Kayıtlar

Mayıs, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hırvatistan'dan dönünce...3. Bölüm...

Resim
Geçen hafta, Hırvatistan turundayken, bir çok yerde, ülke ve bana hissettirdikleri hakkında notlar tuttum. Epeyce malzeme var elimde ama bazı noktalar var ki, buraya aktarmadan geçemeyeceğim.
Hırvatistan genel olarak, çok çok güzel bir ülke. Doğal güzellikleri yanında, tarihi zenginlikleri gerçekten dikkat çekiyor. Ülkede, Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi' nde bulunan değişik yerler var.

Dubrovnik Eski Kent
Trogir Aziz Lorenzo Katedrali
Şibenik Aziz Yakub Katedrali
Poreç Aziz Eufrasius Bazilikası
Ve bir de tabii ki Doğal Miras Listesi'ndeki inanılmaz Plitvice Gölleri...Hayatımda bu kadar güzel bir mavi görmedim. Koyu boncuk mavisi ile nil yeşili karışımı...Hani, temiz bir poyraz estiğinde İstanbul Boğazı'nın aldığı renk var ya, işte onu alın ve birbirinin içine, küçük şelalaler şeklinde akan, irili ufaklı göllere yerleştirin. İşte o kadar güzel...
Turdayken aldığım notlardan bir bölümü aşağıya ekliyorum:
Hırvatistan bence turizm yönünden bir çok şeyi başarmış görünüyor. Sahil…

Hırvatistan'dan dönünce...2. Bölüm...Deniz Orgu

Resim
Hırvatistan’daki gezi sırasında en çok hoşuma giden yerlerden biri Zadar kentidir. Hatta hep derim ki, eğer Hırvatistan’da yaşamam gerekse, keyifle seçeceğim kent Zadar olurdu. Neden mi? Çünkü Zadar hem her şeyi bulabileceğiniz ölçüde büyük ama aynı zamanda da alışıldık büyük kent tantanasından uzak bir şehir. Kitapçıları, kafeleri, meydanları ve parkları, hatta yeter miktarda hayhuyu var. Üstelik deniz kenarında ve hareketli bir liman kenti.
Eski şehir, Venedik yönetimi zamanında, Türkler’ in en güçlü ve korkulur oldukları dönemde, heybetli surlarla çevrilmiş. Çok daha önceki yıllara, Roma dönemine uzanırsanız, o zaman da kentin göbeğinde o devrin en büyük tanığı olan Forum’u bulursunuz. Forum etrafı dikenli tellerle çevrilip, kendi geçmişine hapsedilmemiş...Üzerinde, o güzelim taşlarında yürüyorsunuz. Anadolu’da da görmeye alıştığımız şekilde, Forum’dan devşirilen taşlarla, Aziz Donat Kilisesi yapılmış ki, yapı, üç nefli yuvarlak şekliyle, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aday y…

Hırvatistan'dan dönünce...1. Bölüm...

Resim
Uçağım birkaç saat önce İstanbul'a indiğinde suratıma çarpan sıcak rüzgar, Zagreb'deki serinlikten sonra, resmen sersemletti beni. Şimdi evimin rahat ortamında, son hafta boyunca yaptıklarımızı düşündükçe, Adriyatik kıyılarında müthiş bir bahar yaşadığımızı iyice anladım.
Hırvatistan'da Mayıs muhteşem oluyormuş meğer. Eğer gidecekseniz, bence Mayıs süper bir dönem. Tabii eğer tatil denince sadece deniz ve kum düşünenlerdenseniz, Mayıs ayı biraz erken olabilir ama henüz etrafı turistler basmadan, her yanın yemyeşil olduğu bu taze mevsimde orada olmak, inanın sizi çok daha fazla mutlu kılacaktır.
Bizim rotamız Bosna Hersek'te Saraybosna ve Mostar ile başladı. Sonra Adriyatik kıyılarına kırdık dümeni ve Dalmaçya'da Dubrovnik, ilk durağımız oldu. Dubrovnik, dünyanın en iyi korunmuş ortaçağ kalelerinden birinin içinde, eski mahalleleri, daracık sokakları ve romantik ortamıyla insanı büyülüyor. Pırıl pırıl temizlenmiş, onarılmış ve son acı savaşın küllerini üzerinden atm…

Dalmaçya Kıyıları

Dünyada olup biten bin türlü acı olayın üstüne, şu anda HIRVATİSTAN'dayım... Nasıl iyi geldi anlatamam! Mayıs ayının en güzel renkleri, bütün yamaçları donatmış...Her yer katırtırnakları, laleler ve binbir türlü zambakla kaplı... MUHTEŞEMMM...
İlk fırsat bulduğumda daha etraflıca yazacağım... Ama şunu hemen söyleyebilirim ki, DUBROVNİK bir harika:))

Myanmar Felaketi ve Düşündürdükleri

Resim
Bu dünyanın en çok sevdiğim köşelerinden biridir Myanmar ve geçen haftadan beri orada yaşanmakta olan trajedi, içimi acıtıyor. Güneydoğu Asya'yı vuran en büyük felaketlerden biri olan uğursuz NARGİS kasırgası, binlerce insanı kurban almakla yetinmedi, yüzbinlercesinin de evsiz barksız, aç ve susuz kalmasına sebep oldu. Yaklaşık bir milyon kişi, muhtemel salgın hastalıkların tehdidi altında kıvranmakta. Her türlü sıkıntıda, üzüntüde dahi pırıl pırıl gülümsemesini yitirmeyen Myanmar halkının bu şartlarda hala gülümseyebildiğini hiç sanmıyorum.
Dış basına yansıyan haberler gerçekten son derece ürkütücü. Ülkenin güney kısmı adeta sular altına gömülmüş durumda. Uydu fotoğraflarını okuyunca anlıyorsunuz ki, birçok köy haritadan resmen silinmiş. İnsanın aklı almıyor bu şekilde bir doğal felaketi... Her türlü şarta meydan okumaya pek meraklı insanoğlu, işte böyle zamanlarda aslında ne denli çaresiz olduğunu hatırlayıveriyor doğanın öfkesi karşısında. Volkanların püskürmesi, depremlerin to…

