarak ve her ay başı Ali, Milas'a gidip müze müdürünün onayı ile parasını çekiyormuş... Milas'a sadece 14 km uzakta. Hemen yanıbaşından elektrik hattı geçiyor. Biraz daha ötede Ortaköy var, orada elektrik de var ama Labranda ören yerinde yok... Ama bu ailecik, orada gece gündüz bekliyor...Ali otları kesiyor, temizliyor, gelenleri karşılıyor ve onlara rehberlik yapıyor. Yabancılar sorduklarında da cevap veriyor. I AM WATCHMAN!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8547043835941940305?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8547043835941940305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8547043835941940305' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8547043835941940305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8547043835941940305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/06/ege-notlar-haziran-2010-bolum-1.html' title='Ege Notları Haziran 2010 Bölüm 1 / LABRANDA'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/TBksJ93uavI/AAAAAAAABBk/1EVVcPUINtg/s72-c/_DSC0215.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8759874003000838640</id><published>2010-05-27T20:52:00.004+03:00</published><updated>2010-05-28T00:35:29.521+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Balkanlar'a Doğru</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yarın yine yollardayım: Bu seferki rota Balkanlar! İki gün önce Hırvatistan'dan döndüm ve bir kere daha Adriyatik sahillerine vuruldum ama şimdi sırada bambaşka bir duygu seli var... Rumeli!&lt;br /&gt;İlk defa geçen yıl yapmıştım bu rotayı ve her gün içim sızlamıştı gezerken. İnanılmaz bir tarih dokusu var oralarda ve insan ne yapacağını şaşırıyor. Osmanlı orayı tam anlamıyla memleket benimsemiş ve bir sürü yatırım yapmış. Hiç düşünmemiş ki bir gün elinden kayıp gidiverecek! Ama maalesef, aymazlıklar ardı ardına eklenince, en gitmez sanılan yerler sadece bir sene içinde elimizden gidivermiş işte! İşin acı tarafı, aynı oyunun 2000'li yıllar versiyonu oynanıyor ve hala aynı aymazlık sürüyor Türkiye'de. Parçalanıp bölünmek üzereyiz ve en elimizden gitmez sandığımız yerlerde, sular ısınıyor uzun zamandır. Bir yanda Diyarbakır, diğer yanda yeni yazıldığı şekliyle WAN!!! Pes be kardeşim! İnsan hiç mi ders almaz tarihinden!!! Almıyormuş işte demek ki, alamıyormuş!&lt;br /&gt;Bir kere daha oralara gidip, bunları düşüneceğim. Bir kere daha içim sızlayacak ama olsun! Oralarda olmak yine de çok keyifli olacak...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8759874003000838640?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8759874003000838640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8759874003000838640' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8759874003000838640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8759874003000838640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/05/balkanlara-dogru.html' title='Balkanlar&apos;a Doğru'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-6623670122037837958</id><published>2010-05-15T09:20:00.004+03:00</published><updated>2010-05-15T10:13:06.175+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Mutluluk...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S-5JbhU1EqI/AAAAAAAABBc/YJ_Sj-RP7iE/s1600/mutluluk.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 294px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471391334452761250" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S-5JbhU1EqI/AAAAAAAABBc/YJ_Sj-RP7iE/s320/mutluluk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bahar güzel geçiyor. Geçen akşam yine Ege'den döndüm, üzerinde çalıştığım turu yapıp bitirdim. Çocuğum gibiydi bu tur, süper oldu. Rotasını, otellerini, restoranlarını, herşeyini ben yaptım/seçtim, sağolsun FEST'ten SERAP oya gibi işledi ve ortaya gerçekten çok çok iyi bir tur çıkmış oldu. Yoktan var ettik ve netice: MUTLULUK! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu sene bahar aylarından memnunum. En sevdiğim yerlerde, en sevdiklerimle birlikte olmanın tadını çıkardım bu yıl. Turlarda dahi hep en sevdiklerim vardı etrafımda, bu büyük lüks tabii ki. Güldük, konuştuk, yarenlik ettik ve gerçekten kısacık zamanlara kocaman yaşam dilimlerini sığdırdık. Dostuklar kuruldu ve devam ediyor. Eskiden FACEBOOK falan bana çok gereksiz gelen şeylerdi, çünkü derdim ki: Yüzyüze görüşmenin yerini alamaz! Buna hala inanıyorum ama artık şuna da inanmaya başladım: Görüşme fırsatımız olmasa bile birbirimizden haber alabiliyoruz ya, en azından orada iki satır sohbet edebilyoruz ya, bundan iyisi can sağlığı! Yoksa benim çalışma tempomun içinde, kimi nerede nasıl göreceğim ki? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Baharda güzel kitaplar okudum ama hala, kafamı toplayıp yazma disiplini kurabilmiş değilim. Turlar sırasında acaba yazabilecek bir ortam oluşturabilir miyim kendime, aslında bunu düşünmem ve kurgulamam lazım. Hayatımın büyük kısmı otel odalarında geçiyor ama o odaya girdiğimde yorgunluktan tükenmiş oluyorum. Ne yazacak, ne düşünecek halim oluyor. Ertesi günün anlatılacak şeylerini hazırlamak için ancak vakit buluyorum ve zaten ondan sonra da baygın düşüp uyuyorum. Bu araya nasıl sıkıştıracağım yazma işini? Bunu çözdüğüm anda, bir sürü şey çıkacak ortaya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Pazartesi günü yine yoldayım: BOSNA HERSEK &amp;amp; HIRVATİSTAN! Üstelik kardeşim gibi sevdiğim Andreacığım da olacak yanımda. Grup kalabalık epeyce, 28 kişi. Tanıdıklarım var içlerinde ama tanımadıklarım çoğunlukta bu sefer. Hırvatistan'a gidiyor olmaktan dolayı son derece mutluyum. Bayılırım oraya, bilenler bilir... Hatta geçen sene turdayken, Zagreb'deki lisan kurslarını araştırmıştım. Niyetim birkaç ay orada kalıp hem Hırvatça öğrenmek hem de bir süre oralarda yaşamaktı...Yaşanır mı yaşanır! Ama araya yaşamın getirdikleri girince, planlar kaldı askıda! Dert mi peki? Yooo! Şimdiki durumdan da memnunum, Hırvatça öğrenemedim ama yeni yaşantıma alıştım, evimi kurdum, erkek arkadaşımla ve diğer sevdiklerimle bir arada oldum. Zor atlatılır sandığım dönemi yavaşçacık, yumuşacık geçirdim ve artık daha sakinim, daha olgunum ve mutluluğu dışarıda aramamak gerektiğini öğrendim. Mutluluk bir varoluş biçimiymiş meğer...Bir tercihmiş... Anlık tatmin duygularıyla hissettiklerimizi, mutlulukla karıştırıp dururmuşuz meğer yıllardır... Ve meğer aslında mutluluk, başını yumuşacık yastığına koyup uykuya dalarken içini kaplayan o tatlı hissin, tüm yaşamına hakim olmasıymış... Tabii itiraf ediyorum: Henüz o tatlı his benim her saniyeme hakim değil, ama üzerinde çalışıyorum. Olduğunda söylerim, anlarsınız zaten...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yazının başlığını atmamıştım başlarken; yazarken şekillendi...Mutluluk! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mutluluk deyince de Livaneli'nin kitabından uyarlanıp çekilen filmin en sevdiğim sahnesi gelir hep gözümün önüne: İstanbul'lu Doktor'un sabah gün doğumundan hemen sonra, çırılçıplak soyunup, kristal gibi parlayan sulara balıklama daldığı sahne! Ben de aynısını yapmak istiyorum bir gün...Etrafta kimsecikler olmasın, ben bir Ege koyunda demirlemiş olayım, mesela Adaboğazı'nda, bütün fazlalıklarımdan soyunayım çırılçıplak ve kendimi masmavi sulara atayım, önce en derine yüzeyim, balık sürülerinin arasından, mesela Ayşegülümün Makas Balıkları olsun etrafımda, sonra tam da nefesimin bittiği anda yüzeye çıkayım, çam ve kekik kokulu ılık yaz sabahını içime doldurayım...Ve bir şarkı tutturayım: Mutluluk!!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-6623670122037837958?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/6623670122037837958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=6623670122037837958' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6623670122037837958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6623670122037837958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/05/mutluluk.html' title='Mutluluk...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S-5JbhU1EqI/AAAAAAAABBc/YJ_Sj-RP7iE/s72-c/mutluluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8951025536342051279</id><published>2010-05-06T23:29:00.005+03:00</published><updated>2010-05-07T00:02:24.294+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Son Günlerde</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S-Mp5DFU90I/AAAAAAAABBU/csUpvLsX6k4/s1600/kumas-cicek.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468260432614848322" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S-Mp5DFU90I/AAAAAAAABBU/csUpvLsX6k4/s320/kumas-cicek.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Okuyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ege turum için ders çalışıyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kitabımı yazmaya henüz başlamadım ama kafamda format oturuyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arkadaşlarımı gördüm, yemekler yedik birlikte...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Manikür yaptırdım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;O kadar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Peru &amp;amp; Bolivya'dan döndükten sonra sadece dinlendim. Bir gün zaten evden hiç çıkmadım. Sabahları çok geç uyandım hep. Bir gün ise ofisteydim, FEST'te...2011 için yeni fikirler ürettik, artık klasikleşmiş turlarımın tarihlerini oturttuk. Yenileri için çok heyecanlandım, zıp zıp zıpladım... Kesinleşmeden söylemek istemiyorum ama yine süper yerlere gideceğim gibi gözüküyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Başka da bir şey yapmadım. Pişman değilim:)) Önümdeki yoğun zamanları düşününce, ohhh diyorum, yaşasın tembellik!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sadece iki konu sıkıyor beni:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1- Bugün 6 Mayıs...Üç Fidan'ın koparılışının yıldönümü...Haksızlıklara karşı duramayışımızın tokat gibi yüzümüze indiği tarih...Büyük bir ayıbın yeniden yeniden hatırlandığı tarih...İçim eziliyor ama elimden gelen hiç bir şey yok; sadece bir daha olmaması için dua edebilirim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2- Bu Pazar Anneler Günü... Hayatımın ilk "ANNESİZ" Anneler Günü'nü geçireceğim. Gerginim, üzgünüm ve annemi çooooooooooooooook özlüyorum. Bunun için de elimden gelen hiç bir şey yok ve bunun için de sadece ama sadece dua edebiliyorum. O'nun babam ve kızkardeşimle birlikte yukarılarda bir yerlerde, çok iyi bir yerlerde olduğunu düşünüp avunuyorum. Onlar en azından bir aradalar...Ben ise burada onlarsız kaldım...Alışılmıyormuş meğer...Boşmuş bütün teselli sözleri...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse ki Cumartesi Ege'ye gidiyorum. Rotasını kendim çıkardım: Gediz'den Büyük Menderes'e Ege... İçinde şahane yerler var: Bergama, Efes, Afrodisias, Bozdağlar, Bafa Gölü, Didim, Priene, Tire, Birgi...Daha neler neler...Sürprizli köşeler, müthiş manzaralar. Hava da güzel olacakmış, meteorolojiden kontrol ettim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdilik bu kadar, belki gitmeden yeniden yazma fırsatım olur ama olmazsa da yanıma bilgisayarımı almayı düşündüğüm için, belki tur sırasında güncelleme yapabilirim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de nefis bir kitap okuyorum, bitti bitiyor: İki Deniz Arası Siyah Topraklar. Sağolasın Enis Batur...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8951025536342051279?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8951025536342051279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8951025536342051279' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8951025536342051279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8951025536342051279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/05/son-gunlerde.html' title='Son Günlerde'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S-Mp5DFU90I/AAAAAAAABBU/csUpvLsX6k4/s72-c/kumas-cicek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7697945338164972660</id><published>2010-05-03T18:50:00.003+03:00</published><updated>2010-05-03T19:24:39.261+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Nasıl?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S974nsGsGKI/AAAAAAAABBM/dajovOMtukc/s1600/kitap.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467080358412163234" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S974nsGsGKI/AAAAAAAABBM/dajovOMtukc/s320/kitap.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Diyorum ki artık somut bir şeyler yapsam; şöyle ele alınabilecek, tutulup evrilip çevrilecek, sayfaları arasında gezilecek, ben göçüp gittiğimde bile, benden sonra burada kalacak bir şeyler... Diyorum ki, bir kitap yazsam... Ama nedense herkesin benden beklediği bir tarzda "rehber kitap" olmasa...Şuraya gidin, şunu bunu yapın, onu bunu yiyin, sağa sapın, sola dönün, burası şu kadar yılda yapılmış, şurası bilmemkaç metreymiş falan türünden olmasa...Bir tarafı bu bilgilerin bir kısmını -tabii ki- içerse ama özünde "seyahat denemeleri" tadında olsa...Araya müzik de girse mesela... Benim müziklerim ama... Bir yere gittiğimde rutin olarak dinlemekten zevk aldığım, artık seneler içinde ritüelleşmiş müziklerim yani... Sonra, duygularım olsa...Bir yerin bana hissettirdikleri, hatırlattıkları ve bazen de unutturukları...Geçmişten - geçmişimden-, gelecekten - geleceğimden- ve planlar/hayallerden de bahsetsem...Fena olmazdı değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kafamda döndürüp duruyorum bu fikri ama henüz masa başına çökebilmiş değilim. Oysa disiplinli bir şekilde, günde sadece ve sadece yarım sayfacık bile yazabilsem, yıl sonunda elimde 180 sayfa kalır... Azımsamayın lütfen zira bir bile sıfırdan yeğdir! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de diyorum ki, arada -keşke becerebilsem- suluboyayla hafifçecik renklendireceğim kendi eskizlerim olsa...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Birkaç da siyah beyaz fotoğraf...Panoramik değil, sadece empresyonist! Anlayana mesajı apaçık gönderen... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bilet detayları -eğer varsa tabii-, kişisel notlarımı iliştireceğim derkenar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Başlamak lazım bir yerinden. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ama nasıl? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7697945338164972660?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7697945338164972660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7697945338164972660' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7697945338164972660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7697945338164972660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/05/nasl.html' title='Nasıl?'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S974nsGsGKI/AAAAAAAABBM/dajovOMtukc/s72-c/kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7598702623602948896</id><published>2010-05-02T18:45:00.006+03:00</published><updated>2010-05-02T19:38:32.159+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bolivya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peru'/><title type='text'>Peru&amp;Bolivya Dönüşü / 2010</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S92p2ZgSP5I/AAAAAAAABBE/wmT8t-8Ys8Q/s1600/lake-titicaca.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 202px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466712274721980306" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S92p2ZgSP5I/AAAAAAAABBE/wmT8t-8Ys8Q/s320/lake-titicaca.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466712269816944770" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S92p2HO1WII/AAAAAAAABA8/zhJ1JEkIrak/s320/sun-island-lake-titicaca.jpg" /&gt; &lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir Nisan klasiği daha bitti! Peru&amp;amp;Bolivya'dan döndüm dün gece. Aklım, ruhum ve yüreğim, bir kuşun kanadında, Titicaca'ın kıyısında kaldı yine...Ne yapsam bu hissi altedemiyorum. Hep bir yetmemişlik hissi, hep bir geri dönme arzusu...Offf! Benim MUTLAKA birkaç günü GÜNEŞ ADASI'nda geçirmem lazım. Orada güneşi batırmam, gece uyumam ve gölün kıyısında sabah güneşi karşılamam lazım. Andların en güzel zirveleri CORDİLLERA REAL'in karlı tepelerine vuran altın renkli ışığı içime doldurmam lazım. Kıyıda oturup susmam ve içimi dinlemem lazım. Ama kimse olmamalı yamacımda. Bir, hadi bilemedin en fazla iki kişi olmalı el mesafemde. Onlar da benimle susmayı bilmeliler orada, o kıyıda... Arınmalıyım o berrak sulara vuran dağların gölgesinde... Ancak ondan sonra yeniden yollara vurmalıyım kendimi, uzaklara -ama- kendime doğru... Bunu bir gün yapacağım; ne zaman bilemiyorum ama yapacağım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Klasik soruların cevapları:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Her şey çok çok güzel geçti. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, grup müthiş kafa dengiydi. Benimle birlikte 31 kişilik büyük bir kafileydik ve herkes birbirinden renkliydi ve/ama aramızdaki uyum, yabana atılacak cinsten değildi doğrusu. karşılıklı sevgi-saygı-anlayış-destek, tur boyunca hayatlarımızı kolaylaştırdı.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, iki ülkeyi de özlemişim.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Lima müthiş bir değişim geçiriyor. Geçen sene hala inşaat halinde olan okyanus kıyısı parkları bitmiş, yeşermiş bile...Bayıldım:)) Gün geçtikçe daha da fazla seviyorum Lima'yı. Son derece renkli bir kültürü var. Kızılderili, İspanyol, Çinli, Afrikalı ve Japon karması/kırması bir şehrin başka türlüolması mümkün mü ki zaten?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Lima Art Museum ya da Museo De Arte Lima "MALİ" restorasyondan sonra açılmış. Üç sergi vardı. Üst katlardaki daimi sergiler ise, seneye açılacak. Bina şahane olmuş...Koloniyal bir bina, yüksek iki katlı, ortası avlulu...Parkeleri koyu ahşap, bina beyaz...Avlu siyah-beyaz karolar... Modern ve etkili bir tarz yakalamışlar...Yolunuz düşerse haberiniz olsun:)) Kahvesi de hiç fena değildi...Oradaki fotoğraf sergisinde öğrendim: Uluslararası İKONCAN'ların olağanüstü fotoğraflarını çeken Mario Testino Peru'luymuş! Benimkisi de ne cehalet!