Kayıtlar

Ocak, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İstikamet AFRİKA!!!

Resim
Valla aslında kendi kendime bir söz vermiştim: AFRİKA'ya tur götürmem!!! Olmadı, sözümü tutamadım ve yarın Tanzanya'ya gitmek üzere yola çıkıyorum.

En son seneler evvel Ayşegül'ümle gitmiştik Afrika'ya...O istemişti onu oralara götürmemi...O yıl Portekizli gruplara çalışmıştım back to back, ekonomik olarak epeyce rahatlamıştım ve iyi de bir bütçe ayırmıştım seyahat planlarımız için. Kızkardeşim Ayşegül'e de sözüm vardı, nereye isterse oraya götürecektim. Rahmetli bana şöyle demişti: Abla beni hayvanları göreceğim bir yere götür. Ben de Afrika'ya ne dersin diye sorduğumda, gözlerinde oluşan pırıltı yeterli cevabı vermişti zaten bana...Seneler sonra, hatta o bu dünyadan göçüp gittikten bile çok sonra, onun bu seyahatimiz sırasında yazdığı günlüğünü buldum. Bir cümle vardı orada: Ablam bu dünyadaki en iyi abla... Daha başka bir sürü güzel şey sıralamıştı defterine ve ben bunu bulduğumda hüngür hüngür ağlamıştım. Şu anda da bu satırları yazarken gözlerimden yaşlar …

Geleceğin Büyük Maestro'su...Robin Ticciati!

Resim
Bu akşam Mozarteum'da müthiş bir konser daha izledik. Ligeti, Kurtag ve Mozart'ın iki eserinden oluşan harika bir program ile, buradaki konser maratonumuzu tamamladık ve yarın sabah dönüşe geçiyoruz. Darısı Salzburg Paskalya Festivali'ne ve gelecek senenin Mozart haftasına! Bu akşamki konserin en can alıcı noktası, benim için ne genç solistlerdi, ne de olağanüstü orkestraydı. Benim için gecenin sürprizi ve yıldızı, genç maestro Robin Ticciati oldu. Sir Simon Rattle'ı akıl hocası olarak kabul eden 1983 Londra doğumlu bu genç şef, gencecik yaşına rağmen, Mozarteum gibi kocaman ve köklü bir orkestrayı büyük bir ustalıkla yönetti. Duruşu, müziği okuyuşu, beden dili, orkestrayla kurduğu göz teması, benim gibi işin profesyoneli olmayanları dahi etkiledi. Sanırım ileride epeyce bahsini duyacağız. Ben takipte olacağım...

Salzburg'da Kış Festivali... Yaşasın Mozart!

Resim
Christoph Eschenbach

Andras Shiff

Henüz iki gündür buradayım ama herşeyi o kadar dolu dolu yaşıyoruz ki sanki haftalardır Salzburg'daymışım gibi hissediyorum. Avrupa'nın en sevdiğim şehri ünvanını taşıyan bu mücevher kutusu kent, bu sefer de festival havasıyla sarmaladı beni. Dışarısı çok soğuk, şehri çevreleyen tepeler karla kaplı ama müziğin gücü o kadar büyük ki, ne üşüdüğümü farkediyorum ne de yoruluyorum. Beraberimdeki 19 tatlı insan da aynen benim gibi hissediyor olacaklar ki kimseden aksi yönde ses çıkmıyor.

Dün akşam Salzburg'un Haus Für Mozart isimli müthiş konser salonunda, Mozart'ın Idomeneo'sunu izledik. Genellikle Mozart'ın daha sık sahnelenen, nispeten daha popüler operalarını pek sevmem. Mesela Don Giovanni'de ölesiye sıkılırım, Figaro'nun Düğünü'nde de pek farklı değildir durumum. Buna rağmen, Sihirli Flüt…

Up in the Air

Resim
İçinde George Clooney varsa, o "şey" zaten izlenmelidir ama bu seferki daha da farklı oldu benim için...Filmin konusunu yazmayacağım ama sadece şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Olumlu anlamda söylüyorum bunu...Kısaca bahsedecek olursam, büyük bir firmanın "işten adam çıkartma" uzmanı olarak görev yapan George Clooney -canlandırdığı karakterin adını hatırlamıyorum- sürekli seyahat halinde yaşayan biridir. Bütün hayatını küçümen bir tekerlekli kabin boyu valize tıkıp, senenin 300'den fazla gününü yollarda, havalimanlarında ve havada -Up in the Air, filmin adı buradan geliyor-, uçakların içinde geçirmektedir. Bir sürü mil kartı, lounge, otel, araba kiralama kartı vardır. Bir de büyük paralar karşılığında, hayatta "tek" ve "bağlantısız" olmanın erdemlerini anlatan seminerler verip, konuşmalar yapmaktadır. Ki burada harika bir metafor kullanılmış: Sırt Çantası!!! Filmi daha fazla anlatmayacağım, gidin görün! Ben …

