26 Ekim 2009 Pazartesi

Kitaplar Arasında




Geçen hafta Idefix'ten kitap ısmarladım, başladım beklemeye...Üç gün geçti, beklenen koli geldi. Nasıl bir sevinç, bir heyecan anlatamam...


Önce bir fincan kahve hazırladım kendime. Fona viyola da gamba CD'lerimden birini koydum. Hille Perl, Telemann... Aldım makası elime ve özenle koli bantını hafifçe deldim ek yerinden. Bir yudum kahve aldım...Makasın sivri ucuyla deliği büyüttüm, kestim. Yavaş yavaş tadını çıkara çıkara, bantları sıyırdım. Bir yudum daha aldım kahvemden...Ardından kolinin kapağını çektim dışarıya. Bir hışırtı geldi içeriden, anladım ki kitaplarım baloncuklu kağıda sarmalanmışlar iyice. Kolinin içine baktım kitapları çıkarmadan önce. Evet, haklıydım, baloncuklu kağıda sarılıydılar... Koliyi hafifçe eğip, sarmalanmış kitap kümesini dışarıya doğru kaydırdım. Kendime doğru...Yavaşça kucağıma süzüldüler. Dizlerimin üzerine inen ağırlık hoşuma gitti. Kitaplarım!!!


Baloncuklu kağıdı açmadan önce, bir yudum daha kahve alıp, yavaşça okşadım kitap kümemi. Sonra makasla, yine hafifçe kestim koli bantını. Baloncuklu kağıdın serbest kalan ucunu nazikçe dışa doğru yönlendirdim, koli bantını sıyırdım ve elimi içeri sokup, kümenin içinden kitaplarımı dışarı çıkarmaya başladım birer birer:


Hah, Enis Batur! Hmmm...Sır, Kütüphane, Sözlük...


Ohh, Roland Barthes! Yas Günlüğü, Nasıl Birlikte Yaşanır...


Charles Munch...Ben Bir Orkestra Şefiyim...


Birer birer okşadım kitaplarımı. Sayfalarını çevirdim, burnumu sokup, kokladım tazecik sayfaları.


Bir yudum daha aldım kahvemden.


Bir gülümseme yayıldı yüzüme ve kalbime...


Ohh dedim kendi kendime... Bütün bir yaşam bu sayfaların içinde saklı duruyor. Bakıp da görmesini bilene... Sırrı aralamak için sayfaları çevirmek yeter!




23 Ekim 2009 Cuma

Açılım...Saçılım...Ayıp Ayıp Üstüne...


Madalyam olsaydı atmıştım denize...

Savaşırken kaybettiğim bacağımın yerine devletin taktırdığı protezi de atmıştım arkasından...

Aslan gibi evladımı toprağa vermiş bir ana olsaydım, önce onun bütün resimlerini atmıştım denize, sonra da devletin "el mecbur" yolladığı ama benim gözüm gibi sakladığım takdir mektubunu...

Utanç içindeyim...Yine...

Canım memleketimin içine düşürüldüğü durumlar karşısında devleti yönetenlerin aczini seyretmek zorunda kaldığım için üzgünüm.

Dağdan inenler, bağdakini kovuyorlar, ben TVden seyrediyorum. En fazla buraya yazıyorum duygularımı, belki bir duyan/okuyan olur diye...

Bugün bir haber: Ellerinde TÜRK bayraklarıyla yürümek isteyen bir grup lise öğrencisi, polis tarafından engellendi... TVde gördüm...Yalan değil... Neden peki? İzinsiz gösteri olduğu için! Oysa dün üstü açık otobüslerde üç renkli bayrakları sallayarak zafer naraları atanları kimse engellemedi. Demek ki onların gösterisi İZİNLİ idi!!!!!! Hatta utanmasalar, ayaklarının altına kırmızı halılar sereceklerdi...Bunlara kısmet değilmiş, inşallah haftaya Avrupa'dan beklenen 5' i kadın 15 "sözde" PİŞMAN'a kısmet olur. Nasıl olsa İstanbul ATATÜRK havalimanına inecekler, orada VİP salonunda ağırlarız inşallah!

İşte geldiğimiz son nokta: TÜRK bayrağı sallamak artık SUÇ! Ya da İZİN istemeniz lazım sallamadan önce.

