15 Kasım 2011 Salı

Myanmar Sonrası

Myanmar da bitti! Sevineyim mi üzüleyim mi bilemiyorum vallahi. Bedenim deli gibi yorgun ama ruhuma sorduğumda, "iyisin be can" diyor hala... Demek ki iyiyim.
Birkaç saat önce eve geldim. Özlemişim evin kokusunu, taze demlenmiş çayını. Az sonra da üşenmezsem gider iki simit alırım çıtırından, yanına taze domates ve artık çok az miktarda yediğim peynir ile bir de ziyafet çekerim. Güzel olur vesselam!
Myanmar nasıldı peki?
Tur çok yorucuydu - hemen hemen her sabah 04.00- 05.00 arası uyandık- 12 günde 12 uçuş yaptık, memleketi tapınak tapınak dolaştık, sıcakla boğuştuk, yemekler farklıydı, yataklar farklıydı, içtiğimiz sular farklıydı, uyuyamadık, uyuduğumuzda uyanamadık, yalınayak gezilen kutsal mekanlarda ayaklarımızı paraladık...Güneşin sıcağı, air-condition'ların soğuğu, gecenin çiği, sabahın nemi...İklim iklim gezmekten inim inim inledik! AMMAAAAA...ÇOK GÜZELDİ BE KARDEŞİM! Her şeye değer! Değdi de!
Yılın bu zamanı Güneydoğu Asya için bence en mükemmel zaman! Hava güzel, nem az ve her yan yağmurlardan sonraki taze yeşilliği taşıyor. Bir de dolunaya denk geldik ki müthiş! Her tarafta kutlamalar, okumalar, insanlar ve rahipler dolu dolu bir Myanmar panoraması verdiler bizlere. Nasıl güzel, nasıl özel!
Mandalay'da bir gece, manastırın tam yanıbaşında kurulu otelimizin arka bahçesi, sabaha kadar PALİ dilinde ilahiler okuyan rahiplerin sesleriyle çınladı. O gece penceremin perdelerini kapatmadım. Tapınaklarla dolu kutsal Mandalay tepesinin üstünde asılı duran dolunayın simleri, açık perdelerin arasından odama süzüldü bütün gece... Uykumun arasında kısa anlarda uyanıp da rahibin hipnotize eden sesini her duyduğumda, içime huzur ve mutluluk duygularının dolduğunu hissettim. Anlamasam da, okuduklarının gönlümün derinliklerinde bir yerlere dokunduğunu hissedip, şükran duygularıyla yeniden uykuma döndüm hep. Tur boyunca uyuduğum en iyileştirici, şifa dolu uykuydu açıkçası.
Bagan'da bir akşam, kaldığımız otelin, nehre inen yamacındaki dev banyan ağacına gidip, toprağa dalan kollarının arasına sığındım. Ana kucağına dönen bir çocuk gibi, ağacımın kollarına döndüm ben de...öylesine görkemli ve kudretli bir ağaç ki, insan kendini hem ufacık hem de çok sevilip korunuyor hissediyor dallarının arasındayken...Banyanlar böyledir işte! Dallarından yeni kollar çıkar ve o kollar toprağa inip, saplanır, köklenir. Bir daldan bir sürü başka gövde oluşur böylece. Tek bir ağaç da minik bir koruya dönüşür...İşte Bagan'daki Banyan'ım da böyle benim... Nehre inen yamaçta, kimbilir kaç yüzyıldır duruyor dimdik! Kendimi yalnız ve yorgun hissettiğim bir akşam, ağacıma gittim. Dolunayın parlak ışığı, sakin sakin akan İrrawady'nin üzerinde pırıl pırıl nakışlar çizerken, ağacımın gövdesine sokuldum. Yasemin kokan havayı içime çektim ve nehirle birlikte akan mavnanın patpatlarıyla kesilen sessiziği dinledim. Bir süre sonra, içimi incecik kemiren duygular yerini sevgi ve huzura bıraktı. Yenilendim, dinlendim ve dünyayla yüzleşmeye yeniden hazır oldum.
Bütün akşamüstlerinde güneşin kıpkırmızı bir top olup, ufukta ya da dağların ardında gözden yitip gitmesini izledim. En güzeli, en beklenmedik olanıydı... Bagan'da, pek de popüler olmayan bir tapınağın üstünden izlediğimiz günbatımı, beni en çok etkileyeni oldu çünkü güneşin battığı anda, diğer taraftan, kıpkırmızı bir ay yükseldi...Kanlı Ay!!!
Bunun gibi bir sürü güzel hatıram oldu...Ama şimdi biraz yorgunum, gücüm tükendi. Belki daha sonra yazarım yeniden.
Evde olmak güzel...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Yaşam İçin Rehber


