Kayıtlar

Kasım, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Cumartesi Yalnızlığı, Demli Çay ve Can Baba

Resim
Kimi zaman yalnız kaldığımda, tatlı bir müzik eşliğinde, şiire veririm kendimi. Bir de güzel çay demlerim keyfime göre, iki üç bardak yuvarlarım peşpeşe. Benim "içkim" de budur, bilenler bilir. Sarhoş olmak için alkole ihtiyacım olmaz pek. Bir "can" dost, iki kelam güzel sohbet, hiçbiri yoksa bir güzel kitap ve fonda "benim" müziklerim... Zaten kopar giderim.
Bu akşam da bunu yaptım ve biraz oradan biraz buradan karıştırıp durdum sayfaları. Tabii ki Can Baba, her zaman olduğu gibi, tam isabet ettirdi kalbimin orta yerine. Ahhhh!!! Ne çok isterdim şimdi Eski Datça' da Can Evi'nde olmayı...Ne çok isterdim köyün kahvesinde oturup, bir şeyler çiziktirip, iki de demli çay içmeyi. Kaç sene oldu ki acaba gitmeyeli? En son galiba 2002 baharında gitmiştim, belki de 2003'tü... Her neydiyse, epeyi olmuş yaa.
Hatırlıyorum da yine bir başımaydım oralarda. Yüreğime dar gelmişti hayat ve kendimi dağlara vurmuştum. Mevsimlerden bahar, aylardan Nisan'dı. D…

Cem Mumcu yazmış...Sevdimmmm...

Resim
"Sana yazsam okuyabilecek misin? Zihnin, binlercesiyle doluyken, benim sesimi içine alabilecek bir sessizlikte, bir an olsun durabilecek mi? İçimi görebilecek misin? Sana eksik olduğunu sürekli hatırlatan ama eksiğinin aslında ne olduğunu unutturan bu sahte cümbüşün ortasında, sahici bir ses ayırt edebilecek misin? Bazen o kadar derinden gelirken sesin, niye sonra yüzeye çıkıyorsun? Uzak kalıyorsun, küçük, cılız kalıyorsun. Belki korkuyorsun. Benden mi? Ya da diğerlerinden mi? Burada benimle olanın 'adı' yok biliyorsun. Üstüne düşecek çiy tanesinin soğukluğundan sorumluyum, bakışının kırılmasından, dudaklarına değen parmak uçlarından sorumluyum. Sense hâlâ tarifler yapıyorsun. Yapmasan keşke. Yapmasan... Bense gülüyorum, acıyla gülümsüyorum. Fark eder mi ki kim kime aşık? Kim kime dolaşık? Bu karmakarışık sarmaşık... Kökü bende, dalları sende, suyu bende, yaprakları sende... İstersen kesersin bıçak gibi bir sözünle...

YALANA KANACAKSIN ...
Ama sen yine yalanlara kanacaksın.…

Yorumsuz...

Resim
Dilediğimiz şeylere hiçbir zaman, onlara sahip olduğumuzu hayal ederkenki halimizden daha uzak değilizdir...

Ben de MİMLENDİM, İşte Cevaplar...

Resim
Zeynep sormuş, ona da AYDAN ATLAYAN KEDİ sormuş: En sevdiğiniz 10 yer; ülke, semt, şehir, oda ya da en sevdiğiniz herhangi 10... Üstelik cevap da isteniyor, resimli... Zeyneeeeep, selaaaaammmm...İşte cevaplar:

1- Ennnn sevdiğim yer, şu son yıllarda tartışmasız olarak SALZBURG...Sokaklarında kendimi kaybettiğim, parklarında ağaçların altında saatlerce dolandığım ve Salzach kıyısında bir bankın üzerinde hayallere daldığım... Büyülendiğim, aşık olduğum şehir...