İşte bu son durumlar, bardağı taşıran damlalar oldu. Farkında mısınız her yer kaynıyor. Canı yanan anneler, eşler, gençler ön saflardalar. Kopup gitmiş CAN'larının fotoğrafları ellerinde, göğüslerinde yürüyorlar: ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ! Dilimin ucuna kadar geliyor: GEÇTİ BOR'UN PAZARI...

Sayın Başbakan, her zamanki gibi: Esiyor , gürlüyor. Peki ya NETİCE????? TISSS...
Sayın Ana Muhalefet liderinin durumu: Esiyor, gürlüyor. Peki ya NETİCE? TISSS...

MHP'de durum ne? Şimdilik sakin ama bence FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK!!! Kanı kabaran delikanlı bozkurtlar, her an patlamaya hazır bombalar gibi dolanıyorlar ortalıkta. Gördüm, biliyorum...Eğer onlar patlarsa, işte siz o zaman seyredin gümbürtüyü...Savaş dağdan iner şehir meydanlarına...Allah Korusun!

Asker kanadı: SESSİZ...Bu kadar sessiz kalmalarına/kalabilmelerine şaşıp duruyorum. İşte o zaman, DÜĞMEYE BASANLARIN gücü karşısında soluğum kesiliyor. Evladını kaybeden babalar gibi gördüm ben hep paşaları, komutanları. Evlatlarının ölümüne mal olan kavganın temsilcilerinin dünkü gibi baş tacı edilmelerini nasıl olur da bunca tevekkülle karşılarlar? VARDIR BUNUN DA BİR HİKMETİ! Bir bakın bakalım: Genelkurmay'da ışıklar yanıyor mu?

Ve işin komiği, güneydoğuda bugün yine çatışma vardı. HANİ NERDE AÇILIM???


21 Ekim 2009 Çarşamba

Mustafa Balbay'ınki CAN mı, yoksa PATLICAN mı?




Kafam karışıyor...Vallahi kafam karışıyor.


Olup bitenlere bir anlam veremiyorum. Bütün bu olanları ya çok akıllı, hatta benim gibi zavallı ve sıradan birinin anlayamayacağı kadar akıllı birileri tasarladı ya da olan biten sadece kocaman/tarifsiz bir aptallığın eseri... Sonuçta ben anlayamıyorum...Belki de ben aptalım.


Şimdi biri bana Allah aşkına şunu anlatsın: Dağdan inenlerinki CAN da, Mustafa Balbay'ınki PATLICAN mı? Ya da Mehmet Haberal'ınki? Tuncay Özkan zaten dünden hevesliydi içeride olmaya da, Doğu Perinçek'in günahı ne? Hurşit Paşa, Veli Küçük... Ve adını şimdi hatırlayamadağım başka bir sürü değerli insan... Kandil'den inenlerin sorgusu sadece 20 dakika sürdü ve akabinde serbest bırakıldılar oysa Mustafa Balbay 200 günden fazladır içeride... Sebep? Allah bilir...İlhan Selçuk durumu kaldıramadı, hala hastanede...Şener Paşa'dan haberiniz var mı? Vatanını sevenler içeride, vatana silah doğrultup kurşun atanlar 20 dakikada serbest... Buna ne buyrulur? Bunu kim tezgahladı? Kim bastı düğmeye? Kimdir bu saçmalığın sorumlusu? Kimdir akan onca kanın hesabını verecek olan? Bu dünyada ya da ahirette... Bir kırmızı halı serilmediği kaldı dün...


Ben de istiyorum barışı...Huzuru...Herkesin kardeşçe, omuz omuza, el ele yaşadığı refah bir Türkiye'yi ama böyle mi varılır bu sonuca? Diyarbakır'da bayram var ama BATI'da durum ne? Bir tarafın kahkahası diğerinin gözyaşına karışıyorsa eğer, barıştan nasıl söz edilebilir? Şehitler boşuna mı öldüler? Bu soruların muhatabı KİMDİR? Yok mu bana bir cevap verecek babayiğit? Hadi Sezen...Müjde'yle kafaları çekip çekip arıyormuşsunuz SAYIN BAŞBAKANIMIZI... Bana da bir haber verin Allah rızası için... Ya Hülya Avşar'a ne demeli? Bu kadınlar çok çok akıllılar vallahi...Kimin rüzgarı kuvvetliyse, yelkenlerini o yöne göre ayarlıyorlar. Ben de eski yelkenciyim ne de olsa ve hedefe ulaşmak için rüzgarı doğru kullanmanın yarışta neler kazandıracağını gayet iyi biliyorum. İşte bu kadınlar da gerçek yaşamın yelkencileri... Ama bunlar sadece ön planda görünenler. Arka planda bir de görünmeyen/az görünen ENTEL-DANTEL-LİBERAL-DEMOKRAT-İKİNCİ CUMHURİYETÇİ tayfa var ki, Allah'a emanet!


