Kayıtlar

Ocak, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sofya

Balkanlar'ın Kraliçesi
Sofya
Sofya, hareketli, kabuğundan henüz çıkmış, uçmaya hazırlanan bir kelebeğe benziyor. Şehirde bugün parlak neonlar, lüks oteller, şık restoranlar ve ışıltılı vitrinler göze çarpıyor.
Üsküp üzerinden karayoluyla geldiğimde, ilk gördüğüm şeyler sosyalist yaşam tarzını yansıtan ciddi görünümlü sarı apartman blokları, ağır ağır geçen eski tramvaylar ve düşünceli görünen insanlar olmuştu. Öncelikle, her yerde sadece kiril alfabesi kullanıldığı için, yazılan hiçbir şeyi anlamıyor olmaktan biraz yabancılık çekmiştim ama yolumu bulabilmek için kelimelerin içindeki harfleri çözüp, diğer yazılanları da az buçuk anlar hale gelince, bir anda kanım kaynamıştı şehre. Sonra yemyeşil parkları ve geniş bulvarları, iyice cezbetmişti beni. "Bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümektir" derler ya, işte ben de yürüdükçe alışmış ve benimsemiştim bu kenti. Önyargılı davrandığım için de kızmıştım kendime. Daha sonraları da değişik sebeplerle yolum düştü Sofya'ya ve her…

Öylesine bir yazı ve Nünü'ye selam...

Ne yazacağımı bilemeden oturdum bilgisayarımın başına. Yazma disiplininden kopmamak için çaba sarfediyorum yoksa ipin ucu iyice kaçacak. Aslında bir tür sorumlulukmuş bu da...Yani blog açıp, onu beslemek...Çünkü farkettim ki bir süre sonra, hiç tanımamanıza rağmen bazı kişilerle bu ortamda kurduğunuz dostluk, sizi bir şekilde onlara karşı sorumlu kılıyor ve onlardan haber alıp, kendinizden haber vermek gibi temel bir şekle bürünüyor herşey. Aslında benim gibi, işi gereği hep dünyanın bir orasına bir burasına savrulan insanlar için bu ideal bir durum. Etten kemikten olanlarla mecburen ayrılırken, sanal arkadaşlarınızı yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Köklerinizi yitirmemenizi sağlıyorlar onlar, oysa benimki gibi gezgin yaşam sürerken, bu da oldukça mümkün. Ben ise, henüz köksüz kalacak denli büyük bir ruh olgunluğuna erişemedim. Bu ihtimal beni hala korkutuyor. Döndüğümde "evime" dönmekten mutlu oluyorum. Bruce Chatwin gibi "Şapkamı astığım her yer benim evimdir" diyeb…

Keyifsiz Bir Hafta

Epeyi ara vermişim farkında olmadan. En son yazımı neredeyse 8 gün önce eklemişim. Normalde bu kadar uzun ara vermemeye gayret ediyorum ama maalesef kötü bir hafta yaşadım ve şimdi de pek keyifli sayılmam hani... Uykusuzluk yere serdi beni...
Geçen hafta sonu Pazar günü, "İstanbul'un Kadınları ve Kadın Eserleri" isimli turumun Asya durağını yaptım. Havanın da parlak olması sayesinde, beklediğimden de iyi geçti tur. Katılımcılar da pek memnun kaldılar. Turda gezdirdiğim yerler şöyleydi: Atik Valide Külliyesi, Çinili Cami, Validebağı ve Adile Sultan Kasrı, Cevri Hatun Camii, Süreyya Operası Binası, Kadıköy Azize Eufemia Kilisesi, Salacak'tan Kızkulesi, Cedid Valide Camii, Mihrimah Camii ve Külliyesi. Tabii sadece bunlar gezdirmekle kalmadım, ayrıca bu binalarla ilişkili olan tüm kadınların hikayelerini anlattım. Araya destanlar, mitolojik öyküler ve türlü tarihi dedikodu sıkıştırdım. Sabahtan akşama kadar, hiç durmadan konuştum, konuştum...Turun bitiminde ise, Çellistan…

Nuri Bilge Ceylan Filmleri

Resim
Eğer geçen haftakileri kaçırdıysanız üzülmeyin. Ocak ayı içinde her hafta Çarşamba akşamları Nuri Bilge Ceylan'ın ÜÇ MAYMUN' dan önceki filmleri yayınlanacak. Nerede mi? CNBC-E' de... Saat 22.00de...
Geçen hafta 18 dakikalık kısa filmi KOZA ve ardından KASABA yayınlandı. Çok çok güzeldi...Daha önce seyretmemiştim, Ilgaz'dayken yakaladık ve Pürlen'le nefessiz izledik ikisini de.
Bu akşam ise MAYIS SIKINTISI var.
Haftaya, yani 21 Ocak akşamı UZAK var ki benim için 5 yıldızlı filmlerden biridir.
Diğer 5 yıldızlı filmi ise İKLİMLER... O da 28 Ocak akşamı yayınlanacak.
Bu arada çok güzel bir haber: ÜÇ MAYMUN Oscar'da ilk elemeyi geçti.
Ustaya sevgiler ve saygılar...

