23 Temmuz 2009 Perşembe

En Büyük Antakya, Başka Büyük Yok!







Zahter salatası+humus+nar ekşisi+künefe=ANTAKYAAAAAA... Eveeettt...Geldim, gördüm, yedim:)) MUHTEŞEMMMM!!!



20 Temmuz 2009 Pazartesi

Anadolu Turu Öncesi, Dereden Tepeden

Bugün Anadolu turum başlıyor. Az sonra evden çıkıp, acentaya gideceğim ve tur dosyamı alıp, havalimanına yollanacağım. Umarım gelenler iyi insanlar çıkarlar ve sakin bir hafta geçiririm. Havalar da çok sıcak olmasın umarım, yoksa Antakya-Adana arası kelimenin tam anlamıyla yanarız! Evet, bu hafta için öncelikli dileklerim bunlar ve tabii bir başka dilek de kazasız belasız gidip, kazançlı bir hafta geçirmem olabilir... Neyse, göreceğiz...
İstanbul'da kaldığım bu hafta içinde, harika bir tatil yaptım. İnsan İstanbul'da tatil yapar mıymış demeyin zira bal gibi de yapar! Eğer koşup yetişecek bir yerleriniz yoksa, akşam bir yerlerden gün batımlarını izleyebiliyorsanız, vapura bindiğinizde arkanıza yaslanıp, martıları farkedebiliyorsanız, cebinizde azıcık paranız olup da dışarıda bir yerlerde yemekler yiyebiliyorsanız-öyle pahalı yemeklerden bahsetmiyorum- o zaman işte size tatil! Tabii bütün bunları yaparken yamacınızda bunların keyfini paylaşabileceğiniz bir de can varsa, o zaman tatilin hasını yapıyorsunuz demektir...
Anadolu turunun güzergahı, klasik İstanbul- Adana- Antakya- Kapadokya- Pamukkale- Efes olacak ve yine bir hafta sürecek. Yapacağımız yaklaşık 2500 km içinde, harika şeyler göreceğiz. Bu güzergah içinde beni en çok heyecanlandıran yer tabii ki Antakya! Doğası, tarihi, mutfağı ve güleryüzlü insanlarıyla benim heyecanla beklediğim yer orası. Humus ve zahter salatası...Üzerine bol nar ekşisi dökülmüş, tazecik, naneli salatalar... Ohhh..Hele bir de künefeyi çektim mi üstüne cila niyetine, değmeyin keyfime! Tabii bu işin gırtlak kısmı! Bir de kültürel yanı var işin: Antakya Arkeoloji Müzesi! Sadece mozaikleri yeter! Hep derim ki, eğer bu müze, bir yabancının elinde olsa, önünde kilometrelerce kuyruk olur insanlar ve grupları randevuyla kabul ederdik...Ammaaaaa, gel gör ki, 45 derece sıcakta, klima sistemi bile yeni konuluyor, içerinde havasızlıktan boğuluyorsunuz...İki hafta önce gittiğimde, kocaman soğutucu makineler konulmuştu köşelere, bakalım hayata geçmiş mi o proje?
En keyifle gezdiğim bölge doğal olarak Kapadokya! Sabah erkenden uyanıp, henüz serinlikte vadilere inmek beni her seferinde, çok mutlu ediyor. Her köşesinde, orada geçirdiğimiz senelerin hatırasını yeniden yaşıyorum. Ayşegülümü anıyorum bol bol... Velhasıl güzel oluyor yaa... Bu hafta mürşidim Murat Hoca ile demleneceğiz biraz, o da beni mutlu ediyor... Azıcık sohbet, azıcık insanlık halleri ve bolca sevgi, anlayış... Müthişşşş! İnsana iyi geliyor onunla sohbet...
Turun içinde, en sevmediğim yer ise, Pamukkale! Suyu yok, travertenler neredeyse betonlaşmış, hiç bitmeyen inşaatlar sebebiyle, sürekli havada asılı bir toz bulutu, oteller berbaaaaatttt, sit alanı deseniz, orası da ahım şahım değil-tiyatrosu hariç- ve maalesef düzelecek gibi de durmuyor hiç bir şey... Acaba Pamukkale'yi gerçekten, uzun vadeli umursayan var mı bizim memlekette? Yapılan herşey kısa vadeli, günü kurtarmak için uydurulan planlar, sözde projeler ama bunlar sadece göz boyamak ve "Bakın işte çalışıyoruz" u göze sokmak için yapılan hareketler aslında... Bilimsel çalışılıyor mu orada? Travertenlerin beyazlığına kavuşması için akıtılması gerekli olan suyun miktarına ve akış hızına hangi yetkili merci karar veriyor? Denizli'deki üniversitenin yetkin bilim adamları mı, yoksa bekçi Mehmet Ağa'nın kişisel insiyatifi mi? Offff! Ben de amma uzattım yine. Sanki memleketimin türlü hallerini bilmezmiş gibi saçma sapan konuşuyorum işte! Siz siz olun, kulak asmayın fazla...
Hadi benim şimdi kalkmam lazım artık... İstanbul tatilim bitti, iş başlıyor! Şans dileyin lütfen!

