Kayıtlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Balkanlar /1

Karadag'dayim. Kolasin adinda bir dag kasabasinda. Mayis sonu olmasina ragmen, disaridaki tepelerde hala kar var ve isi sabah saatlerinde 2-3 derece... Yarin daglardan inip, canim Adriyatik'ime kavusacagim. Seviyorum o denizi...Tabii ki Ege ile kiyaslama bile yapilmaz ama yine de hic fena degil. Ustelik vizesiz gidebilecegim yuzlerce adasi var ve benim gibi isloman biri icin, bulunmaz bir cennet!
Dun aksam Kosova'daydim. Avrupa'nin en genc cumhuriyeti! Eski Yugoslavya'dan kalan son parcalardan biriydi ve en sonunda o da Sirbistan'dan koptu: 17 Subat 2008! Su anda pek cok sorunla bogusuyor. Ekonomik ve sosyal dertleri kolayca bitecek gibi degil ama yine de umut dolular. Ozellikle Prizren'de Osmanli'nin o kadar cok izi var ki, Turkce konusmak dogal geliyor insana. Geceyi genc ulkenin mutevazi baskenti Pristine'de gecirdim. Sabah sakir sakir yagan yagmurla uyandim ama dert degil! Sehrin eski mahallelerinde yer alan Fatih Camii'ni ve Yigit Pasa Camii…

Balkanlar Öncesi Heybeli

Valizim hazır, az sonra yatağıma uyumaya gideceğim. Önümüzdeki bir ay, evde geçireceğim gün sayısı galiba sadece dört ve ben şimdiden evimi, henüz bir yerlere gitmemiş olmama rağmen özlemiş durumdayım. Bu son bir hafta öyle yoğun, öyle keyifli geçti ki, sürekli İstanbul'da kalıyor olsam, eminim ki bu denli dolu dolu yaşayamazdım. Oysa, yaşadığım hayat şeklinde, şehrimde geçirdiğim günler sayılı olunca, her saat kıymete biniyor. Buradaki her günümü de arkadaşlarıma adıyorum, harika oluyor.
Bu sene İstanbul'da harika bir bahar oluyor; bilmem acaba siz ne dersiniz? Her yer yemyeşil ve taze görünüyor. Bol bol yağan yağmurların da payı yok değil tabii ki... Hava kuzeyli rüzgarlar sayesinde bunaltmıyor, hem de pus iyice dağıldığı için, pırıl pırıl. Bugün baharın en güzel yaşandığı yerlere uğradım. Öğle yemeği için Büyükada ve ardından da az şekerli bir kahve ile tavla keyfi için Heybeli... Heybeli'ye epeydir gitmemiştim, çok özlemişim. Hemen Denizatı'na gittim tabii ki ve İ…

İstemek...

Can dostum Pürlen, arada sırada, insanı yerden yere vuran yazılar döktürür. Bazıları Cumhuriyet'te de yayınlanan bu yazıların son örneğini, geçen gün okuttu bana. Üzerinde epeyce düşündük, konuştuk, ağlaştık ve bolca küfrettik. Bakalım sizde ne tür duygular yaratacak? Sadece kadınlar değil, erkekler de, hatta belki özellikle de erkekler okusunlar lütfen:

İSTEMEK

Dizi sahnesi:
Esas kız esas oğlanın evinde ağlamaktadır.
Esas oğlan kızın hıçkırıklar içerisindeki hali karşısında biraz sevgi dolu, biraz da çaresizdir. Ağlamaktan yorgun düşerek kanepede uyuyakalan kızın önce başını ve yüzünü okşayacak, ardından da onu kucaklayarak yatağına götürecektir.
Yarı uykulu yarı baygın kız, yatakta yalnız kalmak istemez ve kendisini yatağa uzatan çocuğun eline son kalan gücü ile sarılıp yalnız kalmak istemediğini söyler.
Esas çocuk direnmez ve çocuğun elini bırakmadan arkasını dönerek yatan kıza sarılarak, kaşık pozisyonunda yüzünü onun saçları ile boynuna gömerek geceyi hiç kıpırdamadan geçirir.

