Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Anish Kapoor İstanbul'da Sergisi Kapsamında ''Klasik Müzelerde Çağdaş Sanatın Yeri'' Paneli Bölüm II

Dün başladığım panel notlarıma geri dönmek ve yazımı tamamlamak istiyorum. 
Anish Kapoor İstanbul'da sergisi kapsamında düzenlenen ilk panelin konusu Klasik Müzelerde Çağdaş Sanatın Yeri idi. Panelistlerin kimler olduklarını bir önceki yazıdan bulabilirsiniz. Sadece şunu hatırlatmak isterim: New York MOMA direktöründen tutun da, Berlin İslam Sanatları Müzesi ve Londra V&A Müzesi direktörlerine kadar, dünya sanatına yön veren insanları dinlemek tam bir ayrıcalık oldu ve ben ana be an zenginleştiğimi hissettim.
Dün kaldığım yerden devam edecek olursam, öncelikle Güler Sabancı'nın çok güzel bir sorusuna değinmem gerekir. 
Bundan sonrasını yine günlüğümden aktarıyorum:

Sabancı şöyle dedi: Abu Dhabi müthiş bir müze yaptırıyor. Louvre Abu Dhabi olacak. Şu anda dünyanın her yerinden sanat eserleri satın alıp koyuyorlar. Bu bir şehri dünyanın sanat merkezlerinden, özellikle de çağdaş sanat merkezlerinden biri yapmaya yeter mi? Cevaplar yine bence net değildi ama orada çok hoş bir tart…

ANISH KAPOOR İstanbul'da... Ve müthiş bir PANEL: Klasik Müzelerde Çağdaş Sanatın Yeri I. BÖLÜM

Resim
Çağdaş Sanat denince, aklıma ilk gelen isimlerden biridir Anish Kapoor. Bundan seneler önce New York'taki mabedim METROPOLİTAN Müzesi'nde, sanatçının ayna çalışmalarından birini gördüğümde, hakkında hiç br şey bilmediğim bu HİNTLİ'ye aşık olmuştum. Biraz okuyunca, yaşamını İngiltere'de sürdüren Kapoor'un, alışıldık kalıpları tamamen reddeden yaklaşımını anlamaya çalışmıştım kendimce. Hint kökenli diyorum hala, oysa bal gibi biliyorum ki onun skalasındaki sanat insanlarını, herhangi bir ülkenin sınırlarıyla tanımlamaya kalkışmak, onların özgür ruhuna ket vurmak oluyor bir yerde. Neden milliyetiyle tanımlamaya devam ediyoruz sanatçıları? Bilmiyorum...Sanki Hintli yada Türk veya Danimarkalı deyince bir şey mi değişiyor? Bu kalıbı madem beğenmiyorum, öyleyse bir daha kullanmayayım...
Neyse...Anlatmaya çalıştığım şeyden yine uzağa düştüm.
Eylül ayı beraberinde Kapoor sürprizini getirdi İstanbul'a. Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılan sergide, sanatçının granit ve kumta…

Sonbahar???

Resim
Hayıırrrrr!!! Henüz hazır değiliiimmmmmmm!!! Bırakın beni ben denize gitmek istiyorummmmm!!!
Bodrum'dan yeni dönmüş birinin bu sözleri söylemesi hem normal hem de tuhaf... Normal çünkü o insan genellikle tatilin getirmiş olduğu ruh halinden kurtulamamıştır. Tuhaftır aynı zamanda, çünkü kardeşim daha yeni gelmedin mi, doymadın mı tatile? diye sormak istersiniz... Ayıplarsınız o kişiyi hatta ve vakit/para/bilumum şartları bir araya getirip de tatile çıkamamış olan diğer insanların varlığından söz ederek, onu utandırmayı bile düşünebilirsiniz. Ben de tamamen katılıyorum. Yeni döndüm, daha dört gün oldu. Dinlendim ve bol bol okudum. Daha ne olsun? Ama ne var biliyor musunuz? İki hafta içinde sadece ve sadece 2 kere denize girebildim. Bu ne şimdi yaa? Tembellik mi? Olabilir... Ama daha önceki senelerde de farkına vardığım bir durumu bu sene bir kere daha idrak ettim: Ben tatile çıktığımda, özellikle böyle durağan moda geçip, kimsenin benden hiç bir şey beklemediği bir günlük akışa kavuş…