LIVE without PRETENDİNG
LOVE without DEPENDİNG
LISTEN without DEFENDİNG
SPEAK without OFFENDİNG...

1 Kasım 2011 Salı

Durmak & Yavaşlamak



Yorgun ve biraz da hasta döndüm turdan. Bir gün de gecikmeli döndük zira DOHA bağlantılı uçağımız 2 saatlik bir rötar yapınca, uçak bizi almadan gitti. İstemeden bir gece DOHA'da kaldık. 4 gece evde kalacaktım, 3'e düştü ve bu 3 gecenin ikisi de uyuyarak geçince, hiç bir şey anlayamadım evdeki zamanımdan. Neyse ki, TAYLAND & MYANMAR turuna gidiyorum. Yine en sevdiğim coğrafyalardan biri... Bana iyi gelir eminim...Bedenim olmasa da ruhum dinlenir...

Zamanın bu kadar hızlı akmasına dayanamıyorum. Koca sene göz açıp kapayıncaya dek geçiveriyor. Bir de bakıyorum ki, sene başladığı gibi bitmiş!!! 2010 ve 2011, iş anlamında hayatımın en yoğun yılları oldular. Belki eskiden de gün sayısı bakımından bu kadar yoğun olurdum ama coğrafya bakımından bunca değişik yerlerde olmak bu yoğunluğu daha fazla hissettiriyor. Bu hıza biraz fren yapacağım seneye...Bazı turlarımı başka arkadaşlara devrettim. Bedenimin ve ruhumun ihtiyacı olan DURMAK eylemini seneye daha fazla sağlayabileceğimi düşünüyorum. İnsan durma eylemi olmadan hayatı sanki hızlı bir trenin içindeymiş gibi yaşıyor. Dışarıda manzara akıyor ama hiç bir şey anlamıyorsun bir türlü...Durmadan ya da en azından yavaşlamadan dışarıda ne akıp geçiyor anlamak mümkün değil. İşte bu sebeple, neredeyim, ne yapıyorum, ben kimim ve ne istiyorum sorularının cevabını bulmak ve idrak etmek için DURMAK ya da en azından ciddi şekilde YAVAŞLAMAK lazım. Koşarak bir yere varılmıyor. Meditasyon bu konudaki en önemli araç. Ne de olsa durup oturuyorsun! Zaten işin en zor olan kısmı da bu zaten. İnsanların çoğu hiç bir şey yapmadan durup oturmaya alışlık değiller. Etrafınıza şöyle bir bakının: Herkes bir şeylerle meşgul! Bir saniye bile boşluk yaratmıyorlar kendilerine. BOŞLUK insanları korkutuyor tabii...Oysa boşluk çok önemli. O boşluklar olmasa, hayatın anlamı kalmaz ki! Müzik bile öyle değil mi? Birbiri ardına sıralanan notaların arasındaki boşluklar olmasa, müzik müzik olur mu?

Yine de, bütün koşturmacasına rağmen, yarın yola çıkacağım için çok mutluyum. Gideceğim yer dünyanın en egzotik coğrafyası bence...Eski SİYAM ve BURMA...İsimleri bile insanı hülyalara sürüklüyor...

Ama DURMAK!

O da benim diğer rüyam!!!