Yukar…

Harem'den Manzaralar

Son bir sene içinde yaşadıklarımı düşündükçe, bazen aklım duracak gibi oluyor. İnsanın hayatı kısacık zaman dilimleri içinde, aklının bile alamayacağı şekilde değişebiliyormuş, öğrendim. Değişim, dönüşüm, yenilenme ve yeniden başlama her zaman kolay olmuyor ama bir kez de olup bittikten sonra, ardınızda gördüklerinize kendiniz bile inanamıyorsunuz. Tabii her değişim/dönüşüm tereyağdan kıl çeker gibi kolay olmuyor. Benim için yaşanan süreç gerçekten epeyce sallantılı oldu ama şimdi ardımda bıraktığım, üstesinden geldiğim fırtınaları hatırladıkça, kendimle gurur duymanın da ötesinde şeyler hissediyorum. Galiba şimdi "gerçekten" büyüdüm. Mü acaba???
Yaşantımı artık bambaşka bir mahallede sürdürüyorum.: Harem...Dünyanın en güzel günbatımlarının görüldüğü yer! Salonumdan her akşam, tıpkı şu satırları yazarken de yapmakta olduğum gibi, ağaçların arasından görünen denizin üzerine altın rengi pırıltılar saçarak batan güneşi izliyorum. Gökyüzü ve deniz aynı renge bürünüyorlar. Renk pa…

Anadolu Sonrası İstanbul Keyfi

Haklıymışım! Anadolu bir harikaydı. Her yer rengarenk çiçeklerle bezenmişti. Kimi yerlerden geçerken, zevkten aklımı yitirecek gibi oldum resmen. Allahım! Herkesin soluk ve pastel renklerle tarif ettiği Konya Ovası, nasıl da capcanlıydı! Bir kere, bu baharda bol bol yağış almış olacak ki, bütün ovadaki hakim renk yeşildi. Aradaki binlerce çiçeğin tonlarını nasıl anlatmalı ki acaba? Mor - ki bilen bilir, benim en sevdiğim renktir- bu kadar mı çeşitli olabilir? Gelincikler bu kadar mı kırmızı, katırtırnakları bu kadar mı sarı olur? Bütün ova festival görünümündeydi adeta. Antakya -yine- delirtici lezzetleriyle, disiplinle sürdürmeye çalıştığım rejimimi darmadağın etti. Humus, acılı ezme veee herşeyden önce zahter salatasıyla aklımı başımdan aldı ve yanına da tek rakıyı ekleyince, elveda diyet! Kimin umrunda? Olacaksa böyle olsun, keyiften içelim, dertten değil! Bu arada Antakya'daki San Simeon Manastırı'nda ufak bir kaza geçirdim: Bir kayanın üzerinden diğerine atlarken, alttaki…

Gergiev ve sonrası... Aşk yeniden!

Resim
Gergiev sonrası yaşam asla aynı şekilde devam etmiyor. Galiba yeniden aşık oldum:))) Anlaşılacağı gibi konser çok iyiydi. 13.000 kişilik koccaaaa spor salonu neredeyse hıncahınç doluydu. En çok bunu kıskandım. Konser programı Rus bestecilerden oluşuyordu. İlk olarak Rachmaninoff, " Senfonik Danslar" ardından Prokofieff "5. Senfoni"ve bis olarak da Mussorgksy "Bir Sergiden Tablolar" ... Daha ne olsun??? Konserin ilk bölümünde sahneden uzak bir noktada oturuyordum ama ikinci bölümde, şefi tam karşıdan gören bir noktaya sızdım ve Gergiev'in, parmak uçlarıyla orkestrayı yönetmesini, yine kendimden geçercesine izledim. Hele o saçlarını sol eliyle düzeltmesi yok mu? Darmadağın etti beni yine! Neyse şaka bir yana, konser sonrasında gruptaki herkes mutluluktan uçuyordu. Zagreb'te böyle bir etkinliğe denk gelmiş ve üstelik de turun yoğun programı içinde buna vakit ayırabilmiş olmamız, herkesi çok sevindirmişti. En çok da beni tabii ki! Şimdi İstanbul'd…

Hirvatistan 2009

Ne diyeyim? Ben galiba bu ulkeyi pek seviyorum. Su anda baskent Zagreb'de bir internet cafe'de oturmus yazmaktayim. Hava cok sicak. Saat 20.38 ve disarida harika bir aksam var. Az sonra meydanlara, parklara yayilmis kalabaliklara katilip, keyifle yuruyerek otelime donecegim.