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İki sene önceki depremde, neredeyse yerle bir olan PARACAS'ta artık birbirinden şık oteller var. En güzeli bizimkiydi: DOUBLE TREE HİLTON PARACAS... Hem son derece şık, hem yalın, hem de doğal malzemeler kullanılarak dekore edilmiş...Kocaman çakıllarla doldurulmuş süs havuzları, kalın bambulardan yapılmış trabzanlar, ince sazlarla döşenmiş saçak altları. Kumsala atılmış bembeyaz şezlonglar. Gri-beyaz-kahve tonlarının ortasında patlayan bir mavi-yeşil havuz...Tek kelimeyle baştan çıkarıcı....Birkaç gün daha kalabilirdim açıkçası...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de Valle Sagrado Urubamba'da ARANWA!!! Eski bir HACİENDA, yani koloniyal çiftlik evi... Müthiş bir projeyle otele dönüştürülmüş. Tam ortasında bir eski kilise, bembeyaz ve gece ışıl ışıl...Etrafını suni bir göletle çevrelemişler. Tepede yıldızlar, sularda kilisenin aksi... Daha fazla söze gerek var mı ki?&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Machu Picchu'ya giden tren yolu, hızlıca onarılmaya çalışılmış. Bu Perulular gerçekten de çalışkan insanlar. Hep birlikte, el ele vermişler ve imkansızı başarmışlar. Bir geçici tren istasyonu yapmışlar hemen. Biz trendeyken, heyelandan dolayı Urubamba'ya uçan rayları ve köklerinden sökülmüş dev ağaçları gördük. Hatta tren yolunu hala onarıyorlardı ve bazı bölümleri oldukça tehlikeli gibiydi. Biz geçerken rayların üzerindeki taşları kenara çakiyordu bazı görevliler. Aslında Avrupa'da falan olsa, belki de bu hattı açmazlardı bile... Ama Peru'nun turizm gelirlerine çok ihtiyacı var ve eğer Machu Picchu olmazsa turizm çöker. Neyse, artık olmuş bitmiş... İnşallah sezonun bundan sonraki bölümlerinde toparlanırlar.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Özlemişim doğrusu. İyi geldi:)) Bir de tabii işin güzel yanı, harika dostlar edindim bu seyahatte. Birbirinin dilinden anlayanların bir araya gelmesi ne iyi, değil mi???&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7598702623602948896?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7598702623602948896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7598702623602948896' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7598702623602948896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7598702623602948896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/05/peru-donusu-2010.html' title='Peru&amp;Bolivya Dönüşü / 2010'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S92p2ZgSP5I/AAAAAAAABBE/wmT8t-8Ys8Q/s72-c/lake-titicaca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-2053446483690564949</id><published>2010-04-13T23:06:00.003+03:00</published><updated>2010-04-13T23:23:54.470+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Ege'de Bahar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S8TSzihJ7UI/AAAAAAAABA0/OBgmih6xx08/s1600/bafa.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; DISPLAY: block; HEIGHT: 225px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459720431160913218" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S8TSzihJ7UI/AAAAAAAABA0/OBgmih6xx08/s320/bafa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S8TSQYFjLgI/AAAAAAAABAs/HB8PsJQkXNk/s1600/bafa2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459719827065351682" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S8TSQYFjLgI/AAAAAAAABAs/HB8PsJQkXNk/s320/bafa2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4 gece 5 gün süren Ege gezimizden dün gece döndük. Gözlerimi kapattığımda hala oradaymışım gibi hissediyorum kendimi oysa maalesef, değilim...İstanbul'u çok sevsem de, yılın bu döneminde, sıcacık güneşin ısıttığı bir Ege kasabasında olmayı tercih ederim. Neyse, en azından bir kaç günlük bile olsa gidebildik ya, buna da şükür...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Egeli olanlarınız bilirler şüphesiz ama ben baharın bunca coşkun bir mevsim olduğunu sanki unutmuşum şehirde kalalı...Doğa manzaraları harikaydı tahmin edebileceğiniz gibi ama gezdiğimiz antik kentler, yediğimiz yemekler ve bol bol fotoğrafladığımız yüzlerce yıllık çarşılar da bir o kadar harikaydı... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısaca yaptığımız rotayı anlatayım:&lt;br /&gt;Bergama'da sadece antik Pergamon Akropolü veya aşağıdaki sağlık sitesi Asklepion'u değil, modern Bergama'nın içindeki eski Rum mahallesini, Osmanlı dönemi camilerini ve arastasını gezdik. Karşılaştığımız, tanış olduğumuz tüm Bergamalılar müthiş güleryüzlü insanlardı. Çam fıstığından yapılan KOZAK'ın Fıstık Helvasını unutamayacağım... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gece Dikili'de kaldık. Pek estetik olmasa da, SHP'li belediye başkanının sayesinde sempati beslediğim bir sahil kasabası Dikili. Ege'nin en ucuz ekmeği orada. 10metreküpe kadar su bedava. Belediye otobüsü de bedava ve hatta okul formalarıyla otobüse binen öğrenciler, evlerinin önüne kadar götürülüyorlar... Jeotermal enerji ile seracılık yapılıyor. Muhalif ve sıradışı bir başkan Osman Özgüven. İlk başkanlığı sırasında yollara kırmızı taş döşettiği için komünist suçlamasıyla hakkında soruşturma açılmıştı...Bu da sadece bizim memlekette olur ya! Yolu açık olsun!&lt;br /&gt;Eski Lidya medeniyetinin başkenti Sardes'e uğradık. Doğanın içinde saklı duran Artemis Mabedi büyüledi bizi...Kentin diğer bölümleri de güzel ama bu mabed var ya, işte o, inanılmaz...&lt;br /&gt;Bozdağları aşarak Gediz havzasından, Küçük Menderes havzasına, Ödemiş Ovası'na indik...O Bozdağlar var ya, boşuna Ege'nin Efesi demiyorlar ona! Hala karlıydı başı...&lt;br /&gt;Tire, olağanüstü çarşısı, sıradışı camileri, hamamları, kervansarayları ve tereyağında kızartılarak servis edilen domates soslu köftesi ile kalplerimizi fethetti. Meşhur KARAMBOL oyununu seyretme fırsatı bulduk. Yatırları, efsaneleri ve Güme Dağı'ndan gelen suların aktığı Dere Kahvesi ile inanılmaz zengin bir şehir...&lt;br /&gt;Aydınoğulları Beyliği'nin merkezi Birgi'de zaman duruyor...Biz de bunu yaşadık...Özellikle Ulu Cami'nin karşısındaki Çınaraltı meydan kahvesinde oturunca, zaman gerçekten duruyor...İki çay, iki koruk suyu ve iki bardak mis gibi dağ suyuna bir lira verince, bu duygumuz daha da pekişti...&lt;br /&gt;Ödemiş Müzesi, özellikle entografik kısmıyla çok zengin...Yörenin giysileri, el işlemeleri ile ilgili harika bir koleksiyonu var.&lt;br /&gt;Aydın Dağları'nın eteklerini dolandık uzun uzun. Ne kadar nefis köyler, kasabalar varmış meğer oralarda. Özellikle bir tanesi, Bademli kasabası, koca ülkemizde tek örneği meşhur kalem işli camisiyle, müthiş bir sürpriz oldu.&lt;br /&gt;Afrodisias'a kadar indik ve Sevgi Gönül Salonu'nu gezdik.Sebasteion'dan derlenen olağanüstü frizler, kabartmalar ve yontular sergileniyor. Zaten Afrodisias devrin en büyük heykeltraşlık merkezi olduğundan, her yer yontu dolu...Akşamüstü saatlerinde oraya ulaştığımız için bizden başka kimsecikler yoktu etrafta ve koca sit alanı sadece bizim için oraya konmuş gibiydi adeta.&lt;br /&gt;Büyük Menderes havzasında, Söke Ovası'nda dolandık epeyce. Zaten Büyük Menderes'in deltası benim şu koca dünyada en çok etkilendiğim yerdir... Bir de oranın yakınındaki, terkedilmiş Rum köyü, Eski Doğanbey'de kalınca, iyice havalandı yüreğim...&lt;br /&gt;Didim Apollon Tapınağı, Priene Athena Mabedi, Miletos Antik Tiyatro...Uğradığımız eski dostlar oldu...Olağanüstü bir keşifte bulunduk: Menteşeoğulları'ndan kalma İlyas Bey Camii... Derlenmiş toparlanmış. Balat köyünün yanıbaşında...Gruba da sürpriz olacak...&lt;br /&gt;Bafa kıyısında Herakleia'ya gittik...Yeni adıyla Kapıkırı...Hayatımda gördüğüm en etkileyici coğrafya parçalarından biri...Köy evleri, ahırlar ve başka aklınıza gelecek her şey hala olduğu gibi eski Herakleia kentinin üzerinde duruyor. Mesela eski kent meclisi Bouleuterion'a gitmek için, bir evin içinden geçiyorsunuz ve evin arka bahçesi zaten meclis yeri...Eski ilkokulun bahçesi, antik kentin agorası...Sırtını kocaman Çomak Dağ'a yaslamış, önünde Bafa Gölü, her yer devasa boyutlarda kayalarla süslü...Anlatılacak gibi değil...&lt;br /&gt;Bütün bunlara pırıl pırıl Ege güneşi eşlik edince, biz bile çiçek açtık desem yeridir.&lt;br /&gt;Çok sevdiğim İstanbulumuzun harala gürelesinden kaçıp bir mola vermek ve gerçek baharı yaşamak için Ege gibisi yok vallahi! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-2053446483690564949?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/2053446483690564949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=2053446483690564949' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2053446483690564949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/2053446483690564949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/04/egede-bahar.html' title='Ege&apos;de Bahar'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S8TSzihJ7UI/AAAAAAAABA0/OBgmih6xx08/s72-c/bafa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7538444759566677811</id><published>2010-04-07T18:27:00.004+03:00</published><updated>2010-04-07T19:05:35.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Bahar gelmiş memleketime...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S7ytIyWfNLI/AAAAAAAABAc/js2WFmCqW2s/s1600/erguvan+agac%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457427214932849842" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S7ytIyWfNLI/AAAAAAAABAc/js2WFmCqW2s/s320/erguvan+agac%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yarın Ege'ye gidiyorum...Bergama, Efes, Afrodisias, Menderes Deltası ve Doğanbey!Heyecanlı ve mutluyum zira şimdi oraları mis gibidir. Yeşil her yerden fışkırıyordur...Yamaçlar çiçeklerle dolu, ağaçlar yüklüdür... Uzun zamandır Anadolu turlarına çıkmadığım için özledim memleketin mevsim geçişlerini. Eskiden hep yollarda izlerdim mevsimleri. Buğdayın boyu ve rengi bir sürü hikaye anlatırdı bana... Sadece otların rengiyle bile anlardım nerede ve hangi mevsimde olduğumuzu ama şimdi artık bu yok hayatımda... Uzun zamandır, mevsimler karıştı benim için...Yani şöyle izah edeyim: Bir hafta Peru, öbür hafta Ege, oradan dön, ardına bir de İskandinavya çak, kenarına Balkanlar ekle ve dönüp bir de Endonezya koy...E şimdi mevsim mi kaldı? Haa, şikayetçi miyim? ASLAAA!!! Hayatta en çok istediğim şeydi, OLDU! Dünya Kazan Ben Kepçe!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, baharın en taze zamanları şimdi. Geçen haftasonu erkek arkadaşımla, uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi yaparak, Yıldız Parkı'na gittik. O kendini kaybedip, ardı ardına fotoğraflar çekti, ben ise ağaç dallarının arasından süzülen güneş ışıklarının, lalelerin üstündeki çiy damlalarında yarattığı gökkuşaklarını seyrettim uzun uzun. O minicik damlaların içinde tüm bir evren gizli gibiydi resmen. İnsan durup bakınca görebiliyor ancak... Etrafı gözlemledim bir de tabii ki...Gelenlere baktım. Eskiden türbanlılar ve çarşaflılar çok geliyorlardı ama o gün, acaba sadece bir tesadüf müydü bilemiyorum, bir tane bile çarşaflı kadın yoktu ve sadece bir türbanlı genç kadın gördüm. Genellikle genç aileler masalara yayılmış piknik yapıyorlardı. Malta Köşkü ve Çadır Köşkü' nde orta halli aileler ve emekli görünümlü yaşlı karı kocalar yemek yiyorlardı. Gençler de çoktu oralarda, hem de orta halli, modern görünümlü ve temiz pak gençler... Bahçede son bakımlar yapılıyordu ama genel olarak çiçek tarhları gayet renkliydi. Havuzlar henüz doldurulmamıştı, suni şelaleler ve göletlerde de bakım onarım devam ediyordu ama yine de, herşeye rağmen harikaydı etraf. Haftaya Ege'den döndüğümde de Emirgan Lale Bahçesi'ne gideceğim; sanırım orası da inanılmaz olmuştur şimdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Erguvanlar açmış! Bugün farkettim... Anneciğim olsa hemen telefona sarılırdı şimdi: İko erguvanlar açmış diye haber verir, müjdesini isterdi. Bir de leyleklerin gelişini haber verirdi mutlaka... Bu sene ilk defa, bana erguvanları ve leylekleri müjdeleyecek kimsem yok! Sanırım bu duruma da alışsam iyi olacak...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada hızlı çalışma tempom başlamak üzere: Açılış Peru&amp;amp;Bolivya ile olacak. Ardından Ege, Hırvatistan, Balkanlar, İskandinavya, İzlanda, Endonezya hemen sıralanan önemli turlar...Zaten bunlarla birlikte senenin ilk yarısı bitmiş olacak, ondan sonra da sonbahar-kış turları başlayacak...Zaman bu şekilde öylesine hızlı akıyor ki, insan bazen yetişemeyecekmiş gibi hissediyor ama bir şekilde her şey yerini buluyor. Galiba en doğrusu akışla mücadele etmek yerine, kendini akışa bırakmak...Ne zaman böyle yapsam, içim daha rahatlamış ve kafam daha dingin oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tek dileğim güzel bir bahar olsun! Erguvanlar dolsun yüreğimize... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7538444759566677811?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7538444759566677811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7538444759566677811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7538444759566677811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7538444759566677811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/04/bahar-gelmis-memleketime.html' title='Bahar gelmiş memleketime...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S7ytIyWfNLI/AAAAAAAABAc/js2WFmCqW2s/s72-c/erguvan+agac%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3367791245143922893</id><published>2010-04-02T22:19:00.005+03:00</published><updated>2010-04-03T01:04:37.467+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fas'/><title type='text'>Portakal Çiçeği Kokulu Kızıl Ülke</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S7ZpVUo5FaI/AAAAAAAABAU/Gf7eCg2kZ9I/s1600/IMG_0154.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455663813644326306" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S7ZpVUo5FaI/AAAAAAAABAU/Gf7eCg2kZ9I/s320/IMG_0154.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nedense elim hiç varmadı bir şeyler yazmaya ama dert mi? Arada harika bir şey yaptım: TURİST OLDUM... Evet yaa...Bunca seneden sonra, bunca senelik rehberlik/tur liderliği deneyimlerimden sonra, hayatımda ilk defa olarak otobüste mikrofon başında olmamanın rahatlığını ve en arka koltukta oturmanın keyfini yaşadım...Otobüsten hep en son ben indim... Otellere girildiğinde resepsiyona koşup, anahtarları almak için çarpışmadım ağırkanlı ön bürocularla... Restorana gidip masa kontrolü yapmadım hiç... Yerel rehberle ertesi günü planlayıp, yapmak istediklerimi "kendi" istediğim şekilde yaptırabilmek için diplomatik kıvraklıklara veya tatlı sertliklere girmedim...Uyandırma saatinden 15 dakika önce uyanıp, uyandırmayı beklemedim...Uyandırma çalmadığında resepsiyonu taciz etmedim... Gece geç saatte, ya da sabah erken saatte ders çalışmadım... Sadece AN'A odaklandım, AN'I yaşadım...Genellikle çalışırken, üç-dört adım sonrasını hesaplayıp, AN'DAN ileride oluruz ama turist olunca bu tamamen farklılaşıyormuş...Çok hoşuma gitti:)) Her sene bir kere mutlaka turist olacağım ve FEST'le mutlaka bir gezi yapacağım. Buna karar verdim...Ama bu işi sadece ve sadece FEST'le yapabilirim. Zira bunca senenin verdiği deneyimle rahatça diyebilirim ki: FEST'te işini gerçekten iyi yapan insanlar var...Hem de her kademede...İçeride, "işin mutfağında" yani ofiste ve "sahada" yani otobüste tur lideri olarak...&lt;br /&gt;Peki nereye gittim?&lt;br /&gt;Şöyle tarif edeyim: Bir tarafı Atlas Okyanusu, bir tarafı Akdeniz, bir yanı çöl, diğer yanı dağ... Dağlarda müthiş sedir ağaçları. Çöllerde doğanın hediyesi ÇÖL GÜLLERİ... Susadınız mı, mis kokulu nane çayı, acıktınız mı tajin veya kuskus... Kum rengi kasabalar, toprak rengi şehirler. Kısaca FAS!!!&lt;br /&gt;Ben çok etkilendim...Hiçbirşey bilmeden yola çıkmıştım, bayağı sürpriz oldu... Tabii bir sürü isim vardı kafamda: Casablanca, Marrakesh, Ouarzazate...Ama en çok etkilendiklerim bunların dışındaki yerler/şeyler oldu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;FES kenti muhteşem! Benim birinci sıraya oturttuğum yer burası oldu. Daracık sokaklar, açık sarı rengini muhafaza eden bir eski şehir bölümü... O sokakların içine saklanmış hareketli yaşam, çarşılar, dükkanlar, camiler ve medreseler. Arabanın giremediği o şehir dokusunun içinde mal taşıyan eşekler ve katırlar. Eski başkentlerden birisi FES ve bugün hala ülkenin manevi başkentliğini sürdürüyor. Eskiden kervanların geçiş noktasındaki en önemli duraklardan biriymiş ve zenginliği ile herkesi kendine çekermiş. Büyük bir ilim merkeziymiş. Dönemin en önemli üstadları burada toplanırmış. İşte bu birikim, o daracık sokakların arasındaki labirentlerde kıvrıla büküle yürürken, duvarları ve avluları aşıp içinize işliyor hala...Bence inanılmaz bir atmosfer ve müthiş bir deneyim...Evet, evet...Birinci sırada kesinlikle FES!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;UDAİA KASBA'sı... Kişisel listemdeki ikinci sırada yer alıyor. Başkent Rabat'ta, deniz kıyısına inen eski bir bölgede, etrafı surlarla çevrilmiş bu müthiş kasba, özellikle mavi - beyaz evleriyle beni büyüledi. Yine daracık sokaklar, son derece fotojenik mavi kapılar... Beklenmedik bir sürprizdi ve çok hoşuma gitti. Yürüyüşün sonunda, badem kurabiyeleri ve nane çayı bulunca daha da fazla beğendim:)) Yüzüme çarpan kuvvetli okyanus kokulu rüzgar da işin cabası oldu.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kişisel listemde üçüncü sıraya MARRAKESH'in ünlü JEMA EL F'NA MAYDANI'nı koyuyorum. Meydanı dolanırken "Bu kadar yer gezdim dolaştım ama burası kadar çılgın bir yeri acaba nerede gördüm" diye düşünüp durdum. Gerçekten ama gerçekten her anlamda sıradışı bir yer burası ve saatlerce yürümeme rağmen hiç sıkılmadım. Öğleden sonra saat 16.00 civarında başlıyor hayat ve açılışı yapanlar genellikle taze portakal suyu sıkıp satan arabalar oluyor. Sonra salyangoz haşlaması satan arabalar geliyor meydana ve bu sıralarda akşam saatlerinde binlerce insanı doyuracak mobil restoranlar kurulmaya başlanıyor. Akşam gölgeler iyice bastırdığında, her yer iyice canlanıyor: Dansçılar, müzisyenler, etrafına yüzlerce kişiyi toplayan meddahlar, sihirbazlar, kınacılar, tezgahlarında azı dişleri veya takma damak gibi mallarını sergileyen dişçiler, yılan oynatıcıları, kılıç ve ateş yutanlar, millete devekuşu yumurtası veya gergedan boynuzu tozu satan tuhaf görünümlü tüccarlar, hokkabazlar, cambazlar...