Yalnızca

Resim
Çiçeğim, bu yaşamak değil Tek tek Ne geceler bir şeye benzer, ne yollar böyle Tek tek Kuzular meler mi ıssızlıklarda Kuş uçar mı Kavaklar sallanır mı hiç Tek tek
İşte görüyorsun doğar yavaşça Büyür Çoğalır yıldızlar Tek tek
İşte görüyorsun kıyılarda Başlar maviden Kaplar mor dalgalar denizleri Tek tek
Çiçeğim, olmaz ki dağlar dağ Sular su Ölümler ölüm karanlıklarda Tek tek

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Dünyanın En Tuhaf Kenti La Paz

Resim
Bundan birkaç sene evvel, La Paz’a ilk kez geldiğimde, gördüklerim karşısında gözlerime inanamamıştım, kelimenin tam anlamıyla nutkum tutulmuştu. Şehir hakkında okuduklarımla, araştırıp bir araya getirdiklerim, bana sıradışı bir yerle tanışacağımın ipuçlarını vermişti ama insan yine de, bazı şeyleri görmeden tam olarak anlayamıyor. Ben de La Paz’ ı tepeden görünce, derin bir çukurun içinde uzayıp giden kent dokusu karşısında, hayrete düşmüştüm.
La Paz 1548 yılında İspanyol Conquistadores’ lerden Alonso de Mendoza tarafından, bölgenin AYMARA yerlilerinin yaşadığı Choquiapo köyünün üstüne Nuestra Senhora de la Paz adıyla kuruluyor. Yakınlardaki zengin altın ve gümüş yataklarının peşinde olan İspanyollar, ateşli silah üstünlüklerini kullanarak yerlileri neredeyse esir alıp, Batı’daki okyanus sahiline akıtıyorlar bu zenginlikleri. Oradan da ver elini İspanya! Bütün bu hareketin orta noktasında yer alan La Paz, hızlı bir gelişim süreci izleyerek And Dağları’nın Altiplano olarak adlandırılan…

Pürlen'in Gözyaşları...

Resim
Bir duru sözle gönül alana,
Bir kuru dalla çiçekle gelene
Gitti gidiyor yaralı yüreğim
Gitti gidiyor kanadından tut!

A benim gözleri görmeyenim
A benim kadrimi bilmeyenim
A benim hasreti dinmeyenim
Beni elinle ellere gönderme

Ah anam garip anam,

Ne sarayda ne handa bir zalim ocağında sevdam ağlıyor
Ne gam ölsem uğrunda beni zehir zemberek diller dağlıyor

Düşünen Kadın

Su anda Madrid Barajas Havalimanı’ ndaki özel yolcu salonunun yeşil kanepelerinden birinde, adeta evimdeymişçesine, sere serpe uzanmiş dinlenirken, aklım son senelerde şekil değiştiren yaşantımın detaylarına takıldı. Durup dururken gelmedi aklıma bu düşünceler, minik, önemsiz şeyler bu düşüncelere dalmama yol açtı.
Dün gece okyanusun üzerinden karanlık gökyüzünü yararak, Doğu’ya doğru uçarken, ilk okyanus aşırı uçuşumu düşünmüştüm. Kaç sene önceydi, hatırlamıyorum bile. Ama çok heyecanlandığımı ve saatlerce, altımda uzanan bomboş okyanusu seyrettiğimi hatırlıyorum. Galiba yine Peru’ya uçmuştum ilk defa okyanus üstünden. Ne yenilikti Tanrım!!! Uyumamak için, uçuşun her saniyesini doya doya yaşamak için, kendimi zorlamıştım. Uzun gelmişti, adeta bitmek bilmemişti ve sonunda Lima’ya indiğimde, dünyanın bir ucuna geldiğimi iliklerimde hissetmiştim. Gerçekten de dünyanın diğer ucundaydım ve bu benim için bir ilkti!
Şimdi ise köprülerin altından çok sular aktı. Artık dünyanın her yeri benim g…

Titicaca Notları

Sabah yine gün doğmadan uyanıp yol çıktık. La Paz sokaklarında henüz hayat başlamamıştı. Her yer kapkaranlık ve sessizdi. Otobüsümüze atlayıp, henüz kalabalıklaşmamış caddelerden hızla geçerek, önce yukarı kent EL ALTO’ya ulaştık. El Alto,La Paz’ın tersine çoktan uyanmış ve günlük karmaşasına bürünmüştü. Kamyonlar, minibüsler ve yayalar kuralsızlığın tadını çıkara çıkara gül gibi geçinip gidiyorlardı her zamanki gibi. O sıralarda gün ağırmaya başladı ve etrafımızdaki tantanayı seyrederken, ufuk çizgisini belirleyen karlı dağları da görmeye başladık. Cordillera Real denilen bu dağlar gerçekten görkemli manzaralar yaratıyorlar. Hele La Paz’ın tepesine bir dev gibi dikilmiş İLLİMANİ dağı, unutulmaz! Karla kaplı muhteşem bir kütle!
Bu satırları yazarken, Titicaca Gölü’nde bir kapalı hidrofoil içindeyim. Erkenden ilk olarak yüzer adaları ziyarete gittik. Uros Iruitos denilen topluluğun, Tortora denilen sazlardan yaptıkları bu adalar, her ne kadar artık turistler için bir mizansen gibi görün…