Tur sirasinda hava muhtesem oldu. Ne cok sicak ne cok soguk... Her yan yemyesil, baharin en taze halleriyle doluydu. Gecen hafta yazdiklarimda hakliymisim: Gelincikler, katirtirnaklari ve mis gibi kokulariyla pitosborumlar insani cilgina ceviriyordu. MUHTESEMMM!

Grup pek sansliymis bence. Neden mi? Gorulebilecek her seyi fazla fazla gorduler: Split Piskoposundan tutun da, Porec Eufrasius Basilikasi'nda dugune kadar. Zagreb Naif Sanat Muzesi, Ivan Mestrovic Atolyesi, Jarun Golu... Hepsi de basta hesapta olmayan harika surprizler oldu.

Bugun Zagreb de bizi buyuk bir surprizle karsiladi: Valery Gergiev yonetiminde Londra Filarmoni! Yarin aksam ARENA adindaki yepyeni spor kompleksinde! Daha onceki yazilari…

Yeniden Hırvatistan ve ardından Anadolu...

İnsan sürekli olarak - benim gibi- dünyanın değişik köşelerindeyse, evinde geçirdiği zamanlar tatile dönüşüyor. Bir haftalık ev tatilim bitti ve yarın sabah erkenden yoldayım yine. En sevdiğim ülkelerden birine doğru uzanacağım: Hırvatistan... Neyse ki bu bir hafta boyunca harika şeyler yaptım: Baharı yaşadım...Arkadaşlarımı gördüm bol bol. Adaya gittim, hala mimozalar vardı. Erguvanları seyrettim. Yemekler yedim, eğlenceli. Sinemaya gittim, gülmeye... Ne diyeyim? Hakkını verdim yani! Şimdi sırada harika bir seyahat daha var.
Bu seyahatte Bosna Hersek'ten başlayarak Dalmaçya kıyılarına ineceğiz. Sonra kıyı kıyı Adriyatik şeridinden kuzeye devam edip, son olarak başkent Zagreb'e ulaşacağız. Normalde yılın bu zamanı, her yer katırtırnakları ve gelinciklerle dolu olur. Bir yanımda henüz tazeliğini Akdeniz mevsiminin kavurucu sıcağına kurban vermemiş yamaçlar, öbür yanımda mücevher gibi serpiştirilmiş yüzlerce adasıyla insanın aklını çelen lacivert deniz...Adriyatik! Umarım hava …

Didi Güzellemesi

Resim
Bundan 5-6 sene önce, birileri Didi ile bu kadar yakın, bu kadar ayrılmaz hale geleceğimizi söyleseydi, kolay kolay inanmazdım. Oysa şimdi durum çoook başka. Didi olmadan nasıl yaşarım bilemez haldeyim. Birkaç hafta görmeyeyim, burnumun direği sızlıyor, kolum kanadım kırılıyor. Hayatımın en zor dönemlerini onunla paylaştım ama bütün o zorluklarına rağmen hep çok ama pek çok güldüm. Yeri geldi çok ama pek çok ağladım. Diren de kimi zaman benimle güldü, kimi zaman ağladı. Ben de onunla tabii...Zira onun yaşamı da korkutucu dönemeçlerden geçiyordu tam da o sırada. Birbirimize yaslandık, yürümeye devam ettik. Hangimiz takılıp düşerse, öbürü hemen yetişip yerden toparladı diğerini. Birbirimize aile olduk, en çekirdeğinden... Yaşamımın en büyük hareketini Didi sayesinde yapabildim. O olmasaydı, ben hala yerimde sayıyordum büyük ihtimalle. Ve şimdi Didi gidiyor yepyeni bir maceraya...Ordu'da otel açacak ve müdürlüğünü yapacak. Heyecanlı mı heyecanlı! Pek de fazla aşina olmadığı sularda y…