İnanılmaz oluyor gerçekten! Meydanın ayrı bir bölümüne kurulan yüze yakın mobil restoranda, hem Faslılar hem de midesine güvenen turistler omuz omuza yemek yiyorlar. Yenilenler: Çöp şiş, dil balığı, kalamar tava, kızarmış karides, çeşitli salatalar, sebzeli veya etli kuskus...Bir de sakatatçılar var ki müşterileri genellikle Faslılar oluyor zira yabancılar için ağızlarından dışarı sarkmış dilleriyle koyun ya da inek kelleleri biraz "hazmı zor" manzaralar yaratıyor. Ben de bir akşam yemeğimi bu meydanda yedim: Bir porsiyon kalamar, salata, kola, ekmek ve meşhur acılı sos "harissa"...Galiba hepsine 7 dolar verdim...O kadar ucuz yani... Üstüne de meydan manzaralı kafelerden birinde bir "café noir" çektim cila niyetine... Sanırım o gün o meydanda toplam 6,5 saat geçirdim ve hiç sıkılmadım...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kişisel listemdeki dördüncü sırada Orta Atlaslar'dan geçerken gördüğümüz ATLAS SEDİRİ var...Ulu ağaçlar. Kocaman gövdeler...Dünyanın en dayanıklı ahşaplarını veriyor bu ağaçlar ve görünümleri tek kelimeyle anıtsal.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Beşinci sıraya çöl güllerini koyuyorum. Doğanın en güzel hediyelerinden biri bence. Çöl kumları kristallere dönüşüyor ve sonra birleşerek, adeta gül yaprakları gibi şekiller oluşturuyorlar. Bir araya geldiklerinde ortaya resmen kumdan bakara gülleri, japon gülleri ve yaban gülleri çıkıyor. Gözümle görmesem inanamazdım ama gördüm ve alıp evime getirdim:))&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunlar benim ilk beşim ama daha o kadar çok şey var ki anlatacak, nasıl özetlesem diye düşünüyorum. Karlı Yüksek Atlasları mı anlatsam, yoksa incecik altın rengi kumuyla Merzuga Çölü'nü mü? Casablanca'nın batılı görünümünü mü yoksa Marrakesh'in portakal çiçeği kokan bulvarlarını mı? Kızıl renkli kasbalar mı, zümrüt rengi vahalar mı? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hepsini beğendim... İyi ki gitmişiz!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3367791245143922893?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3367791245143922893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3367791245143922893' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3367791245143922893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3367791245143922893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/04/portakal-cicegi-kokulu-kzl-ulke.html' title='Portakal Çiçeği Kokulu Kızıl Ülke'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S7ZpVUo5FaI/AAAAAAAABAU/Gf7eCg2kZ9I/s72-c/IMG_0154.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4532545044053675083</id><published>2010-03-17T19:14:00.006+02:00</published><updated>2010-03-17T20:30:00.105+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Okuma Önerileri... Sergi Haberleri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S6EeYr7Kz8I/AAAAAAAABAM/XncaVr5bHrY/s1600-h/fatma_t__lin_1267091196.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 248px; DISPLAY: block; HEIGHT: 248px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5449670433551601602" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S6EeYr7Kz8I/AAAAAAAABAM/XncaVr5bHrY/s320/fatma_t__lin_1267091196.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir dolu kitap var elimde yine...Şekerci dükkanına düşmüş çocuklar gibi, hangisine dalsam diye heyecanla düşünüp duruyorum. Biraz felsefe, biraz din, biraz macera, biraz kurgu, biraz bilim kurgu...Hepsinden var yani...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En son bitirdiğim kitabı anlatayım: Frank Schatzing'den SÜRÜ... Okyanusların derinliklerinden beslenen tuhaf mı tuhaf ama insanı bir o kadar da düşünmeye sevkeden, çevreci bir kitap. Bir sürü şey öğrendim ve bu öğrendiklerimi özellikle İskandinavya ve İzlanda turlarımda anlatmayı planlıyorum. Örneğin, bu kitabı okuyana dek, dünyanın kara parçalarının oluşmasında etkili STOREGGA KAYMASI denilen olağanüstü yıkıcı fenomenden haberim yoktu. Deniz memelilerinin genel davranış modelleri, beslenişleri; deniz bakterilerinin, derin deniz tekhücrelilerinin bireysel ya da simbiyotik yaşam formları; okyanuslardaki petrol platformlarının inşa ediliş ve işleyiş prensipleri; İNUİT'lerin gelenek ve görenekleri; açık denizde sıcak/soğuk su akıntılarının kıyılarda yarattığı iklimsel etkiler, uzun vadede döngü değişirse olabilecekler ve bunun insan soyu üzerindeki ölümcül etkileri; hidrat buzulları...Bunlar ilk andan aklıma gelen öğrendiklerim...Kitabın yaklaşık 800 sayfa olduğunu ve tüm kitabı okurken, her zaman olduğu gibi, kurşunkalemle satır altlarını çizdiğimi söylersem, ne kadar çok malzeme biriktirdiğimi tahmin edebilirsiniz. Eğer vaktiniz varsa, başrolünde Jodie Foster'ın oynadığı CONTACT filmini sevdiyseniz ve evrene/dünyaya at gözlükleriyle bakmıyorsanız bu kitabı çok seversiniz...Olağanüstü edebiyat beklemeyin ama okuyacaklarınız sizi epeyce mutlu kılacak... Uzaylıları gökyüzünden beklemeyin ve dünyadaki TEK akıllı canlının BİZ olduğumuzu sanmayın!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünden beri okumakta olduğum ve hızla yarıladığım bir kitap da Derman Bayıldı tarafından yazılmış: Bizans'ta Üç İmparatoriçe Theodora - İrini - Zoe . Değişik kaynaklardan faydalanarak, ortaya hap şeklinde bir kitap çıkarmış. Doğu Roma İmparatorluğu'nun tahtına ortak olmuş üç önemli kadını anlatmış bu çalışmada ve tarihsel olayları sadece soğuk ve nesnel bir bakışla vermek yerine, biraz da romanlaştırarak anlatmış. İstanbul'un değişik dönemlerine damgalarını vurmuş bu üç güçlü kadını hızlıca tanımak için, ilginç ve kolay okunan bir kitap. Yine fazla edebiyat yok, fazla detay da yok ama bu üç kadını tanımak için yeterli olacaktır. Benim meşhur "İstanbul'un Kadınları ve Kadın Eserleri" turum için pek çok malzeme çıkıyor okurken... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rifailik hakkında bir kitap okuyorum: Kenan Rifai ile Aşka Yolculuk... Rifailiğin şu andaki en önemli temsilcisi Cemalnur Sargut Hanımefendi ile yapılmış uzun bir söyleşinin kitaplaştırılmış hali. Yine bu zarif hanımefendiyi, geçtiğimiz Cumartesi günü, İstanbul Kadın Eserleri Kütüphanesi'nde harika bir panelde dinleme fırsatı yakaladım. Konuşmacıların hepsi olağanüstüydüler açıkçası ama Cemalnur Sargut Hanımefendi, tabii ki içindeki aşkı öyle güzel yansıtıyordu ki, dinleyenlerin hepsi çok etkilendiler. Merak edenler için hemen ekleyeyim: Panelin konusu "Tasavvuf'ta Kadın" idi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uğur Kökden'in sanat üzerine denemelerinin bulunduğu Zaman Devriyeleri beni benden aldı ve götürdü en sevdiğim müzelere...Kimler yoktu ki orada? Rembrandt'tan Haals'a Kuzey'in puslu ustaları, Fatma Tülin'den Celile Hanım'a ülkemizin kadın ressamları... Müthiş tablolar, o tabloların arka planında olanlar, ressamların hayat öyküleri, sanat yaşamlarının kısa bir öyküsü... O kitabı okurken de Avrupa'da yaptığım turlarda anlatabileceğim yeni şeyler ekledim dağarcığıma... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sıradakilere gelince....Tabii ki Enis Batur'dan bir kitap var her zamanki gibi: Başkalaşımlar. Fazla bir şey söyleyemeyeceğim zira ne desem az! En sevdiğim yazar, en sevdiğim beyin... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kalın kitap bekliyor yine: İmprimatur. 17. yüzyıl Roma'sına götürecek eser beni...Barok Çağ'ın müziği, resmi, tıbbı, gastronomi ve astrolojisi ile sürüklenen 870 sayfalık bir koca eser. İki yazarı var kitabın: Rita Monaldi ve Francesco Sorti... Kitabın içinde bir de müzik CD'si var. Kitabın okunması sırasında dinlenmesi gereken müzikleri içeriyor. Bu yazıyı yazarken bir yandan da o CD'yi dinlemekteyim. HARİKA!!! İmprimatur, Papa'nın bir eserin yayınlanması için verdiği onay demekmiş... Kitabın alt başlığı, belki de sloganı şöyle: Sırları istediğiniz kadar yayınlayın, gerçek esrarını korur... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi gelelim son günlerde gezdiğim sergilere...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Cumartesi günü Tasavvuf'ta Kadın panelinden sonra soluğu İstiklal'de aldık. İlk iş Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi'ne koştuk. Üst katta Lidyalılar ve Dünyaları Sergisi vardı. Anadolu'nun bu ilginç ve kendine has toplumu üzerine çok güzel hazırlanmış bir sergiydi. 15 Mayıs'a kadar açık... Başkentlerinin yamacından geçen nehrin altın dolu sularının nasıl da ülkenin kaderini değiştirdiğini, nasıl evlerde yaşadıklarını, çanak çömleklerini, at ve atçılık geleneklerini öğrenmek için harika bir fırsat! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Alt katta, Sermet Çifter salonunda ise bir DİVA'nın sergisi vardı: Semiha Berksoy - Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla-!!! Allahım, o ne üretkenlik, o ne hayalgücü... O ne ses! O ne yetenek! Tek bir çizgiyle, dünyanın lafını edebilmek! Ne kadar şanslıydık ki, tam biz gezmeye başladığımızda Semiha Hanım'ın kızı Zeliha Berksoy bir gruba eşlik ederek içeri girdi. Serginin bir kısmını onun ağzından dinleyerek gezme şansına erdik ki bu müthiş bir şey oldu. Bazı resimleri ne için ve hangi düşünceyle yarattığını kızından duymak harikaydı doğrusu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oradan Pera Müzesi'ne geçtik ve Picasso'nun Suite Vollard serisini görmek için müzenin 4. ve 5. katlarına yollandık hemen. Sanatçının bu serisinin tamamını görmek çok kolay bir şey değilmiş ve Mapfre sigortanın elinde bulunan koleksiyon, serinin tümünü içeriyormuş. Çok hoş oldu ve görgümüz/bilgimiz artarak ayrıldık sergiden. İtiraf edeyim ki, Picasso'yu hiç bir zaman kendime yakın hissedemedim ve bu fikrim değişeceğe de pek benzemiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bugün ise Enis Batur'un kitapları sayesinde tanıdığım Fatma Tülin'in, Nişantaşı'nda iki galeride sergilenen eserlerini görmeye gittim. Serginin adı "Gezici Parçalar" ... İki bölüm halinde sergilenmiş eserler... Her bir parça hem "TEK" ve "BİRİCİK" olmak üzere yaratılmış ama aynı zamanda bir o kadar da "BÜTÜN" ve "BİRLİKTE" var olabiliyorlar. BAKAN ve GÖREN kişinin duygularına göre bir araya gelebilen BAĞIMSIZ parçalar ve bence inanılmaz etkileyici... Çok hoş bir gün oldu bu sayede...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kışın İstanbul'u seviyorum derim ya, haksız mıyım sizce? Kitaplar, sergiler, konserler... Hayatı anlamlı kılan şeyler... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4532545044053675083?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4532545044053675083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4532545044053675083' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4532545044053675083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4532545044053675083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/03/okuma-onerileri-sergi-haberleri.html' title='Okuma Önerileri... Sergi Haberleri...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S6EeYr7Kz8I/AAAAAAAABAM/XncaVr5bHrY/s72-c/fatma_t__lin_1267091196.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7941321358601648484</id><published>2010-03-04T13:40:00.005+02:00</published><updated>2010-03-04T14:24:48.044+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Nişantaşı Notları / 1</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ohh beee!!! Sonunda taşındım! Evimin doğalgazı bağlandı. Kalorifer peteklerinin havası alındı, musluklarımdan da sıcak su akıyor artık! Başvurularımda adres olarak Nişantaşı'nı veriyorum ve evden çıktığımda, hayatın tam ortasına düşüyorum -ki istediğim tam da buydu-. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçenlerde bir arkadaşım söyledi: &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Eğer birine beddua etmek istiyorsan "Taşınasın İnşallah!" de, yeter!!! &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;Valla haklıymış...Ben ki, normalde taşınmayı hiç dert etmem, bu sefer anamdan emdiğim süt burnumdan geldi desem yeridir...Ama geçti...Bitti...Artık pencerelerine İKEA'nın dantelli perdelerini taktığım, tatlı bir Nişantaşı dairem oldu:)) Cuma günü de çiçekli kumaşla kaplatmaya verdiğim koltuklarım da gelsin, "tam süper" olacak. Tabii bununla da bitmiyor: Daha sırada bağlanmasını beklediğim KabloTV var...Şantiye elektriği ve suyu kullandığımız için, bunların da üzerimize alınması lazım...Neyse, bunlar da olur...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sanırım eskiden Harem Notları olarak adlandırdığım yaşam dizimi, Nişantaşı Notları olarak sürdüreceğim. Bugünkü de birincisi olsun...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen sene tam da bu günlerde, Harem'e taşınmış, yerleşmiştim. Arada çok acayip olaylar olmuştu hatta...Güleyim mi ağlayayım mı bilememiştim. Sonra gülmeye karar verip, her ne gelirse gelsin, hayrıma olacağına inanıp, herşeyi akışına bırakmıştım. Hatta kısa bir süre sonra, da herşey düzene girmiş ve ben hayata artık bambaşka gözlerle bakmaya başlamıştım. Fakat yazın, en beklenmedik bir anda, annemi kaybedip de yapayalnız kalınca, artık bir ailem olmadığı gerçeğiyle savaşmak çok ama çok yormuştu beni. Erkek arkadaşım, sağolsun, yuvasını açtı. Yalnız kalmadım hiç...Hem o, hem de dostlarım yalnız kalmama ve böyle hissetmeme izin vermediler...Dolayısıyla Harem evine hiç gitmez oldum. Ama "Kendine Ait Bir Oda" sendromu hiç bırakmadı yakamı...Sonunda, yalnız kalsam da, içinde kendimi yalnız hissetmeyeceğim bir mekan arayışına girdim. Nişantaşı bu tarife uyuyordu ve hem erkek arkadaşıma, hem de can dostum Pürlen'e yakındı...Neticede, şu anda, artık İstanbul'un bu güzide semtinde, kendime ait bir odam var:)) İçinde ne kadar vakit geçireceğimi henüz bilemiyorum ama yeniden başlamak için hiç de fena gözükmüyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nişantaşı hakkında ilk izlenimlerimi çok yakında paylaşmaya başlayacağım. Şu anda ilk farkettiğim şeyler şunlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uzun zamandır sokaktan geçen yoğurtçu görmemiştim. Geçen gün çıngırağının sesini ilk duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Çocukluğumdaki gibi bir tatlı his doldu içime. Henüz yoğurt almadım ama bir gün alacağım. Malaya benzeyen aletiyle, yoğurdu kesip tabağa koyuşunu seyretmek için...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şu ana dek muhatap olduğum bütün esnaf, son derece efendi insanlar. Kibar ve gün görmüş geçirmiş halleri var.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;POLEN PASTANESİ, SÜPERRRRRRRRRRRRRRRR... Allahım!!! Bir ekleri var...Bir tartöletleri var...Krem patisöri'nin lezzeti, inanılmazzzzzzz... Gitti rejimler, gelsin kilolar!!!&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;TATBAK'ı buralarda herkes bilirmiş...O ne lahmacun?! O ne fıstıklı kebap?! Bugüne dek nasıl oldu da bunlardan bihaber yaşamışım ben? Neyse ki, eksikliklerimi giderme konusunda- en azından gastronomik anlamda- çok hızlıyımdır. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KabloTV bağlatmak neredeyse bir hafta sürüyor. Pazartesi başvurdum, Cumartesi inşallah bağlanacak! Yani bugün sünnet-yarın deniz değilmiş...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısacası, taşınma işlemi tamam da, yerleşme işlemleri hala sürüyor...Ama en azından artık evim sıcak ve sıcak suyum akıyor:)) Daha ne olsun?&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7941321358601648484?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7941321358601648484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7941321358601648484' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7941321358601648484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7941321358601648484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/03/nisantas-notlar-1.html' title='Nişantaşı Notları / 1'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7092662092293728315</id><published>2010-02-22T22:33:00.003+02:00</published><updated>2010-02-22T23:10:52.641+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Kısa Bir Taşın(ama)ma/Yerleş(eme)me Öyküsü</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S4Lyv6dCo5I/AAAAAAAABAE/svA7U1uXrUk/s1600-h/nakliye-firmasina-sorulmasi-gerekenler-57f68f91-sis.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 292px; DISPLAY: block; HEIGHT: 292px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441178204775818130" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S4Lyv6dCo5I/AAAAAAAABAE/svA7U1uXrUk/s320/nakliye-firmasina-sorulmasi-gerekenler-57f68f91-sis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1 Şubat 2010 tarihinden başlayarak, harika bir ev tuttum kendime. Tam istediğim yerde şıkır şıkır bir daire... Kontratı yaptım ve hemen ardından tura çıktım ve turun her dakikasında bir an evvel İstanbul'a dönüp, yeni cici evime yerleşeceğimi hayal ettim. Bu benim için yeni bir sayfa açmak, herşeyi sıfırlamak anlamına gelecek olan son derece önemli bir adım olacaktı. Tur bitti, İstanbul'a döndüm. Hafta sonunu ancak geçirdim içim içimi yiyerek ve hemen hafta başında, nakliyat firmasını aradım. Önceden tanıdık olduğumuz için, iyi de bir fiyat verdiler bana ve hoppaaa deyip taşındım. Eşyayı attım yeni eve, kombinin bağlanması için de hemen Baymak yetkililerini aradım. Ev yeni inşa edilmiş kombili bir daire olduğu için, "ilk çalıştırma" gerekiyordu... Neyse, lafı uzatmayayım... Sadece şunu söyleyeceğim:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neredeyse ay bitti ve ben dairemin içinde bir gece bile uyuyamadım...Neden mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Çünküüüüüüü...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hala kombim bağlanmış değil...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kombim bağlanmadığı için ev buz gibi ve sıcak suyum da yok. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İGDAŞ Okmeydanı çalışanları ile artık kanka olduk. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ev sahibim bile kendi dairesinin numarasını ve tam adresini bilmiyormuş. Kontrat tamamen yanlış yapılmış...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ve saire, ve saire...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben bu evreni yakalarsam torpiline başlayacağım...EYYY ŞEBO İNSANI!!! Duy sesimi....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, şaka bir yana, bu bekleme durumunun bana faydaları da olmadı değil...O kadar çok ıvır zıvır attım ki, anlatamam. Neredeyse her gün battal boy çöp torbalarıyla kağıt, zamanı geçmiş gereksiz belge, dünyanın dört bir yanından toplayıp biriktirdiğim vadesi dolmuş broşürler, kurumuş/yazmayan/tükenmiş-tükenmez kalemler, artık senelerdir çalışmadığım turizm acentalarının miyadı dolmuş voucher koçanları, son kullanma tarihi geçmiş ilaçlar... Eski giysileri zaten dağıtmıştım... Aman Allahım!!! Resmen bir çöp ev olmaya ramak kalmış ve ben farkında değilmişim hala...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta Sultanhamam'da kumaşçıları dolaştık Didi ve onun vasıtasıyla tanıdığım Lalehan ile...Çiçekli nefis kumaşlar aldım ve koltuklarımı kaplatmaya gönderdim. Alışveriş üstüne bir de Hamdi'de kebap çaktık ki, günün en zevkli kısmı buydu diyebilirim. Kusura bakmayın ama ayva tatlısına ruhumu satabilirdim...Manzara nefisti, gökyüzü de yağmur bulutlarından yeni sıyrıldığı için harika bir maviyi yansıtıyordu aralardan. Bir de Süleymaniye üstüne güneş düşünce, ortalığı altın renkli bir toz kapladı sanki...Nefisti, nefis...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mutluydum, aslında hala da mutluyum ama maalesef bir türlü evime yerleşemediğim için biraz da kızgınım. Bana bu saçmalığı yaşatan dairesinin numarasını dahi bilmeyen ev sahibimi/aradaki emlakçımı-ki en az kusur onda-/apartmanın doğalgaz işlerini yapan ve yalapşap iş yaptığı için beni ortada bırakan taşeron firmayı buradan esefle kınıyorum!!! Laf olsun işte!!! Kimsenin umrunda olacak değil ya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Velhasıl, işin komik tarafı, şu anda üzerimde ŞUBAT ve hatta MART kirası bile ödenmiş 2 adet daire var ve ben kendi evimde kalamıyorum... İşin şaka kısmını görebilmeyi başardığım anda eminim çooook güleceğim... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arkası yarın:))&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7092662092293728315?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7092662092293728315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7092662092293728315' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7092662092293728315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7092662092293728315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/02/ksa-bir-tasnamamayerlesememe-oykusu.html' title='Kısa Bir Taşın(ama)ma/Yerleş(eme)me Öyküsü'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S4Lyv6dCo5I/AAAAAAAABAE/svA7U1uXrUk/s72-c/nakliye-firmasina-sorulmasi-gerekenler-57f68f91-sis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3419227062695473567</id><published>2010-02-16T23:45:00.006+02:00</published><updated>2010-02-17T01:58:47.462+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Tokay Oda Filarmoni</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3suUC9FV2I/AAAAAAAAA_0/LwUqhQ0KLeE/s1600-h/sera-tokay.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 294px; DISPLAY: block; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438991896905340770" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3suUC9FV2I/AAAAAAAAA_0/LwUqhQ0KLeE/s320/sera-tokay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3suT3gz1uI/AAAAAAAAA_s/gjWaPt80nHQ/s1600-h/sera+tokay.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 180px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438991893833963234" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3suT3gz1uI/AAAAAAAAA_s/gjWaPt80nHQ/s320/sera+tokay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu akşam İTÜ Maçka Mustafa Kemal Konferans Salonu'nda değişik bir konser vardı. Hayır, bu seferki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın artık -bana göre- demode kalan konser programlarından biri değildi... Bu seferki, ülkemizin sayılı kadın şeflerinden Serâ Tokay'ın 2004'de kurduğu Tokay Oda Filarmoni'nin seslendirdiği sıradışı eserlerle dolu harika bir programdı. Üç eser dinledik ve üçü de birbirinden ilginçti...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Konserin açılış parçası, Schönberg'in Op.9 Oda Senfonisi oldu. İlk defa dinlediğim, pek de kolay olmayan, dinleyiciden de katılım ve dikkat gerektiren "zahmetli" bir müzik parçasıydı. Enstrümanların geçişlerini takip ederken, müzik içinize işliyor ve o zaman birbirinden çok farklı olan tonları aralarda yakalayıp, yorumlayabiliyorsunuz. Öyle "Kapat gözünü, kırları bayırları hayal et" tarzı müziklerden değil...Bunu bekleyen kimi dinleyiciler, neye uğradıklarını şaşırdılar ve ben de onların yüz ifadelerini seyrederken pek eğlendim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Konserin ikinci parçası, Dvorak'ın Op. 44 Nefesli Çalgılar İçin Serenad'ıydı. Bütün yaylılar sahneyi terkettiler ve geride tüba, bas klarinet, kontrfagot gibi her zaman sahnede görme fırsatımız olmayan enstrümanları da içeren bir müzisyenler topluluğu kaldı. Eser çok hoştu açıkçası...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aradan sonra yeniden sahneye çıkan nefesli çalgıların yanında bu sefer de, bir viyolonsel ve kontrbas vardı ve seslendirilecek eser Richard Strauss'un Op.4 Süit'iydi... Dinlediğim eserler içinde en sevdiğim, bu oldu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Konser sonunda dinleyiciler hallerinden memnun görünüyordu. Schönberg'de biraz sarsılmış olsalar da, sonrasında toparlandılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Orkestranın internet sitesinden okuduğuma göre, 2010 yılı içinde 5-6 konser vermeyi düşünüyorlarmış. Seslendirilecek eserler arasında ülkemizde pek fazla duymadığımız yapıtlar olacakmış. Genellikle 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın ilk yarısı döneminden besteciler seçeceklermiş. Schönberg, Webern, Stravinsky, Berg... Sizce de müthiş değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısa notlar:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İTÜ Maçka'daki Mustafa Kemal Konferans Salonu, kelimenin tam anlamıyla KÖHNE bir yer... Klasik müziğin bu tozlu salonlara mahkum kalmasına üzülüyorum. Tamam, tabii ki CRR, Lütfi Kırdar, İş Sanat gibi şahane yerler de var ama beni üzen, şehrimizin adını taşıyan Devlet Senfoni Orkestrası'nın, AKM'nin kapanması ile yersiz yurtsuz kalmış olması galiba. Üstelik KÜLTÜR BAŞKENTİ olduğumuz senede...Orkestramızın evi yok! Öte yandan kaç İstanbullu orkestrasına sahip çıkıyordu ki zaten? Neyse, bu yazının konusu bu değil aslında. Ama bunu da yazayım bir ara demek ki...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu akşamki dinleyici kitlesi içinde, aslında gazinoya giderken yolu yanlışlıkla bu salona düşmüşe benzeyen tipler vardı. Schönberg başlayınca neye uğradıklarını şaşırdılar...Aralarında konuşmaya, kıs kıs gülmeye ve birbirlerinin böğürlerine dirsek atıp, şakalaşmaya başladılar. Zaten arada da çıkıp gittiler.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir başka grup dinleyici ise, eser bitmeden, her bölümün sonunda,olur olmaz yerde alkışlayıp durdu. Bu hareket, evrensel olarak, klasik müzik adabına ne kadar uzak olunduğunun en büyük göstergesidir...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Fuayede kahve, bisküvi v.s satan bir büfecik vardı ama ortam keyifli değildi bence. Yani hani "al arkadaşını, konser arasında bir kahve içip, azıcık etrafı gözle, kim var kim yok bir bak" tarzı bir ortam değildi. Zaten ben de yalnız olduğum için hiç çıkmadım.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bir de sürekli şekerleme/bisküvi/gofret yiyen birileri vardı. Hışır hışır kağıtları açıp açıp bir şeyler atıştırıp durdular. Off ki ne off!!! &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;Yine de herşeye rağmen, Serâ Tokay'a ve onun bageti altında bir araya gelmiş bütün müzisyenlere teşekkür etmem lazım zira ülkemizin şartları içinde resmen Don Kişot'luk yapıyorlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte tam da bu yüzden derim ki, Tokay Oda Filarmoni'nin konserlerini kaçırmamak ve sonuna kadar destek olmak lazım. Koyu karanlığı delen ışık hüzmelerinden biri de bu insanlar...Ve ancak bizlerle çoğalır ışık... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tokayfilarmoni.com/"&gt;http://www.tokayfilarmoni.com/&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3419227062695473567?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3419227062695473567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3419227062695473567' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3419227062695473567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3419227062695473567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/02/tokay-oda-filarmoni.html' title='Tokay Oda Filarmoni'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3suUC9FV2I/AAAAAAAAA_0/LwUqhQ0KLeE/s72-c/sera-tokay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4421007837357561183</id><published>2010-02-13T09:11:00.003+02:00</published><updated>2010-02-13T09:45:25.452+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Taşınma Halleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3ZYb6hGYrI/AAAAAAAAA_k/jSVa41c9HXQ/s1600-h/TANMA_~1.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 278px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437630836684251826" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3ZYb6hGYrI/AAAAAAAAA_k/jSVa41c9HXQ/s320/TANMA_~1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son iki senede kaç kez taşındım, kaç kez ev değiştirdim, kaç kez eşya toparladım artık unuttum. Her seferinde daha da azaltmaya uğraşırken, eşya ve özellikle ıvır zıvır miktarının sürekli artmasına nasıl da şaşırıyorum bir bilseniz... Ağır ve "havaleli" olarak tabir edilen eşyam olmamasına rağmen, mutfak eşyalarının, kitapların, ve senelerdir sağdan solda toplanıp evin içinde bir şekilde yer tutmuş diğer şeylerin miktarı, geçen gün beni taşımaya gelen şirketin adamlarını da epeyce şaşırttı. Oysa bunun böyle olduğunu özellikle belirtmiştim. Demeki ki, tek kişinin ıvır zıvırı, kitabı ve mutfak eşyası ne kadar olabilir ki diye düşünmüş olacaklar ki, gördükleri manzara karşısında biraz ekstra "planning" yapmak zorunda kaldılar...Neyse ki yükleme işinin sonunda getirdikleri araca sığdı her şey ve Harem evini ardımda bırakıp, yeni mahalleme doğru yola çıktığımda, tuhaf bir biçimde, eski yaşamıma da veda ettiğim hissine kapıldım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu blogu takip edenler bilirler mutlaka: Annemin kaybından sonra, Anadolu yakasında sürdürdüğüm yaşantımı Avrupa yakasına taşımaya karar vermiş ve daha önce hiç yaşamadığım bir bölge olan Nişantaşı'nda ev bakmaya başlamıştım. Uzun süren meşakkatli araştırmalar, arada yaşanan türlü sinir harpleri ve hayal kırıklıklarının ardından, tam da istediğim gibi bir daire buldum. Hayal kırıklıkları ve sinir harpleri derken emlakçılarla yaşananları anlatmaya çalışıyorum. Zira ev arama sırasında pek çok kıymetli bilgi edindim. İşte sıralıyorum:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1- Eğer daire "bahçe katı" olarak geçiyorsa, bilin ki orası girişin altında, pislik içinde bir boşluğa bakan, rutubet kokulu bir dairedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2- Eğer daire "bahçe stüdyo" olarak geçiyorsa daha da kötü; çünkü bu sefer aynı pisliğe bakan bir hücreden bahsediliyor demektir. Genellikle bahçe denen yerde iğrenç kediler yuva yapmış oluyorlar ve etraf afedersiniz kedi çişi kokuyor oluyor. Yanlış anlamayın, kedilere karşı özel bir tavrım yok ama bir sürüsü bir arada olunca, cinlerim tepeme çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3- "Bakımlı şirin daire" deniyorsa, bilin ki içine en az 5 milyar para dökmeniz lazım. Üstelik "şirin" kelimesi ne anlama geliyor hala anlayabilmiş değilim. Haa tecrübelerime dayanarak, "küçücük" anlamına geldiğini çözdüm sayılır... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4- "Teşvikiye Camii'ne yakın" deniyorsa, bilin ki, Beşiktaş Evlendirme Dairesi'ne daha yakın...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;5- "Merkezi konumda" lafını hala tam çözemedim zira beni her götürdüleri ev, emlakçılar için hep "merkezi" idi... Nereye göre merkezi???&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6- "Aile Apartmanı" deniyorsa, bilin ki, apartmandan içeri girdiğiniz anda, pişirilen yemeklerin kavrulmakta olan soğanlarının kokuları üzerinize bulut gibi yapışacak demektir. Hayatta en nefret ettiğim şeydir...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7- "Bakımlı çatı katı" genellikle tuhaf bir çatı altı boşluğu ihtiva eden, küçük bir daire demektir. O boşluktan ne oda olur, ne başka bir şey. Ama sordular mı, çatı katı...Hele bir de o boşluğa dairenin içinden merdivenle çıkılıyorsa, al sana çatı dubleksi!!! Haa, tabii bu arada asansör falan YOK!!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8- "Kupon Daire"? Çözemedim...İleride inşallah...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;9- "Kelepir" ? Hiç girmeyelim o trafiğe...Ne köy olur, ne kasaba!!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10- "Sahibinden" diye aradığım 10 ilanın 9'u emlakçı çıktı. Aman dikkat!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;11- Eğer daireyi anlatırken sadece"Masrafsız" diyorlarsa, yeri kesin kötüdür. Daire de pek sevimli değildir...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunlar ilk olarak aklıma gelen şeyler. Aslında liste uzar gider ama sizler de tahmin edebilirsiniz az çok...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nihayet, aradığımı buldum ve sonunda taşındım. Tek sorunum, doğalgaz bağlantıları için yapılmış olan bir hata...Dolayısıyla evim buz gibi ve orada kalamıyorum henüz. Ama her gün gidip eşyalarımı karıştırıyorum. Hala bir sürü şey atıyorum. Yeni hayata temiz temiz başlayayım istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nişantaşı keyifli bir yaşam yerine benziyor. Sanırım burada iyi vakit geçireceğim. "Harem Notları" yazıyordum eskiden, şimdi de "Nişantaşı Notları" yazarım artık:))&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şans dileyin!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4421007837357561183?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4421007837357561183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4421007837357561183' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4421007837357561183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4421007837357561183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/02/tasnma-halleri.html' title='Taşınma Halleri'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S3ZYb6hGYrI/AAAAAAAAA_k/jSVa41c9HXQ/s72-c/TANMA_~1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4696837635305387592</id><published>2010-01-28T23:11:00.004+02:00</published><updated>2010-01-28T23:41:46.769+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>İstikamet AFRİKA!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S2IEgWTePzI/AAAAAAAAA_c/rjwaO1Da6cY/s1600-h/tanzania4.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431909054351818546" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S2IEgWTePzI/AAAAAAAAA_c/rjwaO1Da6cY/s320/tanzania4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S2IEfxCFAfI/AAAAAAAAA_U/xIv46vQvk04/s1600-h/ngorongoro1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 212px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431909044346749426" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S2IEfxCFAfI/AAAAAAAAA_U/xIv46vQvk04/s320/ngorongoro1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Valla aslında kendi kendime bir söz vermiştim: AFRİKA'ya tur götürmem!!! Olmadı, sözümü tutamadım ve yarın Tanzanya'ya gitmek üzere yola çıkıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;En son seneler evvel Ayşegül'ümle gitmiştik Afrika'ya...O istemişti onu oralara götürmemi...O yıl Portekizli gruplara çalışmıştım back to back, ekonomik olarak epeyce rahatlamıştım ve iyi de bir bütçe ayırmıştım seyahat planlarımız için. Kızkardeşim Ayşegül'e de sözüm vardı, nereye isterse oraya götürecektim. Rahmetli bana şöyle demişti: Abla beni hayvanları göreceğim bir yere götür. Ben de Afrika'ya ne dersin diye sorduğumda, gözlerinde oluşan pırıltı yeterli cevabı vermişti zaten bana...Seneler sonra, hatta o bu dünyadan göçüp gittikten bile çok sonra, onun bu seyahatimiz sırasında yazdığı günlüğünü buldum. Bir cümle vardı orada: Ablam bu dünyadaki en iyi abla... Daha başka bir sürü güzel şey sıralamıştı defterine ve ben bunu bulduğumda hüngür hüngür ağlamıştım. Şu anda da bu satırları yazarken gözlerimden yaşlar süzülüyor. Seneler geçti aradan ve yaşamımın en sert virajlarını aldığım zamanların sonunda, tam da onun doğumgününe denk gelen zamanda, onunla gezip dolaştığımız ve benim sonrasında gitmeye hiç cesaret edemediğim o vahşi coğrafyaya gidiyorum. Çemberi kapatmaya...Vedalaşmaya... Ve en sonunda belki de yeniden başlamaya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4696837635305387592?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4696837635305387592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4696837635305387592' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4696837635305387592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4696837635305387592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/istikamet-afrika.html' title='İstikamet AFRİKA!!!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S2IEgWTePzI/AAAAAAAAA_c/rjwaO1Da6cY/s72-c/tanzania4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1010865630059010903</id><published>2010-01-24T23:33:00.004+02:00</published><updated>2010-01-24T23:44:36.388+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avusturya'/><title type='text'>Geleceğin Büyük Maestro'su...Robin Ticciati!