Radyo Günleri

Resim
Yetişme çağındayken pilli bir radyom vardı. Önemliydi benim için. Çoookkk... Kasetçalarların yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı ama benim için henüz çok pahalı oldukları zamanlardı. Yalnız kaldığım her anımda radyomu açar, Radyo3 te ne varsa hiç kapatmadan dinlerdim. Klasikten caza, üç dilde haberlerden popa kadar herşeyi ama herşeyi dinlerdim. İçime kapandığım zamanlarımın, sustuğum günlerimin dünyaya açılma şekliydi radyom. Bach'ın müziğini ilk orada dinleyip aşık olmuştum. Mozart, Haydn, Ella Fitzgerald, Jimi Hendrix, Toto, Stan Getz, Louis Armstrong, Beethoven... Tanıdık dostlar gibi olmuşlardı. Karanlık ve yalnız saatlerimi aydınlatıyorlardı. Beni kimsenin anlamadığını düşündüğüm zamanlarımda, radyom hep yanımdaydı. Açar, dinlerdim anlattıklarını... Ben susardım, o konuşurdu...Odam benim sığınağım olurdu, arkadaşım da radyom.
Aradan seneler geçti ve geldim 40 yaşıma. Hayat ince uzun bir çizgi sanırdım, meğer aslında bir döngüymüş. Döndüm dolaştım ve yine radyo günlerime geri ge…

Kar

Tatlı kış güneşi altında parlıyor her yer. Hava inanılmaz derecede saydam. Renkler ışıltılı. Şehirde bu denli temiz bir ışık ancak çok kuvvetli bir poyraz olursa yakalanabiliyor. Kışın güneş, yaz aylarında olduğundan çok daha cana yakın, naif neredeyse ve daha yaratıcı. Çok daha dostane... Her yeri altın rengiyle yıkıyor. Sanki her yana dore simler serpiştirilmiş. Ağaçların üzerindeki güzelim kristaller, hafifçecik bir esintiyle tüy gibi havalanıp, boşlukta asılı kalıyorlar. İçlerinden yürüyorsun, arkalarından sızan günışığı, bu kristallerin içinden geçip minicik gökkuşakları ve altın rengi bir bulut yaratıyor. Altın tozu...

Kar, değdiği yeri sessizlikle örtüyor. Sessizlik! Hem de battaniye gibi, yumuşak ve ağır. Kıvrılıp uyuyabilirsin. O sessizlik şehirde yok. Oranın kendine has bir homurtusu var içindeyken farketmediğin. Dışına çıktığında, mesela adaya gittiğinde derinden gelir bu tuhaf homurtu. Basso continuo...İstanbul ufukta uzanıp yatmıştır boylu boyunca ve o boğuk ses, dinlenme…

Ilgaz/2 ... Ergenekon...Fatih Ürek...

Sabah uyandık: ERGENEKON! Neye uğradığımızı şaşırdık... Dağın tepesindeyim, dünyadan uzağım, telefonum bile çalmıyor diye sevinirken, bir anda en Osmanlısından kocaman bir şamar indi suratıma sabah sabah. Düşünüyorum: Daha iddianamesi bile tamamlanmamış bir garabet davanın tuhafın da tuhafı soruşturması için, daha acaba kimler toparlanacak? Kimlerin evine mangalar halinde girilecek ve acaba kimler kiminle ilişkilendirilecek? Hayır şunu hep söylüyorum: Eğer bu dertop edilip toparlanan insanlar "gerçekten" Türkiye'nin düşmanı iseler, o zaman cezalarını bulsunlar. Ama gelin görün ki suçlanan insanların içinde, memleketin en aydın, en güvenilir ve en vatanperver isimleri de var. Bir ara Fatih Ürek ve Sisi'nin de adları geçmişti ama bunu ciddiye bile almıyorum ben. Zaten Fatih Ürek de haberi alınca denizde boğuluyormuş az kalsın:)) Hoş, bence pekala Ergenekon'un başişkencecisi olabilirdi Fatih Ürek. Onun yılan dansını izlemeye hangi yürek dayanabilir ki? En deneyimli …

