Kayıtlar

Temmuz, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Münih...Ve Opera...

Resim
Geçen hafta döndüğüm Almanya seyahatinin benim için en zevkli geçen bölümlerinden biri, Münih oldu. Neşeli ve sürekli kalabalık birahaneleri, neo-gotik ve barok kiliseleri, zenginlik fışkıran sarayları ve yemyeşil parklarıyla çok güzel bir şehir. Üstelik ekonomik yönden de çok çok zengin. Bu zenginlik, bu refah ortamı her köşede kendini hissettiriyor. Şık kafeler, daha da şık restoranlar, Maximillian Strasse' den aşağı süzülen lüks otomobiller, ışıltılı vitrinler ve bakımlı güzel kadınlar ile bronz tenli, yakışıklı erkekler Münih' in görünen yüzünü oluşturuyor. Arka planda ise, Almanya' nın genel tarihinden biraz ayrı kalan Bavyera tarihi okunabiliyor. Tarz olarak Protestan Luteryen Almanya' dan farklı, çok Katolik ve neredeyse İtalyan bir şehir. Bavyera, zaten tarihi boyunca kuzeyden çok güneyi ile ilişki kurmayı tercih etmiş. Politik olarak saldırgan Prusya' dan çok, Katolik Avusturya' ya yakın olmuş, Hohenzollern' lerden çok Habsburg' lara destek ver…

40 Yaş Yolculuğu

Resim
Temmuz ayının sonuna yaklaştığımız şu günlerde, bizim ekipte tatlı bir telaş yaşanıyor. Bizim ekip derken??? Ben, Tütü ve Pür...Lafı uzatmadan hemen şunu söyleyeyim: Biz üçümüz de bu sene 40 oluyoruz ve başbaşa bir tatil yapmaya karar verdik. Adını da "40 Yaş Tatili" koyduk. Orası mı olsun, burası mı derken, senelerdir beklediğimiz zaman geldi çattı. Aslında, 30'lu yaşlarımıza yeni girdiğimiz dönemde, 40 yaş devri için kendimize çok sıradışı hedefler koymuştuk. Ama zaman geçip de bizim 40 yaş yaklaştıkça, bu hedefler için, çokça para ve bir o kadar da zaman lazım olduğu ortaya çıktı ve hiç birimiz ne o parayı bir araya getirebildik ne de o kadar zaman hayatlarımıza ara verme lüksümüz olduğunu gördük. Sonuçta Cuma günü başbaşa yola çıkıyoruz. Hedef Hırvatistan! Burayı okuyanlar, Hırvatistan'ı ne kadar çok beğendiğimi bilirler. İşte ben, hayatımın en önemli iki kişisiyle, başbaşa bir 10 gün geçirecek olmanın mutluluğunu şimdiden yaşamaya başladım. Umarım her şey yolund…

Sonunda Seçebildim:)))

Resim
Geçenlerde bir mail geldi. İçinde Ataol Behramoğlu'nun birbirinden güzel dört şiiri... Gönderene dedim ki, en sevdiğimi bloguma koyacağım. Peki ne oldu? Hiiiiççç...Günlerce dönüp dönüp şiirleri okudum. Defalarca...Sonunda en sevdiğimi bulabildim. Ama inanın bana, çok zorlandım: Seçemedim, arada kaldım, bu mu olsun, o mu olsun derken aradan çok zaman geçti ama işte nihayet aşağıya ekliyorum seçtiğim şiiri. Diğerlerini de buraya teker teker koyacağım. Bu gecelik açılışı şu şiirle yapıyorum:

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bi…

Bavyera'ya Doğru

Yine Almanya’ dayım ve bu ülkeyi gittikçe daha fazla sevmeye başladım. Eskiden Almanya denildiğinde aklıma sadece gri suratlı şehirler ve daha da gri suratlı insanlar gelirdi. Oysa ne büyük hataymış! Almanya hem yemyeşil bir ülkeymiş ve insanları da o kadar da gri suratlı değilmişler...
Bu seferki Almanya gezim Bach’ ın izinde değil. Bu sefer Güney Almanya’ da Baden Württemberg ve Bavaria eyaletlerini geziyoruz. Şu dakikalarda Almanya, İsviçre ve Avusturya’ nın paylaştıkları Kostanz Gölü’ nde bir ada-şehir olan Lindau’ dayım. Otelimizin önünde marina var ve burada da Lindau’ nun sembolü olan meşhur deniz feneri ile Bavyera Arslanı bulunuyor. Az önce çok güzel yağmur yağdı ve her yeri ferahlattı. Hava zaten epeyi serin, yaz değil de ilkbahar havası gibi.
Gündüz ise, Schwarzwald yani Kara Orman bölgesindeydik. Yemyeşil çayırlar ve köknar ormanlarıyla kaplı tatlı tepeler arasında kıvrıla büküle dolaşıp, çeşitli kasabalara uğradık. İlk durak Triberg oldu ve burada Almanya’nın en yüksek şela…

Fiyord Postası

Resim
Bir haftadan fazladır Norveç' teyim. Temmuz ayına gelmiş olmamıza rağmen burada hava buzz gibi...Abartmayayım aslında, buzz gibi değil ama epeyce soğuk:)) Mont ve kazaklarla dolaşıyoruz ve üstelik de harika yağmurlar yağıyor.
Şu anda kuzeyin en önemli liman kentlerinden biri olan Bergen' deyim ve buraya gelene dek bir çok duraktan geçtik.
İlk durağımız Danimarka'nın başkenti ve bütün İskandinav başkentleri içinde en Avrupalı olanı Kopenhag oldu. Denizle iç içe yaşayan Kopenhag, insanın başını döndüren mimari tasarımlarıyla son derece çarpıcı bir şehir. Deniz kenarına sıralanmış, her biri bir anıt-proje olan yapıları, geçmiş zamanın ihtişamlı saraylarının yanında, bugünün ışığını yansıtıyorlar. Bu sentezi çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Bu sene açılan Ulusal Tiyatro'nun yeni binası, karşı kıyıdaki Hansen yapısı Opera binası ile o kadar ekileyici duruyor ki, insan neredeyse sadece bu iki yapıyı görmek için bile Kopenhag'a gelebilir.
Kopenhag'dan sonraki d…