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-pFvxKqI/AAAAAAAAA_M/K7Rwzw6D9OY/s1600-h/robin3.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430424863828421282" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-pFvxKqI/AAAAAAAAA_M/K7Rwzw6D9OY/s320/robin3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-oxdoFdI/AAAAAAAAA_E/g9MxK17rIAE/s1600-h/robin2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 232px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430424858383619538" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-oxdoFdI/AAAAAAAAA_E/g9MxK17rIAE/s320/robin2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-orS7GSI/AAAAAAAAA-8/C3TJFgHEJQE/s1600-h/robin1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 216px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430424856728115490" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-orS7GSI/AAAAAAAAA-8/C3TJFgHEJQE/s320/robin1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu akşam Mozarteum'da müthiş bir konser daha izledik. Ligeti, Kurtag ve Mozart'ın iki eserinden oluşan harika bir program ile, buradaki konser maratonumuzu tamamladık ve yarın sabah dönüşe geçiyoruz. Darısı Salzburg Paskalya Festivali'ne ve gelecek senenin Mozart haftasına! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu akşamki konserin en can alıcı noktası, benim için ne genç solistlerdi, ne de olağanüstü orkestraydı. Benim için gecenin sürprizi ve yıldızı, genç maestro Robin Ticciati oldu. Sir Simon Rattle'ı akıl hocası olarak kabul eden 1983 Londra doğumlu bu genç şef, gencecik yaşına rağmen, Mozarteum gibi kocaman ve köklü bir orkestrayı büyük bir ustalıkla yönetti. Duruşu, müziği okuyuşu, beden dili, orkestrayla kurduğu göz teması, benim gibi işin profesyoneli olmayanları dahi etkiledi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sanırım ileride epeyce bahsini duyacağız. Ben takipte olacağım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1010865630059010903?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1010865630059010903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1010865630059010903' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1010865630059010903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1010865630059010903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/gelecegin-buyuk-maestrosurobin-ticciati.html' title='Geleceğin Büyük Maestro&apos;su...Robin Ticciati!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1y-pFvxKqI/AAAAAAAAA_M/K7Rwzw6D9OY/s72-c/robin3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1661752486132126296</id><published>2010-01-24T00:27:00.005+02:00</published><updated>2010-01-24T01:21:53.506+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avusturya'/><title type='text'>Salzburg'da Kış Festivali... Yaşasın Mozart!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1uENaYrPeI/AAAAAAAAA-0/ea3b2Dci47w/s1600-h/Christoph%2520Eschenbach.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 160px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430079141681249762" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1uENaYrPeI/AAAAAAAAA-0/ea3b2Dci47w/s320/Christoph%2520Eschenbach.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;                                                               Christoph Eschenbach&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1uENJTdI5I/AAAAAAAAA-s/jiuMgwVOSOw/s1600-h/Andras%2520Schiff.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 196px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430079137095951250" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1uENJTdI5I/AAAAAAAAA-s/jiuMgwVOSOw/s320/Andras%2520Schiff.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;                                                                     Andras Shiff&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Henüz iki gündür buradayım ama herşeyi o kadar dolu dolu yaşıyoruz ki sanki haftalardır Salzburg'daymışım gibi hissediyorum. Avrupa'nın en sevdiğim şehri ünvanını taşıyan bu mücevher kutusu kent, bu sefer de festival havasıyla sarmaladı beni. Dışarısı çok soğuk, şehri çevreleyen tepeler karla kaplı ama müziğin gücü o kadar büyük ki, ne üşüdüğümü farkediyorum ne de yoruluyorum. Beraberimdeki 19 tatlı insan da aynen benim gibi hissediyor olacaklar ki kimseden aksi yönde ses çıkmıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dün akşam Salzburg'un Haus Für Mozart isimli müthiş konser salonunda, Mozart'ın Idomeneo'sunu izledik. Genellikle Mozart'ın daha sık sahnelenen, nispeten daha popüler operalarını pek sevmem. Mesela Don Giovanni'de ölesiye sıkılırım, Figaro'nun Düğünü'nde de pek farklı değildir durumum. Buna rağmen, Sihirli Flüt'ün, melodilerini neredeyse ezbere bildiğim aryalarını dinlemekten hiç sıkılmam ama bu da sadece o opera için geçerlidir. Cosi Fan Tutte, La Clemenza Di Tito, Pontus Kralı Mitridates...Bir çırpıda aklıma geliyorlar ama ben galiba daha çok Verdi-Puccini'ciyim... Ayrıca Wagner'in Nibelungen serisine taparım. Ağırdır mağırdır ama çok müthiştir... Bir de tabii ki erken dönem operaları vardır ki beni her seferinde büyülerler: Monteverdi'nin Orfeo'suna kim hayır diyebilir? Ya da Purcell'in Dido ve Enea'sına hangi yürek dayanır? Hele Dido'nun ağıtını duyup da ağlamayacak insan var mıdır acaba? Diyebilirim ki Mozart'ın operaları benim favorilerim değiller... Aslında Mozart'ın senfonilerini de pek sevmem. Onun küçük gruplar için yaptığı besteleri, oda müziği eserlerini severim. Konçertolarını severim, özellikle adagio'ları ya da andante'leri duygu doludur... Fakaaatttt... Dün gece bir şey oldu: Mozart'ın bir operası olmasına rağmen, ilk defa canlı olarak seyrettiğim Idomeneo'yu SEVDİM!!! Nefesimi tutup öyle izledim her saniyesini... Koro, Estonya Filarmoni Korosu; orkestra, Les Musiciens du Louvre Grenoble; şef de Marc Minkowski olunca durum bir anda değişti... Amerikalı tenor Richard Croft, Girit Kralı Idomeneo rolünde hepimizi kendine hayran bıraktı. Ayrıca operayı sahneye koyan kişi de çok önemliydi tabii ki: Oliver Py! Paris'teki meşhur Odeon Theatre'ın direktörü!!! Olağanüstü bir sahne düzenlemesi yapılmıştı. Işıklar, dekor...O denli etkileyiciydi ki, uykusuz olmama rağmen, keşke hiç bitmese dedim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu sabah pırıl pırıl ama buz gibi bir Salzburg sabahına uyandım. Saat 11.00de Mozarteum'un büyük konser salonunda, Andras Shiff yönetiminde Cappella Andrea Barca nın konserine gittim. Beethoven ve Mozart'ın birbiri ardına eklenen şahane eserleriyle kendimden geçtim. Coriolan uvertürü ve 3. Piyano Konçertosu Beethoven'den, Mozart'tan ise 23. ve 24. Piyano Konçertoları... Daha güzel bir sabah hayal edebilir misiniz? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akşam ise bir başka ağır top bekliyordu beni: Viyana Filarmoni Orkestrası! Hem de yaşayan en karizmatik şeflerden Christoph Eschenbach yönetiminde! Yanında da Lars Vogt , solist!!! Eserler Mozart'tan! 10. ve 12. Piyano Konçertoları ile 34. Senfoni! Bunca senedir ve seferdir Avusturya'ya geliyorum, bir kere olsun Viyana Filarmoni'yi canlı yakalayamamıştım. Bir hayalim daha gerçek oldu bu akşam...Salzburg'un 2179 kişilik büyük festival salonunda, koca orkestrayı tam karşımda gördüm, dinledim ve her saniyesinde şükredip durdum şansıma! Torunlarım olabilecek olsa, onlara anlatırdım günün birinde... O denli özeldi yani...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Memleketteki tüm olumsuz hikayeler silindi aklımdan, yine arındım müziğin gücü sayesinde. Ne kozmik oda kaldı, ne Tekel grevi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İki günüm daha var...Sonra yine aynı terane... Başbakan şunu dedi, BOŞBAKAN da bunu dedi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse...İki günüm daha var...Gerisini dönünce orada düşünürüm...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1661752486132126296?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1661752486132126296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1661752486132126296' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1661752486132126296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1661752486132126296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/salzburgda-ks-festivali-yasasn-mozart.html' title='Salzburg&apos;da Kış Festivali... Yaşasın Mozart!'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1uENaYrPeI/AAAAAAAAA-0/ea3b2Dci47w/s72-c/Christoph%2520Eschenbach.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-5409988987660546172</id><published>2010-01-19T19:11:00.004+02:00</published><updated>2010-01-19T19:57:15.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Up in the Air</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1XxLTQB3pI/AAAAAAAAA-k/PqalbM7oEyQ/s1600-h/up-in-the-air-movie.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 218px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428510102313361042" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1XxLTQB3pI/AAAAAAAAA-k/PqalbM7oEyQ/s320/up-in-the-air-movie.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İçinde George Clooney varsa, o "şey" zaten izlenmelidir ama bu seferki daha da farklı oldu benim için...Filmin konusunu yazmayacağım ama sadece şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Olumlu anlamda söylüyorum bunu...Kısaca bahsedecek olursam, büyük bir firmanın "işten adam çıkartma" uzmanı olarak görev yapan George Clooney -canlandırdığı karakterin adını hatırlamıyorum- sürekli seyahat halinde yaşayan biridir. Bütün hayatını küçümen bir tekerlekli kabin boyu valize tıkıp, senenin 300'den fazla gününü yollarda, havalimanlarında ve havada -Up in the Air, filmin adı buradan geliyor-, uçakların içinde geçirmektedir. Bir sürü mil kartı, lounge, otel, araba kiralama kartı vardır. Bir de büyük paralar karşılığında, hayatta "tek" ve "bağlantısız" olmanın erdemlerini anlatan seminerler verip, konuşmalar yapmaktadır. Ki burada harika bir metafor kullanılmış: Sırt Çantası!!! Filmi daha fazla anlatmayacağım, gidin görün! Ben bir daha izleyeceğim mutlaka...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse, bu filmi yazı konusu haline getirmem, yukarıda anlattıklarımdan değil, başka ufak tefek şeylerden kaynaklanıyor: Bazı sahnelerde kendimi gördüm adeta... Havalimanlarında yaşananlar, benim de kendimce geliştirdiğim hayatı kolaylaştıran "minik -zeki" hareketler, özellikle ve hepsinden de fazla, otel odalarının yalnızlığı... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eğer senede üç-dört kez seyahat ediyorsanız, bu genellikle sizin için her zamanki yaşamınızın rutinini bırakıp, her manada tatile çıkmak demektir. O zaman otel odaları gerçekten heyecan verici ve eğlenceli olabilir. Ama eğer benim gibi sık sık seyahate gidenlerdenseniz, o zaman otel odalarını kanıksarsanız, sizin için artık heyecan verici bir yanı kalmaz olayın... Tabii bu arada bazı özel otelleri, benim çok sevdiğim otelleri ayrı tutuyorum, zira onlara ne zaman geri dönsem, içim heyecanla kıpır kıpır oluyor. Neyse, demek istiyorum ki, eğer işiniz gezmekse, o zaman otel odaları yalnızca "içinde uyuduğunuz yerler"e dönüşebiliyor. İçine girersiniz, duşunuzu yaparsınız, televizyonunuzu açarsınız, yastıkları üst üste koyarsınız, şansınız varsa -çünkü her otelde bulunmuyorlar-odadaki su ısıtıcısı ile suyu kaynatıp sallama çay yaparsınız, sonra kitap okurken uykuya dalarsınız. Etrafınızda "sizin" eşyalarınız yoktur, "sizin" anılarınız yoktur, "sizin" yaşamınızın parçaları yoktur...Nötr bir ortamdır, hatırasız, belleksiz... Ve hepsinden ötesi, yalnız bir ortamdır. Yalnızsınızdır... İşte bu yalnızlık duygusunu öyle iyi işlemiş ki film!!! Orada koptum resmen... Gidin, görün, ne demek istediğimi anlayacaksınız...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de George'un evi var ki evlere şenlik! Nasıl karaktersiz, nasıl ruhsuz, nasıl soğuk ve nasıl "ev gibi değil", anlatamam...Beyaz, gri ve metalik...Nefret edilesi bir yer... Bu durumu da anlayabiliyorum aslında, çünkü bazı zamanlar öyle bir denk geliyor ki, evimin içine akşam girip, sabah apar topar çıkıyorum... Çiçeklerime su bile veremediğim zamanlar oluyor... Ama yine de evim hiç bir zaman o denli soğuk ve can acıtıcı derecede metalik olmadı, olmayacak! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Seyretmediyseniz, bir an evvel gidin. Bambaşka bir tat alacaksınız, ben aldım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-5409988987660546172?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/5409988987660546172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=5409988987660546172' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5409988987660546172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5409988987660546172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/up-in-air.html' title='Up in the Air'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S1XxLTQB3pI/AAAAAAAAA-k/PqalbM7oEyQ/s72-c/up-in-the-air-movie.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-6610131630195821440</id><published>2010-01-07T23:16:00.002+02:00</published><updated>2010-01-07T23:55:54.073+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Film Önerileri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son günlerde sinemalarda vakit geçiriyorum. Kısa ve öz olacak:&lt;br /&gt;AVATAR'a gidilsin! Konu vasat, klişe ve beklenmedik hiç bir şey olmuyor filmde ama teknik olarak öylesine üstün ki, sinemayı  sevip de gitmemek olmaz. İstinye Park'ın İMAX 3D donanımlı salonlarında izleyin hem de...Perde dev gibi ve gözlükleri takınca resmen o dünyanın içine dalıp gidiyorsunuz. Sakın ön sıralardan yer almayın, şaşı olursunuz vallahi. En arka üç sıra ideal ve mutlaka orta yerlere denk getirin oturma düzeninizi. Son iki saatte alacağınız sıvıları kısıtlayın çünkü film 2 saat 40 dakika sürüyor ve ara YOK! İMAX tekniğinde -nasıl bir şey olduğunu bildiğimden değil, öyle söylendiği için yazıyorum- film durdurulamıyormuş. Dolayısıyla başladı mı sonuna kadar izleniyor bir seferde...Zaten de bir nefeste izliyorsunuz ve vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Benim için inanılmaz bir deneyim oldu, tavsiye ederim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;VAVİEN'e gidilsin! Seyrettiğim en iyi Türk filmlerinden biri...Konu, oyunculuklar, olayların işlenişi müthişti. Engin Günaydın ve Binnur Kaya muhteşemdi. Gerçek bir film noir...TAYLAN BİRADERLER'den COEN BROTHERS'a bir selam...Hem de ne selam! BAYILDIM! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;YAHŞİ BATI'ya gidilmesin! Ben ki Cem Yılmaz'ın hastasıyım, ben ki Cem Yılmaz kaşını kaldırsa gülmektem katılırım, bu filme dayanamadım. Düşünün ki yarısında çıktım! Olacak şey değil! Gidip de beğenen varsa, lütfen söylesin çünkü ben daha henüz bir kişiye bile rastlamadım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dedim ya kısa ve öz olacak diye...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte bu kadar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-6610131630195821440?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/6610131630195821440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=6610131630195821440' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6610131630195821440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/6610131630195821440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/sinema-onerileri.html' title='Film Önerileri'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-5954161495307489432</id><published>2010-01-05T11:46:00.005+02:00</published><updated>2010-01-05T12:30:00.400+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Almanya'/><title type='text'>Önemli Bir Kültür Haberi! Goethe-Schiller Arşivi Yenileniyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0MSl5J-fYI/AAAAAAAAA-c/Lumm9Z8GhMU/s1600-h/weimar+goethe-schiller.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 183px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423198818491334018" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0MSl5J-fYI/AAAAAAAAA-c/Lumm9Z8GhMU/s320/weimar+goethe-schiller.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Memleketimizdeki sığ tartışmalardan, saçma sapan sözde gündem maddelerinden benim gibi bunalanlar için, sanat, sığınacak bir liman oluyor. Mesela ben kendimi kitaplarıma gömdüm, TV'de de sadece Mezzo izliyorum ve ruhumu ancak bu şekilde sükunete erdirebiliyorum. Haberleri izlemeyi çoktan bıraktım, gazete okumuyorum. Bilgisayarımı açıp da internete bağlandığımda, NTV'nin sayfası açılıyor hemen ve o sırada yapay gündemin daha da yapay başlıklarına şöyle bir göz gezdiriyorum, o kadar... Başbakan ne demiş, muhalefet lideri ne söylemiş, Adadaki Issız Adam'ın şakşakçıları ne buyurmuş hepsini 15 saniyede anlayıp! yoluma devam ediyorum. Haftalık gazete okuma performansım son derece düşük. Sadece kitap eklerini okuyorum satır satır, o kadar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kültür-Sanat haberlerini kaçırmamaya çalışıyorum, dolayısıyla hemen o tarafa kayıyorum hızlıca. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte bu sabah da, gözüme çarpan haber şu oldu:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;em&gt;Goethe-Schiller Arşivi Yenileniyor&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2001 yılından bu yana Dünya Kültür Mirası ünvanını taşıyan Goethe-Schiller arşivinde restorasyon çalışmaları başladı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Goethe-Schiller arşivindeki eserler restorasyondan önce Thuringen eyaleti başkent arşivi ile ünlü Anna Amelia Kütüphanes'ne taşındı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;Bazıları taşınma sırasında geniş güvenlik önlemleri alınarak mikrofilm olarak saklandı. Bir yıl sürecek olan restorasyonun maliyeti 10 Milyon Euro'yu bulacak. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;1892-1896 yılları arasında Petit trion ve Versay Sarayları örnek alınarak inşa edilen Goethe ve Schiller Arşivi' nde Goethe'nin Faust'u, Schiller'in Don Carlos'unun yanısıra, başka Alman eebiyatçı, bilim insanı, filozof ve müzisyenin 120 eseri yer alıyor. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;Almanya'nın en büyük edebiyat arşivi, restorasyon çalışmaları sayesinde en yeni tekniklerle korunacak ve aslına en uygun şekilde yenilenecek. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;Goethe'nin son torunu, dedesinden miras kalan eserleri Thüringen eyaletine bırakmış, arşivin inşası için de 400.000 Alman Markı bağışlamıştı. Zamanla kararan arşivin, restorasyon sayesinde bir yaz sarayı havası alması ve 2011'de yapılacak resmi törenden sonra daha çok turist ve öğrenci ağırlaması planlanıyor.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;Edebiyet arşivi ve müze olarak inşa edilen Goethe-Schiller Arşivi, 1960 yılından sonra genişletilmiş, Wieland, Herder, Hebbel, Büchner, Liszt ve Nietzsche gibi ünlülerin eserlerini de koruma altına almıştı. Sadece bina değil, bazı eski eserlerin de restore edilmesi planlandı. Restorasyon çalışmaları bittikten sonra arşiv törenle açılacak. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Anna Amelia Kütüphanesi, benim çok sevdiğim "Bach'ın İzinde" turumuz sırasında kaldığımız güzelim Weimar kentinde yer alıyor. Zaten yukarıdaki fotoğraf da, Weimar TheaterPlatz'da çekilmiş ve Goethe ile Schiller'i el ele gösteriyor. Anlamlı!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sanatsız kalmış bir halkın hayat damarlarından biri kesilmiş demektir...Atatürk buna benzer bir şey söylemişti yanılmıyorsam. Tam da bu sabah evde bu konu üzerine kısa bir sohbet yapmışken, üstüne bu haber tuz biber oldu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kıskanıyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-5954161495307489432?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/5954161495307489432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=5954161495307489432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5954161495307489432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5954161495307489432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/onemli-bir-kultur-haberi-goethe.html' title='Önemli Bir Kültür Haberi! Goethe-Schiller Arşivi Yenileniyor'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0MSl5J-fYI/AAAAAAAAA-c/Lumm9Z8GhMU/s72-c/weimar+goethe-schiller.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4783519909458433760</id><published>2010-01-03T21:39:00.009+02:00</published><updated>2010-01-03T23:14:25.639+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>2009'un Son, 2010'un İlk Kitapları</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0EIN4cuIKI/AAAAAAAAA-U/313ZK3m-org/s1600-h/yol-durumu-munir-gole.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 213px; DISPLAY: block; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422624460914958498" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0EIN4cuIKI/AAAAAAAAA-U/313ZK3m-org/s320/yol-durumu-munir-gole.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0EINncCSgI/AAAAAAAAA-M/Iy5p23nRuQc/s1600-h/defter.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 313px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422624456348682754" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0EINncCSgI/AAAAAAAAA-M/Iy5p23nRuQc/s320/defter.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yıl biraz daha fazla kitap okumaya gayret etmek için söz verdim kendi kendime... Zaten okumak benim için nefes almak, yemek yemek gibi doğal bir ihtiyaç ama erkek arkadaşımın kitaplarla olan ilişkisini gördükçe, daha fazla okuyasım geliyor hep. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu aralarda Roland Barthes'ın Göstergebilim üzerine yazdıklarını ve çeşitli üniversitelerde edebiyat üzerine verdiği derslerin notlarından oluşmuş kitapları okuyorum. Elimde kalem, satırların altlarını çize çize, notlar ala ala, keyifle okuyorum. Dün yine İstiklal'de gezinirken Yapı Kredi'ye uğradık ve oradan güzel kitaplar aldım. Önce son günlerde okuduklarımı paylaşayım: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Münir Göle'nin YOL DURUMU &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;kitabı... Adına baktığımda önce kendi kendime "yine sıradan bir yol/yolculuk/turist kitabı daha" diye düşünmüştüm. Hele son zamanlarda bu konuya kafayı takmış olduğum için, mümkün olduğunca çok sayıda, gezi kitabı /yazısı okumaya çalışıyorum ve çoğu beni hayal kırıklığından öte yerlere fırlatıyor. Kızgınlık bile oluyor hissettiklerim arasında, düşünün... Sözde gezgin-yazarlar yalan yanlış, saçma sapan şeyler yazıp duruyorlar genellikle ve o anlatılanları yakından bilen biri olarak BEN, deli oluyorum bu saçmalıklara. Evde söylenip duruyorum kendi kendime ve erkek arkadaşım da "Eğer sen güzel kafanı bu işe yormazsan, bilen bilmeyen, yalan yanlış yazıp ortaya kitap diye çıkartır" diyor haklı olarak. Beni cesaretlendirmeye çalışıyor ama bende o sebat 0 disiplin neredeeeee? Neyse... Münir Göle'nin kitabına da bu önyargı ve çekincelerle uzandım ama daha ilk sayfasında farklı bir yazımla karşı karşıya olduğumu farkettim. Münir Göle bu kitapta, her kaynakta veya internet sitesinde bulabileceğiniz beylik turistik bilgileri sıralamak yerine, o yerin kendinde yarattığı izlenimleri, duyguları ve düşünceleri paylaşmış güzelim siyah -beyaz fotoğraflar eşliğinde. Deneme tadında yazılar...Seyahat denemeleri diyebiliriz kısacası. Tam da benim yazmayı hayal ettiğim tarzda yani... Bayıldımmmmmmmmmmm... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Serdar Özkan'ın KAYIP GÜL adlı romanı...Sözde 30 dile çevrilmiş, dünyanın bilmem kaç ülkesinde bir numara olmuş. Hayatımda böyle balon görmedim! Merak tabii, okudum... Allahtan iki saatte bitti de ıstırap uzun sürmedi. Kimi Martı'yla, kimi de Küçük Prens'le karşılaştırmış. Özir dilerim ama YUH ARTIK!!! Okumadıysanız, okumayın boşuna. Vaktinize ve paranıza yazık! Bir sürü baskı yaptı, parayı kazanacak olanlar da yeterince kazandılar zaten. Gidip daha nitelikli kitaplara harcayın zamanınızı ve paranızı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Enis Batur'dan SIR... Konu, Jordi Savall ve viola da gamba, yazan da Enis Batur olunca, doğal olarak aklım uçtu... Her zamanki derinliğinde, her zamanki kafa çalıştırıcılığında, tam dozunda harika bir kitap... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de İngilizce bir kitap okumaktayım şu sıralar: A HİSTORY OF THE WORLD İN SİX GLASSES... Yazarı Tom Standage. Dünya tarihinin altı içecek üzerinden yeniden yazılması olarak nitelendirebilirim bu kitabı. Bira, şarap, viski-rom, kahve, çay ve kola... Bu içeceklerin üzerinden tarihsel ve toplumsal olaylar anlatılıyor, değişimler ve dönüşümler tanımlanıyor. Şu anda henüz başlardayım ama belli ki ilginç olacak devamı da...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dün aldıklarıma gelirsek:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Selçuk Demirel ve Enis Batur ortaklığından harika bir ürün çıkmış: DEFTER... İçinde Demirel'in çizimleri ve Batur'un temrinleri... Her kitapseverin kütüphanesinde olması gereken harika bir çalışma. Dönüp dönüp karıştıracaksınız sayfaları. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uğur Kökden 'den ZAMAN DEVRİYELERİ... Tablolar ve sanatçılar üzerinden farklı bir yazım. Sevdiğim tablolar ve sanatçılar olunca işin içinde, kayıtsız kalabilmem mümkün değildi haliyle. Geçenlerde aynı yazarın gezi yazılarından oluşan bir başka kitabını daha okudum:KUĞULAR, KANALLAR, SALKIMSÖĞÜTLER. Onu da sevmiştim ama sanırım tablolarla örülmüş bu kitap, benim için farklı bir yere oturacak. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Roland Barthes'dan iki kitap: YAZI ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER-METNİN HAZZI ve GÖSTERGELER İMPARATORLUĞU. İlk kitap 1971-1073 arasında derlenmş yazı/yazmak üzerine yazılardan/konuşmalardan oluşuyor. Edebiyat üzerine kafa patlatmaya yarayan, harika göndermelerle dolu bir kitap. Diğeri ise, Japonya merkeze alınarak, göstergebilim ekseninde hazırlanmış bir çalışma. İlginç şeyler öğreneceğimden şüphem yok.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Görüldüğü üzere, bu sıralar okuduklarım, hiç de öyle "şuraya uzanayım da kitabımı okuyayım" türünde şeyler değil. Genellikle elde kalem, masa başı okumaları gerektiren türde kitaplarla haşır neşir durumdayım. Hoşuma gdiyor, bir ton şey öğreniyorum. Yine de geçen hafta, sadece iki gün içinde, yani bir çırpıda ADAM FAWER'ın OLASILIKSIZ'ını okuduğumu ilave etmeden geçemeyeceğim. Ardına da hemen bir kuantum kitabı ekledim...Böylece blok ders yapmış gibi oldum bu konuda... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen yılın son günleri ile 2010'un ilk günleri kitapla dolu geçti benim için. Umarım bu yıl doya doya okuyacak vaktim, fırsatım ve gücüm olur. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herkese de bol kitaplı, harika bir yıl diliyorum. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-4783519909458433760?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/4783519909458433760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=4783519909458433760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4783519909458433760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/4783519909458433760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/2009un-son-2010un-ilk-kitaplar.html' title='2009&apos;un Son, 2010&apos;un İlk Kitapları'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/S0EIN4cuIKI/AAAAAAAAA-U/313ZK3m-org/s72-c/yol-durumu-munir-gole.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7841326900890531978</id><published>2010-01-01T23:18:00.004+02:00</published><updated>2010-01-01T23:42:12.357+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>1 Ocak 2010</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/Sz5rpLGZLkI/AAAAAAAAA9c/3MuHbdPCJeI/s1600-h/1+Ocak+2010+021.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421889356499070530" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/Sz5rpLGZLkI/AAAAAAAAA9c/3MuHbdPCJeI/s400/1+Ocak+2010+021.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Umutlar tazelendi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Planlar yapıldı, sözler verildi (Tanrı'yı güldürmek pahasına da olsa)...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kimimiz sigarayı bıraktı bu sabah itibariyle, kimimiz rejime başladı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Düzenli spora başlayacak olanlar da vardır eminim...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kimimiz ilan-ı aşk etti dün gece, kimimiz evlilik teklifi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Terk eden pek olmamıştır, ne de olsa kimse yeni yıla sevgilisi olmadan girmek istemez; hele bir de zaten sevgilisi varsa, bekler ki yılbaşı geçsin, gece yarısı olduğunda öpecek bir sevgilisi her ihtimalde bulunsun elinin altında, bir kaç gün sonra terkeder nasıl olsa...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kimimiz doğumhanede girdi yeni yıla, kimimiz kayıplarının ardından mevlut okutarak... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hıristiyan icadı olduğu sanıldığı için, inadından yılbaşı kutlaması yapmayıp yerine "Gönül Sohbetleri" yapanlar oluğunu biliyorum. Bu bana acayip saçma geliyor... Umut tazelemenin neresi kötü ki? Demiyorum ki sırf yılbaşı olduğu için insanlar sapıtıp kendilerini dağıtsınlar ama hele bir de kötü geçen senenin ardından azıcık teneke çalmak o kadar mı kötü bir şey ki? Bırakın eğlenelim, bırakın gülelim, bırakın çalalım teneke trompet...Bunu diyen ben, dün akşamı dost evinde, sohbet ve hoşbeşle geçirdim. Sanmayın ki sokaklarda parti parti gezip, alemlere aktım:))) Zaten ruhum kaldırmaz öyle şeyleri artık, eskiden de kaldırmazdı ki. Yine de saat 00.00 olduğunda, 2009'u geride bıraktığımız için derin bir ohh çektim. Hayatımın en zor senesi bitiyordu ve içimin bir an da olsa umut dolduğunu hissettim. Ve dua ettim, bundan sonrasının daha kolay geçmesi için...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sabah uyandım, bilgisayarımı açtım, gelen mesajlara baktım birazcık ve sonra TRT2'de Viyana Filarmoni'nin Yeni Yıl Konseri'ni seyrettim ağzımın suları akarak...Kıskandım azıcık ama hemen kendimi avuttum: Ay sonunda Salzburg'da Viyana Filarmoni'yi dinleyeceğim nasıl olsa...Geçen yıl Başbakan'ın Yeni Yıl Konuşması'na kurban gitmişti güzelim konser...Ve sene berbat geçmişti... Bu sene ise keyifle izledim konseri ve sırf bu bile, bu senenin geçen seneden daha iyi geçeceği konusundaki umutlarımı güçlendirmeye yetti...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akşamüzeri Vavien'i seyrettik. Müthişti...Gitmemiş olanlarınız varsa, derim ki: Kaçırmayın!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yukarıdaki fotoğraf ise bugün Can Dostum Tütü tarafından çekilmiş. Mekan: Caddebostan Sahili... Saat: Günbatımı...Hava Durumu: Lodos... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arkadaşım, Ellerine Sağlık!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evet, dedim ya: Umutlar tazelendi... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herkese güzel bir yıl diliyorum!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gönlümüze göre bir yıl olsun! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7841326900890531978?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7841326900890531978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7841326900890531978' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7841326900890531978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7841326900890531978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2010/01/1-ocak-2010.html' title='1 Ocak 2010'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/Sz5rpLGZLkI/AAAAAAAAA9c/3MuHbdPCJeI/s72-c/1+Ocak+2010+021.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8086355621446316168</id><published>2009-12-31T14:15:00.002+02:00</published><updated>2009-12-31T14:17:32.819+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Alternatif Yılbaşı</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SzyWPyCcyCI/AAAAAAAAA9U/qf8iiNnv9Zw/s1600-h/alt%C4%B1n+k%C4%B1zlar.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 300px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421373249321486370" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SzyWPyCcyCI/AAAAAAAAA9U/qf8iiNnv9Zw/s400/alt%C4%B1n+k%C4%B1zlar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Biz yılbaşını önceden kutladık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mekan Elmadağ Meyhanesi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ekip: Didi, Saadet, Şebo ve BEN...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Haydi bakalım, hayırlı seneler...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8086355621446316168?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8086355621446316168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8086355621446316168' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8086355621446316168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8086355621446316168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/12/alternatif-ylbas.html' title='Alternatif Yılbaşı'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SzyWPyCcyCI/AAAAAAAAA9U/qf8iiNnv9Zw/s72-c/alt%C4%B1n+k%C4%B1zlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-1897473250523920837</id><published>2009-12-29T22:22:00.002+02:00</published><updated>2009-12-29T22:40:02.740+02:00</updated><title type='text'>2010 Kapıda...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SzppE3LxMzI/AAAAAAAAA9M/RvsrwoE52Gs/s1600-h/New-year-2010-Wallpapers.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420760633747518258" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SzppE3LxMzI/AAAAAAAAA9M/RvsrwoE52Gs/s320/New-year-2010-Wallpapers.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yılbaşı geldi çattı. Klasik muhasebeler yapılıyor: Neler oldu bitti son bir yılda? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Benim için tek bir cevap var: Hayatımın en zor senesiydi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sırada 2010!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yıl içinde öğrendiklerimi hayatımın sonuna dek beraberimde taşıyacağım. Unutmama imkan yok!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen sene 2009'a açık mektup yazıp istediklerimi sıralamıştım. Bu sefer 2010'dan hiç bir şey istemiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bugün Didiciğimle Cevahir'de yılbaşı alışverişi sırasında, yeni yılda yapacağımıza söz verdiğimiz şeyleri yazdık bir kağıda. Pek uzun bir liste değildi açıkçası ve içinde sadece mantıklı! şeyler vardı. Büyük hayaller, olasılıksız projeler yoktu...Zaten derler ki "Eğer Tanrı'yı güldürmek istiyorsan, O'na planlarından bahset" ... Planlar, projeler, hayaller...Bende pek kalmadı zaten... Artık ne gelirse, onu alıyorum hayatıma...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sonuçta yeni bir yıl başlıyor. Her ne olursa olsun, insan umutlarını tazelemek istiyor. Sanki bir sayfa çeviriyormuş gibi hissediyor... Temiz sayfaya, en baştan yazmaya başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte tam da bu yüzden diyorum ki: Hepimizin yeni sayfası uğurlu olsun! Güzel şeyler yazın oraya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Herkese mutlu bir 2010 diliyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-1897473250523920837?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/1897473250523920837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=1897473250523920837' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1897473250523920837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/1897473250523920837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/12/2010-kapda.html' title='2010 Kapıda...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SzppE3LxMzI/AAAAAAAAA9M/RvsrwoE52Gs/s72-c/New-year-2010-Wallpapers.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3928811377724290304</id><published>2009-12-23T11:29:00.004+02:00</published><updated>2009-12-23T12:32:07.969+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Doğumgünümün Ardından... Kişisel Bir Muhasebe...