Ilgaz

Telefonum çalmıyor.
Bir yerlere yetişmek durumunda değilim.
Sabah 09.30a dek uyuyorum.
Kar hiç durmadan yağıyor.
İstediğim kadar kitap okuyabilirim, okuyorum da zaten.
Günde 3 öğün yemek, hazır ve nazır.
Odamızda her türlü çay/kahve imkanımız var. Elektrikli ocak, ekmek kızartma ve bulaşık makinası da işin cabası.
Kar hep yağıyor.
Otelde en fazla 50 kişiyiz, yani kimsecikler yok sayılır.
Müziğim yanımda.
Enis Batur'un harika bir kitabına başlamak üzereyim "Yazboz". Buraya geleli 2 kitap bitti: Alain de Botton "Aşk Üzerine" ve "Bakmak ve Farketmek" . Sanırım bir iki kitap daha biter bu gidişle.
Kar kesintisiz yağıyor.
Tchibo'dan aldığım kar pantolonu bir harikaymış. Ne su geçiriyor, ne soğuk. Dün karların içinde yuvarlanıp durdum ve bana mısın demedi. Ucuz üstelik, dünyanın parasını verip de başka markaların peşine düşmeye gerek yok. Ben test ettim: SÜPER!
Kastamonu pastırması Kayseri'ninkinden güzelmiş. Haberiniz olsun. Biz Pürlen'le dün akşam denedik.…

Ilgaz Dağı Duman Duman...

Ilgaaaz, Anadolu'nun Sen Yüce Bir Dağısıııınnnn....
Çocukluğumuzda hepimiz en az bir kere bu şarkıyı dinlemiş, ya da söylemişizdir, değil mi? Sizi bilmem ama ben okul korosunda olmamın da etkisiyle, sık sık söylemiştim. En sevdiğim bölümü de "Yalçın Kayalıkların Göklere Yükseliyor" kısmıydı. Nedense?!
Evet arkadaşlar, şu anda Ilgaz'dayım. Pürlen iki gün önce, kaptı beni, attı arabaya ve uçurdu buralara. Yol pek keyifliydi... Direksiyonda Pürlen'in eşi Selim vardı ve bana düşen tek şey, ön koltukta oturup, harika müzikler eşliğinde, muhteşem kış manzaralarını içime çekmekti. Bu sırada Pürlen, arka koltuğu kendine kamp alanına dönüştürmüş, uyuyordu. Son zamanlarda çok çalıştığı için, inanılmaz yorgun düştü zavallıcık. Bu tatil ona da çok iyi gelecek şüphesiz.
İstanbul Ankara otoyolundan Gerede'de ayrıldık ve Kastamonu istikametine devam ettik. Aslında daha kısa bir yol daha olmasına rağmen, biz daha uzun olan Karabük-Kastamonu üzerinden geçerek geldik buraya. İyi…

2009'un İlk Günü / TRT' yi Kınıyorum! Nasıl Bir Başbakan İstiyorum?

Resim
Viyana Filarmoni'nin evi Viyana "Musikverein" binası...
2008 Yeni Yıl Konseri' nin son anları

Geleneksel yeni yıl konserinden bir kare


Gece saat 04.00e doğru yatmama ragmen, saat 10.00 civarında heyecanla uyanıp, fırladım yataktan. Her sene sabırla beklediğim Viyana Filarmoni Yeni Yıl Konseri, bu heyecanımın en büyük sebebiydi. Çayımı demledim, kahvaltımı yaptım, Cumhuriyet Kitap ekini okudum ve konser saati yaklaştığında, heyecanla TRT2 'yi açtım. Bir de ne göreyim? SAYIN BAŞBAKAN!!! Yememiş, içmemiş, yılın ilk günü, herkes 1 Ocak mahmurluğuyla kıvranırken, kendini kürsülere atmış, gözleri kocaman, başparmakları dimdik ve alnı kırış kırış, esip gürlüyor, asıp kesiyor. Bir kulak kabarttım; OOOFFFFF!!! Sanki ben başka bir ülkede yaşıyorum. SAYIN BAŞBAKAN'ın anlattıkları, benim tanıdığım ülkeyle örtüşmüyor. İkimizin beslendiği kanallar farklı, algılarımız farklı...Çok belli! Yine de, onun alt tarafı SAYIN BELEDİYE BAŞKANI adaylarını açıklayacağı miting havalı t…