2- Tibet Yamdrok Gölü kıyısı... Her gidişte aklımı kaybediyorum. Bulutlar başımın üzerinden uçuşurken, seslerini duyabildiğimi iddia ediyorum. Tibet'in her köşesi benim için inanılmaz ama kutsal Yamdrok var ya, orası bambaşka...3- Bhutan'daki Takstang Manastırı... Yani Kaplan Yuvası Manastırı...Çocukluk hayalim... Bıraksınlar günlerce kalabilirim o tepede...Tütsü kokuları ve çan sesleri arasında, kafamı kazıtır, inmem bir daha aşağıya...
4- Büyük Menderes Deltası ve Eski Doğanbey Köyü... Herhalde bu yaşamda, orada seneler ön…

Ders Heybeli'de Çalışılır

Resim
Sabah uyanıp da havanın durumunu görünce, içime bir kıpırtı çöreklendi. Çayımı demledim, sakin sessiz kahvaltımı yaptım ve sonra kitabımı defterimi hazırlayıp ders çalışmaya hazırlandım ama ne yazık ki bir türlü başaramadım. Kafam bir türlü toparlanmak istemiyordu. 21 Aralık'ta yapacağım çok önemli bir tur var: İstanbul'un Kadınları ve Kadın Eserleri... Anlatacak o kadar çok şey var ki, çok sıkı çalışmak gerekiyor doğal olarak. Ben de Bhutan'dan geldiğimden beri bu konuya odaklandım. Aslında bugüne dek pek de fena gitmedim ama kimi günler işte tam da böyle oluveriyor insan. Bir türlü oturamıyor oturduğu yerde ve gönlünün telaşı beynini ele geçirdiğinde, ders mers hak getire!!! Baktım ki evin içinde duramayacağım, kendimi en sevdiğim İstanbul köşesine attım: Heybeli!



Bostancı'dan kalkan Büyükada isimli vapura binip, arkadaki açık bölümde kafama uygun bir yere çöreklendim.

Eski Bostancı iskelesine selam ettik.
Benim için nedense hep koşturmacalı iş hayatına taşıdığı insan…

Heybeli Güzellemesi

Resim
Bayılırım Heybeli'ye. İstanbul'un yanıbaşında kendi içinde bir dünyadır orası. Kendine ait yazılmamış kuralları, sakin insanları ve sevimli mahalleleri ile bağlar insanı...



Çarşısını severim...







Şu fırının ekmekleri pek güzeldir. Çavdarlısı özellikle...Bir de camında Francola yazmasa diyeceğim ama o da işin eğlencesi...Her önünden geçtiğimde gülümsetiyor...







Sabahları poğaça veya akşamüstü çayına kurabiye alınacaksa, tek adres Meltem pastanesi bence...








Balıkçı barınağındaki tekneleri seyretmek bile bir keyif...




Martılar danseder gökyüzünde...









Duvarlarında şairler vardır...




Ya da modern filozoflar...







Sonbaharda bile çiçekler açar ...



Çocukluğumdakiler gibi büyülü, gizli bahçeleri vardır hala...
Velhasıl güzeldir Heybeli...

Biz Heybeli'deee...

Resim
Sabah erkenden uyandığımda, penceremden içeri sızan tatlı bir günışığı, havanın dünkü "tuhaf" lodostan sonra, normale döndüğünü gösteriyordu. Çayımı demleyip, köşedeki bakkaldan taze ekmek almaya çıktığımda yüzüme çarpan serinlik, tam da sevdiğim kıvamdaydı. Temiz, sert ve pırıl pırıl güneşli... Diren'le, memleket meselelerinden girip kadın-erkek ilişkilerinden çıktığımız uzuuuun pazar kahvaltısı ardından, içimdeki dürtüye karşı koyamayıp, baklayı çıkardım sonunda ağzımdan: Adaya gidelim! Sevinçle karşıladı. Hemen Saadet'i de kandırıp saat 13.00 vapuru için Bostancı iskele buluşmak üzere sözleştik.


Vapurun içi neredeyse ağzına dek doluydu. Güneşi gören kendini adaya atmaya niyetlenmişti belli ki... Çoğunluğun Büyükada'ya gideceğini umarak, vapurun kıç tarafında korunaklı bir banka oturduk. Sohbet, hoşbeş derken Heybelimize gelivermiştik bile.

Önce biraz yürümeye karar verdik. Sağa sola selam ederek adım attığımız adamızda, güzel evlerin bulunduğu sokaklardan geçi…