Azerilerin kalbini kırdık. Senelerdir nazlı nazlı dalgalanan bayraklarımızı bir bir indiriyorlar. Haksızlar mı peki? Bence hiç de haksız değiller... Ben de onların yerinde olsam, indirirdim. Bu Ermeni protokolü nedir? Bileniniz var mı? Bunu da Sezen bilir nasıl olsa...


İsrail'le olan ilişkiler gerim gerim gerildi. Neymiş? Devlet Televizyonumuzda bir dizi varmış... Bahanesi işin! Davos'taki "OneMinute" gerginliğinin devamı aslında... İsrailliler de haklı...


Bunlar BENİM görüşüm...VATANDAŞ İLKNUR olarak... Soru sorsam KİM cevap verecek? KİME soracağım bunları zaten? Kim duyar da dinler ki beni?


Gerçekten anlayamıyorum. Devletimiz kimlerin elinde? Bizi aslımda KİM yönetiyor? AKP demeyin Allah aşkına! Kargalar bile güler.


BARIŞ istiyorum.


HUZUR istiyorum.


SORULARIMA CEVAP istiyorum...


Mustafa Balbay'ınki CAN mı, yoksa PATLICAN mı?
NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonra sinemaya gittim. NEFES adlı filmi görmeye...İnanılmaz etkilendim, ağladım, sarsıldım ve çıktıktan sonra epeyi bir süre konuşup gülemedim. Tokat gibi indi yüzüme... Herkes gidip görsün!

19 Ekim 2009 Pazartesi

Ne Var Ne Yok...






Yine uzunca bir ara olmuş. Aslında hemen hemen her gün bilgisayarın başına oturuyorum ama bir türlü elim gitmiyor yazmaya. Tamamen üşengeçlikten ve tembellikten...İtiraf ettim sonunda, ohhhhh!



Bütün bu zaman zarfı içinde neler yaptım diye bir liste çıkarsam, görülecek olan şey şu: Kayda değer hiç bir şey! Kendimle ilgilendim, ruhumu onarmaya çalıştım. Haa tabii bir de sağlığımı... Ruhum ve bedenim çok yorgun düşmüş olacak ki Ekim başındaki Portekizli operasyonunu kaldıramadım ve apar topar geri döndüm Antalya'dan. Eve nasıl geldiğimi bilemiyorum. O gün bu gündür, İstanbul'dayım. Bir de göz tansiyonu çıktı ki, her gece göz damlası kullanmam gerekiyor. Hayatta en beceremediğim şeydir... Öğrenmeye çalışıyorum. Siz siz olun, benim yaptığımı yapmayın; göz kontrollerinizi ihmal etmeyin. Ben ettim ve yüksek göz tansiyonu ile tanıştım. Eğer önlem alınmazsa ciddi neticelere yol açabilecek tarzda sinsi bir hastalık...GLOKOM... Görüş kaybı ve hatta körlük...Allah Korusun!



Kitap okuyorum ve Nişantaşı sokaklarında salınıyorum. Kasım ayının ilk haftasına dek de bu şekilde kalmayı planlıyorum.



Bir filme gittim: Çağan Irmak "Karanlıktakiler". Gişe filmi değil ve bence oyunculuklar müthiş... O salak Issız Adam'dan sonra ilaç gibi geldi. Filmin en güzel yanı, kullanılan klasik müzik parçaları arasında Mozart, Bach ve Marcello'nun sevdiğim tınılarının olmasıydı. Arka plandaki görüntülerle mükemmel bir bileşim yaratıyordu. Bütün emeği geçenlerin ellerine sağlık!