</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir sene daha geçti...Bir yaşgünümü daha ardımda bıraktım. Bu seferki benim için çok farklıydı zira artık bundan sonra ailem olmadan kutlayacağım doğumgünlerimin ilkiydi...Başlarda daha ağır geçeceğini sanıyordum ama olayların akışı beni rahatlattı ve travmayı kolay atlatabildim. Ya da öyle olduğunu sanıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında her şeye rağmen ne kadar şanslı bir insan olduğumu hatırlatan bir sürü şey oluyor hayatımda...Hayatımdaki insanlar mükemmel! Alternatif ailem olarak nitelendirdiğim bu insanlar beni sıcacık sarmalıyor, kolluyor, gözetiyor ve yeri geldiğinde beni şımartıp, beni benden daha fazla düşünüyorlar. Buna şans denmez de ne denir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Doğumgünümden önce en sevdiğim coğrafyalardan biri olan Tayland&amp;amp;Myanmar'da yaklaşık iki hafta geçirdim. Harika bir grup ve harika bir turdu benim için...Müthiş günbatımları yaşadık yine. Sohbetler şahane, insanlar uyumlu ve olgun, hava güzel ve keyifler yerindeydi... Tur gibi değil de sanki arkadaş topluluğuyla geziyormuşum gibiydi ve tabii ki bunda eskiden tanıdığım dostların çoğunlukta olması da büyük bir etkendi. Yeni dostlar katıldı aralarına, ne mutlu! Turdan döner dönmez soluğu Berlin'de aldım, yanımda en doğru insanla...Müzelerde gezindik, -11 derecede uzun yürüyüşler yaptık, bir gece opera bir gece de Berlin Filarmoni konserine gittik. 3 gece kalıp döndük ve o arada da doğumgünüm geçmiş oldu böylece...Fazla düşünmedim, fazla dertlenmedim...Bunu zaten iki haftalık tur boyunca yeterince yapmıştım zaten, dolayısıyla daha fazla akıtılacak gözyaşı kalmamıştı artık Berlin'e... Ben de güldüm, bol bol güldüm. Gidenlerimin ardından ağlamayı yeni yaşımla birlikte bitirmeye karar verdim. Son bir senenin muhasebesini yaptım kendimle kaldığım anlarda: Yüzleşip kapatmak için...Neler neler olmadı ki? Galiba hayatımdaki en ağır sene bu oldu benim için... Hayal kırıklıkları, tutulmayan sözler, ani bitişler, taşınmalar, geliş-gidişler, bitmek tükenmek bilmeyen endişeler, uykusuz geceler, kimi zaman çok zorlayan maddi kaygılar, her zamankinden daha da hareketli bir meslek hayatı, ayağımın altından kayıyormuş gibi duran yaşam ve tam bunları aşıp da nefes alışım düzelmişken, pat diye anneciğimin gidişi ve artık bir ailem olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kalışım...Hepsinin tek bir seneye sığmış olduğuna bazen inanamıyorum. Bütün sınavlar tek bir seneye toplanmış sanki!!! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neyse ki bunlar da bitti artık... Şimdi daha rahatım, geceleri daha rahat uyuyorum. Sanki senelerdir hiç uyumamışım gibi uyuyorum... Daha az endişeleniyorum, hepsi bitmiş değil ama gerçekten daha az...Yaşamımdaki yeni sayfalara bakıp umutlanmayı deniyorum. Henüz başarabilmiş değilim ama iyi niyetliyim, çabalıyorum, bir gün geri gelecek umutlarım ve hayallerim, biliyorum...Şimdilik durdum, bekliyorum... Yangın bitti, enkaz kaldırma çalışmaları da... Şimdi yeni binayı kurmak için temel atma safhasındayım. Temel için kazmak gerek. Kazıyorum, içimdeki toprağı kazıyorum, o toprakla birlikte içimde birikmiş ne kadar cüruf varsa, hepsini kazıp/kazıyıp atıyorum ki yeni binanın temeli sağlam olsun. Ondan sonra sıra katlara da gelecek ama bütün bunlar için henüz çok erken...Beklemeyi bilmem gerek, sabırsızlanmamam ve kendime zaman tanımam gerek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Otuzlarımın nasıl geçtiğini hiç anlamamıştım. Kırklarımın ilk senesi de tam bir meydan muharebesi şeklinde geçti...Bundan sonrasını, tadını çıkararak yaşamak için, şimdi biraz beklemeliyim ve yeniden start alana kadar, dinlenmeliyim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Uyumalıyım, senelerdir hiç uyumamışım gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3928811377724290304?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3928811377724290304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3928811377724290304' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3928811377724290304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3928811377724290304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/12/dogumgunumun-ardndan-kisisel-bir.html' title='Doğumgünümün Ardından... Kişisel Bir Muhasebe...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-5770785300832583572</id><published>2009-11-30T23:47:00.003+02:00</published><updated>2009-12-01T00:30:30.413+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>Hindistan Dönüşü</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SxRHcpYoIvI/AAAAAAAAA9A/4zkLJkkSZ5o/s1600/hindistan+bayra%C4%9F%C4%B1.gif"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 214px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410027609849864946" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SxRHcpYoIvI/AAAAAAAAA9A/4zkLJkkSZ5o/s320/hindistan+bayra%C4%9F%C4%B1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nasıl da özlemişim! Kokusunu, sesini, tadını, güneşini, renklerini...Canım Hindistan'ım benim!!! Beni ben yapan, beni büyüten ilk sırt çantalı gezimin kutsal coğrafyası!Gittim ve bir hafta gezip döndüm...Nasıl da iyi geldi, anlatamam...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;FEST'te Hindistan turu dendiğinde tabii ki üstad Faruk Bey gelir akla. E tabii çok doğal zira senede herhalde 20 defa gider gelir oralara. Kuzeyi, güneyi, kabilesi, Ladakh'ı derken senenin yarısını neredeyse orada geçirir. Üstelik tutkuyla bağlıdır Hindistan'a...Bırakmaz kimselere, güvenemez başkasına...Çocuğu gibidir Hindistan turu onun... Ama bu sene düşündük ve kısa bir Altın Üçgen turu yapmaya karar verdik, içine bir de Varanasi ekledik. Bu yeni turun liderliği de bana verildi, ne mutlu!Tur satışa çıkar çıkmaz, yanılmıyorsam, ilk 10 günde doldu. Meğer ne çok insanın kısa bir Hindistan turuna ihtiyacı varmış! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İstanbul'dan THY ile yola çıktık. Delhi aktarmalı Varanasi'ye indik. Sonra Delhi, Jaipur ve Agra gezip, yine THY ile bir hafta sonra geri döndük. Bence son derece başarılı bir güzergah ve Hindistan'ın mutlaka görülmesi gereken yerlerini içeren, harika bir haftalık kaçamak. Fazla vakti olmayanlar için ideal...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Neler yapmadık ki?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Varanasi'de "rickshaw" denen bisikletli çekçeklerle Ganj kıyısına inip, önce akşam ayini, ertesi ise sabah teknelerle gün doğumunu seyrettik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Jaipur'da Amber Kalesi'ne fillerle çıktık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Jaipur'da Hindistan'ın en büyük sinema salonlarından biri olan Raj Mandir'de popcorn eşliğinde Bollywood filmi izledik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Jaipur'da bando eşliğinde sokaklarda dans ederek gezinen bir "Damat Alayı"na katılıp gelin almaya gittik. Ardından da düğüne girip, geline altın taktık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şah Cihan'ın Taj Mahal'ı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Büyük Ekber'in Fatehpur Sikri'si...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kutbettin Aybek'in Kuvvet-ül İslam'ı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Her durakta mis gibi Masala Çayı...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ispanak püresi içinde taze peynirle yapılan Palak Paneer... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Altındaki tatlı ateşin ısıttığı tatlı şuruplu, yumuşacık Gulab Jamun...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Paşmina şallar, kaşmir yününden halılar, rengarenk taşlarla süslü mücevherler, bulunmaz Hint kumaşından sariler...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Filler, develer, atlar, sokakta salınan kutsal inekler, zıpır maymunlar, gökte süzülen koca kanatlı kartallar ve miniminnacık sevimli sincaplar...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ama herşeyden güzeli at gözlüklerinizi bırakıp da önyargılarınızdan kurtulduğunuzda önünüze serilen ruhani boyutta, bir başka dünya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hoşgörü, samimiyet, vakar ve tevekkül bir arada...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hindistan kanatlanmış, uçuyor. Dünyadaki global krizin yarattığı resesyon, buraya dokunmamış. Bu dönemde bile büyüme hızı %6!!! Çarşılar cıvıl cıvıl, küçük esnaf dimdik ayakta. Her yerde bir hareket, bir canlılık, bir dinamizm. Kocaman kamyonlar şehirler arası yollarda ülkenin dört bir yanına mal taşıyorlar, her yer dolu, canlı ve herkes nasibini alıyor bu durumdan. Bundan 20 sene önce Hindistan'ın gürül gürül geldiğini söylediğimde, insanlar bana gülmüş ve hayal gördüğümü söylemişlerdi ve "Görürsünüz yakında" demekle yetinmiştim. Şimdi ise diyorum ki "Ben demiştim!" Hindistan gürül gürül geldi ve önümüzdeki 20 sene içinde gerçek bir dünya devi olacak, orası kesin! Siz bakmayın sokaklardaki karmaşıklığa, kimilerine göre etrafa hakim olan pisliğe...O iş başka bu iş başka! Büyüklüğünün ve gücünün farkında olan Hindistan 1,2 milyar genç nüfusu ile, bütün Asya'ya hükmeden binlerce yıllık köklü kültürüyle, başındaki diplomasi bilen yöneticileriyle, iyi eğitim alan ve şahane İngilizce konuşan son derece zeki gençliğiyle dünyanın tozunu attıracak, haberiniz olsun... Demedi demeyin!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kim tutar Hindistan'ı?! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-5770785300832583572?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/5770785300832583572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=5770785300832583572' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5770785300832583572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5770785300832583572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/11/hindistan-donusu.html' title='Hindistan Dönüşü'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SxRHcpYoIvI/AAAAAAAAA9A/4zkLJkkSZ5o/s72-c/hindistan+bayra%C4%9F%C4%B1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-9032547236663354593</id><published>2009-11-21T09:51:00.005+02:00</published><updated>2009-11-21T10:43:37.889+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>İtiraflar...Gitmek, dönmek, kalmak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SwenUgeEqGI/AAAAAAAAA84/2eWen3m1Z-I/s1600/ucak.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406473848436861026" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SwenUgeEqGI/AAAAAAAAA84/2eWen3m1Z-I/s320/ucak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de baktım ki epeyi vakit geçmiş yine ve ben hiç bir şey yazmamışım. Aslında kendimce bir karar almıştım ve daha düzenli yazacaktım buraya. Her gün olmasa bile iki üç günde bir, sadece iki satır da olsa, bir şeyler çiziktirecektim. İnsan yazdıkça disipline girerdi çünkü...Yapamadım işte! Olmadı... Bir tembellik, bir durma ve hiç bir şey yapmama arzusu, düşünmeden, hesapsızca -sadece- gezme tozma isteği bütün disiplinli tutumlardan uzağa atıyor beni. Elim klavyeye varmıyor... Bu da kendimi birazcık suçlu hissetmeme yol açıyor. Kimseye değil, kendime karşı! Yazdıklarımı düzenli takip eden bir "okur kitlem" olsa hadi neyse de, kendi kendime çalıp söylediğim şuncacık, zavallıcık blogum bile bazen bende "eyvah yine yazamadım" diye dertlenip, kendimi hiç bir şeye yetişemiyormuşum gibi hissetmeme sebep oluyor. Evde olduğum zamanlarda yine ders çalışıyorum tabii ki ama onu da istemiyorum aslında. İstiyorum ki her şey kendiliğinden oluversin. Bilgiler, araştırma sonuçları zahmetsizce kafamdan içeri doluversin. Bir sabah uyanayım ve ihtiyacım olan bütün bilgilere vakif olduğumu göreyim...Ama nerdeeee? Mızmızlanan bir kocakarı gibi olduğumu düşünüyorum bazen. Hani hep söylenen, hep dırdırlanan ama koca poposunu kaldırıp da bir halt etmeyen...Sonra içimdeki sağduyulu, didaktik ses tonlu, başöğretmen yanım diyor ki: Sen de kendine amma haksızlık ediyorsun. Dünya kazan sen kepçe bir yaşamın var. İnsanların belki de bütün bir ömürlerinde bile yapamayacakları yolları sadece bir ayda, üstelik de arkana bir sürü insanı takıp sorumuluklarını üstlenerek katedip, bir gün Asya bir gün Avrupa gidip geliyorsun. Yorgun olmaya hakkın var. Bir şey yapmama, kimseden ve hiç bir şeyden sorumlu olmamaya hakkın var. Bu bir lüks değil, bir ihtiyaç! Ancak kendime bunu hatırlattıktan sonra biraz gevşeyebiliyorum ama bu itiraf edeyim ki bu da tam bir gevşeme olmuyor. Esas istediğim şey evimdeki üçlü kanepemde sıcak bir battaniyenin altına sığınıp, şahane bir kitaba gömülmekken bir anda kendimi, misal,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; Hindistan uçağına yetişmeye çalışır bulunca, gevşeyecek durum pek olmuyor tabii ki... Amaaaaaaaa...Kontuarda bekleyen yolcularımla buluşunca, bütün o mızmızlıklarımı unutuveriyorum bir anda... Sahne korkusu gibi bir şey olsa gerek biraz. Işıklar üstüne çevrildiğinde, bütün endişelerinden arınan bir virtüöz gibi, ben de rolümün gerektirdiği kostüme bürünüp, bütün o uyuşukluğumdan kurtuluyorum. Bir de mikrofonu alınca elime, değişiyorum resmen, bülbül kesiliyorum adeta, dereden tepeden, doğudan batıdan, tarihten bugünden...Anlat anlat bitmiyor ve zaman uçuyor. Başkaları için yepyeni ve yabancı olan coğrafyalarda, kendi evimdeymişim gibi rahatça dolaşabiliyor olmaktan büyük haz duyuyorum. Kaç kişiye bahşedilmiştir ki böyle şeyler? Üstelik çocukluğundan beri tek istediği şey dünyayı görmek olan birinin, hayallerinin gerçekleşmesi değildir de nedir bu? Evet yaa...Tek istediğim şey buydu ve bu bana verildi. Misyonum bu olsa gerek benim de: Gezdirmek, anlatmak, tanıtmak...Ve bunu adeta bir ibadet ediyormuşcasına kutsal kabul ederek yapmak! Kaç kişi işini bunca tutkuyla yapabilme şansına sahiptir dünyada? Ben işte o mutlu azınlıktan biriyim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine de itiraf edeyim ki en güzel an, dönüş uçağının tekerlerinin İstanbul Atatürk Havalimanı'na konduğu andır... Sorunsuz ve başarılı geçmiş bir gezinin ardından, döner bantta valiz beklerken sarmaş dolaş vedalaşma anı, insana o kadar büyük bir tatmin duygusu verir ki! Herhalde bu da, alkış sesleri arasında kapanan perdenin ardındaki sanatçının hissettiği şeylerle benzeşir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir de tabii ki dışarıda beni karşılamaya gelmiş bir bekleyenim varsa, işte esas o zaman eve dönüş gibisi yoktur...Kısa da sürse bu evde kalış hali, sırf o karşılanma için bile gitmeye değer!!! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-9032547236663354593?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/9032547236663354593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=9032547236663354593' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/9032547236663354593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/9032547236663354593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/11/itiraflar.html' title='İtiraflar...Gitmek, dönmek, kalmak...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SwenUgeEqGI/AAAAAAAAA84/2eWen3m1Z-I/s72-c/ucak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-3457766830233626545</id><published>2009-11-09T00:33:00.003+02:00</published><updated>2009-11-09T00:40:09.734+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Şiir ve Müzik</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Viyana'dayım yeniden. Gündüz müzelere, akşamları da operaya gidip, kendimden geçiyorum yine... Bırakıyorum kendimi sanatın şefkatli ama güçlü kollarına ve unutuyorum dünyanın tüm dertlerini. Çıkıveriyor aklımdan açılımlar, domuz gripleri, sıkılan palavralar ve yüzsüzlükler... Arınıyorum gerçekten...Ya da bana öyle geliyor... Tıpkı Beethoven Frizi'nde Gustav Klimt'in anlattığı gibi, insanın tüm o kötülükleri yenmesinin tek çaresi müzik ve şiir. Ancak müzik ve şiirle, "Saf Mutluluk ve Aşk"ın ülkesine ulaşabiliriz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-3457766830233626545?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/3457766830233626545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=3457766830233626545' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3457766830233626545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/3457766830233626545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/11/siir-ve-muzik.html' title='Şiir ve Müzik'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-8671254704943514155</id><published>2009-10-26T11:19:00.008+02:00</published><updated>2009-10-26T12:13:19.377+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Kitaplar Arasında</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuV2M4UJlzI/AAAAAAAAA8o/lrN4mKWvdoE/s1600-h/kitaplar.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5396849692120815410" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 279px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuV2M4UJlzI/AAAAAAAAA8o/lrN4mKWvdoE/s320/kitaplar.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuV1oPjDhqI/AAAAAAAAA8g/BrIDqeopJrA/s1600-h/kitaplar.gif"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta Idefix'ten kitap ısmarladım, başladım beklemeye...Üç gün geçti, beklenen koli geldi. Nasıl bir sevinç, bir heyecan anlatamam...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Önce bir fincan kahve hazırladım kendime. Fona viyola da gamba CD'lerimden birini koydum. Hille Perl, Telemann... Aldım makası elime ve özenle koli bantını hafifçe deldim ek yerinden. Bir yudum kahve aldım...Makasın sivri ucuyla deliği büyüttüm, kestim. Yavaş yavaş tadını çıkara çıkara, bantları sıyırdım. Bir yudum daha aldım kahvemden...Ardından kolinin kapağını çektim dışarıya. Bir hışırtı geldi içeriden, anladım ki kitaplarım baloncuklu kağıda sarmalanmışlar iyice. Kolinin içine baktım kitapları çıkarmadan önce. Evet, haklıydım, baloncuklu kağıda sarılıydılar... Koliyi hafifçe eğip, sarmalanmış kitap kümesini dışarıya doğru kaydırdım. Kendime doğru...Yavaşça kucağıma süzüldüler. Dizlerimin üzerine inen ağırlık hoşuma gitti. Kitaplarım!!!