16 Temmuz 2009 Perşembe

Son Havadisler

Nereden başlasam ki? Bir sürü şey oluyor, hayat hızla geçiyor ve ben son yıllarda olmadığım kadar rahatım. Ruhsal anlamda yani...Geçen ayın son günü, yaşamımın en önemli sayfalarından biri "resmi" olarak kapandı. Kağıt üzerindeki kontrat, dostluğun baki kalması için, feshedildi:)) Huzurlu muyum? Eveeett...Çoookkk... Hepimiz adına!
Geçen hafta, sevdiğim dostlarla birlikte paralel bir tur yaptık. Ekip çok sağlamdı ve çok güldük; bu da bana çok iyi geldi.
Şu anda evimdeyim ve TVde Tour de France var. Arada sırada Lance'i yakın planda gösteriyorlar ve ben oturduğum yerden havalara zıplıyorum. Ne güzel bir şey O'nu yeniden görmek!
Mart ayından beri, hayatıma katılan değerler, beni resmen mutasyona uğrattı. İyi anlamda... Öncelikle Tanrı'yla Sohbet serisi kitaplarına yenisini ben ekleyebilirim. Bende bir tevekkül, bir teslimiyet... Yüklerimi Tanrı'ya gönderdim; bende bir rahatlık! Herkesi Allah'a havale ettim; bende bir ferahlık! OHHH!!! Meğer ne büyük bir mücadele içindeymişim ben senelerdir yahu?! Kapadokya'dan MURAT HOCA'm da aynı şeyi söylüyor. Bırak kendini, O bilir nereye götüreceğini...
Derkeeeeeennn...
Yaşamımda tertemiz bir sayfa daha açıldı şu sıralarda... Yeni bir yola girdim ama işin güzel yanı bir de YOLDAŞ çıktı karşıma ve beraber yürümeye başladık ... Umarım uzun bir yürüyüş olur bu ve beraberinde pek çok keşif getirir. Besleriz birbirimizi, büyütürüz...
Düşünüyorum da:
Önemli olan İNSAN olabilmek... Kim olduğun, ne olduğun, ne yaptığın ve sosyal kimliğininin hiç önemi yok şu dünyada. Aslolan İNSAN olabilmek... Verdiğin sözleri tutabilmek ya da tutamayacaksan söz vermemek... Kendini bilmek yani! Üzerine giydirilmiş rollerin arkasına sığınıp, kaçak oynamak İNSAN olana yakışmaz. Demek ki aslolan ikinci şey rol yapmamak: Olduğun gibi görünmek ve göründüğün gibi olmak... Bir başka şey de, zamanı geldiğinde, zor da olsa karar verip uygulamak... Gerçekten de öğrendim ki en kötü karar, kararsızlıktan iyidir...
Hay Allah! Ne anlatacaktım, neler çıktı...
Velhasıl... Merak edenleriniz varsa eğer, bilin ki yaşam hızlı ama huzurlu akıyor şu sıralar. Tanrı'dan tek bir şey istemiştim: HUZUR... O da var artık. Şükürler olsun!

10 Temmuz 2009 Cuma

Hoşgeldin Kahramanım!

Seneler önce seni ilk gördüğümde, benim için bu kadar önemli birine dönüşeceğini hiç bilemezdim. Önünde duvar gibi yükselen dağların arasından kıvrıla büküle yükselen yokuşlara dimdik bakarken, kararlı ifadene hayran olmuştum. Herkesin dizleri titrerken, sen eğlenir gibiydin...Adeta dalga geçiyordun... Her hareketini izledim senin. Yüzünün her mimiğini kafama kazıdım. Benim için, kararlılık, vazgeçmeme ve kaderine teslim olmamanın temsili haline geldin. Yaşam öykünün her saniyesini öğrendim, neredeyse ezberledim. Fotoğraflarını evimin her yerine koydum. Hep seni seyrettim... Sen bilinen her limitin çok ötesine geçip de, bilinmeyeni insanlara öğrettiğinde, "İşte Kahramanım" dedim. Peşinde senelerce dolandım uzaktan. Sen hiç bilmedin ama ben hep seni izliyordum. Sonra dedin ki: "Yeter, yoruldum, buraya kadar". Ve hayatımdan çekildin gittin. Yine de izledim seni, takip ettim...Neredesin, ne yapıyorsun, kiminlesin... Artık yoktun ama hep vardın benim için. Hep dua ettim: "Allahım geri dönsün" . Senelerce dua ettim, olmayacağını bile bile... Olmayacağını sanarak... Ama sonunda dualarım kabul oldu ve sen geri döndün! Ve şu anda tam karşımdasın: Her zamankinden daha güzelsin, daha kararlısın, daha olgun ve çoook daha muhteşemsin. Hala benim kahramanımsın! En büyük sensin hala! Şu anda inanılmaz bir dağ etabını koşuyorsun pelotonun en önünde. Hoşgeldin Kahramanım! Hoşgeldin Lance! SENİ ÇOK SEVİYORUM!