Film Önerileri

Son günlerde sinemalarda vakit geçiriyorum. Kısa ve öz olacak:
AVATAR'a gidilsin! Konu vasat, klişe ve beklenmedik hiç bir şey olmuyor filmde ama teknik olarak öylesine üstün ki, sinemayı sevip de gitmemek olmaz. İstinye Park'ın İMAX 3D donanımlı salonlarında izleyin hem de...Perde dev gibi ve gözlükleri takınca resmen o dünyanın içine dalıp gidiyorsunuz. Sakın ön sıralardan yer almayın, şaşı olursunuz vallahi. En arka üç sıra ideal ve mutlaka orta yerlere denk getirin oturma düzeninizi. Son iki saatte alacağınız sıvıları kısıtlayın çünkü film 2 saat 40 dakika sürüyor ve ara YOK! İMAX tekniğinde -nasıl bir şey olduğunu bildiğimden değil, öyle söylendiği için yazıyorum- film durdurulamıyormuş. Dolayısıyla başladı mı sonuna kadar izleniyor bir seferde...Zaten de bir nefeste izliyorsunuz ve vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Benim için inanılmaz bir deneyim oldu, tavsiye ederim.
VAVİEN'e gidilsin! Seyrettiğim en iyi Türk filmlerinden biri...Konu, oyunculuklar, olayların iş…

Önemli Bir Kültür Haberi! Goethe-Schiller Arşivi Yenileniyor

Resim
Memleketimizdeki sığ tartışmalardan, saçma sapan sözde gündem maddelerinden benim gibi bunalanlar için, sanat, sığınacak bir liman oluyor. Mesela ben kendimi kitaplarıma gömdüm, TV'de de sadece Mezzo izliyorum ve ruhumu ancak bu şekilde sükunete erdirebiliyorum. Haberleri izlemeyi çoktan bıraktım, gazete okumuyorum. Bilgisayarımı açıp da internete bağlandığımda, NTV'nin sayfası açılıyor hemen ve o sırada yapay gündemin daha da yapay başlıklarına şöyle bir göz gezdiriyorum, o kadar... Başbakan ne demiş, muhalefet lideri ne söylemiş, Adadaki Issız Adam'ın şakşakçıları ne buyurmuş hepsini 15 saniyede anlayıp! yoluma devam ediyorum. Haftalık gazete okuma performansım son derece düşük. Sadece kitap eklerini okuyorum satır satır, o kadar... Kültür-Sanat haberlerini kaçırmamaya çalışıyorum, dolayısıyla hemen o tarafa kayıyorum hızlıca. İşte bu sabah da, gözüme çarpan haber şu oldu:
Goethe-Schiller Arşivi Yenileniyor

2001 yılından bu yana Dünya Kültür Mirası ünvanını taşıyan Goethe-S…

2009'un Son, 2010'un İlk Kitapları

Resim
Bu yıl biraz daha fazla kitap okumaya gayret etmek için söz verdim kendi kendime... Zaten okumak benim için nefes almak, yemek yemek gibi doğal bir ihtiyaç ama erkek arkadaşımın kitaplarla olan ilişkisini gördükçe, daha fazla okuyasım geliyor hep.
Bu aralarda Roland Barthes'ın Göstergebilim üzerine yazdıklarını ve çeşitli üniversitelerde edebiyat üzerine verdiği derslerin notlarından oluşmuş kitapları okuyorum. Elimde kalem, satırların altlarını çize çize, notlar ala ala, keyifle okuyorum. Dün yine İstiklal'de gezinirken Yapı Kredi'ye uğradık ve oradan güzel kitaplar aldım. Önce son günlerde okuduklarımı paylaşayım: Münir Göle'nin YOL DURUMU kitabı... Adına baktığımda önce kendi kendime "yine sıradan bir yol/yolculuk/turist kitabı daha" diye düşünmüştüm. Hele son zamanlarda bu konuya kafayı takmış olduğum için, mümkün olduğunca çok sayıda, gezi kitabı /yazısı okumaya çalışıyorum ve çoğu beni hayal kırıklığından öte yerlere fırlatıyor. Kızgınlık bile oluyor hi…

1 Ocak 2010

Resim
Umutlar tazelendi...
Planlar yapıldı, sözler verildi (Tanrı'yı güldürmek pahasına da olsa)...
Kimimiz sigarayı bıraktı bu sabah itibariyle, kimimiz rejime başladı...
Düzenli spora başlayacak olanlar da vardır eminim...
Kimimiz ilan-ı aşk etti dün gece, kimimiz evlilik teklifi...
Terk eden pek olmamıştır, ne de olsa kimse yeni yıla sevgilisi olmadan girmek istemez; hele bir de zaten sevgilisi varsa, bekler ki yılbaşı geçsin, gece yarısı olduğunda öpecek bir sevgilisi her ihtimalde bulunsun elinin altında, bir kaç gün sonra terkeder nasıl olsa...
Kimimiz doğumhanede girdi yeni yıla, kimimiz kayıplarının ardından mevlut okutarak...
Hıristiyan icadı olduğu sanıldığı için, inadından yılbaşı kutlaması yapmayıp yerine "Gönül Sohbetleri" yapanlar oluğunu biliyorum. Bu bana acayip saçma geliyor... Umut tazelemenin neresi kötü ki? Demiyorum ki sırf yılbaşı olduğu için insanlar sapıtıp kendilerini dağıtsınlar ama hele bir de kötü geçen senenin ardından azıcık teneke çalmak o kadar mı kö…