13 Kasım 2013 Çarşamba

ARTS-In Viyana'da

Yıllardır hayalini kurduğum bir şeydi: Bir resim atölyesinde, beceremesem de, bir şeyler yaratabilmek!!! Sanatla uğraşmak, o yaratıcı havayı solumak ve sevdiğim dostlarla bunları paylaşmak.  Evet, hala yeteneğim olmadığı ve hiçbir şey yapamadığım konusunda kendimle mücadele halindeyim ama olsun, eninde sonunda ortaya kayda değer bir şeyler çıkarabileceğim, biliyorum...
Neyse, konu benim sızlanmalarım değil. Esas konu şu: ARTS-IN ekibiyle harika bir gezi yaptık. Atölyemizin ilk kültür&sanat gezisini, müzelerini gezmek ve sergilerinde kendimizi kaybetmek hedefiyle VİYANA'ya yaptık. Neden Viyana? Viyana, çünkü ben o şehri ve müzelerini çok iyi biliyorum. Viyana çünkü müzeleri bir harika! Viyana, çünkü sergiler de bu mevsimde hızlanıyor. Ve tabii ki Viyana, çünkü o güzelim şehir müziğin başkentlerinden...Ve biz 6-10 Kasım arasında, sabahtan akşama kadar müzeleri, sergileri gezdik, nefis yemekler leziz pastalar yedik, Filarmoni'de konser, Devlet Operası'nda bale izledik. Zenginleştik, döndük... 
Sabiha Gökçen'den kalkan Pegasus uçağıyla, rahat bir yolculuk sonrası, Viyana'ya vardık. Önceden ayarladığım transfer hizmeti sayesinde, hiç vakit kaybetmeden otele vardık ve hemen şehir merkezine indik. Eski kent merkezinde güzel bir akşam üstü yürüyüşü yaptık ve o akşam yemeğimizi, 1905'ten beri hizmette olan ünlü schnitzel'ci Figlmüller'de yedik. 
Ertesi günkü programda Viyana Sanat Tarihi Müzesi'ni gezdik. Sanat tarihi okuyan herkesin mutlaka görmeyi hayal edeceği pek çok klasik eseri orada gördük. Başta Bruegel olmak üzere, Vermeer, Arcimboldo, Dürer, Cranach, Rubens, Caravaggio, Rafael,yarım günümüzü aldı. O gün öğleden sonra Leopold Müzesi'ne gittik. Viyana'nın ünlü müzeler semtinde yer alan bu modern müze, bütün dünyanın en önemli Egon Schiele koleksiyonuna sahip. Ayrıca 1900 yılı Viyana'sının da tüm önemli isimlerini barındırıyor. Gustav Klimt, Oscar Kokoschka, Kolo Moser, Richard Gerstl ve o dönemde Viyana'yı Avrupa'nın en gözde kenti yapmış herkes orada. Bir de Kokoschka sergisi olunca, günün diğer yarısını da orada geçirmiş olduk. O güzel günün sonunda bizi bir de müthiş konser bekliyordu: Viyana Filarmoni'nin evi Musikverein'da, en sevdiğim orkestralardan biri olan, Lepzig'in Gewandhausorchester'ı, yine çok sevdiğim ünlü İtalyan şef Riccardo Chailly yönetiminde Brahms'ın eserlerinden oluşan bir konser hazırlamıştı. Salon süper, orkestra harika, solist mükemmel olunca, hepimiz kendimizden geçtik.
Üçüncü gün modern müze MUMOK, çağdaş sanat salonu KUNTSHALLE ve günü taçlandırmak için Secession'da Klimt'in Beethoven Frizi ziyaretleri yaptık. İlginç sergiler izledik ve erken akşam yemeğimizi Cafe Central'de yemeyi tercih ettik. Zaten çok severim orayı...Neo-Gotik iç mekan, tarih kokan atmosfer ve olağanüstü lezzetli pastalarıyla, her Viyana seferimde uğradığım yerlerden biridir Cafe Central... 
Dördüncü gün sabah uyanır uyanmaz kendimizi Belvedere Sarayı'nda bulduk. Müze daha açılmadan kapısına dayandık. Niyetimiz ilk iş olarak Klimt'in ünlü The Kiss tablosunu görmekti. Tabii müzede sadece Klimt yok. Schiele başta olmak üzere bütün Viyana 1900 ekibi, Avusturyalı Empresyonistler, Biedermeier dönemi sanatçıları hepsi o müzedeler. Gruplar halinde Klimt'in Kiss'ine akın edip sonra koşa koşa müze dükkanına akın eden uzakdoğuluların aksine, önce diğer bütün katları ve salonları gezdik ve sonunda ''pastanın üstündeki çilek'' olması için Klimt'e gittik. Yalnız açık konuşayım ki benim için o sabahın sürprizi başkasıydı. Tabii bunda Belvedere Sarayı'ndeki eserleri daha önceden defalarca görmüş olmamın da etkisi vardı. Benim için esas kazanım Aşağı Belvedere'deki Emil Nolde sergisi oldu. Hele Nolde'nin Nazi yönetimi tarafından yasaklı sanatçı konumuna düşürüldüğü zamanlarda gizlice yaptığı suluboyalar var ya, aldı götürdü beni... Bu kadar içsel, bu kadar kendiliğinden ve bu kadar samimi olamaz hiçbir şey! Hala gözlerimi kapattığımda o resimleri görüyorum. Hatta, abartmıyorum, döndüğümden beri geceleri rüyamda o sergiyi yeniden geziyorum. 
Öğleden sonra Albertina'da başka bir sergi vardı: Matisse ve Fovistler. Renklerin nasıl korkusuzca kullanıldığını görmek için Fovistlere bir bakmak lazım. Kırmızı bulutlar, pembe caddeler, yeşil kumsallar... Alışıldık renk paletlerini bir tarafa bırakın e gönlünüzden hangi renk geçiyorsa, korkmadan kullanın. İnsan teninde yeşil, mor olur mu demeyin, ben gördüm, oluyor, hem de şahane oluyor... Matisse yapmış, Andre Derrain yapmış... Cesaret!
Beşinci gün, 10 Kasım'dı. Hepimizin aklı ve gönlü saat 09.05'te Türkiye'deydi. Ve yurttan gelen Anıtkabir'e sevgi seli haberleri içimizi umutla doldurdu. Karanlıklar aydınlanmaya başlamıştı... Ve bütün devlet erkanının, Atamızın önünde, kendi tabirleriyle ''sap gibi'' dikildikleri haberleriyle keyiflenerek yurda indik... 

Atölye ARTS-IN Viyana yolunda, Sabiha Gökçen'de uçak saatini beklerken.

Atölye ARTS-IN Viyana'ya vardı. Opera Cafe'de yorgunluk kahvesi...

Dünyanın en ünlü müzik salonu MUSIKVEREIN GROßEß HALL. Namı diğer Altın Salon.

Gecenin solisti ünlü Yunanlı keman virtüözü Leonidas Kavakos ARTS-IN ekibiyle

Atölye ARTS-IN Avusturya Parlamentosu önünde


Avusturya Parlamentosu

Viyana Belediye Sarayı

Cafe Central

Atölye ARTS-IN Belvedere Sarayı önünde

Viyana STAATSOPER'in bu seneki modern perde tasarımı