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Baloncuklu kağıdı açmadan önce, bir yudum daha kahve alıp, yavaşça okşadım kitap kümemi. Sonra makasla, yine hafifçe kestim koli bantını. Baloncuklu kağıdın serbest kalan ucunu nazikçe dışa doğru yönlendirdim, koli bantını sıyırdım ve elimi içeri sokup, kümenin içinden kitaplarımı dışarı çıkarmaya başladım birer birer:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hah, Enis Batur! Hmmm...Sır, Kütüphane, Sözlük...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ohh, Roland Barthes! Yas Günlüğü, Nasıl Birlikte Yaşanır...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Charles Munch...Ben Bir Orkestra Şefiyim...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Birer birer okşadım kitaplarımı. Sayfalarını çevirdim, burnumu sokup, kokladım tazecik sayfaları.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir yudum daha aldım kahvemden. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir gülümseme yayıldı yüzüme ve kalbime...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ohh dedim kendi kendime... Bütün bir yaşam bu sayfaların içinde saklı duruyor. Bakıp da görmesini bilene... Sırrı aralamak için sayfaları çevirmek yeter!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-8671254704943514155?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/8671254704943514155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=8671254704943514155' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8671254704943514155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/8671254704943514155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/10/kitaplar-arasnda.html' title='Kitaplar Arasında'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuV2M4UJlzI/AAAAAAAAA8o/lrN4mKWvdoE/s72-c/kitaplar.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-7603536300256813978</id><published>2009-10-23T22:37:00.004+03:00</published><updated>2009-10-23T23:19:46.031+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Açılım...Saçılım...Ayıp Ayıp Üstüne...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuIPzOrLqvI/AAAAAAAAA8Y/oSHdNS_yQvU/s1600-h/bayrak.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395892676330236658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuIPzOrLqvI/AAAAAAAAA8Y/oSHdNS_yQvU/s400/bayrak.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Madalyam olsaydı atmıştım denize...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Savaşırken kaybettiğim bacağımın yerine devletin taktırdığı protezi de atmıştım arkasından...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslan gibi evladımı toprağa vermiş bir ana olsaydım, önce onun bütün resimlerini atmıştım denize, sonra da devletin "el mecbur" yolladığı ama benim gözüm gibi sakladığım takdir mektubunu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Utanç içindeyim...Yine...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Canım memleketimin içine düşürüldüğü durumlar karşısında devleti yönetenlerin aczini seyretmek zorunda kaldığım için üzgünüm.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dağdan inenler, bağdakini kovuyorlar, ben TVden seyrediyorum. En fazla buraya yazıyorum duygularımı, belki bir duyan/okuyan olur diye...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bugün bir haber: Ellerinde TÜRK bayraklarıyla yürümek isteyen bir grup lise öğrencisi, polis tarafından engellendi... TVde gördüm...Yalan değil... Neden peki? İzinsiz gösteri olduğu için! Oysa dün üstü açık otobüslerde üç renkli bayrakları sallayarak zafer naraları atanları kimse engellemedi. Demek ki onların gösterisi İZİNLİ idi!!!!!! Hatta utanmasalar, ayaklarının altına kırmızı halılar sereceklerdi...Bunlara kısmet değilmiş, inşallah haftaya Avrupa'dan beklenen 5' i kadın 15 "sözde" PİŞMAN'a kısmet olur. Nasıl olsa İstanbul ATATÜRK havalimanına inecekler, orada VİP salonunda ağırlarız inşallah! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte geldiğimiz son nokta: TÜRK bayrağı sallamak artık SUÇ! Ya da İZİN istemeniz lazım sallamadan önce.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte bu son durumlar, bardağı taşıran damlalar oldu. Farkında mısınız her yer kaynıyor. Canı yanan anneler, eşler, gençler ön saflardalar. Kopup gitmiş CAN'larının fotoğrafları ellerinde, göğüslerinde yürüyorlar: ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ! Dilimin ucuna kadar geliyor: GEÇTİ BOR'UN PAZARI... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sayın Başbakan, her zamanki gibi: Esiyor , gürlüyor. Peki ya NETİCE????? TISSS...&lt;br /&gt;Sayın Ana Muhalefet liderinin durumu: Esiyor, gürlüyor. Peki ya NETİCE? TISSS...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;MHP'de durum ne? Şimdilik sakin ama bence FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK!!! Kanı kabaran delikanlı bozkurtlar, her an patlamaya hazır bombalar gibi dolanıyorlar ortalıkta. Gördüm, biliyorum...Eğer onlar patlarsa, işte siz o zaman seyredin gümbürtüyü...Savaş dağdan iner şehir meydanlarına...Allah Korusun!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Asker kanadı: SESSİZ...Bu kadar sessiz kalmalarına/kalabilmelerine şaşıp duruyorum. İşte o zaman, DÜĞMEYE BASANLARIN gücü karşısında soluğum kesiliyor. Evladını kaybeden babalar gibi gördüm ben hep paşaları, komutanları. Evlatlarının ölümüne mal olan kavganın temsilcilerinin dünkü gibi baş tacı edilmelerini nasıl olur da bunca tevekkülle karşılarlar? VARDIR BUNUN DA BİR HİKMETİ! Bir bakın bakalım: Genelkurmay'da ışıklar yanıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ve işin komiği, güneydoğuda bugün yine çatışma vardı. HANİ NERDE AÇILIM???&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-7603536300256813978?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/7603536300256813978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=7603536300256813978' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7603536300256813978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/7603536300256813978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/10/aclmsaclmayp-ayp-ustune.html' title='Açılım...Saçılım...Ayıp Ayıp Üstüne...'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SuIPzOrLqvI/AAAAAAAAA8Y/oSHdNS_yQvU/s72-c/bayrak.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-5527209821187462290</id><published>2009-10-21T18:02:00.007+03:00</published><updated>2009-10-21T22:08:35.326+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İçimden Geldiği Gibi'/><title type='text'>Mustafa Balbay'ınki CAN mı, yoksa PATLICAN mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/St8rFX9o_nI/AAAAAAAAA8I/quiaCxgRivU/s1600-h/mustafa-balbay-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395078249945038450" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 268px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/St8rFX9o_nI/AAAAAAAAA8I/quiaCxgRivU/s400/mustafa-balbay-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/St8q7HZxhRI/AAAAAAAAA8A/z3fWfBv0eE4/s1600-h/mustafa-balbay-1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kafam karışıyor...Vallahi kafam karışıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Olup bitenlere bir anlam veremiyorum. Bütün bu olanları ya çok akıllı, hatta benim gibi zavallı ve sıradan birinin anlayamayacağı kadar akıllı birileri tasarladı ya da olan biten sadece kocaman/tarifsiz bir aptallığın eseri... Sonuçta ben anlayamıyorum...Belki de ben aptalım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şimdi biri bana Allah aşkına şunu anlatsın: Dağdan inenlerinki CAN da, Mustafa Balbay'ınki PATLICAN mı? Ya da Mehmet Haberal'ınki? Tuncay Özkan zaten dünden hevesliydi içeride olmaya da, Doğu Perinçek'in günahı ne? Hurşit Paşa, Veli Küçük... Ve adını şimdi hatırlayamadağım başka bir sürü değerli insan... Kandil'den inenlerin sorgusu sadece 20 dakika sürdü ve akabinde serbest bırakıldılar oysa Mustafa Balbay 200 günden fazladır içeride... Sebep? Allah bilir...İlhan Selçuk durumu kaldıramadı, hala hastanede...Şener Paşa'dan haberiniz var mı? Vatanını sevenler içeride, vatana silah doğrultup kurşun atanlar 20 dakikada serbest... Buna ne buyrulur? Bunu kim tezgahladı? Kim bastı düğmeye? Kimdir bu saçmalığın sorumlusu? Kimdir akan onca kanın hesabını verecek olan? Bu dünyada ya da ahirette... Bir kırmızı halı serilmediği kaldı dün...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ben de istiyorum barışı...Huzuru...Herkesin kardeşçe, omuz omuza, el ele yaşadığı refah bir Türkiye'yi ama böyle mi varılır bu sonuca? Diyarbakır'da bayram var ama BATI'da durum ne? Bir tarafın kahkahası diğerinin gözyaşına karışıyorsa eğer, barıştan nasıl söz edilebilir? Şehitler boşuna mı öldüler? Bu soruların muhatabı KİMDİR? Yok mu bana bir cevap verecek babayiğit? Hadi Sezen...Müjde'yle kafaları çekip çekip arıyormuşsunuz SAYIN BAŞBAKANIMIZI... Bana da bir haber verin Allah rızası için... Ya Hülya Avşar'a ne demeli? Bu kadınlar çok çok akıllılar vallahi...Kimin rüzgarı kuvvetliyse, yelkenlerini o yöne göre ayarlıyorlar. Ben de eski yelkenciyim ne de olsa ve hedefe ulaşmak için rüzgarı doğru kullanmanın yarışta neler kazandıracağını gayet iyi biliyorum. İşte bu kadınlar da gerçek yaşamın yelkencileri... Ama bunlar sadece ön planda görünenler. Arka planda bir de görünmeyen/az görünen ENTEL-DANTEL-LİBERAL-DEMOKRAT-İKİNCİ CUMHURİYETÇİ tayfa var ki, Allah'a emanet! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Azerilerin kalbini kırdık. Senelerdir nazlı nazlı dalgalanan bayraklarımızı bir bir indiriyorlar. Haksızlar mı peki? Bence hiç de haksız değiller... Ben de onların yerinde olsam, indirirdim. Bu Ermeni protokolü nedir? Bileniniz var mı? Bunu da Sezen bilir nasıl olsa... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İsrail'le olan ilişkiler gerim gerim gerildi. Neymiş? Devlet Televizyonumuzda bir dizi varmış... Bahanesi işin! Davos'taki "OneMinute" gerginliğinin devamı aslında... İsrailliler de haklı... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunlar BENİM görüşüm...VATANDAŞ İLKNUR olarak... Soru sorsam KİM cevap verecek? KİME soracağım bunları zaten? Kim duyar da dinler ki beni? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gerçekten anlayamıyorum. Devletimiz kimlerin elinde? Bizi aslımda KİM yönetiyor? AKP demeyin Allah aşkına! Kargalar bile güler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BARIŞ istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;HUZUR istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;SORULARIMA CEVAP istiyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mustafa Balbay'ınki CAN mı, yoksa PATLICAN mı? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonra sinemaya gittim. NEFES adlı filmi görmeye...İnanılmaz etkilendim, ağladım, sarsıldım ve çıktıktan sonra epeyi bir süre konuşup gülemedim. Tokat gibi indi yüzüme... Herkes gidip görsün! &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3829763396187618604-5527209821187462290?l=ikonundunyasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/feeds/5527209821187462290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3829763396187618604&amp;postID=5527209821187462290' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5527209821187462290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3829763396187618604/posts/default/5527209821187462290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikonundunyasi.blogspot.com/2009/10/mustafa-balbaynki-can-m-yoksa-patlican.html' title='Mustafa Balbay&apos;ınki CAN mı, yoksa PATLICAN mı?'/><author><name>iko</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06683935798900391885</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/SRIIUlbk9QI/AAAAAAAAAoQ/TNpY1OGKlOU/S220/%C4%B0zlanda_(2)_07-16.08.2008_Fest_Travel_Gezisi__Fotograflar%C4%B1_556.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/St8rFX9o_nI/AAAAAAAAA8I/quiaCxgRivU/s72-c/mustafa-balbay-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3829763396187618604.post-4464008397889822000</id><published>2009-10-19T18:45:00.007+03:00</published><updated>2009-10-19T20:04:13.323+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaşamdan Sayfalar'/><title type='text'>Ne Var Ne Yok...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394357145829743906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 242px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/StybPlzFnSI/AAAAAAAAA7o/Q63nytVRb6A/s320/edirne2.jpg" border="0" /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/StybPMuDjJI/AAAAAAAAA7g/vbjEva5vLLY/s1600-h/edirne1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394357139097750674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 254px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/StybPMuDjJI/AAAAAAAAA7g/vbjEva5vLLY/s320/edirne1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/StybO1PoFKI/AAAAAAAAA7Y/WWZdsVa3PEE/s1600-h/sonbahar1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394357132796105890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_2lpRT2hytn4/StybO1PoFKI/AAAAAAAAA7Y/WWZdsVa3PEE/s320/sonbahar1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yine uzunca bir ara olmuş. Aslında hemen hemen her gün bilgisayarın başına oturuyorum ama bir türlü elim gitmiyor yazmaya. Tamamen üşengeçlikten ve tembellikten...İtiraf ettim sonunda, ohhhhh!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bütün bu zaman zarfı içinde neler yaptım diye bir liste çıkarsam, görülecek olan şey şu: Kayda değer hiç bir şey! Kendimle ilgilendim, ruhumu onarmaya çalıştım. Haa tabii bir de sağlığımı... Ruhum ve bedenim çok yorgun düşmüş olacak ki Ekim başındaki Portekizli operasyonunu kaldıramadım ve apar topar geri döndüm Antalya'dan. Eve nasıl geldiğimi bilemiyorum. O gün bu gündür, İstanbul'dayım. Bir de göz tansiyonu çıktı ki, her gece göz damlası kullanmam gerekiyor. Hayatta en beceremediğim şeydir... Öğrenmeye çalışıyorum. Siz siz olun, benim yaptığımı yapmayın; göz kontrollerinizi ihmal etmeyin. Ben ettim ve yüksek göz tansiyonu ile tanıştım. Eğer önlem alınmazsa ciddi neticelere yol açabilecek tarzda sinsi bir hastalık...GLOKOM... Görüş kaybı ve hatta körlük...Allah Korusun! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kitap okuyorum ve Nişantaşı sokaklarında salınıyorum. Kasım ayının ilk haftasına dek de bu şekilde kalmayı planlıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir filme gittim: Çağan Irmak "Karanlıktakiler". Gişe filmi değil ve bence oyunculuklar müthiş... O salak Issız Adam'dan sonra ilaç gibi geldi. Filmin en güzel yanı, kullanılan klasik müzik parçaları arasında Mozart, Bach ve Marcello'nun sevdiğim tınılarının olmasıydı. Arka plandaki görüntülerle mükemmel bir bileşim yaratıyordu. Bütün emeği geçenlerin ellerine sağlık!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu arada farkında mısınız? Harika bir sonbahar yaşıyoruz. Havalar mükemmel, pırıl pırıl bir Ekim ayı! Tabii geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketlerini unutmuş değilim ama yine de o felaketlerin üstüne bu güzel havalar gelince, içim bir kıpır kıpır oldu. Bir yaşama sevinci, bir mutluluk hali! Müthiş! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Konserler başladı. Biz de sezonluk biletlerimizi aldık. Özellikle İş Sanat'ta harika konserler olacak ve geçen gün Biletix'ten biletlerimizi alırken farkettik ki, yerlerin çoğu daha şimdiden satılmış. Bu sevindirici bir durum... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Borusan Filarmoni Orkestrası'nın biletleri de satışa çıktı, meraklısı hemen kombine bilet almış durumda zaten ama benim gibi bütün konserleri işiniz dolayısıyla izleyemeyecekseniz ve biletleri tek tek almak zorundaysanız elinizi çabuk tutmaya bakın zira Borusan'ın biletleri de yok satıyor... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Akbank Oda Orkestrası'nın konser programı da geçtiğimiz hafta açıklandı. Bence ilginç olabilir. Yabancı solistlere eşlik edecek olan orkestranın konserleri öncesinde şef Cem Mansur, her zaman olduğu gibi, hem eseri hem de konuk sanatçıyı tanıtıcı sohbetler yapacak dinleyicilerle. Buna bayılıyorum zira konser bir anda daha da anlam kazanıyor bu sayede. Bir sürü güzel şey öğreniyorum ve hayatım zenginleşiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın da sezon programı belli oldu. İlgimi çeken pek çok etkinlik var ama bu sene İDSO'nun Cuma akşamı konserlerine gidemeyeceğim. Zira Ocak ayına kadar Türkiye'de olduğum her Cuma, günübirlik Edirne'ye gidip geleceğim. Erkek arkadaşım Trakya Üniversitesi'nde ders veriyor ve ben de yolculuğunda ona eşlik ediyorum. Aynı okulda öğretim görevlisi olan çocukluk arkadaşım İlker'le bütün gün sohbet edip, etrafta gezerek vakit geçiriyorum ve sonra da dersten yorgun argın çıkan erkek arkadaşımla İstanbul'a geri dönüyorum. Biraz yorucu olmasına rağmen bence çok güzel oluyor. Edirne bir harika! Tam yaşanacak yer! Doğası müthiş! Meriç, Tuna, yemyeşil ovalar... Selimiye... Lezzetli köfteler, yaprak ciğerler... Olağanüstü yoğurt... Aslında her Cuma İstanbul'a geri dönmeyeceğiz, bazen orada kalıp çevreyi gezmeyi planlıyoruz. Özellikle Istıranca Dağları, İğneada, Kastro...Hatta Yunanistan'a geçip balık yemek, Sofya'ya gidip opera izlemek gibi hain planlarımız var. Trakya Üniversitesi' ndeki hoca arkadaşlarımız bunu sık sık yapıyorlarmış zaten. Biz de onlara katılacağız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçen hafta İstanbul Klarnet Korosu adlı yeni bir topluluğun konserini izledim. Caddebostan Kültür Merkezi'nde... 30 kişiden oluşan topluluk 2009 başında kurulmuş. Bundan sonra takipçisi olacağım zira ilginç bir girişim ve kesinlikle desteklenmesi gerekiyor. Üstelik Beethoven'ın 7. Senfonisi'ni çalarak gönlümü öyle bir fethettiler ki, artık nereye gitseler, ben de orada olacağım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yazıya başlarken kayda değer bir şey yok demiştim ama bir de baktım ki durum hiç de fena sayılmaz. Konserler, kitaplar, filmler... Yaşamı anlamlı kılan pek çok şey... Paylaşılınca daha da güzel oluyor üstelik...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Daha sık ve düzenli yazmaya çalışacağım, söz veremiyorum ama de