Bu arada farkında mısınız? Harika bir sonbahar yaşıyoruz. Havalar mükemmel, pırıl pırıl bir Ekim ayı! Tabii geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketlerini unutmuş değilim ama yine de o felaketlerin üstüne bu güzel havalar gelince, içim bir kıpır kıpır oldu. Bir yaşama sevinci, bir mutluluk hali! Müthiş!



Konserler başladı. Biz de sezonluk biletlerimizi aldık. Özellikle İş Sanat'ta harika konserler olacak ve geçen gün Biletix'ten biletlerimizi alırken farkettik ki, yerlerin çoğu daha şimdiden satılmış. Bu sevindirici bir durum...



Borusan Filarmoni Orkestrası'nın biletleri de satışa çıktı, meraklısı hemen kombine bilet almış durumda zaten ama benim gibi bütün konserleri işiniz dolayısıyla izleyemeyecekseniz ve biletleri tek tek almak zorundaysanız elinizi çabuk tutmaya bakın zira Borusan'ın biletleri de yok satıyor...



Akbank Oda Orkestrası'nın konser programı da geçtiğimiz hafta açıklandı. Bence ilginç olabilir. Yabancı solistlere eşlik edecek olan orkestranın konserleri öncesinde şef Cem Mansur, her zaman olduğu gibi, hem eseri hem de konuk sanatçıyı tanıtıcı sohbetler yapacak dinleyicilerle. Buna bayılıyorum zira konser bir anda daha da anlam kazanıyor bu sayede. Bir sürü güzel şey öğreniyorum ve hayatım zenginleşiyor.



İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın da sezon programı belli oldu. İlgimi çeken pek çok etkinlik var ama bu sene İDSO'nun Cuma akşamı konserlerine gidemeyeceğim. Zira Ocak ayına kadar Türkiye'de olduğum her Cuma, günübirlik Edirne'ye gidip geleceğim. Erkek arkadaşım Trakya Üniversitesi'nde ders veriyor ve ben de yolculuğunda ona eşlik ediyorum. Aynı okulda öğretim görevlisi olan çocukluk arkadaşım İlker'le bütün gün sohbet edip, etrafta gezerek vakit geçiriyorum ve sonra da dersten yorgun argın çıkan erkek arkadaşımla İstanbul'a geri dönüyorum. Biraz yorucu olmasına rağmen bence çok güzel oluyor. Edirne bir harika! Tam yaşanacak yer! Doğası müthiş! Meriç, Tuna, yemyeşil ovalar... Selimiye... Lezzetli köfteler, yaprak ciğerler... Olağanüstü yoğurt... Aslında her Cuma İstanbul'a geri dönmeyeceğiz, bazen orada kalıp çevreyi gezmeyi planlıyoruz. Özellikle Istıranca Dağları, İğneada, Kastro...Hatta Yunanistan'a geçip balık yemek, Sofya'ya gidip opera izlemek gibi hain planlarımız var. Trakya Üniversitesi' ndeki hoca arkadaşlarımız bunu sık sık yapıyorlarmış zaten. Biz de onlara katılacağız.



Geçen hafta İstanbul Klarnet Korosu adlı yeni bir topluluğun konserini izledim. Caddebostan Kültür Merkezi'nde... 30 kişiden oluşan topluluk 2009 başında kurulmuş. Bundan sonra takipçisi olacağım zira ilginç bir girişim ve kesinlikle desteklenmesi gerekiyor. Üstelik Beethoven'ın 7. Senfonisi'ni çalarak gönlümü öyle bir fethettiler ki, artık nereye gitseler, ben de orada olacağım.



Yazıya başlarken kayda değer bir şey yok demiştim ama bir de baktım ki durum hiç de fena sayılmaz. Konserler, kitaplar, filmler... Yaşamı anlamlı kılan pek çok şey... Paylaşılınca daha da güzel oluyor üstelik...



Daha sık ve düzenli yazmaya çalışacağım, söz veremiyorum ama deneyeceğim.



Herkese iyi bir sonbahar dilerim...

4 Ekim 2009 Pazar

Elmadağ Meyhanesi' nde Yeni Sezon





Haberiniz olsun! Sonra duymadık demeyin...


Elmadağ Meyhanesi'nde yeni sezon açıldı ve her zamanki nezih ortamında, harika programlar yapılıyor...


Bence bir deneyin... Müptelası olacaksınız...